EÇS V 31b
Paşa eydir: "Evliyâm, eyle sefîhe haddin bildirmek gerek, ammâ senin ricânı kabûl etdim. şu sefîhi koyversinler" deyüp Osmân'ı hapsden ıtlâk etdiklerinde,
EÇS V 31b
Hakîr paşaya eyitdim: "Sultânım, meclis emânetdir. Allâhu a‘lem sultânım ile Köpürlü'nün mâbeynlerinde sehel bürûdet var, zîrâ zamân-ı sadâretinizde ana Anadolu eyâletin ihsân edüp on yedi günden Bektaş Ağa ve Çelebi Kethüdâ iğvâsıyla Kütâhiyye'den ma‘zûl eyleyüp hayli zamân Köprülü serseri gezerdi. Lütf eylen, dâ’imâ mektûb-ı dürer-bârlarınızda Köpürlü'ye iltiyâm ü temennâ ve ta‘zîm ve tekrîmlice mektûblar inşâ olunsun" dedim.
EÇS V 31b–32a
Paşa eyitdi: "Belî Evliyâm, eyle gerekdir. Mühür kimde ise Süleymân odur. Husûsan bu Köpürlü sâ’ir vezîria‘zamlar gibi değildir. Feleğin çok germ ü serdin ve çok fakr u fâka ve âlâm-ı şedâ’idi çeküp çok seferlerde vukûf tahsîl eyleyüp ahvâl-i dünyâya vâkıf olmuşdur. Husûsan sene (---) târîhinde merhûm Hüsrev Paşa mühr ile Bağdâd-ı behişt-âbâd üzre serdâr-ı mu‘azzam olup bu Köpürlü ol asırda Hüsrev Paşa ile Bağdâd altında bile olup hazînedârı idi. Ve bunun re’y [ü] tedbîriyle Hüsrev Paşa Acem diyârında Hemedân ve Dergezîn ve Erdebil ve şehribân ve Mehribâne {şehirlerine} varınca diyâr-ı Acem'i âlân u tâlân ve halkın 32a cümle esîr [ü] nâlân etdi.
EÇS V 32a
Hamd-i Hudâ sadrıa‘zam oldu. Gerçi gazûb ve lecûcdur, ammâ "El-hubbulillâh el-buğzulillâh" mazmûnu üzre hareket eder. Eğer Anadolu vilâyetlerinde sekbân u sarıca haşerâtlarının vücûdların kaldırırsa ve sikkeyi tashîh edüp tedâhülü ref‘ edüp kara seferlerin açarsa bilirim ki devlet-i Âl-i Osmân'a nizâm verir. Yohsa bu devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler göründü." Ve buyurdular kim, "Evliyâm! Sene 1058 târîhinde Diyârbekir vâlîsi iken Diyârbekirli Rûmiyye şeyhi Azîz Efendi'yi vâkı‘amda görüp, ‘Sultânım, bu devlet-i Âl-i Osmân'ın bir yanı Venedik tarafından oyuluyor’ dedim, ‘Ayâ bu devletin hâli neye müncer ola’ dedim. Anlar dahi buyurdular kim ‘Melek Ahmed'im! Bin altmış yedide Köpürlü Mehemmed Paşa sadrıa‘zam olup cümle celâlî ve cemâlîyi Anadolu'da ve Rûm'da kırup merhûm oldukda oğlu vezîria‘zam cümle (---) yılda Mehemmed Hân-ı Râbi‘ devletinde âlem tasîh olup yetmiş aded feth [ü] fütûhâtlar ve âsâr-ı acîbeler zuhûr ede’ deyü buyurdular.
EÇS V 32a
Ve yine ol gece Rûmiyye şeyhi ‘Melek Ahmedim! Bu kelâm-ı mu‘cez-beyânı dinle kim Köpürlü Mehemmed Paşa hakkında Hazret-i Risâlet-penâh huzûrunda Hazret-i Alî'ye buyurmuşlardır. Dinleyüp âgâh ol’ deyüp buyurdular kim:
EÇS V 32a
buyurmuşlardır kim "Ka‘b" lafzından murâdları ebced hisâbı üzre doksan ikidir ve ism-i Mehemmed dahi doksan ikidir. Nezâketle Mehemmed demeyüp Ka‘b Cisri buyurdukları Köpürlü Mehemmed Paşa'dır.
EÇS V 32a
Andan oğlu Ahmed Paşa sadrıa‘zam olacağına işâret etmişlerdir kim ol rumûz Cifr-i Câmi‘de dahi mestûrdur.
EÇS V 32a
Ve "Köpürlü oğlu Ahmed" elli üçdür ve lafz-ı "Kelec" dahi elli üçdür ve "Fâtihü'l-kâf" dediği kal‘a-i Kandiye'dir. Ve andan "Esvedü's-safâ" dediği Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam olup bilâd-ı Sol‘ât'ı, ya‘nî Kazak vilâyetin cefâ ile feth ede’ deyü Rûmiyye şeyhi Diyârbekir'de vâkı‘amda bana böyle Köpürlü hakkında beşâretler etdiği vâkı‘amı Evliyâm sana Diyârbekir'de demedim mi?" dedikde,
EÇS V 32a
Hakîr eyitdim: "Vallâhi sultânım! Yigirmi yıldan berü kesret-i seyâhatden sehel hâtırımda kalmış" dedim.
EÇS V 32a
"Ey imdi Evliyâm göresin bu Köpürlü, kârhâne-i Âl-i Osmân'da evlâd [u] ensâbıyla ne kârlar çıkarır. Hâlâ şeyh hazretleri Diyârbekir'de vâkı‘ama girüp bu elfâz-ı dürer-bârları bana ta‘lîm etdiği üzre hıfzımdadır. Eğer koca Evliyâ, eğer sen ve eğer ben sağ kalırsak gör neler zuhûr eder. Hemân dediğin gibi bu Köpürlü ile hüsn-i zindegâne edüp eyâletimizde bir hoş hıfz [u] hırâset üzre olalım" deyüp gayrı musâhabete başladık.
EÇS V 32a
Hikmet-i Hudâ-yı Lem-yezel paşa-yı deryâ-dil Varna cenginde ve kal‘a ta‘mîr ü termîminde şiddet-i hârda başı açık durduğundan Mankalya şehrinde mizâc-ı şerîfleri şikeste olup günden güne bî-tâb ü bî-mecâl olup gerdeninin sol tarafında bir mâdde zâhir olup beş on günde gerdeniyle ensesi dolup bir somun kadar kırmızı mâdde çıkup cemî‘i kurâ vü kasabâtlardan ve tâ Erdel ve Eflâk ve Boğdan'dan cerrâh ve hekîm-i hâzık fassâdlar getirüp her biri birer gûne devâ edüp aslâ ilâc-pezîr olmayup günden güne paşanın hâli mükedder olup niçe yüz aded ağalar hemân berren ve bahren firârî tahallüs etdiler.
EÇS V 32a
Paşanın dahi âvâzı kesilüp bir zenbûr-ı asel gibi sızlardı. Bir gün paşa, lisân-ı hâl ile bâkî kalan ağavâtlar huzûrunda vasiyyet edüp Mankalya {şehri} hâricinde Muharrem Sultân mesîregâhında defn etmeği anlatdılar.
EÇS V 32a
Hulâsa-i kelâm cümlemiz paşanın sıhhatinden me’yûs olup gamnâk [ü] derdnâk birbirimizle baş başa verüp feza‘ u çeza‘ etmedeyiz. Paşanın gerdenindeki mâddeden bir şey zuhûr etmeyüp ancak paşanın ağzından ve burnundan cerâhatler cereyân ederdi ammâ hakîr {paşaya} karâbetimiz sebebiyle yanından şeb [ü] rûz bir ân münfek olmazdım.
EÇS V 32a
Ve min bedâyi‘i'l-garâ’ibi'r-rüyâyi's-sâliha-i hakîr ve ta‘bîr-i Melek Ahmed Paşa-yı fakîr
EÇS V 32a
Hikmet-i Hudâ bir gün ale's-sabâh yanında paşanın elin ovup dururken gâyet müte’ellim olup bükâ-âlûd mertebesinde idim.
EÇS V 32a
Hemân paşa gözün açup hakîrden tarafa teveccüh edüp lisân-ı hâl ile anladup eyitdi:
EÇS V 32a
"Evliyâm! Bu gece ne vâkı‘a gördün" deyü su’âl edüp "Söyle!" dedi.
EÇS V 32a
Hakîr eyitdim: "Bir vâkı‘a gördüm ammâ elemimden aslâ hâtırımda yokdur kim gûyâ bir şey görmemişim" dedim.
EÇS V 32a
Hemân paşa gayrete gelüp eydir: "Vallâhi büyük vâkı‘a gördün" deyü yemîn edüp,
EÇS V 32a–32b
"Tîz söyle" deyü ibrâm [u] ilhâh etdi, ammâ paşanın sadâsı {za‘afından} meges gibi vızıldardı. 32b
EÇS V 32b
Hakîr eyitdim, "Hey sultânım, {vâkı‘a} gördün deyü ne yemîn edersin? Düşü sen mi gördün, yohsa ben mi gördüm? Benim gördüğüm vâkı‘anın hâtırımda olanı budur kim, vâkı‘amda cenâbınızı {görürüm ki} Mısır sultânı olup gâyet sürûr [u] şâdumânınız var. Ve {cümle} Mısır askeriyle {Erdel} seferine giderken cümle askerinizle Süleymâniyye câmi‘i gibi bir câmi‘de namâz kıldınız ve Erdel seferinden feth-i nusret haberleri gelüp cenâb-ı şerîfiniz dahi sefere gitmeden ferâgat eyleyüp Süleymâniyye câmi‘inin ta‘mîr [ü] termîmine mübâşeret eylerken niçe âdemler sultânıma dediler kim, ‘Efendimiz bu Süleymâniyye câmi‘inin ta‘mîri [ü] termîmi ahvâlin sabâhın Evliyâ Çelebi'den su’âl edin. Ol a‘lâ bilür. Anın ta‘bîriyle amel edüp câmi‘i amâr eyle’ dediler. İşte gördüğüm vâkı‘adan hâtırımda bu kadar var. Hâlâ şimdi huzûrunuza geldim. Elbette vâkı‘a gördün söyle deyü yemîn etdiniz" dedim.
EÇS V 32b
Hemân paşayı gördüm ki sehel cân havliyle kelimât edüp eydir: "Elbette Evliyâ bu vâkı‘anın te’sîri sendedir. Ben de {vâkı‘amda} gördüm ki,
EÇS V 32b
‘Evliyâ'dan {sabâhın gördüğü} vâkı‘asın su’âl eyle’ dediler.
EÇS V 32b
Anıniçün sana ibrâm [u] ilhâh ederim. Tîz tetimme-i vâkı‘ayı ale't-tertîb kâle getir. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp Fâtihayı tilâvet edüp üzerime üfledikde Hudâ âlimdir kim üzerimden bir kesâfet gidüp gûyâ akl-ı Arasto olup cümle gördüğüm vâkı‘alar min evvelihi ve âhirihi hâtırıma hutûr edüp "Allâhu ekber" deyü ber-zânû olup bism-i İlâh ile bed’-i kelâm edüp eyitdim:
EÇS V 32b
"Sultânım, hayr ola bu gece vâkı‘amda cenâbınız ile cümle ağavât du‘âcıların Mısır şehrinde imişsiz. Anda iç kal‘ada Süleymâniyye câmi‘i nâmında bir câmi‘ var imiş. Niçe bin pîr [ü] cüvân sultânıma gelüp eyitdiler. ‘Sultânım, bu Süleymâniyye câmi‘i mihrâbının sol cânibi dîvârı şişüp taşra depüp münhedim oluyor. Mütevellîsi şeyh Ahmed Ağa ve kayyımı Evliyâ Çelebi bu câmi‘in harâb oluyorduğun hâkime bildirmeyüp yıkılup harâbe mü’eddî oluyor. Rızâ-yı Allâh içün olsun, siz keşf edüp bir hâl ile bu Süleymâniyye câmi‘in ta‘mîr [ü] termîm eylen. Tâ ecel-i müsemmânıza dek Mısır şehrinde hâkimü'l-vak[t]sin. Bu iş sizin başınızdadır. Rûz-ı mahşerde bu vakfullâh sizden su’âl olunur’ deyü vâki‘ hâli sultânıma ahâlî-i Mısır bildirdiler" deyince,
EÇS V 32b
Paşa eydir: "Bire oğlancıklar, beni kaldırın" dedikde derhâl gulâmlar hamd edüp paşayı câme hâb üzre kaldırup cânib-i erba‘asına girde-bâliş-i nâliş yasdıkların dayadılar. Paşa oturup cân kulağıyla vâkı‘ama sâmi‘înden olup,
EÇS V 32b
"Ey imdi Evliyâm, dahi söyle" dedikde,
EÇS V 32b
{Hakîr eyitdim}: "Sultânım, anı gördüm ki, sultânım bir al ata binüp cümle ağavâtlarınız ile ve câmi‘-i Süleymâniyye ahvâlin sultânıma i‘lâm eden âdemlerle Mısır'ın iç kal‘asındaki Süleymâniyye câmi‘ine varup gördünüz kim mihrâbın sol tarafı taşra yıkılıyor. ‘Bire meded, buna bir çâre gerek’ deyü Mısır şehrinin cemî‘i a‘yân [u] eşrâfın cem‘ edüp ta‘mîr [ü] termîmi içün gûnâ-gûn müşâvereler eylediler. Kimi ‘Minâresi havâledir, yıkalım’ der. Kimi ‘Kubbesi büyükdür, küçük edelim’ der. Kimi ‘Eğri olan yerlerine bordınar direkleri ile pâyeler uralım’ der. Kimi ‘Taşradan dibin kazup birez yerin yıkup yeniden yapalım’ der. Kimi ‘Taşradan bir kat yanından dîvâr edelim’ deyüp niçe bin güft [ü] gû etdiler. Aslâ ve kat‘â bir âdem bir netîce cevâb vermediler. Gördüm ki bu cem‘iyyet-i kübrâ içinde merhûm pederimin elinde Sultân Süleymân Hân'ın ihsân etdiği arka kaşağısı ile câmi‘ içinde gezer gibi olup câmi‘in ba‘zı yerlerine ta‘mîr ü termîm eder şekilli işâretler edüp mi‘mârlık eder şeklinde câmi‘in harâb olan yerlerin gösterir.
EÇS V 32b
Hakîr eyitdim: ‘Sultânım, şu eli arka kaşağılı âdem benim pederimdir. İlm-i mi‘mârîde mühendis-i lâ-nazîrdir. Bir kerre ana da su’âl buyurun’ dedikde, ‘Var pederiniz çağır’ dediğinizde fi'l-hâl varup pederimin destin bûs edüp sultânımın huzûruna geldikde, selâm verüp, aleyke alup buyurdunuz kim, ‘Baba bu câmi‘in hâli niçe olur’ dediğinizde,
EÇS V 32b–33a
{Pederim eyitdi}: ‘Bi-emrillâh âsândır. Hemân buna çâre oldur kim, bu câmi‘ bir metîn binâdır. Değme rahne ile yıkılmaz, ammâ mürûr-ı eyyâm ile şiddet-i şitâ te’sîrinden kıble yüzüne bir rahne gelmiş, eyle olur. Buna ilâc oldur kim bu câmi‘ kıble tarafına eğilüp bel vermiş. Kıblenin ensesi kim ardıdır, ardında bir derince handak kazup tâ içinde sular çıkınca anda iki arşın eyi temel bırağup ve câmi‘ içinde olan huddâm cemâ‘atlere ta‘âmlar yedirüp kisveler verüp bi-emrillâhi Te‘âlâ ol câmi‘ gerü kazılup su çıkan handaka yerleşir. Ömrü oldukca ilâ mâşallâh ol câmi‘ mü’ebbed olur. Buna ilâc budur, gayrı çâre olmaz ve bu benim cânım pâresi ciğer köşem oğlum seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem Evliyâ-yı bî-riyâyı İslâmbol'a ale'l-fevr gönder. Câmi‘in levâzımâtların ve ta‘mîr ü termîmâtlara müte‘allık eşyâlar ve hekîm-i hâzık-kâr âdemler getire’ deyüp pederimiz bu şâfî haberleri verüp dest bûs edüp pederimiz selâm verüp gitdi. İşte efendim bu gece gördüğüm 33a vâkı‘a budur" deyü takrîr edüp hâmûş-baş oldum.
EÇS V 33a
Hemân paşa derûn-ı dilden bir kerre "Yâ Allâh" deyüp bi-emr-i Hudâ evvelkiden a‘lâ zebâne gelüp eydir:
EÇS V 33a
Der-beyân-ı ta‘bîr-i Melek Ahmed Paşa
EÇS V 33a
"Dinleniz cânım, bu vâkı‘ada Mısır şehri dedikleri benim vücûdum şehridir. Süleymân Hân câmi‘inin kıblesi yıkılıyor. Mütevellîsi ağa ve kayyımı Evliyâ Ağa hâkime bildirmez dedikleri Âl-i Osmân Süleymân Hân'ın harem-i hâssında perverde olup vücûdum câmi‘i anların hayrâtıdır ve kıble yüzümdür. Mihrâb alnımdır. Hâlâ yüzüm ve gözüm ve alnım ve boynum şişdiğidir. Mütevellîsi Ahmed Ağa benim kim benim vücûdum câmi‘inin mütevellîsiyim ve benim vücûdum hidmetkârı kayyım Evliyâ Çelebi'dir. Vücûdum câmi‘ine müte‘allık şâfî haberleri hâkime söylemez dedikleri bana söylemediğidir ve cümle a‘yân-ı Mısır meşveret edüp bir netîce cevâb veremedikleri benim ağavât-ı garîblerim, âyâ efendimize nice ilâc olur, deyü müşâvere edüp âlem-i hayretde kaldıklarıdır ve kıble dîvârı yıkılup bel vermiş dedikleri kıble yüzüm şişüp belim eğri olduğudur. Âhir ben Evliyâ'sını oğlum gibi sevdiğimizden senin pederin bizim pederimiz ile dünyâ ve âhiret karındaşı ve Özdemiroğlu Osmân Paşa ile sefer yoldaşı olduğu ecilden pederin görünüp anlara su’âl olundukda bi-emrillâh âsândır. Bu câmi‘in kıble tarafı eğilüp mürûr-ı eyyâm ile kıble yüzüne bir rahne gelmiş dediği hâlâ ben ihtiyâr olup kıble yüzüm eğilüp belim kaldıramam. Kıble ensesine bir handak kazın, handak içinden su çıksın dediği ensemin kulak cânibinden nişter ile yarup içinden su yerine cerâhat çıka ve ol handaka iki ay iki arşın temel oldur kim bu yaranın içine iki ay fitiller işlediniz ve câmi‘ içindeki huddâmlara ta‘âm yedirin ve geydirin dediği bu vücû[du]m câmi‘inin içinde olan rûh ve cân ve safra ve sevdâ ve balgam ve ahlat ve kuvvet ü kudret za‘afıdır. Anlara perhîz ile ta‘âm yedirüp tâze cân bulmak işâretidir ve bi-emrillâh ol yarılan handaka câmi‘ gelir yerleşir ve câmi‘ yerin bulur dediği ol yarılan yerden şifâ bulup ke'l-evvel olur dediği ilâ mâşallâh bir câmi‘-i mü’ebbed olur dediği ecel-i müsemmâsına dek mu‘ammer olmamız işâretidir" deyü bu vâkı‘ayı bu yüzden ta‘bîr etdikde cümle huzzâr-ı meclisin sağîr ü kebîri âlem-i hayretde kalup engüşt ber-dehen etdiler ve,
EÇS V 33a
Cümle ağalar dediler kim, "Cânım bu vâkı‘ayı Evliyâ Çelebi söyledikçe Paşa tâze cân bulup sözü anlanır olup söylemeğe başladı. Allâhu ekber acîb hikmet-i sırr-ı Hudâ'dır deyü halk vâlih olup hamd-i Hudâ Paşa sehel ifâkat buldu" deyü herkes ferehnâk oldular.
EÇS V 33a
Hemân ol mahalde Paşa eydir: "Bu vâkı‘anın ta‘bîri gelüp zuhûr etsin. Tîz bana bir cerrâh getirin. Bu vâkı‘ayı ben ilhâm-ı Rabbânî ile ta‘bîr etdim ki ensemden bu mâddeyi yardırırım. Tîz cerrâh getirin" dedikde,
EÇS V 33a
Hakîrin cân başına sıçrayup {eyitdim}: "Sultânım, bu vâkı‘anın ta‘bîri eyle değildir. Siz enfüsî ta‘bîr etdiğiniz vâkı‘a âfâkî olmak vardır. Azîz başınçün bu vâkı‘ayı ben görüp sen ta‘bîr edüp şimdi enseni yararsın, yaran müştedd olursa ‘Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayla Paşa yarasın yardırup helâk oldu’ deyü bu hakîri âteşe yakdırırsın. ‘Senin düşünle Paşa böyle etdi, yohsa böyle olmazdı’ deyü beni kebâb etdirirsin. Amân sultânım, cerrâh getirüp mâddeyi yarman. Benim ne cennetde ve cehennemde ve ne a‘râfda ve ne gayyâda ve ne derk-i esfelde yerim kalmaz" deyü paşanın hâk-i pâyına sarıldım.
EÇS V 33a
Hemân paşa-yı âkıbet-endîş, "Tîz dîvân efendisin kığırın gelsin" dedikde,
EÇS V 33a
Efendi gelüp, eydir: "Alî Efendi, tîz sadrıa‘zama ve dârü's-sa‘âde ağasına ve Kaya Sultân'a ve Kapu Kethüdâsı Zühdü Efendi'ye sıhhatde olduğumuz mektûbların yazup Evliyâ'ma altı menzil bârgîrleri emri yaz" dedikde ale'l-acele mektûblar yazılup hakîr dahi pür-silâh âmâde oldukda anı gördüm, cerrâh-ı cellâd gelüp âlât-ı bisâtın paşanın yanına koyup paşa dahi tahrîr olunan mektûblar ile hakîre harc-ı râh üç yüz altun verüp dest bûs etdikde hemân cerrâh-ı cellâd paşanın ensesine bî-pâk u bî-pervâ geçüp beş parmak mikdârı ensesinin solundan bir yaka açdı kim Allâhu Te‘âlâ a‘lemdir, benim yanımda üç yek merdî kâse dolusu leş gibi kokar sarı cerâhat cereyân edüp parça parça çürük etler çıkınca hemân Paşa, Elhamdülillâh deyüp gözün açup "Mankalya şehri fukarâlarına on kîse bezl olunsun" deyü fermân edince, hemân hakîr dest bûs edüp,
EÇS V 33a
Mankalya şehrinden ılgar ile İslâmbol'a gitdiğimiz menâzilleri beyân eder
EÇS V 33a
Evvelâ Mankalya'dan menzil bârgîrleri ile üç gulâmım bile ılgar edüp, menzil-i karye-i Sarıgöl, andan karye-i Gelincikli, andan karye-i Hasılcıklı, andan kal‘a-i Pravadi'de menzil bârgîrleri değişdirirken lisân-ı halkda "Melek Paşa ölmüş" deyü bir güft u gû var.