EÇS V 79a
Köpürlü âteş pâre olup eydir: "Hemân yarın kalk mansıbına git. Kaya öleli senin aklına hıffet gelmiş" deyüp, ba‘de'ş-şerbet ve'l-buhûr Melek Ahmed Paşa Köpürlü ile vedâ[‘]laşup doğru şeyh[ül]islâma varup andan sarâyına gelüp, ol ân tuğlar ile Konakçı İbrâhîm Ağa bin aded yiğitler ile tuğu Edirnekapusu'ndan taşra kasaba-i Topçular'a götirdiler. Ertesi gün ale's-sabâh Alayköşkü dibinden alay-ı azîm ile mükellef ü mükemmel ve pür-silâh asker ile İslâmbol'dan,
EÇS V 79a
Bin altmış dokuz Cemâziyelâhir'ininin yigirminci gün İslâmbol'dan Bosna Vilâyeti'ne Melek Paşa efendimiz gitdiğin bildirir
EÇS V 79a
Evvelâ menzil-i kasaba-i Topçular: Bunda kâmil bir hafta oturulup cemî‘i mühimmât levâzımâtları görürken efendimiz hakîri belki yigirmi kerre Köpürlü Mehemmed Paşa huzûruna gönderüp gûyâ kapucular kethüdâsı idim. Köpürlü hakîrden hazz edüp niçe kerre Kur’ân-ı azîm okudup, safâsından kapu kethüdâmız olan Zühdü Efendi'ye buyurdular kim,
EÇS V 79a
"Paşanız bu hâfız Evliyâ'yı kapucular kethüdâsı etse hazz ederdim. Paşana böyle yaz" deyü tenbîh buyurup Zühdü Efendi dahi, Köpürlü'nün cevâbın yazup Paşa'ya gönderdikde,
EÇS V 79a
Paşa {eydir}: "N'ola, kaşki Evliyâ, kapucular kethüdâlığımız kabûl etse. Evvel ve âhir mahrem-i râzımız ve kendü sıkaden akrabâmız" dedüğün sâ’ir kapu yoldaşlarımız Paşa'dan bu sözü işidüp niçe ser-i kârda olanlar hakîre hakâret nazarıyla bakmağa başladılar. Bu hakîre,
EÇS V 79a
Paşa der kim, "Gel Evliyâm, Köpürlü ricâsıyla seni kapucular kethüdâsı edelim" dedikde,
EÇS V 79a
"Bârekallâh, sultânımın imâmı ve musâhibi mesâbesinde iken iş içine girüp hidmetkâr olup ta‘n-ı ağyâr ve gayrılar derdin çekemem" dedikde, Paşa bu sevdâdan fâriğ oldu.
EÇS V 79a
Andan ertesi, menzil-i Küçük Çekmece, andan menzil-i Büyük Çekmece.
EÇS V 79a
{Sergüzeşt [ü] serencâm-ı hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ fakîr}
EÇS V 79a
Bu menzilden Paşa hakîri ılgar ile Köpürlü Mehemmed Paşa'ya ba‘zı ahvâl içün gönderüp yine Çekmece'de Paşa'ya gelüp Köpürlü'nün mektûb-ı mahabbet-uslûbun verüp Paşa vâfir hazz etdikde hakîre bir semmûr kafâsı kürk ihsân edüp Büyük Hân'da konağımıza gelüp sâ’ir ağavâtlar ile cilve ve zevk u safâ ederken Paşa'nın ser-i kârda olan birkaç ağaları gelüp hemân hakîr ile çekişmeğe başladılar.
EÇS V 79a
Hakîr eyitdim, "Bire varın hey âdemler, korkman. Ben sizin mansıbınıza tâlib [ü] râgıb değilim. Ben bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem bir âdemim. Varın, benden ırzınız satın alın" dediğimde,
EÇS V 79a
Biri eydir: "Gidi, Kaya Sultân öldükden sonra sen neye kâdir olsan gerek? şimden gerü biz seni öldürürüz" dediklerinde, hakîr rîşhand-âmîz bunlara güldüm. Bu mahalde gulâmımın biri gelüp eydir:
EÇS V 79a–79b
"Sultânım, hele bir kerre gelüp görün sepedini, esbâbların hâlin" deyince, hakîr taşra çıkup gördüm ki sepetleri hazînedâr kırup cümle zî-kıymet eşyâları hândan taşra 79b çamura bırakmış. Üstüne yağmur yağup harâb olurken gulâmımın biri ba‘zı esvâbları ve bir Kelâm-ı izzeti çamurdan kaldırırken gulâmımın birin kılıç ile urup mecrûhen yatdığın görünce aklım başımdan gidüp gayret-i hamiyyet damarları depreşüp,
EÇS V 79b
"Bire Hazînedâr Ağa ve Kapucular Kethüdâsı Osmân Ağa, ayıb değil midir kim böyle edersiz?" dedikde, hemân hazînedâr yerinden pertâb edüp bir iç ağası hıştı ile hakîre bir hışt havâle edüp ben dahi men‘ [u] def‘ edem derken hakîrin uyluğuna bir hışt urup bir yanımdan bir yanıma geçüp büryân kebâbı şişi sokar gibi hıştı hakîre sokunca cümle huzzâr-ı meclis, "Bire, bire Hazînedâr Ağa ayıbdır" deyince, hakîr hemân hıştı uyluğumdan çıkarup,
EÇS V 79b
"Hak şâhidi olun ağalar" dedikde, gördüm ki hazînedâr tevâbi‘i âlât-ı silâhlarıyla üzerime gelirler. Hemân hakîrin atı hâzır idi kim henüz Köpürlü'den gelüp kılıcım dahi belimde idi. Hemân ata binüp, "Allâh'a ısmarladım sizi ağalar" deyüp, netîce-i kelâm Çekmece hânı içre bir arbede-i azîmimiz geçüp gördüm ki hânın kapusuna zincir çeküp hân kapusun sedd edüp hakîr hırren fe-hırren arbedede iken Paşa ve oğlu ve aşîretimizden birkaç Abazalar gelüp araya girdiler.
EÇS V 79b
Paşa eydir: "Bire Evliyâm, bu ne hâldir?" dedikde,
EÇS V 79b
Hakîr eyitdim,: "Ne hâl olsa gerek? Senin kesret-i mahabbetinden işte böyle oldu. Taşra çamurda batan esbâblarım görsenize" dedikde cümle huzzâr-ı meclis ağalar {eyitdiler}:
EÇS V 79b
"Vallâhi sultânım, Evliyâ Çelebi'nin zerre denlü suçu yokdur. Hep suç hazînedârındır. şâhidiz ve şehâdet ederiz" dediklerinde,
EÇS V 79b
Paşa eydir: "Belî, suç hep ol sefîh ile kapucular kethüdâsında ve Vekîlharc İbrâhîm Ağa'dadır. Hattâ bir kerre Van'da Evliyâ'yı Acem şâhına elçilik ile gönderdikde, Evliyâ'yı bana çok geçdilerdi. Ben eyitdim, ‘Bire şu Evliyâ'dan diliniz çekin. Ben anı ma‘zûr ve afv eylemişim. Ol bir abdâl âdemdir’ dedim. İşte şimdi eseri zuhûr eyledi. Bunda nesne yokdur. Eyle olur. At binüp kılıç kuşanan yiğitler mâbeyninde böyle olur. Tîz Çekmece kadısı ve nâ’ibin çağırun" dedikde {kadı} gelüp keşf edüp cümle huzzâr-ı meclis şahâdetiyle,
EÇS V 79b
"Evvel hazînedâr Evliyâ'yı hışt ile urup, Evliyâ dahi zâhir kılıcıyla anı urup, vâki‘-i hâldir" deyü şahâdetleri hüccet-i şer‘iyyeye yazılup hakîre hüccet-i bürhânı verüp hazînedâr {ve hakîre} cerrâhlar üşüp timara başladılar.
EÇS V 79b
Paşa hakîri alup konağında bile yatup bile oturduk. Hakîre dahi cerrâhlar timar edüp ale's-sabâh tuğlar Silivri'ye gidüp hazînedârı gemiyle İslâmbol'a götürmek sadedinde iken Köpürlü vezîrden Paşa'ya bir ağa mektûb ile gelüp,
EÇS V 79b
"Tîz Evliyâ'yı bana gönderesin. Sen anın kıymetin bilmezsin ve bir hidmetine koşmazsın" deyü mektûb geldikde, Paşa hakîre yüz altun harc-ı râh ve bir at ve mektûblar verüp cümle kölelerim ve esbâblarımız hazînesine alup,
EÇS V 79b
"Yine Evliyâm, birkaç aydan mı, günden mi Bosna diyârına gelesin" deyü Paşa'nın hayır du‘âsıyla vedâ[‘]laşup gitdikde, hemân mübâşir ağa bu hakîri Çekmece'den taşra atımdan indirdüp bir fenâ bârgîre bindirüp at karnı altından ayaklarıma bukağı urup hakîri kayd [u] bend ile Köpürlü huzûruna getirüp hazînedârı dahi tezkire ile getirdiler. Hemân hakîr Melek'in hüccetleri ve mektûbların verüp kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
EÇS V 79b
"Evliyâ sen elem çekme, lâkin eğer sen ölürsen, hazînedâr sağ kalırsa hazînedârı öldürürüm. Eğer hazînedâr ölürse bu hüccet-i şer‘iyye ile sana ölüm yokdur, ammâ Yeniçeri ocağında Evliyâ'yı haps eylesinler. Tâ ki cihân kaç bucakdır bilsinler" buyurup, hazînedârı ve hakîri taşra çıkarup hakîri muhzır ağa odamıza gönderüp yigirmi bir gün hapis yatup hamd-i Hudâ hazînedâr ol vartadan halâs oldukda, hakîr yine Köpürlü huzûruna varup dest bûs edüp,
EÇS V 79b
Köpürlü eydir: "Bildin mi Melek Ahmed Paşa ne gûne âdemdir kim sizi zabt etmeğe kâdir olmayup böyle bednâmlık olur. Tîz bir aşr-ı Kur’ân-ı azîm tilâvet eyle" dedikde, savt-ı a‘lâ ile sûre (---) Arapça âyetlerin tilâvet etdikde Köpürlü Mehemmed Paşa safâsından buyurdular kim,
EÇS V 79b–80a
"Sen Evliyâ bizim hidmetimizde ol" deyüp, sâ’ir ağavâtları zümresine bu hakîri ilhâk edüp belağan mâ-belağ ta‘yînâtlar ihsân olunup şeb [ü] rûz hayır du‘âsı evrâdına meşgûl olup İslâmbol'da bir ay oturup, ba‘dehû Anadolu diyârına celâlî üzre {gidildi}. 80a
EÇS V 80a
İşbu sene bin altmış dokuz târîhi mâh-ı Receb'inde sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî ile Anadolu vilâyetlerinde celâlîler üzre sefer-i hümâyûn olup gitdiğimiz konakları ve âsâr-ı acîbe ve garîbeleri menzil-be-menzil beyân eder
EÇS V 80a
Azîmet-i sefer-i hümâyûn-ı pâdişâh-ı cem-haşmet oldur kim, mukaddemâ Halebü'ş-şehbâ kal‘asında Celâlî Hasan Paşa'nın ve Tayyaroğlu ve Sarı Ken‘ân Paşa'nın ve niçe mîr-i mîrân ve ümerâ celâlîlerin katlleri be-dest-i Murtazâ Paşa ve Kadrî Paşa ve Dutsak Alî Paşa ve Çetrefilzâde Hüseyin Paşa olup cümlesi ilhâm-ı Rabbânî ve imdâd-ı mu‘cizât-ı Nebevî ile cümle celâlî ve cemâlî eşbehlerinin kelle-i bî-devletleri der-i devlet olan Bâb-ı Hümâyûn önünde galtân olup bakıyyetü's-seyf olanlara seyf-i Muhammedî urulmağa sefer-i hümâyûn olmak fermân olunup azîmet-i pâdişâh-ı İskender-zafer-i kişver-keşân, berây-ı celâlîyân pür-fitne-i sâhib-isyân üzre müteveccih olup ibtidâ tuğ-ı hümâyûn sahrâ-yı Üsküdar'da serâperde-i hümâyûnda meks edüp andan cemî‘i asâkir-i İslâm ile pâdişâh-ı cem-azamet mahrûsa-i Kostantiniyye'den mâh-ı (---) günü başdarda-i hümâyûnuna süvâr olup deryâ-misâl asker ile arz-ı mukaddeseye mülâsık olan hâk-i Üsküdar'da serâperdesinde karâr-dâde olduklarında ol hâk-i amber-pâka kadem basdıkda nihânîce birkaç musâhibleriyle Üsküdarî Mahmûd Efendi kuddise sırruhu hazretlerinin kabr-i şerîflerin ziyâret edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdiler kim hadîs-i şerîfde Resûl-i Kibriyâ buyurmuşlardır kim,
EÇS V 80a
hadîsi mazmûnu üzre rûh-ı pür-fütûhlarından isti‘ânet taleb edüp ba‘de'd-du‘â azîzin tarîkında olan fukarâ-yı Celvetîlerine bir kîse mümessek zer u hâlis tasadduk edüp otak-ı nüh-tâkında cülûs edüp sahrâ-yı Üsküdar pâdişâh-ı sâhibü'l-mehâmidin kudûm-i şerîfleri şerefiyle deryâ-misâl cüyûş-ı müslimîn ile dağ u râğ u bâğ ve Bulgurlu ve Çamlıca dağlarına varınca kat-ender-kat hayme vü hargâhlar ile cümle zemîn-i çerâgâhları müzeyyen olup nakş-ı bukalemûn lâle-izâr bir sahrâ-yı Üsküdar oldu.
EÇS V 80a
Hakkâ ki bu hâl-i şâdumânî üzre yedi gün yedi gece deşt-i Üsküdar'da meks olunup hayme-be-hayme ayş u işretler olunup nısfu'l-leylde niçe bin bârgâh çetr-i mülemma‘larda savt-ı hazînler ile tevhîd ve temcîdler tilâvet olunup ibâdetler olunurdu.
EÇS V 80a
Ale's-sabâh dîvân-ı pâdişâhî olup serâperde önünde kös-i hâkânîlere turralar urulup eyâlet-be-eyâlet hüccet-i şer‘iyyeler ile celâlîliği sâbit olmuş kimesneleri her vilâyetden müfettiş paşalar kayd [u] bend ile huzûr-ı pâdişâhîye gönderdiklerinde kösler önünde ba‘de'd-dîvân niçe yüz âdemleri sürü sürü getirüp ale't-tertîb cellâd-ı felekler bu kadar binâ’illâhı dizüp, hünkâr-ı hücec gazab bir eline tîğın ve bir eline mezâhib-i erba‘a fetvâlarıyla sûre (---) nass-ı kâtı‘-ı burhânîden âye[t]:
EÇS V 80a
yarlığ-ı belîği hükmüyle amel edüp cellâd-ı bî-amânlara işâret edince, hemân Kassâb Cömerd köçekleri gibi cellâdlar dâl-tîğ-i Dahhâk-ı âteş-tâb olup bu kadar binâullâhı serâperde önünde dilim dilim ve şilim şilim etdiklerine beyt-i münâsib:
EÇS V 80a
Cellâd-ı felek boynın urup bir niçe şahsınGördüm kafesi başka yatır başka kafâsı
EÇS V 80a
ebyâtı mazmûnu üzre cümlesi kelle paçaları na‘şlarıyla püşte püşte olup Budin'de sahrâ-yı Peşte-misâl na‘ş-ı insân ile fezâ-yı Üsküdar zeyn olurdu.
EÇS V 80a
Ve celâlîlerin müte‘addid kimesnelerinden olanları i‘zâzen otak-ı nüh-tak içinde huzûrunda söylede söylede perrân-ı kelle etdirüp niçe kerre pâdişâhın üzerine kan sıçrayup hûnkârlığı icrâ ederdi. Serâperde-i Süleymânî önü hûn-ı benî Âdem'le tâ bu mertebe oldu kim birkaç günden cemî‘i çemenzâr lâle erguvân-vâr humret üzre olup hûn-ı benî Âdem koyun kanarasında akar gibi cereyân-ı seyl-i revân olduğundan bir müte‘affin bed râyiha hâsıl olup cümle hayme vü hargâhlarında sâkin olan erbâb-ı dîvânlar muztarib olduklarından mâ‘adâ bilâ-had ü lâ-add sinekler hûn-ı insân üzre megesler meks edüp hûn-âlûd oldukda haymelerde âsâyiş edenlerin üzerlerine sinekler konup herkesin esvâbı ve destârı münakkaş-ı hûn olurdu.
EÇS V 80a–80b
Bundan mâ‘adâ bir sâhib-i tîğ olan âdemler haymesinde bed-râyiha-i hûn-ı âdemden ve hûn-âlûd olmuş 80b sineklerin hucûmundan bir âdem haymesinde ta‘âm tenâvül edemezdi. Ordu-yı İslâm üzre sinek ol kadar musallat oldu kim vakt-i zuhurda şems-i âteş-tâbın zemîne te’sîri olmayup sinek remmâları âfitâbın ziyâsın muzlim ederdi.
EÇS V 80b
Bu ahvâl-i pür-melâl yedi günden sonra pâdişâh-ı âlî-câha i‘lâm olunup na‘ş-ı benî Âdem içün çâhlar kazup her gün beşer altışar yüz kesilen âdemleri kuyulara leb-ber-leb ederlerdi. Ba‘dehû kuyular kazmadan asesbaşı ve subaşı sığır arabaları peydâ edüp niçe yüz aded vücûd-ı insânı arabalara tahmîl edüp Haydarpaşa Bâğçesi önünde deryâya dökerlerdi.
EÇS V 80b
Âhir-i kâr "Bu kadar leşleri her gün arabalarla bir yerden bir yere nakl etmek ne belâdır" deyüp katle müstehak olan kimesnelerin her gün otakda kösler önünde kırk ellisin kesdiklerinden mâ‘adâsın fermân-ı pâdişâhîyle yetmişer, seksener ve yüzer aded âdemleri cümle huzûrunda söyledüp aslâ birin âzâd etmeyüp, işâret etdikde cellâdlar benî Âdem'i koyun sürüsü gibi ayaklarıyla sürü sürü sürüyerek, kimisi ağlaşarak, kimisi çağırarak cellâdlar Kavak iskelesine götürüp cümlesin sâhil-i deryâda ale't-tertîb dizüp cümlesin uryân edüp kimi hay ve kimi vay ve kimi kelime-i şahâdet getirüp, kimi "Vay anacığım", kimi "Vay babacığım" ve kimi "Vay oğulcuğum" deyü feryâd ü nâlân ederlerken cellâdlar iki başdan başlayup şak şak kılıç urarak çalarak kırarak iskele-i Kavak şecereleri şecere-i Vakvâk altı gibi cesed-i insân ile zeyn olup hûn-ı insân deryâya nehr-i Revân gibi cereyân ve revân ederdi, ammâ ne cür’etdir kim bu mahalde bir yiğit hemân ayağa kalkup eli duşakda kadanmış iken seğirdüp cellâdın birine bir depme niçe urduysa cellâdın bağırsakları taşra çıkup ayaklarına dolaşınca hemân ol yiğit gayrı cellâdlara hücûm etdi, ammâ ne çâre el kelepçede bağlı.
EÇS V 80b
Hemân fakîr yiğit seğirderek kendüyü deryâya urup gark olurken cellâdlar yetişüp ol yiğidi deryâda katl edüp, hakîr ol yiğidin leşin çıkardup bir kenârda defn etdirdim. Hâlâ kabri Kavak iskelesi kurbunda ma‘lûmdur ve sâ’ir leşleri cümle bostâncılar deryâya dökerlerdi.
EÇS V 80b
Netîce-i kelâm kâmil yigirmi gün bu hâl ile geçüp sahrâ-yı Üsküdar'dan pâdişâh-ı âlem-penâh göçüp,