EÇS V 95b
Der-na‘t-ı musannifîn-i şâ‘irân: Evvelâ eş-şeyh Ağazâde Efendi'nin âşıkâne ve tasavvufâne pâkîze eş‘ârları vardır ve Pârsâ Çelebi'nin kezâlik pâk güftârı var.
EÇS V 95b
Menâkıb-ı mazınne-i ehl-i hâl-i mecâzibân:
EÇS V 95b
Der-fasl-ı libâs-ı merd-i meydân: Ekseriyyâ halkı levendâne çuka bağır yeleği ve başlarında fes üzre dayı sarığı sarup gezerler.
EÇS V 95b
Der-ilm-i kabâ-yı tâ’ife-i nisvân: Ekseriyyâ hatunları gûnâ-gûn çuka ferrâce ve ızâr bürünüp yüzlerine burka‘ koyup mü’eddeb gezerler.
EÇS V 95b
Der-vasf-ı esmâ-i râcilân: Ekseriyyâ halkının esmâları Hızır Çelebi ve Balı ve Velî Çelebi ve Eceoğlu ve Kocamışoğlu nâmları var.
EÇS V 95b
Der-beyân-ı nâmhâ-yı bintân-ı zenân: Ekseriyyâ kızlarının adı Çiğdem ve Meryem ve Sevindi ve şahgül ve Hayre ve Nisâ ve Emîne isimlilerdir.
EÇS V 95b
Esmâ-i gulâm-ı halka be-gûşân: Kölelerinin isimleri Tizgeldi ve Cânbezâr ve Hayırlı ve Bereketli ve Sücâh ve Rıdvân ve Sâdık'dır.
EÇS V 95b
Der-ayân-ı nâmhâ-i cevâriyân: Ekseriyyâ câriyelerinin esmâları Bîzâre ve Bîçâre ve şekerpâre ve Mehpâre ve Balkız ve şâdımân gibi adları var.
EÇS V 95b
Sitâyiş-i ibret-nümâ-yı âbâdân: Kal‘a dibinde bir latîf limanı var, a‘lâ yatakdır. Ve binâ-yı azîm (---) göz kârgîr binâ tershâne gözlerinde hâlâ gâzî kadırgaları vardır. Ve şehrin şimâlinde leb-i deryâda mîl minâre-vâr bir kulle-i bâlâda her gece fener yanup cümle gemiler ana bakarlar.
EÇS V 95b
Bî-medh kenîse-i kefere-i râhibân: (---) aded kefere mahallelerinde birer dâne küçük deyrleri vardır, lâkin manastırları yokdur. Re‘âyâsı Urûmlardur.
EÇS V 95b
[Der-]medh-i havâ-yı hûb-ı câvidân: Bahr-i Rûm sâhilinde İslâmbol gibi havâsı gâyet i‘tidâl üzredir. Ne kışında ve ne yazında te’sîr vardır.
EÇS V 95b
Der-vasf-ı ekâlim-i arz-ı büldân: İklîm-i sâlisin vasatında arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at ve (---) derece ve (---) dakîkadır.
EÇS V 95b
Der-fasl-ı tâli‘-i imâristân: Be-kavl-i ilm-i usturlab Monla Bahşî eydir:
EÇS V 95b
"Tâli‘-i imâr-ı Gelibolu burc-ı Akrebde beyt-i Merrîh-i mâ’idir. Anıniçün halkı gâzîlerdir."
EÇS V 95b
Der-beyân-ı memdûhât-ı sanâyi‘ât: Puta oku ve Hayırlıoğlu yayı (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 95b
Kâr [u] kisb-i ahâlî-i ricâlât: Bir fırka halkı gemicilerdir. Bir zümresi bâğbândır. Bir zümresi tüccâr-ı berr [ü] bihârdır. {Bir fırkası ehl-i hırefdir. Bir fırkası mücâhid fî sebîlillâh gâzî yiğitlerdir}.
EÇS V 95b–96a
Der-medh-i hubûbât [u] mahsûlât: Dânedâr buğdayı ve baklası ve böğrülcesi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) 96a
EÇS V 96a
Alâmet-i me’kel-i dâr-ı it‘âm-ı imârât: Cümle (---) adeddir. Evvelâ Sinân Paşa ve Ahmed Paşa (---) (---) (---) (---) imâretleri meşhûrdur.
EÇS V 96a
Der-medh-i ni‘met-i uzmâ-yı me’kûlât: Beyâz ekmeği ve la‘lgûn bekmezi ve cemî‘i meyvelerin mümessek reçelleri ve köfteri meşhûrdur.
EÇS V 96a
Sitâyiş-i me’kûlât-ı fevâkih-i müsmirât:
EÇS V 96a
Hayât-ı cân-perver-i envâ‘-ı meşrûbât: Gelibolu müsellesi ve bulaması ve ayva ezmesi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 96a
Der-aded-i bâğavât-ı imâd-ı İremezât: Cümle otuz bir bin bâğdır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 96a
Der-ayân-ı teferrücgâh-ı merâm-ı erbâb-ı hâcât:
EÇS V 96a
Der-fasl-ı lehce-i mahsûs-ı ahâlî-i ıstılâhât: Ahâlîsine Ece kavmi derler. Ne Çıtak'dır ve ne Yörük'dür ve ne Etrâk'dir. İbtidâ Anadolu'dan Rûm'a geçüp elsine-i muhtelife ile ihtilât etdiklerinden ba‘zı ıstılâh kelâmları vardır.
EÇS V 96a
Evvelâ "cömerdim kaldım", ya‘nî baka kaldım ve "ebbe", ya‘nî ta‘accüb etmek ve "keremceli", ya‘nî eylik edici ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 96a
Ammâ pâk zebân fasîh âdemleri vardır.
EÇS V 96a
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı tershâne-i mutalsamât: Zamân-ı Feylekos-ı keferede tershâne limanında bir gûne bakır gemi var imiş. Leyle-i zemherîde sehereler ol gemiye binüp Karadeniz câzûlarıyla deryâ üzre ceng edüp bir mutalsam gemi {imiş}. Hâlâ Gelibolu kayıkları ol tarz üzre {yaparlar. Bir diyârda eyle gemi yokdur. İllâ Gelibolu gemileri bir tarz-ı acîbdir}.
EÇS V 96a
Der-ayân-ı tetimme-i şehrengîz-i Gelibolu ahkâm-ı külliyât:
EÇS V 96a
Der-fasl-ı ziyâretgâh-ı evliyâü'l-ârifîn ve asfiyâü'l-vâsilîn haccallâhi ale'l-âlemînradıyallâhu anhüm ecma‘în kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-mübîn iste‘antü billâhi ve bihi'l-avn.
EÇS V 96a
Evvelâ nâtık-ı hakayık ve nâsih-i halâyık mazhar-ı envârü't-tarîka ve kâşif-i esrârü'l-hakîka ve hâris-i akl u şer‘ ârif-i asl u fer‘ âmil-i âlî-mâye hâsıl-ı ömr-i girân-mâye eş-şeyh Mehemmed Efendi Yazıcızâde ibn eş-şeyh Kâtib Selâhaddîn: Rûm ve Arab u Acem ve Belh ve Buhârâ'da Muhammediyye nâm te’lîf sâhibi Mehemmed Efendi'dir kim Yazıcıoğlu nâmıyla meşhûr-ı âfâk, eş-şeyh ale'l-ıtlâk kutb-ı istihkâk Mehemmed Efendi'dir kim Âl-i Osmâniyân Devleti'nde Koca Murâd Hân-ı Sânî asrında vücûda gelüp Hacı Bayrâm-ı Velî hazretleri terbiyetiyle bir dürr-i yegâne olup Ebü'l-feth Sultân Mehemmed-i Sânî asrında neşv ü nemâ bulup Muhammediyye nâm kitâbı Gelibolu'da te’lîf edüp cihân-ârâ olmuşdur kim tarîk-i Bayrâmî'de niçe bin eyle âşık-ı şeydâ-yı serbâzlar vardır, kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-azîz.
EÇS V 96a
Hikâye-i menâkıb: Bir gün Yazıcızâde Mehemmed Efendi te’lîf etdiği Muhammediye kitâbın tilâvet ederken bir âh-ı ciğer-sûz çeker kim kırâ’at etdiği sahîfe âh-ı enîninden yanınca bir niçe fukarâlarına Muhammediyye kitâbın verüp, "Varın, bu bizim te’lîfimiz Horasan ve Belh u Buhârâ erenlerine hediyye götürünüz kim tilâvet edüp aşk-ı dilsûzları terakkî bulsun" deyü kitâbını Horasan diyârında Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretlerinin halîfelerinden şeyh Takî hazretlerine Muhammediyye kitâbın tapşırırlar. Anlar dahi huzûr-ı sa‘âdetlerinde kırâ’at etdirüp cümle istimâ‘ eden âşıkân-ı sâdıkan kesb-i safâlarından sermest medhûş olup engüşt ber-dehen ederler. Ol ân şeyh Takî hazretleri Muhammediyye sâhibini Mehemmed Efendi'nin merâtib-i ulyâsın keşf içün buyururlar kim,
EÇS V 96a
"Ey ihvân-ı vefâ, bu te’lîf sâhibi leb-i deryâda yâhûd havâ-yı heves olan diyârda sâkin olmamak var" derler.
EÇS V 96a
Hemân Mehemmed Efendi huddâmları derler kim, "Sultânım, Rûm diyârında leb-i deryâda Gelibolu nâm bir şehirde deryâ kenârında bir mağârâda bu kitâb-ı müstetâbı te’lîf edüp her bâr tecdîd-i vuzû‘un deryâ-yı rahmetden ederken cümle balıklar deryâ içre gelüp Mehemmed Efendi'mizin huzûrunda durup giderlerdi {ve dahi şeyhimiz Mehemmed Efendi âlem-i sabâvetden berü hergiz sıbyân ile lu‘b u lehve meşgûl olmayup havâ-yı hevese mütâba‘at etmeyüp gündüz sâ’im ve gece ka’im olup halkdan münzevî bir kimesnedir}" dediklerinde,
EÇS V 96a–96b
şeyh Takî hazretleri buyururlar kim, "Ey imdi bu kimesne leb-i deryâda sâkin olup böyle bir kitâb-ı ibret-nümâ te’lîf 96b etmeğe kâdir ola. Ol kimesne müddet-i medîd ömr-i girân mâyesinde cidden balık eti ve zî-rûh kısmı hayvânât eti yemeyüp çârsû-yı bâzârda gezmemişdir, zîrâ balık eti ve sâ’ir hayvânât eti kalbi karardup aklı hafîf eder" buyurduklarında, hemân,
EÇS V 96b
Mehemmed Efendi halîfeleri derler kim, "Belî sultânım, şeyhimiz ömr-i nâzenîninde balık eti ve gayrı zî-rûh kısmı yemeyüp çârsû-yı bâzâra varmayup dâ’imâ riyâzât-ı perhîz-i mücâhede ile geçinüp böyle bir kitâb te’lîf etmişdir" derler.
EÇS V 96b
Andan şeyh Takî hazretleri, Yazıcızâde'ye hayır du‘âlar edüp Muhammediyye kitâbın niçe yüz hulefâlarına yazdırup Belh u Buhârâ âşıklarına hedâyâ gönderirler. Anıniçün ilâ hâze'l-ân Buhârâ'da kitâbı çok tilâvet olunur, ammâ Kastamonu diyârında niçe bin sıbyân ü bintân Kitâb-ı Muhammediyye hâfızı vardır. Hâlâ Rûm'da dahi Muhammediyye, mu‘teber kitâb-ı müstetâbdır.
EÇS V 96b
Ba‘dehû fukarâ-yı Mehemmed Efendi niçe hedâyâlar ile Takiyyüddîn hazretlerinden nüsha-i Muhammediyye kitâbıyla gelüp Mehemmed Efendi'ye vâsıl olduklarında hâlâ ol Muhammediyye kitâbı Mehemmed Efendi'nin kendü hatt-ı dürer-bârları ile kabr-i münevverinin ser-i sa‘âdeti tarafında durur ve âh-ı ciğer-sûzuyla ıhrâk olan evrâk-ı münharik (---) (---) faslında zâhir ve bâhirdir. Bu hakîr-i pür-taksîr âsitâne-i sa‘âdetinde niçe kerre ol kitâbı tilâvet edüp ıhrâk olan varakı görmek müyesser olmuşdur. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS V 96b
Ziyâretgâh-ı eş-şeyh Ahmed Bîcân ibn Kâtib Selâhaddîn: Bu Ahmed Bîcân hazretleri Muhammediyye kitâbı sâhibi Mehemmed Efendi'nin li-ebin ve ümmin birâder-i kihteridir kim Kitâb-ı Envârü'l-âşıkîn nâm kitâb-ı mu‘teberenin mü’ellifidir kim ilm-i ledünden dem urup Kitâb-ı Cifr-i Câmi‘'den ve ilm-i Hazret-i Alî'den ve cifr-i Muhyiddîni'l-Arabî'nin Füsûs kitâbından niçe rumûz [u] künûzât tahrîr olunmuş bir Kitâb-ı Envârü'l-âşıkîn'dir kim hakkâ âşıkân-ı sâdıkan-ı erbâb-ı ma‘ârifin nûr-ı bînâsı bir kitâb-ı nâdirdir. Bu Ahmed Bîcân hazretleri dahi birâder-i cân-berâber-i mihteri olan Mehemmed Efendi'nin kabr-i münevveri cenbinde medfûnlardır, kuddise sırruhu.
EÇS V 96b
Ammâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olduğumuzda nefs-i Sofya-i sâfiye şehri ahâlîsinden yüz otuz yaşında Mahmûd Paşa câmi‘i imâmı Koca İmâm ve Leysîzâde Çelebi ve Koca Ya‘kûb Çavuş ve Koca Mü’ezzin Mahmûd Çelebi'ler ile şeb [ü] rûz ihtilât edüp mu‘tâdımız üzre cümle ehl-i kubûru ziyâret ederken şehr-i Sofya-i sâfiyenin cenûbu tarafına cebel-i Vitoş nâmıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ol İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve senâ edüp,