EÇS V 87a
Ve cümle (---) aded çârsû-yı bâzârı var, ammâ esnâfı yokdur, lâkin binden mütecâviz meyhâne dükkânları var. Hattâ Bekriyân-ı fâsikan-ı fâcirânın kavilleri üzre bu Erdek'de dokuz gûne misket üzümünden şarâb olur ve gayrı gûne şarâbın hisâbın iblîs-i telbîs bilir kim ibtidâ şarâb bu Aydıncık diyârında te’lîf oldu.
EÇS V 87a
Der-beyân-ı sebeb-i tulû‘-ı şarâb-ı bî-hicâb
EÇS V 87a
Müverrihân-ı Yunaniyân kavilleri üzre ibtidâ Cemşîd bu Aydıncık diyârında neşv ü nemâ bulup ankâ bir dâl idi. Lâkin bunun bir pençe-i âfitâbe-i mehpâre kızı var idi. Cemşîd anı bir ân görmese ârâm edemezdi.
EÇS V 87a
Hikmet-i Hudâ ol duhter-i pâkîze-ahter şikeste hâtır olunca niçe bin etıbbâ ana ilâc etdiler. İlâc-pezîr olmayup bir gün şeytân aleyhi'l-la‘ne Cemşîd'e hekîm-i hâzık sûretinde gelüp kızın nabzına yapışup eydir:
EÇS V 87a
"Bunun marazı ciğerdedir. Tîz üzüm getirsinler" deyüp Cemşîd ve şeytân üzümü sıkup şişelere ve humlara koyup kırkıncı günkü oldukda şeytân Cemşîd'in kızına bir kâse bâde verdikde gûyâ duhter hâbdan bîdâr ve şarâbdan hoşyâr olup gördü kim bedenine hıffet kemâkân sıhhat gelmiş.
EÇS V 87a
Hemân kız kalkup doğru Cemşîd'in katına gelüp sergüzeşti ana bir bir takrîr eyledi.
EÇS V 87a
Hemân Cemşîd buyurup tabîb şeytânı katına çağırup şarâb kabının ağzın açdılar, ammâ gûyâ ejdehâ ağzından âteşler çıkup ağzı lu‘âbından korkarak hekîm şeytân içün Cemşîd içün çâşnisin tutdular. Gördüler kim âb ve âteş birbirleriyle zıd olup "Ez-zıddâni lâ-yectemi‘ân" iken âb ve âteş bir yere gelmiş. Zâhiri telh ve bâtını azb bir sirişt-i safâ-bahşdır.
EÇS V 87a
Bu hikmetin hayrânı ve bu şerbetin serv-i sâmân-ı sekrânı olup Cemşîd'in duhterine bu duhter-i rez şerbetin verüp nûş etdikce şifâ bulup ten-dürüst olup la‘lgûn yanaklar hâsıl bu şarâb-ı Cemşîd'den gayrıda bulunmayup mu‘âlece içün sata sata bu Aydıncık ve Erdek'de Cemşîd meyhânecilik ede ede mâl-ı Karûn'a mâlik olup rubûbiyyet da‘vâsına başladı.
EÇS V 87a
Müddet-i ömrü ma‘lûm değildir, ammâ yedi yüz yıl pâdişâh olup mübâhese-i ilm etmek ve silâh düzmek ve kirec ve üstübec ve misk ve ûd ve reyhân ve kalya misk ve envâ‘-ı ıtriyât ve çadır ve hammâm ve nefîr ve sûrnâ ve gözgü ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp bir bölüğü ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacri ve bu şehr-i Aydıncığ'ı amâr edüp şarâb içe içe aklına hıffet gelüp nikrîz zahmeti derdinden rubûbiyyet da‘vâsı edüp şeddad bin Âd Cemşîd'e galebe edüp oğluyla Dahhâk-ı Mârî nâm vezîrin Cemşîd üzre deryâ-misâl asker ile gönderüp Aydıncık nâm mahalde döğüşerek Cemşîd Ayasuluk şehri kal‘asına firâr edüp anda dutduklarında Cemşîd'i destere ile iki biçüp halk-ı cihân şerrinden emîn olup Cemşîd Ayasuluğ'da yatır.
EÇS V 87a
Andan Âd ibn-i şeddad şarâbı yasak edüp niçe bin âdemleri katl etdi. Me’âl-i kelâm şarâb bu Erdek'de peydâ olmuşdur.
EÇS V 87a
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı germâb-ı kurb-i kasaba-i Erdek
EÇS V 87a–87b
Hikmet-i Hudâ bu Erdeğ'in karşı garbında bir mîl ba‘îd deryâ içre ta‘âm sofrası kadar bir küçük {kaya içre bir değirmen dönderür ısıcak kaynar bir ılıca suyu var. Âdem girmeğe tahammül edemeyüp deryâya karışdığı yerde girirler. İki nev‘a hâssalı kudret suyu bir olunca gasl edenler gûyâ hayât-ı câvidân bulur. Aceb kudret-i Sannâ‘-ı Lem-yezeldir. Meğer hikmet-i Hudâ bu Erdek kurbunda bir balık dalyanı vardır. Anda çıkan kolyoz balığı rub‘-ı meskûnda ol kadar vefret üzre çıkmaz}. 87b
EÇS V 87b
Erdek'den Aydıncık şehri görünür, ammâ deryâdan 18 mîl aşağıdır, ammâ karadan bu Kapudağı boğazından çıkup karadan mesâfe-i ba‘îdedir. {Gulâmlarımızla atları kayıklara koyup dalyandan karşu beş mîl Aydancığa vardık}.
EÇS V 87b
Evsâf-ı şehr-i azîm ve tahtgâh-ı kadîm Belkıscık, ya‘nî binâ-yı ibret-nümâ-yı kal‘a-i Aydıncık
EÇS V 87b
İbtidâ bânîsi bizzât Hazret-i Süleymân'dır kim eğer tevârîh-i Yunaniyân ve eğer târîh-i İsrâ’ilî ve Latin ve Arab ve Acem müverrihleri ale'l-ittifâk "Hazret-i Süleymân binâsıdır" deyü tahrîr etmişlerdir, zîrâ hâlâ eser-i binâlarından dahi ma‘lûmdur. Be-kavl-i müverrihân-ı Rûm-ı ân Merzibûm kaçan kim Hazret-i Süleymân ins ü cin ve div ü perilere emr edüp Yemen şehirlerinde Sebe’ pâdişâhının kızın perilere emr-i Hakk ile getirdiği sûre-i Sebe’de âye[t]:
EÇS V 87b
nass-ı şerîfi tefsîrinde Belkıs hikâyeti ve Sebe’ şehri harâbında gördüğümüz üzre hâlâ pire ve kehle ve tahta biti ve yılan ve çıyan ve akreb olmaduğu mezkûr âyet-i şerîf tefsîrinde musarrahdır. Tatvîl-i kelâma ihtiyâc yokdur. Andan Hazret-i Süleymân'a Belkıs geldikde,
EÇS V 87b
Belkıs eydir: "Yâ emînallâh, beni Sebe’ şehri gibi Arapça şehrinden çıkarup Ayıntakıyye gibi sengistân yere getirdin. Tîz beni bir âb [u] havâsı latîf yire götürün" dedikde, Rûmeli diyârında medînetü'l-hükemâ ve'l-kudemâ şehr-i Atina zemînin beğenüp imâra başlayup, andan zemîn-i Makedonya'yı, ya‘nî İslâmbol'u beğenüp Sarâyburnu'nda ve Ayasofya yerinde binâlara başladılar.
EÇS V 87b
Andan Karadeniz nihâyetinde Tarabefzûn, ya‘nî Tırabzan yerinde binâya başladılar.
EÇS V 87b
Andan yine Hazret-i Süleymân yele emr edüp niçe zemînleri seyr [ü] temâşâ ederek Bursa zemînine gelüp, Bursa, ‘Bulursa’dan galatdır, anda Bursa şehrin tûfân-ı Nûh kumu içinden çıkarup Süleymân Nebî Bursa'da meştâ edüp, andan bu Kapudağı zemîninde bu Aydıncık nâm âb [u] havâsı latîf cây-ı hoş-fezâyı beğenüp Belkıs'ın re’y [ü] tedbîriyle bu Aydıncığ'ı eyle amâr etdiler kim yedi yılda ins [ü] cin ve hûş u tuyûr ve dîv ü periler çalışmadan bî-tâb ü bî-mecâl kalup İremezâtü'l-imâd misilli bir şehr-i azîm olup hâlâ eser-i binâları Kapudağı boğazına ve Erdek sahrâlarına varınca ibret-nümâ amûd-ı müntehâlar ve tâk-ı kisrâlar ve kubbe-i gûnâ-gûnlar hisâbın Sâhibü't-tedbîr Sannâ‘-ı Lem-yezel bilür.
EÇS V 87b
Eğer harâbistânının evsâfın tahrîr eylesek başka bir mücelled kitâb olup ancak şundan ma‘lûm ola kim İslâmbol'u, Kostantin ve Ebü'l-feth Sultân Mehemmed ve Süleymân Hân ve gayrı pâdişâhlar bu Aydıncık'da Hazret-i Süleymân imârâtının harâbistânında[n] İslâmbol'u amâr etdiler. İlâ hâze'l-ân gûnâ-gûn ibret-nümâ sommakî ve zenbûrî ve yerekanî amûdları ve gayrı elvân-ı musaykal ve mücellâ taşları bu Aydıncık ve Erdek'den taşıyup niçe şehirler amâr olmada.
EÇS V 87b
Der-sebeb-i harâbât-ı şehr-i Aydıncık: Oldur kim, kaçan emr-i Hakk ile İskender-i Zülkarneyn sedd-i Ye’cûc'ü yapup avdetde Karadeniz boğazın kesüp, bahr-i Rûm'a Karadeniz'i karışdırdıkda Eski İslâmbol ve Kaydefa şehirleri gark olup bu Aydıncık da bir burunda vâki‘ olmağile gark olup Kapudağı burnu ile bu Aydıncık arası bir boğaz olup Kapudağı ve Bandırma bir cezîrede kalup Aydıncık beride kaldı. Ol zamândan berü harâb olup ba‘dehû Kütâhiyye sâhibleri Germiyânoğlu amâr edüp sene (---) târîhinde Timur Hân İzmir'i âteşe urup Balat şehrin ve Ayasuluğ şehrin ve Melas şehrin harâb etdiği sene bu Aydıncığı da harâb etdi.
EÇS V 87b
Ba‘dehû sene 735 târîhinde Orhân Gâzî Rûm keferesi elinden zor-â-zor kuvvet-i bâzû ile feth etdi, be-dest-i Aydınbay Beğ. Anıniçün Aydıncık derler, galat-ı meşhûru oldur, ammâ lisân-ı Yunan üzre ismi Filvar Purgaz'dır. Hâlâ Anadolu eyâletinde Hudâvendigâr sancağı hâkinde (---) hükmünde a‘lâ şehr-i ma‘mûrdur ve hâkim-i şer‘i Karesi kazâsı hükmünde yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâdır.
EÇS V 87b
Nâhiyesi (---) aded kurâdır. (---) Müftîsi ve nakîbüleşrâf vekîli ve dizdârı ve kethüdâyeri ve emîni ve bâcdârı ve muhtesibi vardır, zîrâ bender iskeledir, ammâ Boğazhisârlar yakın olmak ile dizdârı ve neferâtları ve cebehâneleri ve nâzük topları aşağı hisârlara ref‘ olup bu kal‘a iç elde kaldı ve ihtiyâc dahi değildir.
EÇS V 87b–88a
Eşkâl-i kal‘a-i şehr-i Aydıncık: Evvelâ leb-i deryâda mükellef ü mükemmel un ve buğday ve gayrı metâ‘ mahzenleri var, ammâ şehri ve kal‘ası leb-i deryâdan nîm sâ‘at ba‘îd bir mürtefi‘ yerde deryâya nâzır bir bayırlı yerde şekl-i muhammes şeddadî taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ ol kadar vâsi‘ değildir. Lâkin Bursa kal‘ası taşı kadar esâs-ı binâsı taşları birer oda kadar ve hammâm kubbesi kadar taşlardır kim acâ’ib ü garâ’ib köhne binâ bir sûr-ı bâlâ vâcibü's-seyr seng-i hârâlardır kim görenin aklı geder. Hakkâ ki divler binâsı olup Belkıs'ın tahtgâh-ı kadîmi olduğuna alâmetdir. 88a Gûyâ şâm eyâletinde Buka‘ ovasında Ba‘albek kal‘ası ola yâhûd Ayasuluğ kal‘ası binâsı ola. Tâ ol mertebe vâcibü'l-iber sûr-ı üstüvârdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) (---) ve derûn-ı hisârda (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 88a
Bu binâlara im‘ân-ı nazar ile nazar eden çeşm-i münevvereleri hîrelenüp vâlih [ü] hayrân olur.
EÇS V 88a
Sitâyiş-i şehr-i Aydıncık: (---) (---) (---) tarafında bâğ u bâğçeli cümle (---) aded mahalle-i müslimîndir. Bir mahalle Urûm keferesi ve üç mahalle Ermeni kefereleri çokdur kim unculuk ticâreti ederler.
EÇS V 88a
Ve cümle iki bin aded fevkânî ve tahtânî kârgîr binâ ve tarz-ı kadîm serâpâ kırmızı kiremit örtülü evlerdir.
EÇS V 88a
Ve cümle (---) aded câmi‘leri var. (---) (---) (---) (---) (---) (---) mâ‘adâ mesâcidlerdir, ammâ ahâlîsi gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at musallîlerdir, ammâ medreseler ve dârü'l-hadîs ve dârü'l-kurrâlar yokdur, ammâ cümle yedi aded mekteb-i sıbyân-ı tıflân-ı ebcedhânı vardır.
EÇS V 88a
Ve cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı dil-rîşân dâr-ı fakîrânları vardır.
EÇS V 88a
Ve cümle (---) aded iskele başı mahzenlerinden gayrı şehir içre mükellef tüccâr ve berr ü bihâr hânları vardır.
EÇS V 88a
Ve cümle iki aded hammâmı var. Biri (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve cümle (---) aded çârsû-yı bâzârı var kim yine her esnâfdan bulunur, ammâ dükkânlarının çoğu uncu dükkânlarıdır, lâkin bezzâzistânı yokdur.
EÇS V 88a
Cümle halkı Etrâk'dir, ammâ gâyet sâlih rencber âdemlerdir. Beher sene bunların eliyle İslâmbol'a kırk elli bin seklem, ya‘nî çuval beyâz ve hâs ve rakîk un gelir kim dakîk-i gendümü şâm'ın Havran buğdayından memdûh özlü ve lezîz unu olur. Dahi memdûhâtından Amasiyye Lâdik'i kadar ve Sabanca somunu kadar beyâz ve hâs ekmeği olur kim Erdel diyârının sipov ekmeğinden lezîz nânı olur ve üzüm turşusu ve bulaması ve şıra köfteri memdûhdur.
EÇS V 88a
Ve nehr-i (---) üzre su değirmenleri bî-hisâbdır ve bâğ u bâğçesi lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâdır.
EÇS V 88a
Ve âb [u] havâsı ol kadar latîfdir kim gûyâ binâda ve havâda Halebü'ş-şehbâ ve havâda gûyâ Ma‘arratü'n-nu‘mân'dır. Anıniçün mahbûb u mahbûbeleri meşhûr-ı âfâkdır, ammâ Türkistân olmağile mahbûbânları ibtizâldedir. Ya kayıkcı veya gemici veya uncu veya değirmenci veya bâğbân olurlar, ammâ halkı gâyet garîb-dost âdemlerdir.
EÇS V 88a
Ve Aydıncık şimâlinde kırk mîl ba‘îd cezîre Marmara'dır. Kırk mîl dahi cenûba aşağı Lapseki kasabası ve Çârdâk kasabası dahi aşağı ve Anadolu Boğazhisârı dahi aşağıdır, ammâ bu şehr-i hoş-havânın zemîni Karesi sancağı hâkine vâki‘ olmuşdur (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 88a
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı Aydıncık: Evvelâ mezâristânında ziyâret-i Hüsâm Dede. Andan, ziyâret-i Monla Mehemmed eş-şehîr Küçük Mecîdüddîn, bu vilâyet-i Karesi'de hâkim-i şer‘ iken bu Aydıncık'da tevellüd etmeğin yine vatan-ı aslîsinde medfûndur. (---) (---) (---) (---)
EÇS V 88b
Bu şehirleri ve kasabâtları ve âsâr-ı binâları seyr [ü] temâşâ edüp yine sa‘âdetlü pâdişâh olduğu Ilıbat yollarına gerü dönüp 9 sâ‘atde cânib-i şarka gidüp,
EÇS V 88b
Menzil-i karye-i Örenci: Ma‘mûr müselmân köyüdür. Bir câmi‘i var. Andan yine cânib-i şarka 7 sâ‘atde,
EÇS V 88b
Menzil-i karye-i Sarıca Beğ: Bir câmi‘li müselmân köyüdür. Anda sa‘âdetlü pâdişâhın ne cânibe gitdiğin asâkir-i İslâm'dan haber alup gerü cânib-i garba Boğazhisâr yoluna döndük. Andan,
EÇS V 88b
Menzil-i sahrâ-yı Manyas gölü: Kenârında sa‘âdetlü pâdişâh serâperde-i Âl-i Osmânîsin kurup meks etmiş. Biz dahi Köpürlü vezîria‘zam dâ’iresinde meks edüp yine cümle yârân-ı bâ-safâlar ile müşerref olup seyâhat edüp temâşâ etdiğimiz ibret-nümâları su’âl etdiklerinde cevâb verirdik, ammâ yine her gün her menzilde Hasan Paşalı kelleleri ve dilleri gelüp kelle paça olmada idi.