EÇS V 12b
Andan pâdişâha lâyık müsmirât kısmından gûnâ-gûn alû ve zerdâlû ve rümmân ve şeftalü ve Meleçe emrûdu ve Abbâsî emrûdu ve Ordubârî emrûdu ve yedi gûne engür-ı âbdâr tenâvül olunup andan mümessek vişne hoşâbı ve Mardin acası ve âl Buhârâ hoşâbı ve şehrebân rûmmânî hoşâbları tenâvül olunup dest-hânlar gelüp ellerimiz gusl edüp câme-hâblar döşenmek fermân olunca hânın büyük bürâderi Bedreddîn ve Nûreddîn-i bî-dîn ve çaşnigîrbaşı miskin üç kişi "Hânım ahşamınız hayr ola" deyüp hücrelerine gitdiler.
EÇS V 12b
Hakîr de teşelşül bahânesiyle odadan odaya tâ dîvânhâneye çıkup anı gördüm. Haydar Ağa, kethüdâ katl olundukdan sonra hân-ı cedîde kethüdâ olan Kara Mehemmed Kethüdâ dîvânhânede beş yüz tüfeng-endâz ile keşik bekler, ya‘nî sabâha dak nöbet beklerler ve çöğür ve tanbura ve karadüzen ve ıklığ ve ravza ve karadüzen şekilli sazlar çalup sohbet ederler.
EÇS V 12b
Anlara selâm vere vere ubûr edüp aşağı ahura varup de’b-i kadîmim üzre atlarım görüp gulâmlara tenbîh edüp yine hânın yanına geldim. Gördüm ki Hân biheri başında serîr üzre câme-hâbında yatmış. Kıssahân Monla Dilâver {kıssa-dırâ[zlık ede]r iken hâb-ı dırâz edüp Ashâb-ı Kehf hâbında makâm-ı Rehâvî'de nefîr-i hâblar çalup} yine yüklük dolabı dibinde yatmış. Hakîre yine ke'l-evvel kapu kurbunda câme-hâb bırakmışlar, zîrâ dâ’imâ anda yatmağı mu‘tâd-ı te’eddüb etmişdim, {ammâ serimi serîr-i kirde-bâliş üzre edüp derûn-ı dilimden Hudâ-yı fettâhü'l-kürrube nâliş edüp penâh edinmişdim}.
EÇS V 12b–13a
Ve hânın kahvecibaşısı 13a Rüstem nâm gulâm-ı be-nâm hânın serîri dibinde biheri kenârında yatup {Kahveci Rüstem baba-yı Zâl-ı zamân gibi hâb-ı hârgûşe kulak çekdi.
EÇS V 13a
Hikmet-i Hudâ bunların hınzîr gibi horuldamaları hakîrin tabî‘atına girân gelüp efkâr-ı fâside ve tûl-ı emele düşüp safrâ ve sevdâ ve vesvese nâm yâr-ı hemrâh mâderzâdlarımız ile meşveret ederken},
EÇS V 13a
Hân eyitdi: "Evliyâm, taşra niye vardın?",
EÇS V 13a
Hakîr eyitdim: "Pâdişâhım, teşelşülhâ-yı kertem pereset" dedim.
EÇS V 13a
Hazz edüp nîm hande etdi, "Evliyâm, bu kertem pereset ne lisândır" dedi.
EÇS V 13a
"Hânım, buna ceddimiz Âl-i Kıravûn çelebisinden beri erkek farsı derler" dediğimde güle güle tamâm olup câme-hâbından kalkup serîr üzre oturup eyitdi:
EÇS V 13a
"Evliyâm, uykum gelmedi, derûnumda âteşim var, beri gel seninle yatdığımız yerde ırgat lakırdıcıkları edelim. Sen bizim mahrem-i râzımızsın ve niçe zamân üstâdımız idiniz. Ne dersiz bizim bu Kürdistân'ın bu gûne ahvâllerine?" dedi.
EÇS V 13a
"Eyle olur hânım Allâhu a‘lem bu şehr-i Bitlis'in tâli‘-i binâ-yı imâreti burc-ı akreb ve mirrîhde ve beyt-i nârîde bulunmuş gibi derûn-ı şehrde cellâd-ı mirrîh dâ’imâ kılıç urmadadır. Eyle olur hânım, bu kârhâne-i kadîm-i bî-bekânın hükmi budur" dedim.
EÇS V 13a
Netîce-i kelâm, kâmil iki sâ‘at müşâvere etdiğimiz tahrîr olunmak ne mümkün. Hatm-i kelâmı ol oldu kim, "Evliyâm, vallâhi ve billâhi kış kıyâmet olmasa bir gece Kusgunkırân üstünden Van'da Melek Ahmed Paşa babamın pây-ı semendine yüz sürüp hidmetinde kâseşûy olmak yanımda emr-i sehel idi".
EÇS V 13a
Hakîr eyitdim: "Allâh ırağ eylesin. Hânım, sen Osmânlıya düşsen birkaç {ay} iltifât edüp ba‘dehû âdemin yüzüne bakmazlar. Sizin bu acziniz neden gelür?" dedim.
EÇS V 13a
"Görmez misiz? Melek babamın bana kethüdâ etdiğin pâre pâre etdiler ve niçe âdemlerim kal‘a kayasından atdılar ve demin hammâmda görmedin mi Nûruddehr hançer {ile} ma‘cûnı bana ne evzâ‘ ile verdi" deyüp bir "âh" etdi.
EÇS V 13a
Hakîr eyitdim: "Hânım, karındaşına ma‘cûn te’sîr edüp sana ma‘cûnı keyf hayâliyle eyle verdi" dedim.
EÇS V 13a
"Evliyâm, sen bilmezsin. Hele söz burda kalsın" deyü yorganın başına çeküp yatdı.
EÇS V 13a
Hakîr de yatağıma gelüp eyitdim: "Ey gidi fânî dünyâ, hey pâdişâh vekilleri ve pâdişâhları böyle, ya bunun zevk [u] safâsı ne ola. Hemân mısra‘:
EÇS V 13a
Mücerredî be-hakîkât azîm saltanatest
EÇS V 13a
deyüp ben de başım ihrâmıma çeküp mu‘tâdım üzre kuşağım çözüp çakşırım çıkarmadan esbâbımla yatdım, ammâ vesveseden gözüme uyku girir mi? Allâhu a‘lem nısfu'l-leyl iki sâ‘at geçmişdi.
EÇS V 13a
Yatdığım yerde iki gözlerim kapuda idi. Anı gördüm, Nûruddehr Beğ orta kuşak ile bâzûların sığamış kapudan içeri yap yap girüp bir kerre gerindi ve sündü ve parmakların çatırdatdı ve belin kütürdetdi ve elin hançerine koyup kemerin onarup gördüm.
EÇS V 13a
İbtidâ bana doğru gelirken eydir: "Ey fakîr Evliyâ sen bu diyârda n'işlersin?" dedikde cânım dişime alup, "İlahî sana sığınıram" deyü derûnumdan bir teveccüh edüp uykuda horlar gibi muş muş uyur şekilli olup {hınzîr-vâr öbürleri gibi horuldamağa başladım, ammâ şaka-gûne nefîr-i hâb çekerdim.
EÇS V 13a
Bu hâl üzre Nûruddehr hakîri görüp eydir: "Garîbin hâb-ı nâzı dahi hâb-ı hınzîr gibidir" deyüp hele beni} geçüp yüklük dibinde Kıssahân Monla Dilâver'e varup,
EÇS V 13a
"Ey gidi Isfahanî işine ya aşağı şehirde hânene gidüp yatsana" deyüp anı da geçdi.
EÇS V 13a
Ve Hânın yanında yatan Kahveci Rüstem'e varup anda bakup hânın serîri yanına varup gördü kim serîr üzre hân hâb-ı nâzda nâz-ı na‘îm ile gül döşenüp sünbül örtünen bürâder-i cân-berâberidir. Bir kerre cânib-i erba‘asında bizlere bakup yine hâna bakdı.
EÇS V 13a
Hakîr yine ihrâm altından nazar edüp "Ayâ bir tenhâ müşâvere edecek kelimâtları mı var ki?" deyü kademgâhda etek tahtası altından av zağarı bakar gibi hakîr nigerân edüp dururken hemân Nûruddehr belinden hançerin çıkarup Hânın üzerinden zer-ender-zer yorganın serpüp hâna bir depme urup,
EÇS V 13a
"Kalh bire hey hîz götlek" deyince hân dahi nevm-âlûd serâsime kalkup nigerân etdikde gördi kim bürâder-i cân-berâberidir, hay derken hânın memesi üstüne bir hançer-i sertîz ü tîz bir dahi bağrına urup hançeri karnında burdu. Hân cân havliyle başı altından hançerin çıkaram derken serîrden aşağı düşüp hâna bir hançer dahi urunca Kahveci Rüstem ocak başından kalkup,
EÇS V 13a
"Bire beğim hânımı neyledin? Hey hânümânımı harâb eyledin, hey harâb olacak Nûruddehr" deyüp Rüstem Nûruddehr'e sarılınca Nûruddehr Rüstem'in bağrına bir hançer-i buhtî eyle urdu kim Rüstem'in hûn-ı ciğeri rîzân olup fakîr Rüstem'in bağırsakları pâylarına bend oldu.
EÇS V 13a
Ammâ bu hakîr gâfil değil iken ve ol kadar cüst ü çâpük hâzır-bâş iken yerimden hareket etmeğe iktidârım olmayup gaş[y] olmuşum. Hemân fakîr hân cân havliyle bir âh-ı serd çeküp Nûruddehr ile ikisi küştegîrlik ederken bir tarafdan Rüstem dahi sarılup ol Nûruddehr-i bî-rahm hünkâr-ı tüvânâ hânı altına alup ol nâzenîn vücûdı birkaç yerde dahi bârûtçı galburı gibi delik delik bırakdı.
EÇS V 13a–13b
Âhir, rehzen-i ecel ol katı‘-ı ser-rişte-i emel, vâki‘ olup 13b dâr-ı gurûrdan dâr-ı sürûra dest-i Nûruddîn-i bî-dînin hançer-i zü'l-fecâmından câm-ı nîşi nûş edüp sarây-ı bâkîde ayş [u] nûş etdi. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS V 13b
Bir yanında hân ve bir yanında Rüstem-i bî-cân yatırken hemân Nûruddehr hazîne odası kapusun kırup bî-bâk ü bî-pervâ dollâbları ve sandukaları açmağa başlayınca hamd-i Hudâ aklım başıma gelüp ok yılanı süzülür gibi câme-hâbımda ihrâm altından süzülüp yedi kat kapudan taşra dîvânhâneye çıkarken uçkurûm elime alup teşelşüle çıkar gibi çıkarken gördüm ki cümle nöbetçiler hâb-âlûd yatırlar.
EÇS V 13b
Biri eydir: "Evliyâ Çelebi, sabâh yakın mıdır?"
EÇS V 13b
Biri eydir: "Nûreddîn Beğ içerde hân ile müşâvere mi eder?"
EÇS V 13b
"Belî, müşâvere tamâm oldu. Ben işemeğe giderim" deyüp dîvânhâne nerdübânının yigirmi kademesinden aşağı süzülüp ahura inüp, "Bire kalkın oğlanlar, bire tîz ata binin, bire kahbeler" dedim.
EÇS V 13b
Hemân hançer ile atların pâybend kösdeklerin kesüp der-ân atımı gemleyüp belime kılıcım çalınca Hüseyin nâm bir gulâmım ber-hurdâr olsun hâzır olup öbürleri dahi gözün ovmada ve kuşağın bağlamada gördüm ki anlardan fâ’ide yokdur. Meğer Kâzım da hâzır olmuş ve ol dahi esvâbıyla yatırmış. Başı ucundan kılıcın alup beline çalup ve tüfeğin eline alup atının pâybendlerin çözünce bir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların kolanların berk edüp hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan teper aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşağı Değirmenler deresine inüp,
EÇS V 13b
"Bire Menteş Bölükbaşı karındaşım, bire atlan iş işden geçdi" deyince meğer herîf ü zarîf seher-hîz-i latîf imiş.
EÇS V 13b
"Bire hânı öldürdüler, sen ne durursun?" deyince aklı başından gidüp hemân ahurına inüp bir kantarma ile yaldak atına binüp hidmetkârı kılıcın tüfeğin verüp kürkün eğnine geyüp bin renc [ü] anâ ile Hüsrev Paşa çârsûsın karanlıkda geçüp şehr-i Bitlis ne kadar şehr-i mu‘azzamdır. Bir hayli zamânda şehri çıkup Kassâb çeşmesi nâm mahalle vardıkda henüz Hânbâğı'nda bir gırîv [ü] vâveylâ ve revşen kopup tüfengler atılmağa başladı. Biz dahi Rahova sahrâsına çıkdık, ammâ kar minâre kaddince var, ammâ hele hakîr her gün binmeğile rûz-merre yığın karı yol üzre pâymâl edüp beş altı huddâmlarımla yolları açardım. Hele dörd kişi gâh kurdlingî ve gâh eşdirme ve gâh segirdüp kara batarak her bâr karanlıkda ardımıza bakarak vakt-i şâfi‘îde Van deryâsı kenârında Taht-ı Van nâm hâna vardık.
EÇS V 13b
Meğer anda Pehleli Ahmed Paşa'nın bir ağası yeni hâkim olmuş. Melek Ahmed Paşa'dan haber sordukda "Yarın Adilcevaz kal‘ası yanında erersin" dedikde,
EÇS V 13b
Hakîr eyitdim: "İmdi ağam lutf eyle. Bizim acele ile Melek Ahmed Paşa yanında işimiz var, ılgar ile gideriz" deyü on âdem refîk alup yine vakt-i şâfi‘îde fi'l-hâl atlanup "Bâb-ı kazâ meftûhdur" deyü sabâh namâzın kılmayup bir sâ‘at Van deryâsı kenârında karsız kumsal yerde segirderek giderken geriden seçilir seçilmez kırk elli atlı nümâyân olup beyâz kar üzre karakuş gibi şikâr özleyip gelirler.
EÇS V 13b
"Ayâ bunlar ne ola? Bizim gibi bunlar da kaçgın mı ola yohsa bizi kovkuncı mı ola?" derken bir mürtefi‘ karlıca depe üzre çıkup gördük. Bu görünen elli atlı kadar âdemlerin ardı sıra yüz mikdârı atlı asker subh-ı sâdık mahallinde nümâyân olup tarfetü'l-ayn içre evvelki elli kadar atlılara yetişüp birbirlerine girişüp cenge âheng etmeğe başlayup âhir-i kâr elli kadar âdemleri gerüden gelenler tarfetü'l-ayn içre kırup atları ve esbâbların alırken biz hemân "Kuskuna kuvvet ve kamçıya berekât" deyüp kaçarken refîk [ü] yâr-ı gârım Menteş Bölükbaşı'ya eyitdim: