EÇS V 82b
şehr-i İzmit'de üç gün tekâ‘üd olup kapudan paşa ve bostâncıbaşı bir yaylım top u tüfeng şâdumânları edüp Mudanya şehri limanına gitmek fermân olundu.
EÇS V 82b
Andan bu şehr-i İzmit'de cümle ocak halkı ile müşâvere olup celâlî kırmağa Haleb ve Mar‘ayş ve Sivas üzre sa‘âdetlü pâdişâhın gitmesi münâsib görülmeyüp,
EÇS V 82b
"İsmâ‘îl Paşa gitmesi kifâyet eder" deyüp İzmit'den taht-ı evvel Bursa'ya revâne olmağı ma‘kul görüp tuğlar gidüp ertesi sa‘âdetlü pâdişâh İzmit halicin dolaşarak 5 sâ‘at gidüp,
EÇS V 82b
Menzil-i Topyeri: Bu menzil-i nâ-mübârekde celâlî cânibinden vâcibü'l-katl bir âdem gelmemek ile pâdişâh-ı hûnhârın tabî‘atına bu cây-ı bed-havâ hoş gelmeyüp otakdan nihânîce çıkup niçe gûne ahvâlâta vâkıf olmağiçün ordu-yı İslâm için tecessüs ederek ordu-yı hümâyûnu seyerân u deverân ederek dağlara çıkup bir orman içre üç aded mefret sığınlara râst gelüp anları şikâr edüp otak önünde anları kurbân edüp,
EÇS V 82b
"Hamd-i Hudâ, yine otağım önü kurbânsız olmadı. Bu sığınlar dağî ve yağî ve bâğî celâlîdir, ammâ bugün celâlî boğazlasak" derken hikmet-i İlâh bir ma‘sûm ağlayarak otağa gelüp feryâd etdikde,
EÇS V 82b
"Bire sabî, ne ağlarsın?" dediklerinde, gulâm-ı sabî eydir:
EÇS V 82b
"Bir âdem elimden bir sepet kirazım alup kaçdı. Ardı sıra gözetdim ve çadırına varup akçesin istedim. Beni döğüp, işte başım yarup, beni mecrûh edüp işte kanım akar" deyü cereyân eden kanın gösterdikde, fi'l-hâl pâdişâh emr edüp, bir hasekiyle gulâmı gönderüp gördüler kim, cellâdların çadırlarıdır kim henüz oturup cümle kirazı yeyüp safâlanırlar. Haseki pâdişâha böyle arz edince, derhâl otak önünde iki cellâdın cellâdlar boynun urup,
EÇS V 82b
Hünkâr eydir: "Hamd-i Hudâ, otak önü Hasan Paşalı kanından eyi kan ile âlûde olup serâperdem önü kansız kalmadı" buyurduklarında, hikmet bu kim ol ân Adana Paşasından altmış aded Hasan Paşalı pây-beste ve dil-haste kayd [u] bend silsile-i selâsil-i ağlâl ile huzûr-ı pâdişâhîye geldikde hemân hünkâr-ı hûnhâr eline hüccet-i şer‘iyyelerin alup kendi dîvânında amân u zamân vermeyüp kelleleri top gülleleri gibi yuvarlanup demleri rîzân oldu, ammâ hakkâ ki sa‘âdetlü pâdişâh-ı âdil cemî‘i katl etdiği kimesnelerin hüccet-i şer‘iyyelerini kırâ’at etdirüp eline aldıkdan sonra mücrimleri katl edüp amân vermezdi.
EÇS V 82b
Ba‘dehû mezkûr Topyeri menzilinden kalkup cânib-i kıbleye ormanlar içre tathîr olmuş yollar ile havâ-yı latîfde gidüp,
EÇS V 82b
Menzil-i (---): Bunda dahi on bir âdem ve bir sancakbeği katl olunup sadrıa‘zamdan pâdişâha hafta hedâyâsı içün bir murassa‘ zeynli ve iki re’s sâde çul dîbâ ile atlar gelüp arz kılınup makbûl-i hümâyûn oldu, ammâ gâyet küheylân ve hoş hırâm atlar idi. Musâhiblerden bir muntazamü'l-kelâm ve sühan-ârâ-yı be-nâm fasîhü'l-lisân ve bedî‘ü'l-beyân olan Leh Hasan Ağa'ya ihsân olunup ol ân huzûr-ı pâdişâhîde süvâr olup çevelân etdi. Andan kalkılup 4 sâ‘atde,
EÇS V 82b
Menzil-i Kazıklı Beli: Nâm hıyâbân çengelistânda meks olunup on üç âdem ile bir sürsat ağası boyunları urulup sürsat getiren kadı "ulemâdır" deyü afv olunup cezîre-i Kıbrıs'a nefy-i beled olundu. Andan,
EÇS V 82b
Menzil-i kal‘a-i Çin, ya‘nî şehr-i kadîm İznik-i dâr-ı meh cebîn
EÇS V 82b
İznîk ve İznik ve Iznîk dahi demişler, ammâ müverrihân-ı Rûm içre Çin-i Rûm İznik nâmıyla mastûrdur. Bâlâda cild-i evvelimizin sene 1058 târîhinde cümle evsâfıyla tafsîl üzre tahrîr olunmuşdur, ammâ şimdiki evsâfı oldur kim sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-cenâb bu şehre girirken cümle a‘yân-ı kibâr u sigâr şehirden taşra pâdişâhın istikbâline çıkup cümleye Eşrefzâde Çelebi Efendi pîşvâ olup selâma durdular ve cemî‘i ehl-i hıref var makdûrların sarf edüp şâhrâh üzre gûnâ-gûn harîr-i fâhireleri pâyendâz edüp niçe yüz aded koyunları uğur-ı pâdişâhîde kurbân-ı şükrân edüp sa‘âdetlü pâdişâh otağında mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre on yedi âdemin kellelerin top-ı çevgân-vâr galtân etdirüp üç gün meks fermân olunup nâdîler nidâ etdiler.
EÇS V 82b
Bu mahalde Bursa şehrinin dahi ordusu gelüp İslâmbol ordusuna karışup bir ordu-yı çârsû-yı bâzâr-ı pâdişâhî oldu kim serâper[d]e-i hümâyûn önünden İznik gölü kenârıyla kâmil iki sâ‘at tûlu hemân ordu-yı bâzâr haymeleri ile sahrâ-yı İznik lâle-izâr olup sa‘âdetlü pâdişâh serâperdenin ard kapusundan taşra nihânîce çıkup ziyâret-i Eşrefzâde'ye gitdiler.
EÇS V 82b–83a
Anda vardıkda Çelebi Efendi ile müşerref olup ecdâd-ı izâm-ı Çelebi Efendi'yi ziyâret 83a edüp cemî‘i fukarâya bir âyîn-i tevhîd-i Eşrefî etdirüp sultân-ı azîzin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp cümle fukarâya bir kîse guruş ihsân edüp yine mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre sayd [u] şikâra gidüp İznik gölü etrâfında niçe gûne sayd [u] şikârlar edüp serâperdesine geldikde, hikmet-i Kahhâr ol mahalde yetmiş aded âdemler celâlîden şikeste-beste ve dil-haste huzûr-ı pâdişâhîye geldikde, bunları cellâd-ı bî-amânlar kırarken aralarından biri ayağ üzre kalkup,
EÇS V 83a
"Amân pâdişâhım, ben hasîbü'n-nesîb sâdât-ı kirâmdanım" deyü feryâd edince, anı nâkîbüleşrâfa teslîm edüp, anlar sâdâtı ma‘nûken teslîm-i rûh etdirüp pâdişâha arz etdiler. Andan mâ‘adâ mücrimleri kösler önünde şemşîr-i âteş-tâbdan cellâd-ı bî-amânlar geçirdiler.
EÇS V 83a
Sergüzeşt-i acâ’ib ü garâ’ib mazlûm-ı bî-günâh
EÇS V 83a
Cellâdlar bir âdeme kılıç üşürüp bere bere etdiler, ammâ yara yara ve pâre pâre edemediler. Herîf-i zarîf ise gâh sağa ve gâh sola kaçup,
EÇS V 83a
"Amân pâdişâhım, bir mazlûm bî-günâh hânedân sâhibi bir kesin nâ-murâd mazlûm evlâdıyım" deyü feryâd etdikde hemân,
EÇS V 83a
Pâdişâh-ı âdil eydir: "Tîz şu herîfi huzûruma getirin kim bu kadar cellâdlar buna kılıç üşürdüler. Zerre kadar kesdirmeğe kâdir olmayup görelim nicesi vefk ve tılısm taşır?" dedikde, niçe zâlimler,
EÇS V 83a
"Belki pâdişâhım, sihirbâzdır, yâhûd ilm-i simyâ bilir, hele görelim" deyüp herîfi huzûr-ı pâdişâhîye getirüp,
EÇS V 83a
"Tîz soyun şu herîfi, nice tılısm [u] vefk taşır görelim" dediklerinde, herîfi uryân edüp hamâyıl ve heykel ve tılısm vefkden herîf üzre bir şey bulmadıklarında,
EÇS V 83a
Herîf-i zarîf eydir: "Vallâhi pâdişâhım, ben Anadolu eyâletinde Uşak şehrinde tarîk-i Uşşakîden bir âşık-ı sâdık garîb ü hasîb ü nesîb sâdât-ı kirâmım, ammâ levendât ile ıhtılât etdiğimden ey çöğür çalup savt-ı hazînli eyi türküler çağırdığımdan Hasan Paşa beni huzûruna Bursa'ya gelirken getirdüp bile idim. Gördüm ki isyân ediyor. Âhir iki kerre firâr edüp yine halâs olamayup beni dutdular. Üçüncü def‘a anlar Konakçı Alî Paşa ve Çavuşoğlu Mehemmed Paşa ile döğüşmek sadedinde iken ben yine firâr edüp Uşak şehrinde yüz beş yaşında bir şerîfe anacığım vardır, anın yanında sekiz aydır saklı iken beni, Karahisâr beği dutup, beni halâs etmek içün benden bin guruş isteyüp, bir nukre vermediğim içün beni kayd [u] bend ile bu mahalle gönderirken anam dedi kim,
EÇS V 83a
‘Korkma oğul, bu bahâneyle arş gölgesinden halk olmuş pâdişâhın yüzün gör, ol da senin yüzünü görüp, seni soyup mühürlü ceddîn vücûdun gördükde terahhum edüp seni âzâd edüp çok ihsânlar eder. Ben seni ceddin Hazret-i Muhammed'in himâyesine saldım ve ben sana aslâ âbdestsiz ve bismillâhsız süd vermedim. Irk-ı tâhirdensin, var git, ammâ bana tîz gel’ dedi.
EÇS V 83a
Yohsa pâdişâhım bende ne tılsım, ne vefk vardır ve ne başımda yeşilim var. Fermân pâdişâhımındır" dedikde, cellâdlar eydir:
EÇS V 83a
"Pâdişâhım, hele kılıçlarımızı görün" deyü huzûr-ı pâdişâha kılıçların bırağup el-azametullâhi te‘âlâ, gûyâ kılıçların yüzleri kurşum gibi yassı yassı olup, pâdişâh ve cümle huzzâr-ı meclis musâhib-i şehriyârîler engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar.
EÇS V 83a
Hemân sa‘âdetlü pâdişâh "Âzâd edin şu çelebiyi" dedikde, ol anda bendlerin çözüp sırtına bir kat libâs-ı fâhire ve don gömlek ve bir küheylân at ve iki köle ve bir seyishâne ve bir kîse guruş ve yüz altun ve bir semmûr kürk ile yigirmi akçe müteka‘id hatt-ı şerîfi verüp,
EÇS V 83a
"Beni sevenler ri‘âyet eylesin" dedikde, Allâhu ekber cümle vüzerâ ve vükelâ ve musâhibînler mezkûr çelebiye ol kadar ihsân u in‘âmlar etdiler kim üç günde çelebi, cerge ve katar ve mehâr sâhibi olup şâdmerk olayazdı.
EÇS V 83a
Ba‘dehû şi‘rinde çöğür çalarken mahlasın "Itâkî" yazdı. Bu ahvâle cemî‘i erbâb-ı dîvân ve ordu-yı pâdişâhî âdemleri ta‘accüb edüp engüşt ber-dehen ederek âlem-i hayretde kaldılar. Meğer mezkûr Itâkî Emîr Çelebi Kalenderî Mehemmed Efendi'nin hazînedârı olan silihdâr sipâhîsi halîfesi Gedüslü Halîfe'nin akrabâlarından imiş.
EÇS V 83a
Cümle silihdâr zümresinin a‘yân-ı kibârları bu âzâd olan Itâkî Çelebi'ye ol kadar ri‘âyet etdiler kim on günde bay oldu. Ve Gedüslü Halîfe haymesi kurbunda haymesiyle meks edüp kılıç bereleri içün yağlı mumyalar içirüp cümle kılıç bereleri müzmahil oldu ve üç bin guruş ve beş altı köle ve bu kadar mâl [u] menâl sâhibi olup vilâyetine revâne oldu, ammâ acâ’ib çöğür çalardı.
EÇS V 83a–83b
Koroğlu ve Kuloğlu ve Demiroğlu ve Köroğlu ve Fartıloğlu ve Kayıkçı Mustafâ ve Kayıkçılar Mustafâsı ve Gedik Süleymân ve Dişlen Süleymân ve Gedâ Musli ve Türâbî ve Gedâî ve Kâtibî ve gayrılar bunun depretdiği çöğürü ve bunun söylediği âşıkâne pâkîze eş‘ârları birisi söylemeğe kâdir değildir, zîrâ sözünde te’sîr var idi kim üstâddan feyz alup Dâvûdî nefesli tasavvufâne güfteli şâ‘ir-i sühan 83b perdâz idi. Cenâb-ı Kibriyâ pâdişâh hışmından halâs edüp sâlimîn ü gânimîn vatanına vardı ve's-selâm.
EÇS V 83b
Bu İznik şehrinden sa‘âdetlü pâdişâh-ı âdil kalkup Bursa Yenişehri üzre azîmet etdikde hakîr Dil Hersek'inde gemilerle Dil'i geçen hidmetkârlarımıza gitmeğe sadrıa‘zam kethüdâsından me’zûn olup İznik'den cânib-i garba 12 ma‘mûr u âbâdân dağlı ve bâğlı ve ormanlı köylerden niçe köyleri ve Kirazlı köyün geçüp vakt-i asırda,
EÇS V 83b
Menzil-i kasaba-i Hersek: Mukaddemâ mevsûfdur.
EÇS V 83b
Anda huddâmlarım bulup Hersek mütevellîsinden bir at ihsân alup, andan cânib-i kıbleye hidmetkârlarımla 3 sâ‘at giderken sağ tarafımızda leb-i deryâda Yalova kasabası görünüp, mukaddemâ bin elli târîhinde Yalova İçme Ilıcası'na gitdiğimizde mufassal tahrîr olunduğundan Yalova'ya uğramayup cânib-i kıbleye 6 sâ‘atde,
EÇS V 83b
Banîsi Kostantin kızı Ralina'nındır. Sene 726 târîhinde Bursa fethinden mukaddem bu kal‘ayı Osmân Hân-ı Evvel Rûm keferesi elinden feth etdi, be-dest-i Karamürsel Beğ. Feth ederken usret çekilüp ba‘de'l-feth kal‘a câ-be-câ münhedim edüp, hâlâ eser-i binâları zâhir ve bâhirdir, ammâ leb-i deryâda olmak ile bir sa‘b hisâr-ı metîn imiş. Hâlâ içinde Rûm kefereleri sâkindir. Zamân-ı kadîmde Aya Niko nâm bir deyr-i azîmi olmağile hâlâ Kara Kilise derler. Bâğı ve bâğçesi ve üzümü ve cevizi meşhûrdur. (---) nâhiyesindendir. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---).
EÇS V 83b
Bursa sancağında yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâdır ve cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Serdârı ve kethüdâyeri ve (---) tarafından subaşısı var. şehrinin cânib-i şarkında İznik gölü görünür. Bir vâsi‘ düz yerde bâğ u bâğçesinin hisâbın Hudâ-yı Perverdigâr bilir. Her bâğı bâğ-ı İremezâtü'l-imâd'dan nişân verir. Âb-ı hayâtları değirmenler ile cereyân eder âb-ı hoş-güvârları vardır.
EÇS V 83b
Ve cümle on bir mahalle bin üç yüz aded tahtânî ve fevkânî İslâmbol tarzı mükellef kiremit örtülü hâne-i ma‘mûrları vardır. Cümle[den] Hekîm Kadınoğlu Çelebi evi ve Serdâr Ahmed Ağa evi ve Çorbacı hânesi ve şeyh hânesi ma‘mûr u müzeyyen büyûtlardır kim bülbül gülistânlı ve bâğ u bostânlı hânedânlardır.