EÇS V 136a
Hamd-i Hudâ küffâr makhûr u müdemmer ve asâkir-i İslâm mansûr [u] muzaffer olup bu kadar mâl-ı ganâ'im ile ol gün Hilevne sahrâsında paşanın otağı önüne bu kadar mâl-ı ganâ'im ve esîrler ve kelleler sırıklar üzre dizilüp sıhhat ü selâmetle vâsıl olup cümle şühedâları bir yere cem‘ edüp cenâze namâzları kılınup şehîdlik nâm mahalde defn olundu. Ba‘dehû ordu-yı İslâm'da bir yaylım tüfeng şâdumânları ve kal‘adan dahi top şâdumânları olup paşanın huzûruna altı yüz avrat ve oğlanları cümle guzât getirüp bunların içinden mahbûb u mahbûbe esîrlerin güzîdelerinden yüz elli esîr penc-yek verdiler. Ve bizim imdâda yetişüp kırdığımız keferelerinin bakıyyetü's-seyf olan esîrlerin güzîdelerinden ve yetmiş aded harâmî başları esîrlerinden ve yedi yüz aded orta hâlli esîrlerden paşaya bunların güzîdesinden iki yüz nâmdâr esîr-i mâldâr verdik.
EÇS V 136a
Ba‘dehû paşa "Gayrı esîrleri otak önünde kırarım" dedikde cümle serhad gâzîleri rızâ vermeyüp,
EÇS V 136a
"Serhaddimizin âdeti budur ve kanımız bahâsıdır kim pây-berâber hissedâr oluruz. Eğer devletli vezîr kırmak lâzım gelirse sultânıma ortadan verilen esîrleri dahi kırmak iktizâ eder. Ve eğer kırmak olmasa biz anları esîr etdikden sonra Porolok dağında cümle kırardık. Ve Allâhümme âfinâ biz de anlara esîr olsak anlar dahi bizi kırarlar" deyü bunun emsâli niçe gûne güft ü gûlar oldu.
EÇS V 136a
Âhir-i kâr asker-i İslâm içinde bir gayrı gûne nizâ‘ düşüp, "Cümle üsârâ cümle asker ile pây-berâber değildir. Evvel varup biz kal‘a-i İspilet altında cân u baş oynadup üç gün üç gece ceng-i azîm edüp bu kadar mâl-ı ganâ'im aldık. şikâr evvel alanındır. Sonra siz geldiniz. İki bin asker idiniz. Sizler ve bizler yek-dil [ü] yek-cihet olup kâfirleri kırdık. Ol cengde alınan mâl-ı ganâ'im ve esîrlere karışmazız. Sizin sizde ve bizim bizde" deyü azîm gavgalar olup sehel kaldı kim {miyân-ı askerde} bir azîm ceng [ü] cidâl ve harb olayazdı.
EÇS V 136a
Âhirü'l-emr paşa bir dîvân-ı azîm edüp Hilevne kadısı ve şeyhülislâm ve niçe yüz ulemâ ve serhad gâzîlerinin iş görmüşlerin huzûruna getirüp paşanın otağında huzûr-ı şer‘-i şerîfde bu yüzden hükm oldu kim,
EÇS V 136a
"Gerçi kal‘a altında mâl alup gelirken küffâr size yetişüp sizi kıra kıra dil çıkarmazdı. Bunlar sonra iki bin yiğit size imdâd yetişüp bunlar da sizin uğurunuza bu kadar yiğitleri şehîd olup bu kadar kapdan ve harâmî yunaklar alup sizleri dahi halâs eylediler. şer‘ile cümle ganâ'imi meydân-ı mahabbete koyup fürûht edüp kardaş gibi ale's-seviyye hissemend olursuz, ammâ İmâm-ı A‘zam kavli üzre kılıcıyla şikâr çıkarana sâ'irînin hisselerinden çıkarduğu esîr başına birer altun öğdül ziyâde verilir. Ve at ve katır ve âlât [u] silâhdan her kimesne bir şey'i zâyi‘ olsa gazâ mâlından anı da ödeyüp ba‘dehû kalan mâlı hissedâr olursuz. şer‘-i şerîfin hükmü budur" deyü kadı-i şer‘-i Resûl-i mübîn ve gayrı gâzîyân-ı müslimîn böyle hükm edüp Fâtiha-i Ümmü'l-kitâb tilâvet olundu.
EÇS V 136a–136b
Ba‘dehû paşanın otağı önünde cümle üsârâlar ve mâl-ı firâvânlar dağlar gibi yığılup mezâd-ı sultânîde bir beş ve bin beş deyüp her eşyâ fürûht olunmada, ammâ paşaya öşür verilen üsârâları paşa birer birer huzûrundan ubûr etdirüp cümle avrat ve oğlanları ve kızları bir tarafa koyup yetmiş kat taşdan geçmiş semm-i helâhil gibi kattâl harâmîlerden iki yüz adedi 136b benim hissemdir. Bu kâfirleri ve bin yüz otuz aded kâfir kelleleri ile bu dilleri rikâb-ı hümâyûna gönderirim" deyü cümle kafâ kelleleri yine esîr olan kâfirlere yüzdürüp cümle derileri tuzladılar. Hemân ol ân cümle gâzîyân-ı ehl-i îmân paşaya ricâ edüp eyitdiler kim,
EÇS V 136b
"Devletli vezîr, bu kâfirleri İslâmbol'a gönderirsen, bunlar birer takrîb ile kürekden halâs olup yine bu serhaddimizi harâb ü yebâb ü tebâb ve bizleri kebâb ederler. Lütf eyle bunları da hemân kelle paça edüp İslâmbol'a götürmesi kellelerinin âsân olur" dediler. Hemân Atlıbeğzâde eydir:
EÇS V 136b
"şu Köse mel‘ûn harâmîyi devletli vezîr gördün mü? Seydî Ahmed Paşa vezîrimizin bölükbaşısı idi. Marina kal‘ası cenginde mürted olup Venedik kâfirine kaçdı ve bizim gâzîlerden niçe âdemleri şehîd etdi. Âhirü'l-emr hamd-i Hudâ Marina kal‘ası feth olup bu mel‘ûn bir kayığa binüp Zadra kal‘asına kaçdı. Hamd-i Hudâ bu cengde bugün ele geldi ve bu zincirde olan kâfirin dahi cümleleri böyle mel‘ûnlardır. Bunları cümle katl edersen, gazâ-yı ekber edersiz" deyü serhad gâzîler bunların katllerin ricâları hayyız-ı kabûlde vâki‘ olup ibtidâ bu mürted kâfire cellâd-ı felek buna bir tîğ-i âteş-tâb eyle urdu kim tâb-ı tüvânı kesilüp şirp-kelle ve pâf-gevde olunca hemân bu zincirde olan kâfirin bir semiz ve boynu kalın ve tıknaz ve burnaz ve bodur ve haylaz elleri bağlu ve boğazı zincirde iken hemân bir kerre pertâb edüp zincir-keşânın elinden rehâ bulup, "İşte paşa sana vardım" deyüp gelir.
EÇS V 136b
Hemân hakîr paşanın yanında bulunup zincirin ucundan nice çekdim ise zincir ile bu kâfir yere zîr u zeber oldu ve cân havliyle bu mel‘ûn serseri kaçarak Seydî Ahmed Paşa'nın musallâsı minberine çıkup, andan indirdiler.
EÇS V 136b
Paşa eydir:"Bire şu kâfir ne zehredâr şecî‘ ve cerî kâfir olur" deyü buyurduklarında,
EÇS V 136b
Serhad gâzîleri eyitdi: "Bire sultânım, bu kâfiri gördün mü? Buna ism [ü] resmiyle Vasil, ya‘nî ayu harâmî başı derler. Bu serhadimizi yigirmi yıldır Tekeli Paşa yılından berü bu yolları ve belleri kurutmuşdur" deyü şahâdet etdiler.
EÇS V 136b
Hemân Paşa eyitdi: "Allâhu ekber, tîz-e yeniçeri ağası bu sabâh sana ve Tekeli Paşa kethüdâsına ve bizim Evliyâ'ya bir vâkı‘a dedim. Ben minberde hutbe okurken Seydî Paşa minbere çıkup ve aşağı inerken düşüp başı düşdü ve bir zincirli ayu minbere çıkup üzerime hücûm eyleyüp, Evliyâ'm zincirinden çeküp yere düşürdü ve Evliyâ ayunun boynun urdu deyü bu sabâh bu vâkı‘a size dimedim mi? İşte hâlâ ol rü’yâ-yı sâliham idi ve hâlâ iskemle ile minber dibinde oturup Seydî Ahmed Paşa karındaşımın mürtedd olan bölükbaşısı imiş. Başın kesüp minber dibine bırakdım. Ol vâkı‘a budur. İnşâ’allâh Seydî karındaşım dahi çok mu‘ammer olur ve Evliyâ'm zincirinden çekdiği ayu işte bu mel‘ûn idi kim minberde menim üzerime hücûm [eden] mel‘ûnun asıl ismi Vasil imiş. Bire Evliyâ'm, vâkı‘amda bu ayuyu öldürdün. şimdi dahi âşikâre boynunu ur" deyince, "N'ola sultânım" deyüp etek der-miyân edüp,
EÇS V 136b
"Sultânım, vâkı‘an şimdi vâki‘ olsun" deyüp benim Receb nâmında bir fetâ gulâmım var idi. Ana belimden şeyhanî kılıcım verüp oğlana ‘koma hâ’ etdim. Ber-hurdâr olsun ayu kâfirin boynuna bir seyf-i zülyezen eyle urdu kim Bosna lahanası-misâl kellesi galtân oldu. Hudâ âlimdir, bu vâkı‘a böyle vâki‘ olmuşdur. Andan paşaya pençik veri[r]ken iki yüz aded kâfirleri, vâkı‘asında cemâ‘at içine hınzîr gibi giren kâfirlerin cümlesin gâzîlere, "Koma kurdlarım" {dedikde} ân-ı vâhidde iki yüz kâfirleri dahi dendân-ı tîğdan geçirdiler ve anların dahi kellelerin yüzdürüp tuzladılar. Cümle bin üç yüz otuz beş aded kelle olup der-i devlete göndermeğe hâzır etdiler. Meğer bu mahalde bir serhad gâzîsi bir kâfir harâmîyi diride saklamış.
EÇS V 136b
Bu kâfiri bu yiğit hıfz etdiklerini paşaya gamz etdikleri gibi paşa gazab-âlûd olup,
EÇS V 136b
"Tîz ol âdem ile ol kâfiri getirin" dedikde ol ân paşa huzûruna ol gâzî ile mezkûr kefereyi getirdiklerinde, hemân paşa, "Tîz-e cellâd" deyüp kâfiri meydân-ı siyâsete çökerdikleri gibi hemân ol yiğit kâfirin boynuna sarılup,
EÇS V 136b–137a
"Amân koca vezîr, ceng mahallinde bu kâfire dînim verüp anın dînin ben alup bu kâfirle kardaş okumuşum. Eğer bunu öldürürsen benim dînim onıyla cennete gidüp ben garîbe yazıkdır. Haçan ki ben ölsem bu kardaş okuduğum kâfirin dîni 137a benimle kalup biz cehenneme gideriz. Bu kerre yine bana yazıkdır" deyü ağlayup feryâd ederek kâfirin üzerinden ayrılmaz.
EÇS V 137a
Paşa-yı gayyûr eydir: "Gâzîler bu âdem ne der?" deyü su’âl etdikde ol serhad gâzîleri eyitdiler:
EÇS V 137a
"Bu serhadlerimizdeki yunaklarımız kâfire esîr olduklarında ba‘zı kâfirler ile yeyüp içme arasında kâfir anı esîrlikden kurtarmağa ahd eder.
EÇS V 137a
Müselmân dahi ‘Eğer sen de bize esîr olursan ben de seni Türk'den kurtarayım’ deyü ahd ü amân arasında,
EÇS V 137a
‘Eyle olsun, senin dînin benim ve benim dînim senin olsun mu? Olsun’ deyü kan yalaşup kâfir müselmân ile dîn karındaşı olurlar.
EÇS V 137a
İşte şimdi bu gâzînin bu kâfir karındaşı olup bu müselmânı esîrlikden kurtarmış. şimdi bu kâfir bunların elinde esîr olup saklayup halâs etse gerek kim ahd [ü] emânı yerine gelüp kâfirden îmânın alup kâfire îmânın vermiş ola. Bu kerre şimdi kâfir katl olursa cennete gitmiş ola. Bu ölürse kâfirin bî-dînle cehenneme girir ola. Bu ise müselmânın ve kâfirlerin kitâbında bile yokdur. Ancak bu serhadlerde bu bed-âyîn çokdur" dediklerinde,
EÇS V 137a
Paşa-yı hâzır-cevâb eydir: "Bire şu iki kâfiri dahi âzâd etdim. Biri rızâsıyla mürted kâfir, biri zâtî kâfirlerdir" deyü esîr kâfiri mürted kâfire verüp seg ber-sahrâ gitdiler. Cümlemiz bu kelâmlara hayrân kaldık.
EÇS V 137a
Andan paşa-yı müşârün-ileyh cümle kelleleri Mustafâ Ağa nâm bir be-nâm ağasıyla Der-i devlete gönderdi.
EÇS V 137a
Ve hakîre paşa, bu gazâ mâlından yüz guruş ve iki memlûküme ellişer guruş ihsân edüp yine sahrâ-yı Hilevne'de muhâfazada olup cümle guzât-ı müslimîn ile zevk u safâda iken sene (---) mâh (---) gurresinde Der-i devlet tarafından bir kapucubaşı ile Köpürlü Mehemmed Paşa'dan emr-i pâdişâhî ve mektûblar ile sa‘âdetlü pâdişâhdan bir kıt‘a hatt-ı şerîf ile kılıç ve haftân ve sorguc-ı şâhî gelüp dîvân-ı pâdişâhî oldukda emr-i pâdişâhî ve hatt-ı şerîf kırâ'at olunup mefhûm-ı kelâm-ı dürer-bârları oldur kim,
EÇS V 137a
"Sen ki vezîr-i rûşen-zamîr-i münîrim Melek Ahmed Paşa'sın. Hatt-ı şerîfim vusûl buldukda bir ân durmayup Bosna eyâletinde olan cümle mîr-i livâlarınla ve cemî‘i kılâ‘larda olan kal‘a neferâtların nısfıyla ve cümle ata dona kâdir olan guzât-ı serhad ile kalkup Venedik kâfirinin Zadra kal‘ası ve şibenik kal‘ası yolların İzmiyan dağlarından ve Kırka kûhlerinden ve Porolok dağlarından yollar açup kal‘a-i Bihke ve kal‘a-i Korpa câniblerinde nehr-i Sava üzre cisr-i azîmler binâ edüp asâkir-i nusret-me‘âsire zahîreler ve cebehâne ve mühimmâtlar âmâde edüp der-anbâr edesin ve cemî‘i eyâletin askeriyle Zadra ve şibenik ve İspilet ve Kilis kal‘aların nehb u gâret edüp kâfire bir dâne-i hardal ekdirmeyüp hâzır mahsûlâtların kurâ vü kasabâtlarıyla nehb u gâret edüp hatt-ı şerîfe amel eyleyüp bir ân durmayasın" deyü hatt-ı şerîf kırâ’at olundukda,
EÇS V 137a
Paşa-yı müdebbir, "El-emrü emrüküm" deyüp hil‘at-i pâdişâhî geyüp ve kemerine şimşîr-i şehriyârî bend kılup "Niyyetü'l-gazâ" deyüp tuğlar otağ-ı nüh-tâk önüne çıkup ol ân cümle eyâlet-i Bosna'ya emrler ile ağavâtlar asker sürmeğe me’mûr olup ordu-yı İslâm'da ve şehr-i Hilevne'de dellâller nidâ etdiler ve cümle ağavâtlar eyâlet-i Bosna'ya gitdiler.
EÇS V 137a
Ve çerâhor ve selâhor ve taşkendleri ve on bin aded teberdârânları orduya getirdiler.
EÇS V 137a
Sene (---) mâh (---) gününde Hilevne sahrâsından asker-i deryâ-misâl ile Bosna-i mübârekede Venedik vilâyetinde kal‘a-i Zadra ve şibenik'i gâret etmeğe gitdiğimiz kılâ‘ları beyân eder
EÇS V 137a
Evvelâ sahrâ-yı Hilevne'den bism-i İlâh ile cânib-i garbda,
EÇS V 137a
Hilevne sahrâsında ve Porolok dağı eteğinde bir hânedân-ı azîmdir. Bu mahalle karîb şehr-i Hilevne havzından çıkan nehr-i azîm bu sahrâda yere batup gâ’ib olur.
EÇS V 137a
Andan kalkup cânib-i garba Porolok dağın aşarken Paşa-yı müdebbir cümle kûhken Ferhâdîleri ve cümle çerâhorları getirdüp dağlara ve ormanlara Ferhâdî külünk ve teberler urup seng-i hârâları kırup sa‘b yollara ve zîk bellere âteşler yakup taşlar üzre sarp sirkeler döküp yalçın kayalar pâre pâre olup cümle hâr u hâşake ve hurde hacerâtlara asker-i deryâ-misâli üşürüp bir günde bu kûh-ı bâlânın zîk ve tenk ü dar yolları vâsi‘ şâhrâh olup cümle şâhî toplar ve cümle ağırlıklar refâhiyyet üzre güzer edüp ol gece,
EÇS V 137a–137b
Lisân-ı Boşnak'da Porolok (---) (---) demekdir. Bu kulle bu kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i müdevver bir küçük kullecikdir kim içinde mahpûs olup kalmış elli aded neferâtları vardır. Uskok derdinden aslâ taşra çıkamazlar. Suları sarnıçdır. Zahîrelerin mâh-be-mâh 137b askerle Hilevne'den getirirler. Üç şâhî topları ve cebehâneleri var. Bunlar âyende vü revendeleri götürüp getirmeğe me’mûrlardır ve bu mahalle kâfir gelse bu kulleden top atup haber etdiklerinde Hilevne şehrinden cümle guzât atlanup bu kulle mahalline gelürler, ammâ metîn kulle-i hasîndir.
EÇS V 137b
Andan kalkılup cânib-i garba dağlardan yokuş aşağı giderken yine yolların ormanların kırup ıhrâk edüp hâr [u] hâşâklardan yolları tathîr ederek,
EÇS V 137b
Sene (---) târîhinde bu kulle-i azîmleri ve bu cisr-i kavîleri Gâzî Hüsrev Paşa binâ etmişler kim nehr-i Çetine üzre bir cisr-i tavîldir. Cümle on üç aded iri gözlerdir ve altısı cümle küçük kemerlerdir, lâkin ol kadar serâmed âlî tâk-ı kisrâlar değildir. Bir başdan bir başa tûlu beş yüz adımdır.
EÇS V 137b
Ve bu cisr-i tavîlin iki başında birer müdevver kulle-i azîmlerdir kim her biri birer diyâr kal‘alarında misilleri yokdur. Topları ve cebehâneleri mükellef ü mükemmeldir.