EÇS V 56b
Zîrâ "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". demişler.
EÇS V 56b
Melek Ahmed Paşa kethüdâsı Yûsuf Kethüdâ'nın Özü kal‘asın Kazak'dan tahlîs etdiği sûretdir
EÇS V 56b
Evvelâ bu Özü kal‘ası istihlâsı cengini tahrîr etmeğe cür’et etsek tatvîl-i kesret-i kitâbet olup sâ’ir seyâhat etdiğimiz mahallerin tahrîrine mâni‘ olur, lâkin ba‘zı ahvâlleri alâ kadri'l-istitâ‘a tahrîr olunup belki icmâlen ayân u beyân olunsa birkaç varak dahi tatayyür olunmak iktizâ eder, ammâ çünki kendü sergüzeşt [ü] serencâmımızdır mümkün olduğu mertebe tahrîr edelim.
EÇS V 56b–57a
Özü kal‘asında mahsûr olup ceng ü cidâl etdiğimizin hulâsa-i kelâmı oldur kim Özü kal‘asında altı gün altı gece Bozcaada fethi müjdesi donanma ve şâdumânların ederken hikmet-i Hudâ Durujunka Kazağı hatmanı Seralipe nâm la‘în baş {hatman} mürd olup yeri dârü'l-bevâr olıcak cümle Kazak hatmanlarından Sirge Kazak ve Berebaş Kazak ve şeremet Kazak ve Sarıkamış Kazak ve Potkalı Kazak ve İhmilniç Kazak ve Andırya Kazak ve Kardaş Kazak ve niçe gûne kabâ’il-i Kazak-ı Ak-ı Rus-ı menhûslar birbirlerine "Ayâ kangı kabîleden baş hatman eylesek" deyü ceng u cidâle düşüp mâbeynleri tefrikaya ba‘is olup aralarında bir gün ceng-i azîm olup tarafeynden niçe bin mest evkâr kâfirler mürd olup âhir-i kâr baş papaslarına varup meşveret etdiklerinde ol mel‘ûn-ı bî-dîn 57a eydir:
EÇS V 57a
"Dünyâ ciheti içün birbirinizi kırmağa aceb pehlivânsız, ammâ dîn-i Mesîh içün gayret-i Hıristiyânî gözedüp ma‘bedhâne-i kadîmimiz olan Özü kal‘asın Türk elinden almağa kâdir değilsiz. Ey imdi eğer benim rızâm isterseniz ve Hazret-i İsâ ve Meryem Ana ve İsvet Nikola ve Sarı Saltık ve Hızır-Ellez ve Avustos ve Aya Nikol ve Ayanta sizlere şefâ‘at etsin derseniz yigirmi aded boybeği yarar Kazak hatmanısız. On hatman karadan on hatman şayka ve kayıklarla Özü'den varup her kangınız Özü kal‘asın alırsa baş hatman ol kavim hotmandan olsun. Cümlemiz ana tâbi‘ olalım, zîrâ şimden gerü fursat u ganîmet bizim Hıristiyânlarındır. Görmez misiz Türk'ün kuvveti kalmayup Venedik penc-pirimi Türk'ün elinden Bozcaada'sın ve İlimni adasın alup Boğazhisâr'da donanmasın birkaç kerre almışdır. Hemân gayret sizindir. Ve Özü vezîri Melek Paşa Mankalya'da ölmüşdür. Hâlâ Özü {kal‘ası} boşdur. Hemân fursat sizindir" deyü kırk elli bin kâfiri Özü kal‘ası üzre cenge terğîb etdirüp,
EÇS V 57a
"Hemân fursat sizindir, İsvet Nikola yardımcınız ola Lat, Melat, Çeplat, Pohlat" deyüp yigirmi aded hatmanlara yemîn ü ahd-i mîsâk verüp on aded mezkûr hatmanlardan Andırya hatmanı ve Durujunkalı Kazakları beş bin tüfengli piyâde ve beş bin atlı sâde silâh bunlar karadan Özü üzre gitmede ve yüz elli pâre battâl şayka ve iki yüz pâre çırnık kayıklar ile Kardaş Kazak üç bin tüfengli ve Sarıkamış Kazağından yarar Zaporoska'dan üç bin tüfengli ile gemilere cümle süvâr olup mezkûrûn yigirmi aded boy hatmanları berren u bahren kal‘a-i garîb Özü üzre gelüp yakın olduklarında hikmet-i Hudâ yine Bozcaadası donanması şâdumânı Özü kal‘asında nısfu'l-leylde olunca hemân gülbâng-ı Muhammedî sadâsın deryâdan gelen Kazaklar işidüp,
EÇS V 57a
"Hay gördün mü? Andırya hatmanı ve Duru[ju]nka kavmi karadan bizden evvel Özü kal‘asına varup işte ceng edüp toplar atılup Türk Allâh Allâh çağırır. Vah vah, şimdi anlar kal‘ayı alup hatman anlardan olur" deyü te’essüf çeküp ellerin ovarlar.
EÇS V 57a
Ba‘zı Kazaklar, "Ko alsınlar. şimdi biz dahi denizden varup anları ve Türk'ü kırup Özü kal‘asın alırız. Tîz avanta" deyüp cümle küffâr var kuvveti bâzûya getirüp eyle kürek çekerler kim gûyâ gemileri berk-i hâtif gibi Özü nehri ile akup gidüp vakt-i şâfi‘îden evvelce kal‘aya karîb geldiklerinde görseler kim ne ceng ve ne cidâl {var}.
EÇS V 57a
"Ayâ bu ne hayâl ola" deyü müşâvere ederken niçesi eydir,
EÇS V 57a
"İşte, kal‘ayı alup içine girmişler, âsûde olup oturmuşlar" deyü niçe güft [u] gû ederler.
EÇS V 57a
Hemân Sarıkamış hatmanı, "Bire meded bize bir dil" derken vakt-i şâfi‘îde kal‘adan ba‘îd bir balık avcısı dutup,
EÇS V 57a
"Bu atılan toplar ve Türk'ün Allâh Allâh'ı deminden ne idi" dirler.
EÇS V 57a
Ol dahi, "Vallâhi Türk Akdeniz'de Venedik kâfirinden bir kal‘a almış. Anın donanma şenliğidir" dedikde, hemân
EÇS V 57a
Sarıkamış hatmanı eydir: "Bire meded bizim evvel gelmemiz Meryem Ana'dan oldu".
EÇS V 57a
Kimisi eydir: Yok, İsvet Nikola'dan oldu" deyüp kal‘a üzre anlar gelmede. Hakîr ise âbdest alup atlarım eğerledüp kal‘a kapusu açılınca Akkirmân'da Paşa'ya gitmek sadedinde olup,
EÇS V 57a
"Kanı bizimle Akkirmân'a gidecek gâzîler" der iken, tamâm vakt-i şâfi‘îde âlem ağyârdan bî-haber iken cümle asker-i İslâm taşrada handakda ve handak kenârında hâb-ı râhatda idiler, ammâ derûn-ı hisârda cümle paşalı ve kal‘a neferâtları uyanık idiler. Hemân kal‘a taşrasında yatan guzât-ı müslimîn içinden,
EÇS V 57a
"Bire kâfir geldi, basdı" deyü bir sadâ-yı Allâh Allâh kopup derûn [u] bîrûn-ı kal‘adan sedâ-yı Rabbânî evc-i âsumâna peyveste olup durdular. Meğer küffâr bir dil dahi almağa âdem gönderdikde Nigebolı karakolu dile gelen kâfirlerin yedisin de nakîr u kıtmîr söyledüp kal‘a handakı kenârına getirüp kapu kullesinde,
EÇS V 57a
Yûsuf Kethüdâ bunları söyledüp, "İşte deryâdan ve karadan kırk bin Hıristiyân geliyor" deyü haber alınca,
EÇS V 57a
Yûsuf Kethüdâ, "Urun boyunların" dedikde, yedisini de şirp kelle ve pâf gevde edüp handak kenârına leşlerin bırağup hemân,
EÇS V 57a
Yûsuf Kethüdâ, div belâsı gibi bülend-âvâz ile, "Bire asker-i İslâm, Kerbelâ günüdür, hâzır olun" dedikde el-azametullâh kal‘anın derûn [u] bîrûnunda bir velvele ve bir gulgule ve kaynaşma olup herkes helâlleşüp ve cümle öpüşüp ve kucuşup silâhlarıyla âmâde olup cümle toplar ve kumbara ve neft ve katrânlar ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar meydân-ı mahabbete gelüp cümle dendân-ı bedenler üzre asker-i İslâm hâzır-bâş u müheyyâ oldular, ammâ kal‘anın meremmât olacak yerlerinde altı yerde dahi karaçav iskele var. Anlardan kal‘aya çıkmak kâfire âsândır.
EÇS V 57a–57b
"Bire şahbâzlarım evvel karaçavları yıkalım" deyü üşüntü olup üçü yıkıldı ve üçün dahi yıkarken hemân küffâr şâfi‘î karanlığında Özü suyunun üst yanında kayıkların bırağup "Yajuj Yajuj" deyü çakal gibi feryâd 57b ederek kal‘a-i Özü'ye yürüyüp gelirken hemân kal‘anın şimâlî ve garbî tarafına küffâr fi'l-hâl küffâr-ı füccâr sarılup ân-ı vâhidde göz gözü görmez iken karadan ak seçilmez iken kâfir hemân seçilüp meterise girem derken el-azametullâh kal‘adan kâfire bir kat yağlı çatal telli kurşumları dirhemli tüfengler ile yağdırup ardı sıra bir kat sekdirme toplar urulup kâfirleri toplar demet demet ve sokak sokak perem perem etdiklerinde anlar dahi bir yaylım tüfeng havâ-yı karanlıkda kal‘aya urup yüz bin hırâş-ı cân ile tarfetü'l-ayn içre mel‘ûn Kazak-ı Ak meterize girüp cenge âheng etdiler.
EÇS V 57b
Vakt-i şâfi‘îde göz gözü görmez iken top u tüfengin bârûd-ı siyâhı dûdından âdem âdemi dibelek seçmez olup eğer kal‘adan ve eğer kâfirden tâ sabâha dak tarafeynden ol kadar top u tüfengler atılup sadâ-yı top-ı kûp cihânı velvelenâk etdi, ammâ kâfirden aslâ top atıldığın istimâ‘ etmedik, ammâ ne çâre küffâr subh-ı sâdıka dak tarfetü'l-ayn içre handak kenârında babası evine girir gibi meterise girüp handakda yatan Kırkkilise ve Vize ve Çirmen sancaklarının erbâb-ı ze‘âmetlerine bir yaylım kurşum urup anlar cümle handak içinde hayme vü hargâh bâr [u] büngâhların bırağup cümle karârları firâra mübeddel olup nehr-i Perezen câniblerine yaldak atlarına süvâr olup bizimle gelen Akkirmân ve Eflâk ve Boğdan askeriyle cümle firâr etdiklerinin hâl-i pür-melâllerin kâfir görüp handak içinde ve taşrada kalan esvâb [ü] eskal kelepürleri cümle ganîmet sanup yağma ederken bostânlar içinden Silisre ve Nigebolı sancağı zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları hemân küffâr üzre bir ağızdan Allâh deyüp süzülüp kılıç urmağa başlayınca işde dost ve düşman dahi birbirin seçmeğe başlayup kâfire eyle bir tîğ-i Nigebolı urdular kim kâfiri demet demet edüp handakdan aldıkları cümle bırakdırup kâfiri meterizlerine dıkarken kal‘adan dahi kâfirin firâr edenlerine eyle kurşum yağdırup kâfiri yasdadılar.
EÇS V 57b
Hemân Nigebolı gâzîleri handakdaki bırağılan sipâh mâlların yüklenüp kal‘a kapusu önüne gelelim derken yetmiş aded haçlı bayrak zâhir olup Nigebolı sipâhları üzre gelüp köpek cengi ederek âhir cümle Silisre ve Nigebolı sipâhları kendü mâlları handakda kalan mâllarıyla bî-bâk u bî-pervâ kâfirle ceng ede ede Çelebi Hasan Paşa kal‘ası altına varup siperlendiklerinde Hasan Paşa kal‘asından kâfire bir yaylım top-ı sekdirme eyle urdular kim biz kal‘adan seyr [ü] temâşâ ederdik.
EÇS V 57b
Niçe yüz kâfirler cüce gibi ayaksız ve kolsuz gezüp niçe yüzü top-ı kûp güllesinden herse olup leş leşe çatılup kaldı. Hemân küffâr Hasan Paşa kal‘ası ardında kışlaya bağlı dör[d] aded şayka içine girüp sekiz pâre İngilisin demir topların arabalarıyla gemiden çıkarup keşân ber-keşân çekerek Özü hâricinde varoşa getirüp niçe yüz aded bal fıçıları ve nârdenk fıçıları yuvarlayarak ve topları sürüyerek getirirlerken hemân taşra varoşun mâl-ı mâmelekin ve at değirmen bârgîrin toplara koşup varoşu âteşe der-ceng-i evvel urup toplar ve fıçılar ile kal‘a altında meterislerine gelirken kal‘adan yine sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup bunlar eyle kurşumlar ve eyle top gülleleri urup niçe yüz kâfir kırıldı, ammâ varoşdan aldıkları şarâbı ve bozayı ve rakıları içüp kanzil mest hayrân olup kızararak ve bozararak kal‘a üzre vararak gelüp yine meterislerine hemân handak içine inüp kal‘a dîvârın delmeğe başladılar. Hemân yukaru kal‘adan bizim gâzîler neft ve katrân ve kaynar suları üzerlerine döküp ve çömlek kumbaraları ve el kumbaraları atarak kal‘adan bunları alarga etdiler. Hemân yine domuz topu olup mezkûr bal fıçılarını ve nârdenk fıçılarını meterislerinde ân-ı vâhidde toprak ile doldurup gemilerden aldıkları sekiz pâre toplara fıçıları siper edüp toplara âteş urmağa başladılar, ammâ Özü kal‘asına eyle top ne te’sîr etse gerek.
EÇS V 57b–58a
Hemân kâfir meterislerin gitdikçe dahi ileri sürüp gelirken kal‘adan bunlara balyemez topları urunca balyemezler anların [ne] bal fıçısı siperlerin kodu ve ne İngilis topların kodu. Hattâ yukaru eski kal‘ada şakşakî Paşa ve Sultân Ahmed'in Kalender Paşa'sı ve Kırım diyârında Gözlev kal‘asın ve bu Özü kal‘asın binâ eden Macar Alî Paşa'nın ve mezkûr paşaların nâmdâr topları kapakları dahi henüz açılmamış idi. Her bir top kim birer Mısır hazîne ve birer kal‘a değer top-ı kûplardır. Ol topların önünde handak kenârında küffâr-ı dûzah-karâr gûnâ-gûn hıyel ü şeytanata mukayyed iken hemân mezkûr toplara bir fitilden âteş edince cümle ol mahalde olan kâfirleri herse edüp birkaç güllelerimiz kâfirin getirdiği şayka toplarına isâbet edüp eyle sît u sadâ 58a verüp hezâr pâre oldukda her pâresi bin aded mikdârı küffârlara isâbet edüp niçe yüz küffârı sarhoş kusmuğuna döndürüp helâk oldular. Ve orta kal‘ada dahi kuşlu top aslâ atılmayup ol tarafda küffâr-ı bed-girdâr alâ mele’i'n-nâs deryâdan çırnıkların karaya çıkarup siper ederek kal‘a altına meteris etmeğe(?) gelirken hemân mezkûr kuşlu topa âteş edince kâfirin çırnıkları siperlerine top güllesi isâbet edüp bu tarafda dahi küffâr demet demet leş olup yatdılar.
EÇS V 58a
Hamd-i Hudâ cebehânemiz ve gayrı mühimmât levâzımâtlarımız çok ve askerimiz kal‘a içre firâvân, ammâ yine Kırım cânibinden ve Akkirmân'da Paşa tarafından gözlerimiz imdâda bakar. Yine ol gün vakt-i zuhr olup ibtidâ ceng günü idi. Kal‘anın cümle burc [u] bârû-yı kullelerin yeşil al ve ala sancağ u bayrağ u filandıralar ve gûnâ-gûn alemlerle kal‘ayı zeyn edüp üç aded kal‘a mehterhânesi ve Özü beği mehterhânesi çalınup henüz guzât-ı müslimîn birbirlerin cenge terğîb edüp cenge âheng etdiler.
EÇS V 58a
Ve evkât-ı hamsede pencgâh-ı Muhammedî çekilüp salât-ı hamse cemâ‘at ile edâ olunup beş vakitde derûn-ı hisârın beşinden dahi sadâ-yı Allâh Allâh evc-i âsumâna peyveste olup bu minvâl üzre şeb [ü] rûz ceng-i azîm olurdu, ammâ bize bir tarafdan imdâd gelmeyüp ol gece kâfire elli pâre çırnık Zaporoska Kazak imdâd geldiğinden küffâr şîrînleyüp bî-bâk u bî-pervâ Özü kal‘asın dâ’iren-mâdâr kuşadup meterise girüp tâ sabâha dak handak kenârın milk edüp bârân-ı la‘net gibi kurşum yağdırırlardı, ammâ bizim kal‘amız mazgalların gözetmeyüp hemân def‘aten vâhide tüfeng şâdumânı ederlerdi ve zemîn [u] âsumânı bir dûd-ı bârûd-ı siyâh ederlerdi.
EÇS V 58a
Hamd-i Hudâ derûn-ı kal‘ada bir ferd-i âferîde dahi mecrûh [ve] şehîd olmayup bir günde der-ceng-i evvel sademât-ı toplardan yedi kâfir mürd oldu deyü kendiler nakl ederlerdi. Hemân derûn-ı kal‘adan ümmet-i Muhammed çatal kurşumları endâht edüp saçma toplara ve şâhîler ve darbuzanlara ve kolumburuna ve balyemez toplara kol kol tabyalardan ve burc [u] bârûlardan ve her taraf mazgallardan mezkûr toplara âteş etdikce küffârı demet demet ederdi., niçe yüz kâfirlerin cân-ı habîsleri nîrâna giderdi.
EÇS V 58a
Ammâ ertesi ale's-sabâh gördük kim kâfirin meterisleri üzre yetmiş yerde yetmiş aded gûnâ-gûn haçlı peykerler nümâyân olup her biri birer hatman u hotmana alâmetdir kim her hatman kolunda birer ikişer hurde şâhî toplar atılup cemî‘i küffâr bir ağızdan "Yajuj Yajuj" deyü çağırup aslâ tabıl çalmamışlar iken ertesi gün torompete ve dankiyo tulumların ve düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar edüp bildik ki {kâfirin} henüz imdâd-ı azîmleri gelüp topların atdıkça zerre kadar Özü kal‘asına zarar isâbet etmediğinden derûn-ı hisârda mahsûr olan guzât-ı muvahhidîn hamd edüp cümle paşalı sekbân [u] sarıca yiğitleri kırkar ve ellişer dirhem tüfengleri bir darbdan mazgal deliklerinden kotardıkça küffâr taşrada kurşumu yeyüp meterislerinden baş gösteremezlerdi, lâkin anların lağım hîlesinden havf edüp kal‘anın içinde dîvâr diplerinde lağım yerleri arayup kal‘a dîvârları üzre davullar koyup davullar üzre daru ve buğday döküp lağım hîlesi gözedirdik. Eğer küffâr kal‘a temelin kazup lağım ederse davullar üzre darılar kâfirin külüngi darbından sıçraşırlar. Hamd-i İlah eyle bir lağım hîlesi duyulmadı, ammâ gün be-gün kâfir kırıldıkça anlara nehr-i Özü ile imdâd ve zahîreleri gelmede, ammâ bize imdâd gelmeyüp zahîremiz tükenmede. Ve küffâr nehr-i Özü'den kal‘a içine giren su yolun bulup kesdi. Bi'z-zarûrî kuyulardan acı suları nûş {ederek} benî Âdem hayâtda olmağı ferâmûş edüp sekbân ve sarıcaların ve paşalıların atları acı su içmeden karın ağrısına uğrayup at sâhiblerinin başlarına cihân dâr-ı cahîm oldu.
EÇS V 58a
Böyle iken beri tarafda kal‘a içre tâ’ife-i nisvân-ı sâhib-isyân ve sıbyânların feza‘ ü çeza‘ından ve gûnâ-gûn güft u gûy-ı mesâvîden ve mecrûhların câ-be-câ gırîv [u] feryâdlarından ve kal‘a içinde kesret-i nâsın izdihâmından bu kadar benî Âdem ve devâbbâtın muzahrafâtları râyiha-i kerîhelerinden ekseriyyâ halkın meşâmları tutulmuş idi. Ve anbârda bir günlük hınta ve sâ’ir zahîre kalmamış idi. Ancak herkes hânesinde cânı başı içün kifâyet mikdârı kût-ı lâ-yemût açlık zahîre hıfz edüp tedrîc ile yerken bir iki kerre asker ba‘zı evleri basup zahîrelerin gasben alup âhir-i kâr Yûsuf Kethüdâ ol gâret olunan gılâlın sâhiblerine akçesin verüp helâllik taleb etdi, ammâ yine ol gün Paşa'nın sekbân ve sarıcaları Yûsuf Kethüdâmız üzre gulû edüp,
EÇS V 58a–58b
"Devletli bizi ve atlarımızı açlıkdan kıran mı? Ceng etmek değil namâz kılmağa dermânımız kalmayup susuzlukdan Kerbelâ şehîdine dönüyoruz" deyü niçe gûne güft [u] gûy yâve ile 58b haşerât-ı levendât feryâd-ı zilgât etdiler.
EÇS V 58b
"Bire gâzîler, siz zahîre bulun, ben bahâsın vereyim" dedikde hele hamd-i Hudâ, kal‘a ağalarından Kargılı Halîl Ağa nâm kimesnenin der-mahzen bin kile darı ve üç bin kile buğdayı var imiş. Derhâl Yûsuf Kethüdâ anı alup ol ân bahâsın verüp cümle levendâta ve ağavâtlara ta‘yîn verüp sac üzre kavurup ve su ile yoğurup kaşık ile tenâvül edüp def‘-i cû‘ etdiler, ammâ yine halkın gözleri doymaz ve yüzleri gülmez ve bir kimse bir kimseye hayır söylemezlerdi, ammâ karınları tok olmağın derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden bu hâl üzre üç gün üç gece mahzûr olup kemâkân her bâr ceng-i sadkâr olurdu. Âhir-i kâr cümle guzât meşveret edüp,
EÇS V 58b
"Hân'dan ve Paşa'dan imdâd isteyelim. Bize imdâd gelmez. Kâfirin kapu komşusu olmağile berren u bahren imdâdı gelmede" deyüp dörd aded şahbâz yiğitlere mâl-ı firâvânlar ile Paşa'ya ve Hân'a feryâdnâme bitileri verüp kal‘anın Özü tarafında küffâr kumsal yer olmağile meterise giremeyüp ol tarafda küffâr seyrek ve sermest evkâr yatırlarken bir gece hemân kal‘adan dörd nâmdâr fetâları ipler ile aşağı sarkıdup ol {yiğitler} esbâbları ve silâhların cümle tulumlar içre koyup bu dörd aded Amr-ı Ayyâr çâlâk cân fetâlar nehr-i Özü'ye girüp ellerine birer {delikli} kamış alup {kamışın} uçların ağızlarına alup kendü vücûdların nehr-i Özü içre saklayup kamış ile soluk alarak nehr-i Özü ile cereyân ederek küffâr içinden ubûr edüp nehr-i Özü Karadeniz'e mahlût olduğu yerdeki burunda Küçük Hasan Paşa kal‘asına dörd kişi sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup andan atlanup iki yiğit Akkirmân'da Melek Ahmed Paşa'ya ve iki yiğit Kırım'a Mehemmed Giray Hân'a {figân u} feryâda revâne olmada, ammâ beri bizim kal‘ada bir merd-i nâ-murâd-ı sâhib-cihâd Kara Alî nâmında bir fetâ-yı sâhib-i ciyâd yiğit seğirderek Yûsuf Kethüdâ ile Özü beğine gelüp,
EÇS V 58b
"Bire sultânım, ne durursun? Aşağı Hasan Paşa kal‘asının su kullesin kâfir alup haçlı bayraklar diküp Piyâle Paşa kal‘ası içine kurşum urup hucûm etmek ister, ammâ ahâlî-i kal‘a kırılup vere vermek istemezler, bire yetiş" deyince hemân dem Yûsuf Kethüdâ bülend âvâz ile,
EÇS V 58b
"Mâl [u] menâl isteyen gâzî yiğitler ardım sıra gelsin" deyince hemân sarıca bölükbaşısı Arnabud Hüseyin Bölükbaşı ve Gırbo ve Çento ve Yunakoğlu nâm on aded bölükbaşılar bin aded pür-silâh Hırvad ve Kürd yiğitlerile Yûsuf Kethüdâ ardı sıra bayrak çeküp gördüler kim su kullesine Kazak nerdübânlar ile çıkup ân-ı vâhidde kulleyi zabt edüp Piyâle Paşalı ile hırren fe-hırren köpek cengi ederken anı gördük: Piyâle Paşa'nın bir kullesi üzre Cebeci Alî nâm bir mürted kâfir-i bedkâm bir boza Bekrîsi mest-i müdâm mel‘ûn kâfir eline bir beyâz bayrağı alup baş aşağı diküp kal‘ayı vere ile Kazaka vermek ister. Hemân Yûsuf Kethüdâ'nın âkıbeti hayr olsun,
EÇS V 58b
"Bire kâfir, neylersin" deyü bedenler üzre seğirdüp Yûsuf Kethüdâ elindeki bayrağın harbesiyle Cebeci Alî nâm mürtedin böğrüne bir harbe nice sokduysa harbe öbür tarafından güzer edüp Cebeci Alî'ye cümle guzât kılıç üşürüp pâre pâre edüp beyâz bayrağile lâşe-i murdârın aşağıdaki kâfirler üstüne endâht etdiler. Ve aşağı küffâr üzre iki yüz kumbara atdılar ve cümle küffârı târumâr etdiler. Andan cümle guzât Allâh Allâh deyüp su kullesin alan kâfirler üzre gitdiler. Ol ân anda bir ceng-i azîm olup tarfetü'l-ayn içre beş yüz aded kâfirler katl olup cânları nîrâna gitdiler. Niçe yüz aded kâfirler dahi şemşîr-i Âl-i Osmân şa‘şa‘asından kulle üzre karârları kalmayup kendülerin kullelerden aşağı atdılar. Pâre pâre olup kimisi bî-cân oldular, ammâ kal‘anın her tarafında subh [u] mesâ böyle ceng-i azîm olurdu.
EÇS V 58b
Üçüncü gün "Yukaru Alî Paşa kal‘asının kapu arası kârgîr binâ ve emn [u] amândır" deyü hakîr anda Feth-i şerîf tilâvet ederken anı gördüm: Benim sâkin olduğum kapu önündeki cisri kâfirler bir lu‘b ile indirüp cisir üzre iki araba tekerlekleri üzre bir borbınar gemi direği koyup kal‘a kapusuna tekerlekler ile ol gemi direğin küt küt kapuya urdukların hakîr işidüp hemân cân başıma sıçrayup yerimden kalkup,
EÇS V 58b–59a
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
EÇS V 59a
"Bire kal‘a kapuların şimden gerü açup taşra çıkup bize imdâd edüp şu kâfirleri cümle kıralım ve vücûdların dünyâ sâhifesinden kaldıralım" deyü bire feryâd etdiklerinde cümle gâzîler,
EÇS V 59a
"Vallâhi ma‘kul cevâbdır, sultânım, hemân taşra çıkalım. Bir kerre dokuşalım, ya taht ola ya baht" dedikde Yûsuf Kethüdâ eydir: