İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS V 59a
"Taşra çıkmağa me’mûr değilim. Ancak kal‘a imârına me’mûr idim. Hikmet-i Hudâ böyle oldu" dedi.
EÇS V 59a
Ba‘zı ihtiyârlar eyitdi:
EÇS V 59a
"Vallâhi ma‘kul sözdür. Küffâr taşrada çokdur, ammâ bize taşrada imdâd yokdur. Yedi sancak askerimiz ve Akkirmân ve Eflâk ve Boğdan askerleri cümle firâr etdiler. Hemân kal‘ada sâbit kadem olalım. Mısra‘
EÇS V 59a
Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir
EÇS V 59a
deyüp Nigebolı ve Silisre gâzîlerine bedenden haykırup,
EÇS V 59a
"Bizden taşra şimdiki hâlde çıkar yokdur. Siz dahi varın Hasan Paşa {kal‘ası} altında mütehassın olun" dedikde, anlar {dahi} bu kadar mâl-ı ganâ’im üsârâları ve kelle ve paçalarıyla kal‘a-i Hasan Paşa'ya sâlimîn ü gânimîn varup bir yaylım top u tüfeng şâdumânları edüp Allâh Allâh sadâsıyla zemîni velvelenâk etdiler. Hikmet-i Hudâ ol mahalde Akkirmân'dan yigirmi pâre gemiyle üç bin pür-silâh yiğit ve yigirmi bin kile buğday ve un ve nohud ve sâ’ir zehâyirler geldi, ammâ ne çâre {gelen zahîreyi Özü kal‘asına komak muhâl.} Hemân Nigebolı Beği Yûsuf Kethüdâ'ya bir yarar atlı şahbâz yiğit gönderüp kâfirlerin meterisleri kurbuna gelüp kal‘a içine üç kerre ucu kâğızlı oklar atup yine kal‘a-i Hasan Paşa'ya ol yiğit firâr ederken küffâr bu yiğide belki üç bin kurşum atup hamd-i Hudâ birisi de isâbet etmeyüp ol yiğit yine Hasan Paşa kal‘asına vâsıl {oldukda beri Özü} kal‘asında {oklara bağlı} üç kıt‘a mektûblar bulunup biri Paşa'nın cümle gâzîlere selâmdan sonra,
EÇS V 59a–59b
"Feryâdnâmeniz bir gecede vâsıl olup Bozcaadası donanmasının altıncı gecesi sabâhında mahsûr olmuşsuz. Hudâ kerîmdir. Dîn-i mübîn gayretin elden koman. İnşâ’allâh üç günde ve dörd günde kırk bin Bucak Tatarıyla ve altı bin benim askerimle ve toplar ile sizlere imdâd yetişmek üzereyüz. İşte yigirmi pâre gemiyle üç bin serdengeçdi yiğit ile yigirmi bin kile buğday 59b ve un ve sâ’ir zahîre göndermişim. Eğer mümkün ise bir ceng arasında kâfire bir velvele gösterüp bir tarafdan varan imdâd zahîreleri kal‘aya alasız ve illâ sâbit kadem olup durasız".
EÇS V 59b
Ve bir mektûb dahi cümle kal‘a ağalarına ve dizdâr ve neferât ve beğlerine eyle yazmış kim,
EÇS V 59b
"Eğer serdârınızın emrine fermânber olmayup kal‘aya küffâr bir hîle ile Allâhümme âfinâ sizin tekâsül-i batıyyü'l-hareketinizle kal‘anın birine {kefere} istîlâ ederse kâfire firâr etmeğile elimden kurtulmayup cümleniz evlâd [u] ıyâliniz ile kılıçdan geçmeniz mukarrerdir" deyü dîvân-ı Özü'de bu mektûblar kırâ’at olundukda zahîre gemileriyle gelen imdâdı da ahâlî-i kal‘a görüp "Hamd-i Hudâ Paşa dahi birkaç günden seksen bin asker ile işte gelirmiş" deyü herkesin ayakları sürûrdan yere basmayup Yûsuf Kethüdâ dahi gördüm ki kağan arslana dönüp ejder-i heft-sere dönüp cümle askeri birbirine katup şeb [ü] rûz çengleri terakkîde olup cenge âhenk ederlerdi, ammâ küffâr-ı dûzah-karâr Nigebolı ve Silisre gâzîleri küffârın meterislerin basaldan berü hayli kırılup hayli {keferesi} esîr ve haylisi mecrûh ve niçe bini firâr edelden berü küffâr bu kadar rahne ile sehel cengden el çeküp guzât-ı müslimîn âsûde oldular, ammâ yine fitne vü fesâd kaşağısı mel‘ûn hıyel ü şeytanat etmeden hâlî olmazlardı.
EÇS V 59b
{Der-beyân-ı re’y [u] tedbîr-i hakîr ve Yûsuf Kethüdâ ve gayrı
EÇS V 59b
Fakîr derûn-ı kal‘ada cemî‘i iş erleriyle müşâvere edüp,
EÇS V 59b
"Ayâ bu gelen üç bin serdengeçdi imdâd askeri ve bu kadar gelen zehâyir-i vâfiri nice kal‘aya kosak" dediklerinde Yûsuf Kethüdâ eydir:
EÇS V 59b
"Bu gece karanlığında kal‘amız içinde bulunan iki yüz mikdârı koyunların ve keçilerin boynuzlarına ikişer fitiller yakup uğrın kapudan taşra kâfir meterisleri üzre keçileri sürüp biz dahi ardları sıra Allâh Allâh deyü kâfir üzre hücûmda iken gelen imdâd dahi Küçük Hasan Paşa kal‘asından yukaru kal‘aya girsinler" dedikde hakîr eyitdim:
EÇS V 59b
"Ol gelen imdâdlara fişengler ucunda mektûblar atup haberdâr edelim kim biz beride ceng ederken üç bin yiğit ve Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı askerleri dahi atlarıyla ve kendüleri getirebildikleri kadar zahîre ile kal‘a kapusu önüne geleler. Olmaya illâ hayr" dediğimde niçesi
EÇS V 59b
"Fişenglerimiz yokdur" dediklerinde fi'l-hâl hakîr on dâne badaluçka fişengler yapup mektûbları fişengler ile atdıkda hikmet-i Hudâ beş aded fişeng derûn-ı kal‘aya ve ikisi taşraya düşüp anlar mektûbları kırâ’at edüp yine anlardan bir serdengeçdi yiğit azharun mine'ş-şems bizim kal‘a altına gelüp derûn-ı kal‘aya üç aded mektûblar oklar ile kal‘aya atup yine kal‘asına firâr etdikden sonra hakîr mektûbları kırâ’at edüp eyle tahrîr etmişler kim,
EÇS V 59b
"İnşâ’allâh hemân bu gecede siz deryâ tarafında eyle bir hareket edin. Bizler dahi yukaru kal‘a kapusuna hücûm ederiz" deyü haberleri gelince hemân ol şeb-i muzlimde Yûsuf Kethüdâ üç yüz aded koyunların ve keçilerin boynuzlarında fitiller ile aşağı kal‘adan taşra nısfu'l-leylde kâfirlerin meterisleri üzre sürüp kal‘adan Allâh Allâh deyince azamet-i Hudâ küffâr birbirlerine girüp kimi deryâya dökülüp kimi sahrâya firâr ederken hemân Hasan Paşa kal‘asından cümle asker imdâda çıkup bî-pâk bî-pervâ üç bin müsellâh asker birer cağ yükü buğdaylar ile yukaru kal‘aya girüp Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı askerleri dahi atları terkisinde birer cağ yükü buğday kal‘a kapusu önüne bırağup yine Hasan Paşa kal‘asına Allâh Allâh deyüp gitdiler. Hamd-i Hudâ bu üç bin yiğit kal‘aya selâmetle dahil olunca kağan arslan gibi kanıkmış yiğitler Yûsuf Kethüdâ'dan me’zûn olup keçilerin çıkdıkları kapudan bir kerre Allâh Allâh deyü kâfir üzre çıkup aç kurd koyuna girir gibi küffâr meterise girince kal‘anın bedenlerinden iki bin mikdârı meş‘aller ve neft ve katrân ve fânûslar ile çırâğân olunca el-azametullâh küffâra eyle sâtûr vurmuşlardı kim böyle bir şebhûnı Efrâsiyâb ve Rüstem ve Sâm-ı Nerîmân etmemişdir. Hamd-i Hudâ ol şebhûnda guzât-ı müslimîn bin altmış kelle ve beş yüz diri ve bu kadar mâl-ı ganâ’im ile yine kal‘aya girirken taşra çıkan keçilerden iki yüz adedi sağ bulup anları da ganîmet bilüp derûn-ı kal‘aya sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup bir top u tüfeng ve fişeng ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsı olup guzât-ı müslimîn içre gûyâ hacc-ı ekberin ıyd-ı adhâsı olup cümle mâl-ı ganâ’imi guzât-ı müslimîn berâber pay edüp gelen zehâyirler ile bay oldular.}
EÇS V 59b
Hikmet-i Hudâ-yı Rabbü'l-âlemîn bu kal‘ada mahsûr olup dörd gün dörd gece ceng-i azîmler etdiğimizin beşinci gecesinin vakt-i şâfi‘îsinde kal‘a ardındaki meteris kâfirleri içre bir gırîv ü feryâd u vâveylâ ve vâveledâ şekilli bir harekâtları var, ammâ şeb-i muzlim olmağile ne cünbüş [u] harekâtda idikleri ma‘lûmumuz değil idi.
EÇS V 59b
Hikmet-i Hudâ niçe Türkçe bilen mürted kâfirler kal‘adan alarka "Muhammed Muhammed" deyüp gelirken kal‘adan bunlara "Nedir? Nedir?" deyü su’âl etdiklerinde anlar eydir:
EÇS V 59b
"Mujik, Sobak Durujunka gâvur çok bizi kal‘aya alın" derler. Birkaçı dahi kal‘a altına gelüp,
EÇS V 59b
"Tatar çok, gelir. Bizi kal‘aya alın" dediklerinde hemân kal‘a gâzîleri,
EÇS V 59b
"Bire bunların kal‘a altına gelmeleri hîledir. Bire urun kurşumu" deyüp bunlar bir yaylım kurşum urup kimi mürd olup kimi firâr etdikleri gibi anı gördük: Subh-ı sâdık dahi olup cânib-i şimâlden bir gubâr-ı ebr-i siyâh evc-i âsumâna peyveste olup içinden deryâ-misâl kırk elli bin atlı ve talika arabalar içinde beşer ve altışar aded pür-silâh kâfirler kal‘a ensesinde bir top menzili yerde atlarından nüzûl edüp sehel kaynaşup âheste âheste kal‘a üzre gelirken cemî‘i guzât-ı müslimîn âmâde oldular, ammâ mukaddemâ meterisde olan küffârdan aslâ bir kara başlı kara şapka görünmedi.
EÇS V 59b
Der-beyân-ı âkıbet-i kâr netîce-i ceng-âşûb-ı kal‘a-i Özü
EÇS V 59b
Hemân vakt-i Hanefîde alâ mele’i'n-nâs kırk elli bin kâfir karadan arabaların birbirlerine zincirler ile bağlayup Tabur kal‘ası gibi tabur sürerek ibtidâ Özü kal‘asıyla Küçük Hasan Paşa kal‘ası arasına arabaların küren çatup bî-bâk u bî-pervâ "Yajuj Yajuj Durujunka" deyüp gelirken el-azametullâh ibtidâ Özü nehri karşusundaki Kılburun kal‘asından Özü nehri aşrı bunların içine yigirmi pâre sekdirme {top} gülleleri girince bunlar bir kerre alak bulak kimi kolak ve kimi çolak olup karış katış mahallinde iken {kal‘a-i} Küçük Hasan Paşa'dan ve {kal‘a-i} Büyük Hasan Paşa'dan ve {kal‘a-i} Piyâle Paşa'dan ve {kal‘a-i} Macar Alî Paşa kal‘alarının dördünden dahi top gülleleri kâfir derilerinin içlerine eskici bızı girir gibi girüp tâ güneş bir mızrak boyu çıkınca kâfir gülle yemeden kelleleri galtân olup Özü varoşu önünde arabalar kırığı ve kâfirlerin leşleri yarığı yığın yığın püşte püşte ve deste deste ve ceste ceste ve kimi mecrûh dil-haste yatırlardı, ammâ evvelki kâfirler kal‘anın şimâli tarafında gûyâ bu yeni gelen kâfirlerden rû-gerdân olup âsûde-hâl yatırlardı, ammâ yine anlar tarafına dahi beş altı bin âdemlerimiz kal‘adan anlara nezârede idiler, ammâ bu yeni gelen kâfirler bu sademât-ı top-ı kûpların darblarına aslâ bakmayup arabalarıyla hâh-nâ-hâh kal‘a altına geldi, zîrâ ol tarafda handaklar yokdur, zîrâ alçak su çıkar. Özü kenârı kumsal yerdir.
EÇS V 59b–60a
Hemân küffâr arabaları altında tarfetü'l-ayn içre yeri kazup meterise girmek sadedinde iken yine beş pâre kal‘adan top gülleleri karpuz gibi bunların arasında yuvarlanup gezer. Kimin hurd edüp kimisin kirşend edüp kal‘a bedenlerinden cümle guzât-ı müslimîn 60a bunlar üzre taş ve kesek ve el kumbarası ve tulumba ve neft ve katrânları ve kaynar suları ve elenmiş kül ve kireçleri ve paçavra ve neft ve katrânlı yorganları bırağup bunları âteş ile eyle etdiler kim cemî‘i küffârı hareketden kodular.
EÇS V 60a
Tâ vakt-i zuhur kim oldu, anı gördük. Kâfir bir kerre yedi sekiz yüzü bir yere gelüp cümlesinin ellerinde iki yüzlü baltalar ile bu kadar tüfengli küffâr-ı dûzah-karâr mukaddemâ kal‘anın yıkık yerlerinde meremmât içün kalan karaçav kerasteler üzre âşikâre âsân vech ile kal‘aya biri biri ardları sıra bî-bâk u bî-pervâ tırmaşup kal‘aya çıkmağa başladılar. Ol mahallerde ise bizim Hüseyin Bölükbaşı yedi yüz pür-silâh şahbâzlar ile ol gediği beklerlerdi.
EÇS V 60a
Hemân hakîr, "Bire gâzîler, işte kâfir iskelelerden bedenler üstüne çıkdılar. Bire Allâh'ı severseniz, bire şu kâfirleri urun" deyince el-azametullâh hemân pusudan arslan gibi Hüseyin Bölükbaşı başı kabak {baş kaldurup} yedi yüz yiğit ile nice küffâra hücûm edüp kılıç urunca küffâr-ı hîlekâr elindeki baltalar ile köpek cengine başlayup cümle guzât tekbîr getirüp küffâra eyle kurşum urdular kim cümlesi bârûdcu kalburu gibi delik delik olup ser-nigûn kal‘adan aşağı perrân uçdular.
EÇS V 60a
Yine küffâr aslâ kılıca bakmayup bedenler üzre yaka yakaya kûştegîrlik eder gibi köpek cengi edüp bizden dahi imdâd gelir, ammâ kâfir dahi her tarafdan domuz topu {olup} gelmede.
EÇS V 60a
Âhir bunları el kumbarasına dutup niçesi kumbaradan herse olup niçesi gerüye dönüp yine karaçav iskeleleri üzre hırhırı ceng ederken hemân benim yanımdan kal‘a mü’ezzini kâfirler üzre iki kıt‘a kumbara atup cümlesi kolambara havfinden iskeleler üzre kâfirler yığılup iskeleler üzre yığılan taş ve kireçler dahi çok idi, kâfirler dahi bâr-ı sakîl, hemân karaçav iskeleler yıkılup iki üç bin kâfir minâre kaddi yükseklikde yerden uçup cümlesi taş ve kerasteler ve kireçler altında kalup hurd-i hamîr ve haşhaş dânesi gibi olup baş hatmanlığı isteyen dahi başdan çıkup mürd olunca cemî‘i küffâr bu karaçav altında kalan lâşe-i murdârların çıkarmağa cem‘-i vefîr ile geldiklerinde cümle guzât-ı müslimîn kâfirler üzre iri kumbaraları bırağup anlardan dahi niçe yüzü pür-potur olup yerleri dâr-ı cahîm oldu.
EÇS V 60a
Bu mahalde fakîr kal‘a mü’ezzini iki kıt‘a kumbara atup bir dahi atarken {kumbara} elinde çatlayup mü’ezzin {pâre pâre} şehîd olup benim gulâmlarım cesed-i şerîfin kaldırdılar. Hamd-i Hudâ karaçavların üçü dahi yıkılup cümle cünûd-ı müslimîn ol tarafdan dahi emîn oldular.
EÇS V 60a
Ammâ yine öte tarafdaki mukaddem gelen kâfirlerden bir harekât olmadığının aslı meğer bu karadan gelen kâfirler da‘vâ-yı merd ile gelüp,
EÇS V 60a
"Siz beş gündür {Türk ile} ceng edersiz. {Kal‘ayı} alamadınız. Biz bir gün ceng edelim. Siz oturup, tâ ki seyir çalun. Kal‘ayı feth edüp papaslarımızın hükmü üzre biz baş hatman olalım. Türk'den sonra sizi kıralım" demişler.
EÇS V 60a
Anıniçün mukaddemâ gelen kâfirler âsûde hâl uslu otururlardı. Birkaç kâfir dil dutulup anlar nakl etdiler.
EÇS V 60a
"Bu hâlde cümle guzât hamd edüp, hele düşmanımız birdir, yâ Allâh, yâ Allâh, yâ Kırım'dan yâ Melek'den bize bir imdâd" deyüp ricâ ederken Yûsuf Kethüdâ'nın hazînedârı Alî Çelebi hakîre eydir:
EÇS V 60a
"Gel Evliyâ Efendi, seninle minâreye çıkalım. Öte tarafdaki küffâra bakalım, görelim anlar ne hareketdedir, zîrâ anlar beş gündür yoruldular. Allâhu a‘lem tâkat [u] dermânları kalmadılar, ammâ bu karadan gelen mel‘ûnlar dahi dinç cengâver hınzîrlardır kim hiç ölüp dirildiklerine bakmayup bu kadar bin gülle ve iki yüz kumbara yeyüp kırıldılar. Aslâ bakmayup kâmil dokuz sâ‘atdir mel‘ûnlar ceng mümted edüp görmez misin leşlerin kaldırup yine şîrînleyüp savaş-ı perhâş ederler. Ben bu küffârdan korkarım" dedikde,
EÇS V 60a–60b
Hakîr eyitdim: "Dokuz gündür Melek Ahmed Paşa bir vâkı‘a görüp Özü kal‘ası üzre kara kuşlar hâr-ı hâşâk taşıyup yuva yapmak isterler. Hemân kal‘adan bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukları ve kanatları yanup yere düşüp yuvarlanurlar dedi. İmdi ol vâkı‘a rû’yâ-yı sâliha-i Melek Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işte bu kara başlı kâfirlerdir kim kal‘ayı alup yuva yapup milk edinmek isterler. Kal‘a içinden zâhir olan âteş işte bizim atdığımız kumbara âteşleridir kim cümle küffârı yakup kolları ayakları yanup kırıldılar. şimdi iş bitüp bu kal‘a inşâ’allâh dest-i küffârdan halâs olur. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp ba‘de't-tilâve-i Fâtiha cür’et edüp sağdan ve soldan tahta minâreye kurşum gelir, ammâ ne hâl ise Hazînedâr {Alî Çelebi} 60b minârenin zirve-i âlîsine çıkup cânib-i şimâldeki mukaddem gelen kâfirlere bakdık. Topların çeküp kayıkların yükledüp gitmek sadedlerinde, ammâ elime dûrbînim alup yıldız cânibi tarafına bakdım. El-azametullâh bir kara nahır gibi kara kura domuz sürüsü gibi bir kâfir askeri tarfetü'l-ayn içre kal‘a altına gelüp iki üç bin araba ve topları ve cebehâneleri ve zahîreleriyle tahmînen on bin kâfir var gelüp Küçük Hasan Paşa kal‘ası kurbunda yanan varoş içre siperlenüp kondukları ân cenge âhenk etmeğe başlayup cümle arabaların kal‘a altındaki meterislerine getürürken beş pâre kal‘alardan yine bunlara eyle toplar {urdular} ve anlar da kal‘aya bir yaylım kurşumlar{dan sonra} henüz gelen seksen pâre şâhî topları kal‘aya eyle urdular kim tarafeynin sadâ-yı top-ı kûpından ve keferelerin Yajuj'ından ve ümmet-i Muhammed'in Allâh Allâh'ından sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî cihânı doldurdu.
EÇS V 60b
Ammâ Alî Çelebi ile ikimiz minâreden inmek sadedinde iken anı gördük: Evc-i âsumâna berâber bir gubâr-ı gird-i siyâh havâya münkalib olup oyulkana oyulkana gelir.
EÇS V 60b
"Bire Alî Çelebi, bu toz Akkirmân yolu üzre azîm asker tozudur, zîrâ burma burma toz çıkmayup oyulkanarak çıkar. Bu asker-i İslâmdır" derken tarfetü'l-ayn içre kal‘aya bir mîl mikdârı karîb oldukda gördüm kim bizim Paşa askeri ve Akkirmân askeri ve mukaddemâ der-ceng-i evvel handak içinde çadırları ve bârhânelerin bırağup firâr eden Vize ve Çirmen ve Bender ve Kırkkenîse askeriyle Eflâk ve Boğdan askeri geliyor.
EÇS V 60b
Hemân hakîr minâreden ezân perdesinde, "Bire ümmet-i Muhammed, size müjde olsun. Deryâ-misâl Akkirmân askeriyle Melek Ahmed Paşa askeri geliyor" deyü haykırarak aşağı inüp cümle guzâta boğazım boğulunca çağıra çağıra muştulayup niçe âdemler dahi minâreye çıkup gördüler kim bir kara dağ gibi âdem deryâsı kara toz içre kuş gibi {uçup} vakt-i zuhurdan bir sâ‘at sonra geliyor. Cümle mahsûr olan bay u gedâ ve pîr [u] cüvân hamd [u] senâ edüp hakîr yine minâreye çıkdım. Gördüm ki kal‘aya karîb cümle Tatar ve Paşalılar atlarından enüp at tartıların tartup çatal atların bırağup yarar koşkol kazaklanmış atlarına binüp çapul çiverdiler.
EÇS V 60b
Hemân hakîr yine minâreden haykırup, "İşte çapul çiverdiler. Siz de kal‘a kapuların açup taşra çıkup ceng etmeğe hâzır olup cümle topları hâzır-bâş edin" deyü {nidâ edüp hakîr kurşum havfinden} dörd kat bir kebeye sarılup minâreden pâdişâh-ı vakt gibi bir seyr-i azîm etmişimdir kim böyle temâşâyı ne Azak cenginde ve ne şibenik cenginde ve ne Hanya ve Varna cenginde görmemişimdir.
EÇS V 60b
Anı gördüm. Tarfetü'l-ayn içre Tatar askeri kal‘a ensesine geldi. Yine küffâr gûnâ-gûn hîle vü şeytanat ile ceng etmede. Hemân kal‘adan yedi sekiz yüz orsa sancak ve bayrakları dikilüp beş altı yerden gûnâ-gûn mehterhâneler döğülürken el-azametullâh kal‘a ensesinden bir kerre Akkirmân ile Paşa askeri Allâh Allâh sadâsına rehâ buldurup gelince derûn-ı kal‘adan gülbâng-ı Muhammedî çekilüp taşrada asker-i İslâm dal-sâtûr-ı Muhammedî ile küffâr içine aç kurd koyuna ve aç koyun tuza seğirdir gibi seğirdüp der-ceng-i evvel cümle asker kal‘ayı ihâta edüp kâfire kılıç urmağa başlayınca hemân kal‘a-i Hasan Paşa altından Nigebolı ve Silisre alaybeğleri dahi atlanup kal‘a kapuları dahi açılup derûnunda olan fetâlar cenge kaynaşdılar, ammâ hakîr minârede fethhân idim.