İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS V 148a
Menzil-i sahrâ-yı Hilevne: Bu mahalde Melek Ahmed Paşa deryâ-misâl askeriyle meks edince cümle etrâfda olan kâfiristân kal‘alarına havf u haşyet düşüp, "Yine elbette bir cânibi nehb u gâret ve hasâret eder" deyü bîm u ru‘blarından cemî‘i âsî kal‘alarından elçiler ve bî-hisâb tuhaf u tefâruk makûlesi hedâyâlar gelmeğe başladı.
EÇS V 148a
İbtidâ cânib-i cenûbda Hersek sancağında şehr-i Mostar'[a] karîb vilâyet-i Lepoşka, ya‘nî (---) kâfirlerinden on kîse ve elli komor bârgîri yükü külçe külçe tekerlek gibi asel-i musaffâdan lezîz külçe incirleri geldi ve âdemlerine ve keferelerine gâyet iltifâtlar olunup "Âdâbınızla olun" deyü tenbîh ü te'kîdler olundu.
EÇS V 148a
Andan Kilis kal‘ası civârında vilâyet-i Pirmorya kâfirlerinden müselmân kapu kethüdâları ve üç aded kefere kapudanları on kîse ve üzüm, incir ve kahve ve yigirmi aded müselmân esîrleri getirüp, "Fireng elinden halâs etdik" deyü tâbi‘lik {yüzün} gösterdiler, ammâ hakîkatü'l-hâl esîrlerden su’âl etdik. Venedik cezîrelerin urup bu ümmet-i Muhammed'i halâs eylemişler. Paşa bunlara dahi hayli i‘zâz [u] ikrâm etdi.
EÇS V 148a
Ertesi gün kal‘a-i şibenik'den bir kapudan beş kîse ve yigirmi pastav saya çuka ve üç bin Venedik altunu hedâyâlar getirüp, bizim şibenik kurbunda Ribniçse kal‘asından aldığımız şarik kâfiri ve bâğ beği kâfirin ve yedi re’s ma‘lûm kâfirleri bahâlarıyla taleb edüp yedisin de yetmiş bin guruşa halâs olup elçilerine teslîm olunup şibenik ceneraline paşa dahi hedâyâlarıyla Selîm Ağa'yı gönderüp, anlardan gelen bir kâfiri Selîm Ağa'ya bedel rehin alıkoyup Selîm Ağa kerr ü ferriyle kal‘a-i şibenik'e gitdi.
EÇS V 148a
Kal‘a-i Zadra'dan ve dahi vilâyet-i Zirin'den ve dahi vilâyet-i Bekân'dan ve dahi vilâyet-i Nadaj'dan ve dahi vilâyet-i (---) oğlundan ve dahi vilâyet-i Islovin'den ve dahi vilâyet-i Mükmüri'den ve dahi vilâyet-i Dodoşka'dan ve dahi vilâyet-i Moran'dan ve'l-hâsıl cümle on dokuz banlık ve herseklik yerden cemî‘isinin elçileri beşer, onar ve on beşer aded kîse guruş ile ve bu kadar zî-kıymet cevâhir makûlesi gûnâ-gûn eşyâlar ile ve kırkar ellişer pastav elvân çukalar ve müzeyyen tüfengler getirüp cümle elçilere mertebelerince i‘zâz [u] ikrâm olunup paşadan dahi anlara ba‘zı hedâyâlar ile birer ağa mahabbetnâmeler götürdü.
EÇS V 148a–148b
Andan ertesi gün ale's-sabâh İspilet cenerali nâm mel‘ûnun dahi on kîse ve yigirmi pastav elvân çukalar ve on top dîbâ 148b ve niçe musanna‘ gümüş âvânî şam‘dânlar hedâyâsıyla yigirmi bir aded ümmet-i Muhammed esîrleri kim mukaddemâ İspilet altında esîr olmuşlardı, hamd-i Hudâ anlar gelüp paşa efendimiz cümle hedâyâlarından ziyâde bu ümmet-i Muhammed'in halâs olduğundan hazz edüp dîvân-ı serdârda gelen nâmelerin tercemeleri okunup eyle yazmış kim,
EÇS V 148b
"Amân el-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân, bir dahi sizin ihrâk bi'n-nâr etdiğiniz ve münhedim edüp bırakdığınız Marina kal‘asın ve Ribniçse kal‘asın ve Kamin kal‘asın ve (---) (---) (---) (---) (---) Bu cümle kal‘aları ahd-i İsâ ve ahd-i Meryem olsun bir dahi ta‘mîr ü termîm etmeyüp içlerine asker komayalım" deyü amân kâğızları gelüp, paşa-yı kâmkâr [u] müdebbir akl-ı Arasto-fikr bu ahd-i mîsâk üzre sulhnâme ve ahidnâmeler yazılup Dilâver Ağa'yı Kilis ceneraline ve hakîri İspilet ceneraline göndermeğe fermân edüp hakîr dahi pâk huddâmlarımla âmâde olup nâmeleri aldım. Ertesi ale's-seher paşanın dest-i şerîfin bûs edüp,
EÇS V 148b
Hilevne sahrâsından Venedik vilâyetine gitdiğimizi bildirir
EÇS V 148b
Evvelâ Hilevne'den ol gün mezkû[r] Porolok dağın aşup,
EÇS V 148b
Menzil-i kal‘a-i Baba Ahmed: Anda niçe haberler alup ertesi gün yine taraf-ı garba giderken Baba Ahmed oğlu Baba İsmâ‘îl bize refîk olmağa gelüp, dünyâ benim oldu. Andan 12 sâ‘atde renc [ü] anâ çekerek,
EÇS V 148b
Menzil-i kal‘a-i Sin: Mukaddemâ memdûhdur. Andan cânib-i kıbleye sarp dereli ve kayalı muhâtara yerleri 6 sâ‘atde aşup,
EÇS V 148b
Evsâf-ı binâ-yı müslimîn, ya‘nî kal‘a-i Solin: Mukaddemâ kefere zamânında bir ma‘mûr hisâr-ı üstüvâr idi. Küffâr-ı âkıbet-i bed-kâr bu kal‘ayı Türk alırsa Kilis kal‘asının yolun kesüp kal‘a-i Kilis'e rahne verir deyü bu kal‘a-i metîni mukaddem târîh ile esâsından münhedim etmişdi, ammâ yine Fireng-i bed-reng binâsıdır. Lisân-ı Boşnakca solin (---) demekdir.
EÇS V 148b
Ba‘dehû sene 941 târîhinde Gâzî Hüsrev Beğ Kilis kal‘asına zafer bulmak içün rikâb-ı hümâyûna arz edüp arzı hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup bu kal‘a-i Solin'in esâsı üzre şekl-i murabba‘ bir seng-i müstahkem kal‘a inşâ edüp içine er ve müstevfâ cebehâne kodukda, hemân o şehir tamâm olmadan kırk bin aded cünûd-i cünüb Nasârâlar kal‘a-i İspilet tarafından gelüp kal‘a-i Solin'i soluyarak muhâsara ederler. Hemân Murâd Voyvada ve Hüsrev Beğ ve sekiz aded ümerâlar dahi on bin asker ile kâfire yetişüp bi-emrillâhi Te‘âlâ Rim Papa askerin dahi der-ceng-i evvel kırup andan sâ’ir küffârları dahi tâ deryâya varınca kova kıra bakıyyetü's-suyûf olan Nasârâlar deryâda gark olup kal‘a-i Solin dest-i küffârdan halâs olduğundan mâ‘adâ kal‘a-i Kilis'i dahi bu yüzden muhâsara edüp sene 943 feth-i kal‘a-i Kilis be-dest-i Gâzî Hüsrev Beğ.
EÇS V 148b
İbtidâ derûn-ı hisâra Gâzî Murâd Beğ hâkim olmuşdur. Andan sonra bu kal‘a-i Solin dahi ziyâde amâr olmuşdur. Bir püşte-i âlî üzre seng binâ-yı ra‘nâdır, ammâ hâlâ sene 1055 târîhinden berü dest-i küffârda kalmışdır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 148b
Andan 6 sâ‘atde cânib-i cenûba gidüp,
EÇS V 148b
Menzil-i kal‘a-i Kilis: Mukaddemâ Melek Ahmed Paşa efendimizle kal‘a-i Kilis'e gelüp yanına varılmadı, ammâ şimdi aşağı nazaretesine bizi ve Dilâver Ağa'yı kondurup Kilis cenerali olan la‘în bizlere kal‘ada bir ziyâfet-i kâfirî edüp kal‘aya urûc ederken piyâde gidüp cânımızdan bîzâr olup kâmil bir sâ‘atde urûc edüp ancak cânib-i garba nâzır bir küçük kapusu var.
EÇS V 148b
Derûn-ı hisârda tahmînen yüz elli aded hurde hâneler var ve bir Süleymân Hân câmi‘i var, lâkin hâlâ kenîse edüp minâresinin kubbesin yıkup şerîfesi içine bir çanhâne edüp azîm çanı var kim bize rağmen niçe kerre çanı çaldılar, ammâ mühimmât u levâzımât-ı cebehânesi gâyet çokdur ve sekiz yüz aded kefereden ziyâde yokdur.
EÇS V 148b
Bunda Murâd Ağa paşanın sulhnâmelerin cenerale verüp öpüp başına koyup bizlere, "Safâ geldiniz" deyü vâfir ta‘zîm edüp, nâmeyi terceme edüp okundukda, "Estağfirullâh, biz kal‘a yapmazız. Hemân bizim elimizde olanlara siz tama‘ etmeniz" deyüp, ba‘de't-ta‘âm "Safâ geldiniz" deyü kırk pâre balyemez toplar atdı kim cânib-i erba‘ada olan kayalar pâre pâre olup döküldü. Andan hakîr İspilet ceneraline giderim deyü aşağı (---) indim. Ardım sıra yüz guruş ve beş donluk saya çuka verüp anlar (---)
EÇS V 149a
Andan yine cânib-i garba giderken Kilis deresi kenârında değirmenleri geçüp,
EÇS V 149a
Evsâf-ı dâr-ı bî-millet, ya‘nî kal‘a-i İspilet
EÇS V 149a
Kal‘a nümâyân oldukda ileriye Baba Ahmedzâde Baba İsmâ‘îl Ağa'yı gönderüp anı gördük. Bin mikdârı piyâde tüfeng-endâz ve dörd yüz kadar atlı kefere-i nâsâz istikbâlimize çıkup bizi alay ile kal‘anın aşağı varoşunda nazarete nâm bir mihmânhâne-i mükellef ü mükemmel döşeyüp anda mihmân olduğumuz sâ‘at kal‘adan mehâbet göstermek içün bin pâre top atup şâdumânlar etdi ve akîbince iki yüz aded soltat u murtat tüfengli kefereler ile bir beğzâde-i şehzâde-misâl âzâde-i cüvân yiğit hidmetimize me’mûr olup kırk elli aded fağfurî tabaklar ile gûnâ tahta'l-kahve mâ-hazar ta‘âm getirüp tenâvül etdik, ammâ ekseriyyâ ta‘âmları sükker işine müte‘allık idi.
EÇS V 149a
Der-beyân-ı mülâkat-ı ceneral-i kal‘a-i İspilet: Ertesi gün âyîn-i bâtıla-i kadîmeleri üzre bir kapudanzâde dahi gelüp hakîri ceneral yanına da‘vet edüp, biz dahi cümle kırk altı aded pür-silâh tevâbi‘âtlarımızla esb-i sabâ-sür‘at sâfinâtü'l-ciyâd misilli küheylân atlara süvâr olup âheste-reviş zeyl-i hisâra vardıkda kal‘a kapusunda olan pâsbân kapudan huddâmlarımıza der kim,
EÇS V 149a
"Bellerinizden cümle silâhlarınız bırağup andan kal‘aya girin" deyü nâ-hemvâr teklîf-i mâlâ yutâk edince, hakîr eyitdim,
EÇS V 149a
"Ber-kanûn tertîbimiz bozup silâhsız girmek ayıbdır. Eğer tertîbimiz üzre bizi kal‘aya komazsanız biz dahi gerü döneriz" deyü niçe cidâl-âmîz kelimâtlardan sonra bi'z-zarûrî cümlemizi pür-silâh kal‘aya koyup tâ ceneral-i bed-âyîn dîvânına vardıkda, ceneral-i cânavar-ı dâl ayağa kalkup bu hakîr bir iskemlede ve ceneral bir iskemlede karâr-dâde olup ibtidâ hakîr nâmeyi öpüp başıma koyup yeden-be-yedin cenerale verüp terceme ile tılmaşnâme kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmu olunca ceneral eydir:
EÇS V 149a
"Hâşâ, biz bu serhadde sulha mugâyir iş edüp sizin harâb etdiğiniz kal‘alara er koyup amâr edeyiz. Ancak Osmânlı'dan havf edüp kadîm-i eyyâmdan bizim olan kal‘alarımız amâr ederiz. Hemân anlar bizi kendi hâlimize kosunlar. Bak beş aydan berü bu kadar bin asker ile elimiz vilâyetimiz harâb etdiğinizden gayrı hâlâ defterimizde mastûrdur. Altı aydan berü kırk üç bin âdemimiz esîr etmişsiz" dedikde, hakîr eyitdim,
EÇS V 149a
"Serhad halkıyla hoş geçinmezsiz. Anlar dahi tek durmayup çete ve potura edüp esîr ve mâl-ı ganâ’im alırlar" dedim. Ceneral eyitdi,
EÇS V 149a
"Allâh verse şu Girid adası ya sizde veya bizde kalup bir hoşca sulh [u] salâh olmayınca ne siz huzûr edersiz ve ne biz huzûr ederiz" deyüp bir hayli kelimâtlardan sonra paşanın hedâyâ gönderdiği seccâdeyi ve bir külçe kûse sarıkları verüp eyitdim,
EÇS V 149a
"Paşa-yı dilîr dostunuz buyurdular kim, anların zindânında bir iç mehterimiz ve iki yeniçerimiz ve altı aded Boşnak gâzîlerimiz esîrdir. Anları bize versin" deyince, ol ân on nefer yiğitleri getirüp hakîre teslîm olundu, ammâ bunlardan paşanın zerre kadar haber [ü] âgâhı yok idi. Hemân hakîr İspilet'de ba‘zı tüccârdan haber alup kendi karîhamdan ol yiğitleri istedim. Hamd-i Hudâ aslâ tereddüd etmedi ve ol gün hakîre bir Osmânlı atı verüp eydir:
EÇS V 149a
"Lutf eyleyüp bizi kal‘a içine kondurmayup taşra nazareteye kondurdular deyü hâtır-mânde olman. Kanûnumuzdur kim cümle müsâfirîni ve tüccârları ol semte kondurup kırk günden sonra halkımızla ihtilât ederler. Belki tâ‘ûnlu âdemleri vardır mülâhazasıyla kırk gün meks etdirdiriz, ammâ sizi ertesi gün huzûrumuza getirdik" deyüp bir ziyâfet-i âlîsin, âyîn-i bâtılları üzre tirepaze nâm yüksek iskemlelerinde beyâz çarşaflar üzre gûnâ-gûn kebâblar ve mi‘denüvâz ve nâne ve kerefis kökleriyle muharrâ pişmiş gûnâ-gûn sirkeli ta‘âmlar ve gûnâ-gûn helvâlar yeyüp yine âyîn-i Osmânlı üzre ellerimiz gasl eyleyüp cümlemiz birer kâse mümessek şerbetler nûş edüp andan yine alayımızla taşra konağımıza gidüp kal‘ayı ve varoşun nezâketle seyr [ü] temâşâya başladık.
EÇS V 149a
Evsâf-ı kal‘a-i şîrîn ü müzeyyen şehr-i İspilet
EÇS V 149a
Anların kavilleri üzre meğer bu kal‘a Süleymân Hân asrında Ferhâd Paşa ve Hüsrev Paşa feth edüp ol sene yine Fireng-i bed-reng-i pür-ceng istîlâ edüp hâlâ dest-i Venedik'de kalmış. Yine Venedik körfezi deryâsı kenârında şekl-i muhammes bir şeddadî sedd-i İskender-vâr metîn ve üstüvâr üç kat kalın dîvâr bir müstahkem metîn hisârdır, ammâ kâr-ı kadîm olduğundan her sene amâr edüp beyâz kuğu-misâl ağardırlar bir şîrîn kal‘a-i müzeyyendir.
EÇS V 149a–149b
Ve cümle cebehâneleri hâzır-bâşdır ve deryâya ve karaya nâzır kirpi tüğü gibi sık dizilmiş limanı ve karada Kilis boğazını muhâfaza eder azîm tabyaları var kim her birinde kırkar ve ellişer aded balyemez topları var kim her biri kırkar ve ellişer vukıyye gülle atar top-ı kûplardır 149b
EÇS V 149b
Ve limanına iki yüz barça ve galyon ve karaka ve kadırga sığar liman-ı kebîrdir. Hattâ bu liman içre iki aded Venedik mavunaları var idi kim eğer anları ta‘bîr ü tavsîf etsek başka bir müdevven olur. Ancak şundan ma‘lûm ola kim her biri birer dağ pâresi gibi kıçları ve başlarında onar pâre balyemez topları var ve kıçda ve ortada ve başda üç direkleri üzre filandıra ve haçlı ve Sanmarko tasvîrli sancak ve bayraklar ile müzeyyen bir ibret-nümâ ma‘ûnelerdir kim yemîn ü yesârında ellişer aded küreklerini cümle ümmet-i Muhammed esîrleri çeker ve cümle yüz mankadır kim her mankada dörder kâfir yatup âmâdedirler. Ve her kürekte sekizer kat müslimler kürekde hâzır-bâşlardır ve kıçda ve başda üç yüz pür-silâh kefere-i Hırvad ve Islovin ve Dodoşka ve Karadağlar ve Kilimente Arnavud ve Uskok aznavur cengâverleri ve iş erleriyle âmâdedirler. Bu mavunaların her biri birer kal‘a-misâl olup bu İspilet'den Venedik'e tüccâr ve metâ‘ götürüp getirirler. Venedik küffârı böyle altı aded mavnalara mâlikdir kim bir kral-ı dâll mâlik olmamışlardır.
EÇS V 149b
Ve mezkûr limanın etrâfında kavata kulleleri, ya‘nî gözcü burcları vardır ve bu kal‘anın deryâ tarafından havfi olmamak ile yalın kat dîvâr-ı kavîdir kim ol tarafa iki liman kapusu var, ammâ kara tarafı üç kat metîn dîvâr-ı üstüvârdır.
EÇS V 149b
Ve kesme kaya handakı gâyet derindir kim bu kara cânibine üç kat demir kapular arasında mâl-â-mâl pür-silâh kâfirler her bâr âmâde durup handak cisrinden âdem geçirmezler.
EÇS V 149b
Ve iç kal‘ası bir püşte üzre vâki‘ olmuşdur, ammâ bu iç kal‘a gâyet küçükdür, ammâ taşra kal‘aları kat-ender-kat dârü'l-bevâr dâr-ı menhûslarıdır.
EÇS V 149b
Aşağı kal‘ada üç aded manastır-ı azîm ve niçe deyr-i kadîm âyîn-i Mesîh edecek puthâneleri ve üç yüz aded dükkânları var, ammâ hammâmları da var imiş, görmedim. Cümleden ceneral sarâyı gâyet ma‘mûr u müzeyyen idi ve liman kenârında azîm bâzergân mahzenlerinde koyun yapağısı ve çuka ve atlas ve kâmha ve hârâ ve sığır gönleri ve niçe yüz bin elvân metâ‘lar ile mâl-â-mâl mahâzinlerde bir alma ve bir verme idi kim gûyâ âdem deryâsıdır, zîrâ on bir aded kralın metâ‘ı bu iskeleden Bosna diyârına, andan Rûm'a gider. Bender-i azîm iskele-i kadîmdir.
EÇS V 149b
Ve mahzenler kurbunda kârgîr binâlı ma‘mûr u müzeyyen dekâkînleri var. Cânib-i selâsında tâ Kilis dağlarına ve Solin kal‘ası bağlarına varınca yetmiş yedi bin bâğdır derler. Ekseriyyâ zeytûnu hıyâbân-ı Acem olup cihânı dutmuşdur ve inciri ve narı ve emrûdu ve limon ve turuncu ve kebbâtı zemîni zeyn etmişdir.
EÇS V 149b
Bu şehir leb-i deryâ-yı körfezde olmağile âb u havâsı sevâhil olup mahbûbu ve mahbûbesi memdûhdur kim ekseri dükkânlarda oturup gizli metâ‘ların fürûht ederken bâzârda görüp temâşâ etdik. Hakkâ ki mahbûb-ı Fireng denildiği kadar var imiş. Maralî ve gazâlî gözlü ve münevver yüzlü ve şîrîn sözlü nigâr-pâreleri zen-pâre birâderlerin akılların alup bir cihetde uşşâkı mu‘âheze edüp cânlarına bin cân ile kendülere akıdırlar(?) kim, {mısra‘}:
EÇS V 149b
Görenin aklı gider özge temâşâdır bu.