İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS V 160a
İşde buyurdu-i şerîfde eyle buyurmuş" dedikde,
EÇS V 160a
"Fermân pâdişâh vekîlinindir. Bizim cânımız başımız anın yoluna. Anlar da sa‘âdetlü pâdişâhdan gelen hatt-ı şerîfe amel edüp Bihke kapudanın Zirinoğlu'ndan halâs [için] bu kadar mâl ile bizi gönderdi" deyüp ol gece kal‘a-i Vokin'de niçe gâzîler ile sohbetleri etdik.
EÇS V 160a
Ale's-seher guzât kapudanlarıyla bile(?) kal‘adan çıkup kal‘a kapusun sedd edüp derûn-ı hisârda topçu ve cebeciler kaldı.
EÇS V 160a
Andan yedi sâ‘at cânib-i (---) giderken üç aded katana kâfiri esbâblı âdemler zâhir olunca koyunlarından beyâz mahrameler saldıklarında, "Sultânım bizim ser-gâzîler, âyâ İlahî, hangi serhaddimizdendir" derken, atlarından inüp piyâde yanıma geldiklerinde,
EÇS V 160a
"Safâ geldiniz gâzî yiğitler. Bize selâm mı getirirsin?" dediğimde,
EÇS V 160a
"Sultânım, Bihke kapudanı yiğitlerindeniz. İşte Bihke kapudanı vekîli ve Ferbi(?) kapu[d]ânı ve Veyd(?) kapudan ve İbrâhîm Beğ Yanova asker[i] ve sizin âdemleriniz cümle on iki araba pâdişâh mâlı ve kırk araba dahi me’kûlât [ü] meşrûbât ve niçe serhaddimiz dostları kefere ve beğlere esîr olan gâzîler içün rızıklar geliyor". "Yakın mıdır?" dedikde, "Katlanursız, şallâhi henüz gelecekleri zamândır" dedikde, katlanmağa sabra tâkat kalmayup aslâ bir yerde meks [u] ârâm etmeyüp cânib-i kıbleye beş sâ‘at yürüdük. Hamd-i Hudâ ol tarafdan ve bizim tarafdan İslâm bayrakları nümâyân olunca iki askerimiz birbiriyle mülâkat olup, arabalara girüp cümle mührümle mevcûd bulup kadının arz [u] mahzarına ve a‘yân-ı Bihke ve Korpa'nın mektûblarıyla her şeyi mevcûd bulup yine beş sâ‘at gerü deyüp vakt-i gurûbda,
EÇS V 160a
Menzil-i kal‘a-i Virovotiçse'ye vâsıl olduk. Mukaddemâ zahîre-bahâ tahsîline geldiğimizde bu kal‘anın dahi evsâfı mastûr ve bu kal‘adan içre cânib-i garba aslâ İslâm kal‘ası yokdur. Garb cânibi kırıntılıkdır.
EÇS V 160a
Evsâf-ı ser-hudûd-ı vilâyet-i Zirinoğlu
EÇS V 160a
Bu serhadlerde kırıntı derler. Nemse ve Alaman'da tabur derler. Erdel'de ve Leh'de ve Eflâk ve Boğdan'd[a] becene derler, ammâ bu Zirinoğlu kırıntısı tâ nehr-i Drava'dan tâ nehr-i Sava'ya varınca, ya‘nî şimâlden kıble cânibine üç günlük yol kırıntı etmiş kim(?) ve hâlâ her sene tecdîd edüp aslâ ne kal‘aya benzer ve ne tabur handakına benzer ve kırıntı içre olan sıradaki(?) evc-i âsumâna ser çekmiş ağaçları kesmeyüp yerli ağaçlar kalup hıyâbân ormanistân olmuş, devlet-i mühmelleri sekiz yüz yıldan berü beher sene niçe kerre yüz bin kâfir cem‘ olup niçe kerre yüz bin ve sad kerre hezâr dıraht-ı bâlâları kırup sene-i mâzîde kırılmış dıraht üstlerine dağlar gibi yığdıklarından bu diyârda kırıntı derler. Hakîkatü'l-hâl kırıntıdır. Balta ile kırıntı olmadır, ammâ bu kırıntı olan yerlerin iç yüzünde ve taşrasında Osmânlı hâkinde abdâlâne ağaç kökü bile komamışdır. Belki mesâff cengi ola mülâhazasıyla cümle bir top menzili sahrâ-yı çemenzârdır ve Cenâb-ı Kibriyâ bu diyârlara verdiği atf-ı râyı(?) ve hâk-i pâk-i amber-pâke verdiği şecere-i müntehâları bir diyârda görmedim. İllâ Bosna şehrine [bir] konak karîb yer Ravna dağında ve nehr-i Tuna'nın başı olan Alman dağında görmüşüm, ammâ bu Zirin vilâyetinin ağaçları kalınlığı ve âlîliği eflâke ser çeküp zemîne sâye salmışdır. şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim bir dırahtı teberdârlar kesüp bâl ve perri ve şâhaları kırılup zemîne indikden sonra hurd olup bir ağaçdan üç aded oyma yek pâre gemiler yapup en kalın yeri dibidir, andan bin yük alma alır. Ve niçe âdemler metâ‘larıyla binüp Belgrad'a gelirler. Gören yârân-ı bâ-safâlar[a] hafî değildir.
EÇS V 160a–160b
Ve bu dırahtın vasatından andan küçük gemi yaparlar. Andan yukarusuna çırnık gemisi derler. Yine iki yüz aded âdem metâ‘ları biner. Bu mezkûr gemilerde egser ve tahta kaplama ve eğeği ve kaburgalı gemiler ola. Yok hâşâ hemân 160b tekne gibi içi oyma gemiler bunun emsâli nehr-i Sava üzre niçe bin keştîler var.
EÇS V 160b
Ez-în-cânib yine sadede rucû‘ edelim. Bu Zirinoğlu hudûdu kırıntısının iç yüzlerinde birbirlerinden birer top menzili ba‘îd püşteler üzre sıra ile dizilmiş varda, ya‘nî haberci kulleleri vardır. Her birinde menhûs ve nüfûs-ı cünûd-ı cünüb mâl-â-mâldır. Kankı tarafdan bir düşman bu kırıntı üzre gele, ol tarafdaki varda kullesinden bir top atılınca bilirler kim Osmânlı tarafından "Düşman geldi" topı atılınca tarfetü'l-ayn nehr-i Morava ve nehr-i Drava [ve] nehr-i Sava kenârında cümle üç yüz altmış yedi pâre vardiya kullelerinden toplar atılup cümle Hırvadistân'ın başına âteş düşüp eyle benî Âdem deryâsı ve kefereler kurâsı yerlerdir kim ân-ı sâ‘atde andan top atıldığı semte yüz bin kadar küffâr cem‘ olurlar, ammâ serhad gâzîleri hîleye sâlik olup bir tarafdan birer asker gösterüp kıyâmet topları atılınca bir gayrı aralıkdan yayan asker girüp biraz kelepür alırlar, ammâ kimi esîr olup kalır. Ve kelepür alanların mâl-ı ganâ’imler ellerin bırakdırırlar. Ancak herkes bir baş ve cân ile halâs olurlar. Tâ bu mertebe ma‘mûr ve mazbût ülke[dir]. Hattâ Süleymân Hân bu kefereler ile mukâ[ve]met edemeyüp müdârâyla geçinmek, Vişegrad kal‘asından tâc-ı İskender ki tâc-ı Enûşirvân-ı Âdil'dir ki ol tâc Menuçehr evlâdlarından Macar kavmine değüp anlar Novgrad kal‘ası kurbunda Vişegrad kal‘asında tâc-ı İskender alınup dest-i Âl-i Osmân'da mezkûr tâc hazîne-i Osmâniyân'da kalup Süleymân semtinden(?) intikâm almak içün şikloş kal‘ası fethinde Zirinoğlu ve Beganoğlu Nadajoğullarına tâc-ı İskender'i verüp anlar da yedi hersek Osmânlı'dan yeşil katîfe kalpak geyüp gitmesinden Budin'i ve Üstürgon'u ve İstolni Belgrad'ı ve'l-hâsıl yetmiş altı pâre kal‘ayı Süleymân Hân Nemse çâsârı elinden aldılar.
EÇS V 160b
Ba‘dehû sene 984 târîhinde Gâzî Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân zahîr marazından kal‘a-i Sigetvâr döğülürken kal‘a altında Arapça emrine itâ‘at edüp Süleymân'ın mevtinden yedi gün sonra kal‘a-i Sigetvâr ve merhûm olduğu gün vilâyet-i Erdel'de kal‘a-i Göle ve kal‘a-i Yanova ve kal‘a-i Vilagoş ve niçe kal‘aları hâlî Pertev Paşa feth etdiği haber-i meserreti Sigetvâr altında gelüp pâdişâhın na‘şesin karnından yarup kazurât [u] muzahrafâtın obası içinde defn edüp cesed-i şerîfin tuz ve amber-i hâm ve misk ve gülâb ve za‘ferân ve zımrân ile perverde edüp mestûr etdiler. Hâlbuki pâdişâh-ı mağfûru ba‘de'l-feth-i kal‘a kırk üç gün pinhân edüp Sokollu âkıl Mehemmed Paşa'nın re’y [ü] tedbîriyle eyle ihfâ etdiler kim Harem-i Hümâyûn'un huddâmları bile vâkıf-ı esrâr olamadılar. İllâ Silihdâr Ca‘fer Ağa ve Moravî Alî Ağa ve pederimiz De[r]viş Mehemmed Ağa vâkıf-ı hâl idiler. Sonra bu esrârı Silihdâr Ca‘fer Ağa'yı Sokollu meyti hıfz etdiğiyçün na‘şe-i merhûm pâdişâh ile taht-ı revâna Ca‘fer Ağa bile girdi ve Rikâbdâr Mor[avî] Alî Ağa piyâde gidüp "Pâdişâhım suyu istediler" deyü içerde suyu silihdâr içerdi.
EÇS V 160b
Ba‘zı zamân Sokollu taht-ı revâna piyâde yanaşup ba‘zı arzları okuyup bir mikdâr söyleşir şekilli ederdi ve "Emir pâdişâhımın" deyüp giderdi. Tâ bu mertebe pâdişâhın merhûm olduğun bir âferîde bilmedi ve akılları ermedi. Ve taht-ı revân içre Silihdâr Ca‘fer Ağa cümle vüzerâ mâbeyninde yol üzre taht-ı revândan hatt-ı şerîfler çıkup,
EÇS V 160b
Sokollu Vezîr "Baş üstüne pâdişâhım, cümle kulların bu işden dönmezler ve pâdişâhıma hayır du‘âdan gayrı bir şey dimezler" der idi.
EÇS V 160b
Ammâ cümle guzât cidden ve kat‘an pâdişâhın hayâtına ve memâtına muttali‘ul-hâl değiller idi. Tâ ki Belgrad'a na‘ş-ı Süleymân Hân vardıkda oğlu Selîm Hân ol gece taht-nişîn ve tâc u raht u baht olup cümle a‘yân-ı erbâb-ı dîvân âlem-i hayretde "Hay gidi âkıl vezîr" diyerek cümle Selîm-i Sânî'den bey‘at edüp pederinin na‘şesin İslâmbol'da câmi‘i mihrâbı önünde kubbe-i pür-envâr içinde defn etdiler, rahmetullâh.
EÇS V 160b
Selîm Hân dahi İslâmbol'a gelince Nemse çârsârı Zirinoğlu üzre hurûc edüp "Tâc-ı İskender'i bana ver", "vermem" deyü üç sene ceng-i azîmden sonra bilâ-mahal koroşnayı Nemse çâsârına verdiler. İnşâ’allâh kal‘a-i Budun'da ve kal‘a-i Bec'de mezkûr tâcı niçe gördük ise eylece tahrîr olunur, ammâ tâc-ı bî-bâc Zirinoğlu ellerinden gideli şehinşâhlık iddi‘âsında olmayup ancak yedi herseğin biridir, ammâ ülkesi çok köpeğin yerdir, ammâ gâyet ma‘mûr diyârları vardır. Hattâ bizim askerimizi beyâz vere bayraklarıyla görüp, kırıntı tabyaları ve kulleleri üzre,
EÇS V 160b
"Bire gidi Türk, bu kadar asker ile nereye gidersiz?" Biz dahi,
EÇS V 160b
"Zirinoğlu kralınıza bu mâlı Bihke kapudanıyçün getürürüz".
EÇS V 160b–161a
"Hay gidi Türkler, kendi âdemlerin niçe kurta[r]mağa gelirler, ammâ biz esîr olsak bizi kimse kurtarmayup kürekde ölürüz" derler. 161a
EÇS V 161a
Andan bir günde taraf-ı şimâle gidüp,
EÇS V 161a
Menzil-i kal‘a-i Maslovino
EÇS V 161a
Lisân-ı Latince Tatlı şarâb kal‘ası demekdir. Biz bunda mukaddemâ zahîre-bahâ içün gelüp eyâletimiz olmamak ile bir şey vermeyüp ancak hakîre harc-ı râh-ı kalîl verdiler. Bu kadar askerle bizi görüp şaşdılar. Hele cümle mâlı arabalar ile kal‘aya girüp yine kal‘a kapudanında meks edüp kapudanı yorgalanmağa başladım. Hikmet-i Hudâ ol sâ‘at Yakova[lı] İbrâhîm Paşa'dan yüz koyun ve on araba beksümât ve beş yüz yiğit ile bir keskin Bosnevî kadı kim hakkâ ki hem kadı ve gâzî idi. Ol gün vezîr önünden bir cüvân mehpâre Firengzâde gelüp,
EÇS V 161a
"Kral sizlere selâm eyledi. ‘Sabâhın vilâyet uğur ile ayak yüzüm üstüne basa gelsinler’ dediler" deyü bir gûne kulunc şekline benzer hatlar, ammâ bir hatlara müşâbeheti yok. Yola gelen kefere beğzâdesin künc-i kâşânemiz içre yer kurup sabâhısı cümle bin beş yüz yiğit olmuşuz. Anı gördüm, Maslovin kapudanı kalmak ister. Kapudana,
EÇS V 161a
"Her zamânı bir kıyâs etme. ‘Biz Bosna eyâletine me’mûr değiliz’ dedin idi. şimdi Kanija Vâlîsi Sührâb Mehemmed Paşa efendimiz Yakova'da İbrâhîm Paşa'ya ve Çernik kurbunda Rahoviçse sancağının her kal‘alarından âdemler geldiler ise şimdi gözünle durma çık" deyü ibrâm [u] ilhâh edince,
EÇS V 161a
"Ya ben kal‘ayı kime bıragayum, yâ Rabbâhum duya beni Mevlâm".
EÇS V 161a
"Ben bu yiğitlerden kal‘aya beş yüz yiğit korum ve seni götürüp Sührâb Mehemmed Paşa'dan bir arz alup senin yerine bir gayrı kapudan dikerim" dediğimde, kapudanın aklı gidüp topçuları ve cebecileri ve niçe yüz iş görmüş ihtiyârları kal‘ada bırağup sarâyından çıkarken hareminden beş yüz Ungurus altunu koynuma koyup,
EÇS V 161a
"Hay kapdan gidisi uslandın" deyüp İbrâhîm Paşa'nın alay çavuşları tabılbâzlara turralar urup kal‘a-i Maslovin'den iki sâ‘at ancak gitdik. Kırıntı nâm mahallin boğaz kapusu olan yere gelince cümle guzât-ı müslimîne alay çavuşu gibi haykırup eyitdim,
EÇS V 161a
"Bak a gâzîler, bu varacağımız sulh [u] salâh üzre kâfir diyârıdır ve şarâbı ve avratı ve oğlanı mübâhdır. Eğer birinizi avrat oğlanda ve şarâb ve rakıda kızarmış bozarmış ammâ pişmemiş bulursam sizi döğe döğe bişiririm ve karnınızı şişiririm. Buna ka’il misiz?" Cümlesi,
EÇS V 161a
"Allâh senden râzî ola, bizde eyle âdem yokdur" dediler.
EÇS V 161a
"Bire benî Âdem çiğ süd emmişdir. Baba oğulun, oğul babanın keyfiyyet-i hâllerine muttali‘ olama[m]ışlar. Ahvâl-i dünyâ böyledir. şu kadar mâl-ı hazîne ile geldik. şu gâzî yiğidi pâdişâhımızın fermânı üzre halâs ede, sonra gidelim. Eğer bir ayıb ederseniz kâfir, kapudanı vermemeğe bahâne edüp mâlı da alıkor. Bizim cümlemizi mürüvvet ederse kovar, mürüvvet ve kerem etmezse cümlemizi kırar" dediğimde cümlesi eydir:
EÇS V 161a
"Sultânım, hemân bir iş göreyüz, döneyüz, gideyüz çok oturup osurup kokmayayuz" dediklerinde,
EÇS V 161a
"Ne buyurursunuz bu cevâblara?" dediğimde,
EÇS V 161a
"Estağfirullâh sultânım, tevbe cevâbdır, hemân yürüyaluma" dediler. Hemân ocak ağaların ve kapudan kethüdâların bir yere çağırup,
EÇS V 161a
"Siz sizin her birinizin askerinin zabt [u] rabtlarına mukayyed olursanız bu kâfiristâna konun ve illâ târikü's-salât, şâribü'l-hamr Bekrî cânlar varsa döysünler" deyüp haber verdim. Anlar dahi,
EÇS V 161a
"Ehl-i ırz âdemlerimizdir" deyü yemîn edüp "Haklarından geliriz" deyüp, anlar da tevâbi‘lerine tenbîh ü te’kîd edüp Kırıntı boğazından içeri vilâyet-i Zirinoğlu'na kadem basdık.
EÇS V 161a
Ol gün gidüp karye-i Vaslovin'de yatdık. Bin aded menhûs hâneli ve çârsû-yı bâzârlı kasaba-misâl bir kend-i bî-misâldir. Bu karyeden ileri bir âdemimizle Beğ nâm velîd-i pelîde iki Kaya Sultân yağlığı ve bir kûse destâr-ı Muhammedî gönderüp sabâh inşâ’allâh şeref-i sohbetleriyle bir niyâznâme gönderdikde Zirin ban nâm kilisenin kurbunda bir sarây-ı azîm döşedikleri haberi geldi. Ertesi gün yevm-i bâzâr idi. Alay ile,
EÇS V 161a
Evsâf-ı taht-ı menhûs diyâr-ı Korona, ya‘nî hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i Çakatorna
EÇS V 161a–161b
Lisân-ı Hırvatca (---) (---) (---) demekdir. İbtidâ bânîsi Ungurus krallarından (---) nâm kralın müfîd [ü] muhtasar binâsı idi, ammâ Süleymân Hân gorona dedikleri tâc-ı İskender'i bunlar[a] bağışlamak ile krallık iddi‘âsında olup sene (---) târîhinden berü Koca Zirin bu kal‘ayı müceddeden bir temel bırağup bir sedd-i üstüvâr binâ etmişdir. Niçe kerre bu kal‘a üzre kâfir kralları yüzer ikişer yüzer bin asker-i cünübân-ı cünûduyla gelüp döğerler. Âhir hâ’ib [u] hâsir olup gider, ammâ be-dürüstî Âl-i Osmân muhâsara etmemişdir, ammâ cebeciler varoş kurâlar gâret etmişdir. 161b
EÇS V 161b
Me’âl-i kelâm oldur kim bu kal‘a nümâyân oldukda bizim istikbâlimize çıkmak yüzünden askerinin kesretin ve ziynet-i şöhret-i mülevveslerin göstermek cemî‘i dünyânın kâfiri kara nahır gibi sür sür pür-silâh atlı kâfirler tabl ve torompetelerin çalarak kal‘a altına geldiğimiz gibi bir fitilden belki bin pâre top atup şehir lerzenâk ve cümle kâfirler havflarından zehre-nâk gibi oldular.
EÇS V 161b
Ba‘dehû alay ile Zirin ban kilisesi yanındaki sarâya konup ertesi beş yüzden mütecâviz yaşı belli ve gûnâ-gûn semmûr kalpaklı mülebbes kefereler hakîre gelüp bizi krala da‘vet etdiler. Biz dahi esb-i sabâ-reftârımıza süvâr olup cümle tevâbi‘ât ile cümle üç yüz çift yiğitler önümüz sıra atbaşı berâber giderken şehr[i] seyr [ü] temâşâ edüp Zirinoğlu sarâyı havlısına vardıkda ban piyâde dîvânhânesinden taşra çıkup hakîr dahi bî-bâk ü bî-pervâ atdan inüp ban ile ol ân öpüşüp ve görüşüp dîvânhâneye varup ayru[k] birer sandalyede karâr etdik. Bunların dahi dîvânhâneleri döşeli değildir. Mücellâ ve musaykal hurde ruhâm taş döşelidir. Cümle erbâb-ı dîvânlar iskemleler üzre otururlar. Hemân hakîr gayret-i Muhammedî'yi gözedüp,