EÇS V 142a
Evsâf-ı cây-ı bî-amân, ya‘nî kal‘a-i metîn Karaorman: Bu kal‘a sene 945 târîhinde kal‘a-i Kinin'e kahr etmek içün Gâzî Hüsrev Paşa binâ etmişdir. Câ-be-câ yerleri harâb olup bizim askerimizin şûr [u] şerlerinden cümle neferâtları kal‘a bırağup sarp dağlara firâr etmişler. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu kal‘ayı kendü mâlıyla amâr edüp Bosna defterdârından kullarının bir yıllık ulûfe ve zahîrelerin verdirüp ve müstevfâ cebehâne ve mühimmât levâzımâtların koyup kullarını iskân etdirdi. Andan,
EÇS V 142a
Menzil-i karye-i Çelbik: Gâyet ma‘mûr köydür, zîrâ Hilevne sahrâsı gibi mahsûldâr yerde bir ma‘mûr dârlardır. Andan yine sahrâ-yı Hilevne içre semt-i kıbleye,
EÇS V 142a
Karye-i Atlıbeğzâdeler: Bu hânedânda paşaya ve cümle gâzîânlara ziyâfet-i azîmler olundu kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Andan bir alay-ı azîm ile hamd-i Hudâ selâmetle,
EÇS V 142a–142b
Menzil-i kal‘a-i Hilevne: 142b Kal‘a-i Hilevne'den paşaya safâ geldin topları atılup âvâzesi eflâka peyveste olup zemîn-i Hilevne zelzelelendi. Andan semt-i cenûba,
EÇS V 142b
Menzil-i kasaba-i şoviçse: Bunda dahi a‘yân-ı beled paşaya ziyâfet-i azîmler etdiler. Andan taraf-ı şimâle gidüp, menzil-i kal‘a-i Kelp'i ubûr edüp,
EÇS V 142b
Menzil-i sahrâ-yı yaylağ-ı azîm Köprez: Bunda cemî‘i atları çayıra salup, paşa efendimiz cemî‘i iş görmüş âdemler ile müşâvereler edüp cümle nehb u gâret olan diyârlara yarar iş bilür pirbelik, ya‘nî kulağızlık edüp her lisândan bilür âdemleri mezkûr diyârlara çaşıt gönderüp cümle sancak beğlerine, "Ha desem, hâzır-baş bulunun" deyü hil‘at-i fâhireler geydirüp niçe gûne ihsân [u] in‘âmlar edüp cümle asâkir-i İslâm'ı vatan-ı aslîlerine gönderüp, ancak sekiz bin aded güzîde kendü askeriyle sahrâ-yı Köprez'de zevk [u] safâya başladık.
EÇS V 142b
Hikmet-i Hudâ sene 1071 mâh-ı (---) ba‘dehû Âsitâne-i Sa‘âdet'de Köpürlü Mehemmed Paşa ağalarından Alî Ağa nâm bir esb-süvâr ki bâd-ı sabâdan müste‘âr bir tuyûr-ı cân ulağ-ı tenk girdâr bir çâpük süvâr muhteşem ağa ile emr-i pâdişâhî ve hatt-ı şerîf-i şehinşâhî vârid olup Köprez sahrâsında dîvân-ı Âsaf-ı Berhıyâ'da hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn okunup buyurmuşlar kim,
EÇS V 142b
"Sen ki lalam Melek Ahmed Paşa'sın, Bihke kal‘ası kapudanı (---) kulumu Zirinoğlu keferesi destinden yüz kîseye varınca verüp halâs edüp yüz kîse hazîne-i âmiremden alup kabz edüp elbette ol kapudanı halâs edüp Der-i devletime gönderesin kim ol serhadlerin umûruna müte‘allık ba‘zı müşâvereler oluna ve kadîm eyyâmda ecdâd-ı ızâmlarımdan kalma milk-i mevrûsum olan Kilis nâm kal‘ayı dest-i küffârda kalmağın anın yolların ve İspilet kal‘ası bellerin ve şibenik kal‘ası yollarında olan çengelistân ve sengistân dağları ve toplar ve arabalar geçecek yolları tathîr edüp her kurâ vü kasabât ve kılâ‘larda zehâyir yığasın, ve's-selâm" deyü hatt-ı şerîf kırâ’at olundukda,
EÇS V 142b
Paşa efendimiz, "El-emrü emrüküm" deyüp ol ân tuğlar otak önüne du‘â ve senâ ile çıkup kurbânlar kesilüp fukarâlara bezl oldukda taraf-ı saltanatdan gelen kapucubaşıya on kîse ihsân olunup yine Der-i devlet tarafına gönderildi.
EÇS V 142b
Andan paşa efendimiz cümle eyâlet-i Bosna'da olan mîr-i mîrânlar ve ümerâlara ve alaybeğlerine bi'l-cümle mü’ekked emrler yazılup her sancağ ve kazâlara birer mükellef kapucubaşılar gitdikde cümleden evvel Hersek sancağı vâlîsi üç tuğlu vezîr Tekelü Mustafâ Paşa geldi ve cümle askeriyle sahrâ-yı Köprez'in bir cânibine kondu ve İzvornik sancağıyla Çengîzâde (---) Paşa geldi ve Çernik sancağıyla Pıraçalı Mustafâ Paşa ve Kırka sancağıyla şehlâ Hüseyin Paşa ve Pojega sancağıyla Sarhoşzâde İbrâhîm Paşa ve Kilis Sancağı Beği Sarı İbrâhîm Beğ ve cümle eyâlet-i Bosna'da olan alaybeğleri ve cümle erbâb-ı zu‘amâ ve cümle erbâb-ı tîmâr kanûn-ı pâdişâhîleri üzre cümle cebelüleri ile ve cümle sancak beğlerinin askerleriyle cümle otuz bir bin altı yüz aded pür-silâh asâkir-i İslâm âmâde oldular ve Bosna eyâletinde ma‘mûr olan yetmiş sekiz aded kılâ‘ların yine nısf neferâtları ile paşanın kırk aded sekbân ve sarıca bayrağlarıyla ve on bin gönüllü ve on bin aded komorcıyân ki kirâ bârgîrleri sâhibleridir ve üç bin aded çerâhor ve beldârân ve teberânlar ile cümle cümle elli üç bin asker olup cümle zehâyir ve bârhâne ve cebehâneler ile toplar âmâde olup,
EÇS V 142b
Sene (---) mâh-ı (---) nda sahrâ-yı Köprez'den kal‘a-i Kilis ve İspilet [ve] şibenik kal‘aları tarafların nehb u gâret etmeğe gitdiğimiz kal‘aları ve menâzilleri beyân eder
EÇS V 142b
Evvelâ sahrâ-yı Köprez'den bism-i İlâh ile kalkup kasaba-i şoviçse'i geçüp menzil-i sahrâ-yı Hilevne, andan
EÇS V 142b
Menzil-i Atlıbeğzâde: Bu mahalde kanûn-ı vüzerâ üzre paşanın otağı etrâfın yüz yetmiş aded sandalye sâhibi kapucubaşılar ihâta edüp hayme vü hargâhların kurup meks etdiler ve sâ’ir ümerâlar dahi kollu kollarına kondular ve cânib-i erba‘aya göçe-be-göçe karavullar ta‘yîn olunup meks olundu.
EÇS V 142b–143a
Ve bu mahalde Bosna sancağı askeri cümle guzât-ı müslimîne talî‘a-i asker olmak emr olundu ve Hersek sancağıyla Tekelü Paşa gerüde kalan askere dündâr olmak fermân olundu kim "Gerüde düşeni kaldıra ve kalanı askere yetişdire ve cümle asker meks etdikde Tekelü Paşa asker akîbinde meks edeler ve cümleden sonra göçeler ve cümle askeri görüp gözedüp hıfz u hırâset üzre 143a olalar" deyü fermân-ı vezîr-i dilîr cereyân buldu.
EÇS V 143a
Andan ale's-sabâh Atlıbeğzâde Çiftliğinden kalkup yine Hilevne sahrâsının garbında Porolok dağı nâm kûh-ı Bîsütûn [u] kûh-ı Demâvend gibi ol sengistânı mukaddemâ tathîr etmişdik, ammâ şimdi yine ol cebel-i sengistân-ı müntehâdan şâhî topları ve iki kıt‘a kolumburuna darbzenleri yüz bir renc [u] anâ ile aşırup sekiz sâ‘atde ol seng-i hârâları tathîr ederek nehr-i Çetine-i azîmi cisr-i Baba Ahmed'den ubûr edüp,
EÇS V 143a
Menzil-i kenâr-ı nehr-i Çetine: Kemâkân cümle mîr-i mîrân ve ümerâ-yı a‘yân ve gayrı asâkir-i bî-pâyân yerlü yerlerinde karâr-dâde oldular, ammâ bu menzile paşa efendimiz gelirken ol sengistân ve çengelistânlardan topları çekdirirken orta kuşak ile kürksüz hareket etdiklerinden gâyet dil-saht olup müte’ellimâne hareket ederek bî-tâb ü bî-mecâl otak-ı nüh-tâkında nüzûl edüp sehel istirâhat ile hâb-âlûd olup yatdıkda cümle iç ağaları dahi "Es-seferu kıt‘atün mine's-sakar velev kâne fersahen" mazmûnu üzre meşakkat-ı âlâm-ı râh-ı şedâ'idlerin çekdiklerinden cümle iç ağaları dahi Ashâb-ı Kehf hâbına dalmışlardı ve her biri birer gûne nefîr-i hâb çalmışlardı.
EÇS V 143a
Der-beyân-ı sergüzeşt-i mahûf u muhâtara
EÇS V 143a
Bu mahalde otak nöbetçisi olan Alî Ağa dahi cümle tevâbi‘atlarıyla vâdî-i hâb-ı nâza varmışlar. Hikmet-i Hudâ İspilet cenerali nâm la‘în ü bî-dîn tarafından bir Uskok-ı müşrikîn ceneral-i dâl bed-fi‘âl elinden bir kadeh şarâb-ı pür-hubâb içüp da‘vâ-yı nâmerd ile paşayı şehîd etmeğe gelüp serâperdenin cânib-i erba‘asın tecessüs edüp verâ-yı perdede müstetir ne zuhûrât-ı İlahiyye var idiğin müşâhede etmeyüp görse kim cümle asker Arapça kabîlesinden olup mest [ü] medhûş yatırlar kim cümle Arapça den olmuşlar. Gûyâ cümlesi ölmüşler. Hemân bî-dîn-i la‘în Uskok "Bire fursat ganîmetdir" deyüp otak sokaklarının birin söküp tâ Melek Paşa'nın obası cânibine reftâr ederek ve bî-bâk u bî-pervâ revâne olurken,
EÇS V 143a
Hikmet-i Hudâ-yı mudhike-i garîbe: İç ağalarından Abaza Merşan Yûsuf ve Abaza Arıt Alî ve Abaza Kamış Velî bunlar bostâncılar imiş. Tecdîd-i vuzû‘ etmeğe paşa yanından taşra çıkup âbdest almağa bu Abazalar çömelüp dururlar, ammâ bunlar aslâ Türkçe bilmezler. Abaza lisân-ı lehcesiyle bunlar kâfire derler kim,
EÇS V 143a
"Bak bak âdemdir, bu karalık gecedir, dâ‘vâcı arz-ı hâldir, olur mudur?"
EÇS V 143a
Tercüme: "Baka baka âdem, bu karanlık gecede da[‘]vâcı arz-ı hâli olur mu?"
EÇS V 143a
"Âdem ne vardır? Paşa hasta yatır mıdır? Bu gece dîvândır, yokumdur?"
EÇS V 143a
Tercüme: "Bire âdem, ne var? Paşa hasta yatıyor. Bu gece dîvân yokdur" Biri dahi darılup, eydir:
EÇS V 143a
"Dîvâne efendisi yokdur. Sen ne bu kadar gece gelirdir?"
EÇS V 143a
Tercüme: "Dîvân efendisi yokdur. Sen ne bu kadar kim gece gelirsin?"
EÇS V 143a
"Sabâhdır, olur mudur, dîvân kindisi olurum. Haçan dabul dubul dum dum çalardır, o zemen arz-ı hâldir, hâzır yapdır"
EÇS V 143a
Tercüme: "Sabâh oldukda kindi dîvânı olup davul ve zurna dum dum çalınır. Ol zamân gelüp arz-ı hâlini getir" derler.
EÇS V 143a
Bu Abaza lehceleriyle mezkûr Uskok keferesiyle söyleşirlerken meğer paşa bu kelimât-ı turrehât-ı kalenderîleri yatdığı obadan istimâ‘ edüp görse kim bir fedâ’î Uskok kâfiri pür-silâh ve âteş-pâredir. Hemân paşa-yı bahâdır başı ucundan koca Hoş-kadem kılıcın kapup obadan taşra bir kadem-i hoş-kademle pertâb edüp Uskokun kellesine bir sâtûr-ı Melek'i eyle çekdi kim felek reşk etdi, ammâ yine böyle iken mezbûr iki üç gulâmlardan gayrı bu kâfir kesilmesinden bir âdemin rûhlarının haberleri olmayup hâb-âlûd yatırlardı. Meğer maktûl kâfirin taşrada on iki aded yunak ve fetâ çoyik refîkleri var imiş. Anlar dahi otak içine bir yerden girüp Peşkircibaşı nâm Çerkes şahbâz nâm şehnâz ve Gürcî Zülfikâr nâm merd Alî-vâr Zülfikâr'ın ellerine alup bu iki nâmdâr yiğitler on iki kefereye otak içre kılıçlar ururken cümle iç ağaları içinde bir hay huy kopup on iki aded kâfirlerin kellelerin kesüp köpeğî galtân etdiler.
EÇS V 143a–143b
Bi-emr-i Hayy-ı Kadîr ol ân paşa-yı kâmkâr-ı şemşîrkâr ten-dürüst olup Yûsuf Kethüdâ'yı ve cümle ağavâtları içeri otağa da‘vet edüp ordu monlası ve cümle ümerâlar huzûrunda bir şer‘î celb-i celb dîvânı etmişdir kim ta‘bîr olunmaz. İbtidâ hazînedârı çökerüp boynun urmak isteyüp, cümle ağavât ve ümerâlar zemîn-bûs edüp hazînedârı bin aded asâ-yı pîrâna sulh edüp bin tâzıyâne urdular. Netîce-i kelâm mukaddemâ işde bulunan Abazalardan ve peşkircibaşı ve Gürcî Zülfikâr'dan mâ‘adâ üç yüz seksen 143b aded gılmân-ı enderûna beşer yüz aded kızılcık hoşâbı şerbetin nûş etdirüp lezzet-i telhleri tabanlarından çıkdı. Ve otak nöbetcisi olan Mîr Kapucubaşı ve altı aded kapucuları cümle ağavâtlar ricâ edüp ricâları aslâ ve kat‘â makbûle geçmeyüp serâperde önünde yedisinin de kellelerin galtân eyledi. Efvâh-ı nâsda kimi "Ey eyledi" ve kimi "Kem eyledi" deyü böyle sefer üzre gûnâ-gûn güft u gûyâ bâ‘is olup paşa bu husûsda te’ennî eylemedi ve tarîk-i mudârâya gitmedi deyü bu hâl-i pür-melâli cümle kapucubaşılar ve kırk altı aded bölükbaşılar el-hâsıl aşcıbaşı ve seyisbaşıya varınca akûr akrebe dönüp paşanın bu vaz‘-ı nâ-hemvârından gâyet bî-huzûr ve ağalar cümle rencûr ve hâtır-mehcûr oldular. Paşa gördü kim cümle ağavât ve tevâbi‘ât ve levâhikat bu sefer üzre rû-gerdân oldular. Âhir bunlara ümîd-i istimâletler vermeğile mütesellî etdi. Ol gün nehr-i Çetine sâhilinden kalkup sekiz sâ‘atde giderken Sin kal‘ası sol cânibimizde dağlar başında nümâyân görünüp kaldı. Andan,
EÇS V 143b
Menzil-i Sultânzâde çiftliği: Harâb yatır kal‘a-misâl bir hânedân imiş. Bu mahalde şibenik kal‘asına giden çaşıtlar gelüp "Hâlâ küffârlar şibenik bâğların bozmağa çıkdılar" deyü haber geldi. Ol ân paşa nefîr-i rıhletleri çalup bu kadar asâkir-i nusret-encâm ile ol tenk u tar yollarda yüz bin renc [ü] anâ çekerek üçüncü sâ‘atde,
EÇS V 143b
Menzil-i Virba: Lisân-ı Latin'de söğüd ağaçlığı demekdir. Bu mahalde bir rakîk ve nahîf âb-ı hayât kenârında meks olunup ileri giden ince karavullarımız şibenik kal‘ası câniblerinden yedi aded kâfir dilleri getirüp söyletdiklerinden sonra otak önünde yedisin de kelle perrân-ı paça edüp ser-i pür-mûyları galtân olup dil getiren gâzîlere ellişer guruş ve birer çelenk ihsân olundu.
EÇS V 143b
Ba‘dehû Virba menzilinden kalkup üç bin aded çerâhor kûhken re‘âyâları konakçı ile mukaddem ileri gidüp top yollarında mîşezâr ve dar ve düşvâr yerleri ve gâyetü'l-gâye sa‘bü'l-mürûr olan pereselik yerleri ve çengelistân ve sengistân olan mahûf yolları fi'l-hâl re‘âyâ vü berâyâlar ve çerâhorlar gelüp bu hıyâbânlara eyle bir teber-i müslimî urup cemî‘i hâr u hâşâki ıhrâk bi'n-nâr edüp dahi fîl-i Mengerusî cüssesi kadar sahrâ kayalara keskin sarb sirkeler döküp niçe taşlar pâre pâre olup gubâr oldu. Ve ol mahalle paşa-yı kişvergîr deryâ-misâl asker ile ol tenk ü tar u dar yere gelince der-akab bir sahâbe-i münakkaş-ı musanna‘ kurdurup tahta'l-kahve tenâvül ederken cemî‘i guzât-ı müslimîne "Koma kurdlarım" ve "Koma şahbâzlarım" deyüp mezbûr tarîk-i âmma âmme-i nâsı üşürüp tarfetü'l-ayn içre ol dıraht-ı müntehâlara ve cemî‘i ahşâbât ve hâr [u] hâşâklara Hacı Bektaş Velî miftâhı ta‘bîr etdikleri yeniçeri baltası urup ân-ı vâhidde bir vâsi‘ şâhrâh-ı müstakîm etdirdi kim gûyâ derb-i kaşân ve kâşiyândır. Ba‘dehû andan cümle toplar ve cemî‘i mühimmât-ı bârgâhlar ve cümle asâkir-i İslâmlar âsân vech ile ubûr u hubûr edüp, andan,
EÇS V 143b
Menzil-i Musik bayırı: Lisân-ı Latin'de musik (---) demekdir. Sene-i mâzîlerde bu zemîn üzre kal‘a-misâl bir Hırvat köyü var imiş. Hâlâ yerde yatır harâb-âbâddır, ammâ bu mahalle şibenik kal‘ası karîb olmağile tarfetü'l-ayn içre cânib [u] etrâfa kat-ender-kat karavullar koyup cümle asâkire "gâfil olmasınlar" deyü alay çavuşları tenbîh ü te’kîd edüp âmâde duruldu.
EÇS V 143b
Ve bu menzilde Atlıbeğzâde ve Yenge Kırığı ve Gırbo Bölükbaşı nâm gâzîler sekiz yüz aded pür-silâh dilâver-i cülâver ve server ü hünerver yiğitler ile İspilet bâğlarından ve gayrı kılâ‘ların dağlarından bin altı yüz re’s mugân pîçe pençe-i âfitâblar kim her biri birer maralî ve gazâlî ve nergis gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü mahbûb u mahbûbe gılmân u bintânlar getirdiler kim kâkülleri perîşân ve çîm-ender-çîm ve ham-ender-ham kadd-i âşıkânı ham kılıcı gâzîlerin kılıçların meyânlarına bend kılıcı hüsndâr gulâmlar kim her biri birer ban ve kapudanzâdeler ve evc-i melâhetde bedr-i tamâm mehpâreler ve yüzden mütecâvizi dûşîze ve nâ-şüküfte sîm-endâm gül-fâm peri-peyker ve melek-manzar duhter-i pâkîze-ahterler ordu-yı İslâm'da ubûr etdirerek otağ önüne cem‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn bu ciğer-kûşelerin şem‘-i ruhsârlarına pervâne-vâr cem‘ {olup} cümle uşşâkân sadâ-yı Hû'ya rehâ buldurup her tarafdan sadâ-yı "Yâ men Hû" gelüp gönlünde olan fetâ yiğitler kol kol olup kâfiristân vilâyetlerine çete ve poturalara revâne olurlardı. Andan Musik bayırından kalkılup yine sarp dere ve kayalar arasında ubûr edüp 8 sâ‘atde,
EÇS V 143b–144a
Menzil-i koru-yı Virba: Bu mahal şibenik cenerallerinin sayd 144a [u] şikârgâhı bir söğüdlük orman hıyâbânı olduğundan bu mahalle Boşnaklar Virba korusu, ya‘nî Söğüd ormanı derler. Bu mahalde dahi üç bin aded müsellâh gâzîler paşa efendimizden me’zûn olup çeteye gitdiler.
EÇS V 144a
Ol gün gidüp Lunçarik nevâhîlerine yetdiler. Ertesi gün bunlar dahi bî-ceng ü bî-cidâl ol kadar mâl-ı ganâ’imle ordu-yı İslâma gelüp cemî‘i ganâ’imlerin paşaya arz edüp hemân kanûn-ı Hazret-i Ömer üzre paşaya sekiz yüz esîrden penc-i yek paşaya iki yüz aded mümtâz ve ser-firâz ve ser-efrâz perizâd ve mânend-i Behzâd gılmân ve bintânlar alınup mâ‘adâsı cümle dest-i guzât ile fürûht olundu. Ba‘dehû mezkûr koru-yı Virba nâm mahalden kalkılup,
EÇS V 144a
Menzil-i vâdî-i Virpolise: Bu mahalde paşa-yı müdebbir yedi yerde pusuya asker koyup on bin aded müsellâh ve mükellef ü mükemmel askere Yûsuf Kethüdâ'yı serdâr ta‘yîn eyleyüp hil‘at-i fâhire ihsân edüp kendüleri bu mahalde dündâr ve hâzır-bâş kalup etrâf-ı erba‘aya yarar karavullar kodu ve pusuda olan asâkirlere haberler gönderüp "gâfil mebâş" dedi.
EÇS V 144a
Der-beyân-ı azîmet-i asâkir-i İslâm be-cânib-i kal‘a-i şibenik-i be-nâm
EÇS V 144a
Çün kim bu Virpolise nâm mahalde ol gece cümle guzât helâlleşüp cümle atlara yemlerin kesdirüp vakt-i şâfi‘î oldukda evvelâ Atlıbeğzâde ve Çoltaroğlu ve Tilki Bölükbaşı ve Gırbo Bölükbaşı ve Hasan Bölükbaşı Yenge Kırığı bölükbaşılar cümle bin sekiz yüz aded yiğitler piyâde pür-silâh karanlıkda ileri gitdiler ve ardları sıra iki bin güzîde salt cürd atlı yiğitler ile Bosna Alaybeğisi Gâzî İsmâ‘îl Beğ ve Hersek alaybeğisi bu atlılara serdâr olup âheste âheste gitmede. Ve serdârımız Yûsuf Kethüdâ dahi beş bin piyâde ve atlı yiğitler ile kilt-â-kit giderken sancak dibinde hakîr Feth-i şerîfe müdâvemet edüp giderken paşa efendimizin pusuya koduğu asâkir üstlerine uğrayup tenbîh ü te’kîdler edüp ileri ubûr etdik. Çün vakt-i Hanefî oldu. Ale't-ta‘cîl salât-ı fecri edâ edüp der-ân atlara süvâr olup du‘â ve senâyı atlar üzre edüp âheste-reviş giderken hemân ileride bir sadâ-yı Allâh Allâh ile bir tüfeng sadâsı kopdu. Derhâl anı gördük. Geceden giden yayanlar har har soluyarak çıkageldiler.
EÇS V 144a
"Bire meded, kâfir geliyor. Pusuya girin. Biz kaçamak verdik" deyüp yıldırım gibi cümle geçdiler. Biz dahi sol tarafda ve sağ tarafda serdârımızla bir sarp dereler içlerine pusuya girüp âmâde durduk.