EÇS V 76b–77a
Hemân 77a Sultân eydir: ‘Ey imdi cânım Paşa, bi-eyyi vechin kân ben senden zor-â-zor elbette boşanırım. Eğer ben hâcetin isem, üç yıldan sonra yine bana gelüp nikâh eyleyüp alasın, ammâ gayrı yanıma yaklaşma nâ-mahremsin’ dedi.
EÇS V 77a
Ben eyitdim, ‘Behey Sultân Efendim, latîfe-i efsâneyi ko. Böyle keder ü kesel-âmiz cevâbları söyleme’ dediğimde, hemân Sultân oturduğum odanın deryâdan tarafa bir dollâbın açup içeri girüp gâ’ib oldu.
EÇS V 77a
‘Ayâ niçün içeri girdi?’ deyü bir habere muntazır iken dollâb içinden bir sadâ gelir ki,
EÇS V 77a
‘Cânım Sultân Ahmed dedem, Paşam beni boşamak istemez. şu Paşama bir tenbîh buyurun, beni boşasın’ deyü söyler.
EÇS V 77a
Derhâl dollâbın deri açılup Sultân Ahmed ile Sultân Mustafâ çıkagelüp eyitdiler:
EÇS V 77a
‘Bire Melek Ahmed, niçün bu bizim Kaya İsmehân'ı böyle müte’ezzî edüp boşamazsın? Aklın var ise hemân sen de üç yıldan sonra boşan’ dediler.
EÇS V 77a
Hemân ben de ‘Hayır pâdişâhım, boşamam. Efendim Sultân Murâd kızıdır ve ehlimdir. Ölümüm ihtiyâr ederim, boşamam’ dedim.
EÇS V 77a
Ahmed Hân eyitdi, ‘Belî ölürsün, ammâ elbette boşarsın. Emr-i Hakk-ı ezelî böyledir. Emr şer‘-i Resûl-i mübînindir. Alın şu Melek'i şer‘a götürün’ dedikde, meğer cümle ulemâ ve sulehâ ve şeyhülislâm Ayasofya câmi‘inde cümle yedi kubbe vezîrleriyle hâzırlar imiş.
EÇS V 77a
Murâfa‘a-i şer‘de Kaya'yı ‘boşarsın’ ve ‘boşamam’ derken bu kadar lecc-i cidâlden sonra bilmem lisânımdan nice sâdır oldu? Hemân dilimden bir ‘boş’ lafzı çıkup bir ‘âh’ dedim ki hâlâ Evliyâm ol âhdan cümle vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp hemân acığımdan,
EÇS V 77a
‘İnşâ’allâh yakın zamânda Kaya'yı alırım ve cennet-i me’vâda anınla hırâmânî hırâmânî reftâr ederim’ dediğimde hemân anı gördüm:
EÇS V 77a
Birkaç âdem Kaya'nın başına bir beyâz bez örtüp koltuğuna dörd âdem girüp götürürken bir âdem bana der kim,
EÇS V 77a
‘Ey Melek Paşa, Kaya'ya ne bakarsın? şimden gerü senden boş olup nâ-mahrem oldu’ deyüp Kaya'yı götürdüler.
EÇS V 77a
Ben Ayasofya câmi‘i içinde feryâd ede kaldım.
EÇS V 77a
Hemân Sun‘îzâde Efendi eydir: ‘Elem çekme şehîd. Emr Hakk'ındır kim Allâh sana da kadirdir’ deyüp, boğazından beyâz Kişmirî şalın çıkarup benim arkama şalın örtüp hemân sağ elimi sol eline alup Ayasofya'da bir gûne namâz kıldık, ammâ ömrümde eyle bir helc [u] melc namâz kılmadım, ammâ imâmımız Sun‘îzâde şeyhülislâm idi.
EÇS V 77a
Namâzdan sonra şeyhülislâm önüme düşüp beni sarâyıma getirüp koyup gitdi. Hemân havfimden uyanup kendimi ağlar buldum.
EÇS V 77a
İşte Evliyâm ve imâm efendi, böyle bir vâkı‘a-i vehim-nâk gördüm" dedikde,
EÇS V 77a
İmâm Mehemmed Efendi ve Gınâyîzâde Alî Efendi eyitdiler: "Sultânım, aceb latîf ve meserretli vâkı‘a-i azîmdir. Hayr ola Sultânım. İnşâ’allâh Sultân ile çok mu‘ammer olup niçe yıl mahabbet üzre geçinüp,
EÇS V 77a
‘Karnımdaki kızını al, beni boşa’ dediği Allâhu a‘lem Sultân'dan ol kızdan gayrı kerîmeniz olmayup hep erkek evlâd ola. Yâhûd Sultân artık sizden hâmile kalmaz ola. Ve hâbda ağladığınız gülmeğe delâlet eder. Nitekim şâ‘ir Vahdetî Efendi bir penc beytinde buyurur:
EÇS V 77a
Âhiret ister isen dünyâda giryân ol kimHâbda ağlayan ey dil uyanup gülse gerek
EÇS V 77a
dediği gibi inşâ’allâh çok mu‘ammer olup çok gülersiz" dediğimizde,
EÇS V 77a
Paşa eydir: "Yok yok, bu vâkı‘anın ta‘bîri geçen aylarda Tokat bâğçesinde görülmüşdür kim, anda Sultân bir kerre bir vâkı‘a görüp Sultân Ahmed'i cennet bâğlarında görüp,
EÇS V 77a
‘Kayam, benim bu bâğlarıma gelsene’ buyurduklarında,
EÇS V 77a–77b
Sultân Mustafâ eydir: ‘Yok bürâder, Melek'den bir kızı olup sonra gelsin’ deyü vâkı‘ayı Sultân göreli, işte hâlâ hâmiledir. Vallâhu a‘lem bir kız doğurur. Hudâ âsân ede. Benden boşanup beyâz izâr bürünüp koltuğuna dörd âdem girüp götürdükleri beyâz izâr kefendir. Dörd âdem götürdüğü tabutun götürecekleridir ve Sultân Ahmed'in, ‘Elbette Kaya'yı emr-i Hakk ile boşa ve aklın varsa, üç yıldan sen de boşan’ dediği hemân üç yılda ben de ardı sıra giderim ve Ayasofya'da şeyhülislâm ile helc u melc namâz kıldığımız, benim meyyitim namâzın şeyhülislâm kılar, zîrâ Sun‘îzâde Efendi, beyâz ridâsın arkama 77b örtüp başımdan örtmediği bir hayli mu‘ammerlik alâmetidir ve Sun‘îzâde elime yapışup beni sarâyıma götürdüğü Allâhu a‘lem beni tâ mezârıma varınca götürür ve elbette Kaya Sultân bu vaz‘-ı hamlde merhûme olur" deyüp gördüğü vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdikde, hemân,
EÇS V 77b
Hakîr eyitdim: "Behey sultânım, vâkı‘a hem görürsün, hem kendin yorarsın. Düşü görende değildir, yorandadır demişler. Hamd-i Hudâ evvel imâm efendi feth-i kelâm edüp hüsn-i ta‘bîrler etdi. İnşâ’allâh ta‘bîr anındır. Sizin ta‘bîrinizde te’sîr yokdur" deyüp tesellî-i hâtır verdim, ammâ zerre kadar mütesellî olur mu? (---) Hikmet-i Hudâ,
EÇS V 77b
Der-beyân-ı vefât-ı mertebe-i İsmehân Kaya Sultân duhter-i Gâzî Murâd Hânaleyhimâ'r-rahmetü ve'l-gufrân
EÇS V 77b
Hikmet " Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre Melek Ahmed Paşa efendimizin bu vâkı‘a vâki‘inden yigirmi altıncı gün ki sene (---) târîhinin mâh-ı (---) günü Kaya Sultân'ın ayı ve günü tamâm olup vaz‘-ı haml mahallinde cümle sultânlar ve hemşîreleri ve cemî‘i musâhibeler ve cümle iş görmüş bulalar ve hekîm-meşreb hâzık ebe kadınlar hâzır olup hamd-i Hudâ ol leyle-i mübârekede kırk hatm-i şerîf ve kırk bin salavât-ı şerîfe tilâvet olunurken Hallâk-ı âlem Allâh Kaya'dan nâka-i Sâlihi çıkarır gibi Kaya Sultân'dan dahi bir ciğer köşe duhter-i pâkîze-ahter müştak olup ol gece sabâha dak Eyyûb Sultân yalısında ve şehrinde surûr [u] şâdumânlar olup sabâha dak Paşa on kîse mâl tasadduk etdi. Ve kırk kîse mâl Kaya Sultân tasadduk edüp beş yüz âdem kisve-i gûnâ-gûnlar ile mülebbes olup her biri hayır du‘â hidmetinde oldular.
EÇS V 77b
Amma, Hikmet-i Bârî yârî kılmayup ana rahminde son ta‘bîr etdikleri ma‘sûmlar tevellüd edince mezkûr son dahi akabince rahimden inüp ana masdarından taşra çıkar, ammâ bu Kaya lahm u şahm sâhibi olmağile rahm içre son kalup Sultân'ın yüreğine yapışup ol gece ve sabâhısı şehr-i Eyyûb içre sür[ûr] u şâdumân feza‘ ü çeza‘ mübeddel olup Paşa'nın ve cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkın başına kıyâmetler kopup Sultân'ı kilimler içre koyup çalkaya çalkaya tamâm etdiler ve baş aşağı Sultân'ı iki kerre asdılar ve bir bal fıçısı içre leb-ber-leb çiçek suyu koyup Sultân'ı fıçı içre kodular.
EÇS V 77b
Hulâsa-i kelâm üç gün üç gece Sultân'a eyle işkence etdiler kim cihânda etdiği zevkleri cümle burnundan çıkardılar.
EÇS V 77b
Âhirü'l-emr kanlı ebeler gelüp kolların bâdem yağıyla yağlayup Sultân'ın masdarından içeri yağlı kolların tâ dirseklerine varınca sokup,
EÇS V 77b
"İşte cânım, Elhamdülillâh, son çıkdı" deyü bir pâre deri çıkardılar.
EÇS V 77b
Bir ebe "Dahi vardır" deyü ol dahi fercden elin sokup bir parça yaş deri ve ciğer ve şirden gibi gûnâ-gûn eşyâlar çıkarup âhir Sultân vaz‘-ı hamlin dördüncü günü Kaya Sultân şehîde olduğu ân hemân âdemler yanımızda olan sarâylarda hâzır imiş.
EÇS V 77b
Cümlesi gelüp Sultân'ın meyyiti olan odaları ve gayrı hücreleri ve hazîneyi kilid ile mühürleyüp Paşa'yı ve bizi cümle bir gayrı odaya koyup cemî‘i odaları mühürleyüp Köpürlü'ye ve pâdişâha haber gidüp tarfetü'l-ayn içre Dârü's-sa‘âde ağası ve hazînedâr bola ve hazînedârbaşı ve cümle vüzerâlar gelüp cümle mâlları ahz [u] kabz edüp der-hazîne edüp cümle cevârîleri uryân ve büryân koyup andan Kaya Sultân'ın techîz ü tekfînine mübâşeret etdiler.
EÇS V 77b
Paşa fakîr gûyâ mecnûn vâlih [u] hayrân olup aları aları bakarken İslâmbol'dan bir baltacı gelüp İslâmbol sarâyında Paşa'nın bin yedi yüz kîsesi ve üç bin tüfeng ve iki yüz kılıç ve sekiz yüz aded raht ve üç yüz aded gaddâre ve sekiz yüz kâmil zırh [u] zereh-külâh ve ser-penâh ve kolçak ve yancık ve bahrî hotaslar ve üç aded zer-ender-zer otaklar ve
EÇS V 77b
Ve'l-hâsıl Paşa'nın kırk yıldan berü vezâretinde cem‘ etdiği âlât [u] silâhların "Kaya öldü" deyü cümle kabz edüp aldılar.
EÇS V 77b
Paşa feryâd edüp, "Bire avrat zırh [u] zereh-külâh ve otağ u tüfeng ve kaplan postun neyler? Anlar benim mâlımdır".
EÇS V 77b–78a
"Yok, Kaya ölüp Kaya'nın sarâyında bulundu" deyü Paşa'nın bin yedi yüz nakd kîse ve yetmiş kîse altun ve on kîse altun Kudde Kethüdâ mâlı idi, anlar dahi gidüp 78a Paşa bu kerre mâldan ve cân [u] cânânından ayrılup "El-hükmü lillâh kazâya rızâ" deyüp yâ Sabûr ismine mukayyed olurken hemân İslâmbol'da Köpürlü Vezîr:
EÇS V 78a
"Kaya Sultân'ın mâlı cümle Vâlide Hânı'ndaki orta kullededir" deyü kendisi varup dörd tabakasına dahi girüp bir Mısır hasırıyla bir büyük mertebânî {tabak} bulup hâ’ib ü hâsir kayığa binüp Eyyûb Sultân'a gelüp Kaya'nın cenâzesine hâzır olup ol ân Kaya'nın cümle mâlların defter ile bostâncıbaşı kayığına koyup cümle Haremeyn dollâbına götürürüz deyü bu kadar mâl-ı firâvânı götürdüklerinde,
EÇS V 78a
Melek eydir: "Bire âdemler, ben sağım ve kerîmesi sağ ve hâl-i hayâtında teslîm-i mütevellî olmuş bu kadar mâlı var ve bu esvâblar içre benim esvâblarım var" deyü feryâd etdikce Köpürlü feryâdına bakmayup, "Haremeyn dollâbı emîn yerdir. Kerîmesi içün bu mâlları anda hıfz ederiz" deyü cevâb verüp, "Kaldırın cenâzeyi" deyüp merhûme Sultân'ı kaldırup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî câmi‘inde yüz bin âdem gırîv [ü] feryâd ederek namâzın kılup İmâm iskelesinde bostâncıbaşı kayığına cenâze-i Kaya'yı koyup cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân vüzerâ ve vükelâlar bin aded kayıklara süvâr olurken, sûre-i (---)
EÇS V 78a
âyetin tilâvet edüp ulemâ ve sülehâ ve meşâyihânlar tevhîd ederek kayıklarla Kaya'yı götürmede, ammâ ol mahalde hâtırıma yigirmi sene mukaddem vâki‘ olmuş bir sergüzeşt-i serencâm vâki‘ olup kayık içre giderken hâtırıma hutûr etdi.
EÇS V 78a
Hikâye: Kaçan kim Melek Ahmed Paşa Kaya'yı alup zifâf gecesi Kaya, Melek'i yanına uğratmayup Paşa'yı hançerle urdu ve bir kerre dahi Paşa'nın sakalının bir yanın yolup Paşa Kubbealtı'na beş ay sakalı tamâm olmayınca varamadı.