EÇS V 161b
mazmûnu üzre kıyâm-ı kad tâm reftâr ile varup bî-bâk banın yed-i nâ-pâkine mektûb ve nâmeyi verüp, ban mektûbları eline aldıkda öpüp başına koyup ba‘dehû tilmaşlara, ya‘nî tercümânlara verüp terceme ederek okunup nâme tamâmında mefhûmu nâme anlanup eydir:
EÇS V 161b
"Kanı benim defter ile istediğim mâl?" deyü su'âl etdikde, hemân bizim huddâmlarımıza hakîr işâret etdiğimden on iki Sirem arabası mâl-ı metâ‘ ve zî-kıymet eşyâları meydân-ı mahabbete keşîde kılup defterleri mûcebince cümle eşyâları fürâdâ fürâdâ ban huzûrunda add edüp bi't-tamâm ve'l-kemâl defterdârı olan kefere alup kabz etdikde ban eydir:
EÇS V 161b
"Ya kanı paşadan kırk at istedim idi, göndermemiş" dedikde,
EÇS V 161b
Hakîr eyitdim: "Yuram ban hersek, bizim atlarımız bu sovuk yerde yaşamayup helâk olur ve bizim atlar ça(?) Hersek ve Taşlıca atlarıdır. Eyle atlardan a‘lâ sizde çok iyi atlar gördüm. İşte ol atların yerine beş semmûr kürk defterinizden ziyâde gönderildi" dediğimde,
EÇS V 161b
"Belî, öyle oldu. Beni Paşa Melekci pek sever" dedikde,
EÇS V 161b
"Siz de Melek Paşa'yı severseniz bizi tîz gönderüp hemân kapudanı bize teslîm eylen" dedim.
EÇS V 161b
Hemân der-ân kal‘a kapudanı olan bî-îmânı ol sâ‘at çağırup,
EÇS V 161b
"Var Bihke kapudanın getir" dedikde, ol ân dîvânhâneye kapudanı getirdiler, ammâ ayağında yigirmi yedi vukıyye neybe demirin çekemeyüp gücile geldi. Hemân seğirdüp hakîr kapudan ile ağlaşarak öpüşüp tevâbi‘leri dahi dest-i kapudanı bûs edüp gerüye durdular.
EÇS V 161b
Hemân hakîr eyitdim: "Banım artık ayağından neybesin çıkarsınlar dendânı" dedik.
EÇS V 161b
"Çıkarsınlar, Mariya Ana'yı şâhid dutup bir dahi bizim vilâyetimizi yakup yıkup harâb etmeye. Eğer bir dahi ederse böyle esîr etmem. Elime girirse yetmiş bundan artık eyle öldürüp sonra derisin yüzerim" dedikde,
EÇS V 161b
Hakîr eyitdim, "Serhad hâlidir. Siz de onların vilâyetin anlar da sizin şehirleriniz vururlar. Âdet böyle, bir eğlence maskara dünyâdır" deyince, gücile renc [ü] anâ çekerek neybe demirin kapudanın ayağından çıkarabildiler, ammâ fakîr Bihke kapudanı yürümeden kalup bana temennâ etmeğe gücile gelüp bir iskemle üzre hakîrin yanına oturup,
EÇS V 161b
Hakîr eyitdim: "Banım, beği böyle çıplak yollama. Bir kat esbâb ve bir at ve ayağından çıkan demirin ihsân eyle" deyüp, derhâl bir kat esvâb ve bir semmûr kürk ve rahtıyla bir mebrûm sırmalı eğerli at ve demirin verüp ihsân edüp ta‘âmı ban ile bir yerde yeyüp azîm ziyâfet-i uzmâ olup ta‘âm üzre cümle safâ-âmîz kelimâtları Bihke kapudanına hitâben etdi.
EÇS V 161b
Hakîr eyitdim, "Banım, hemân kapudanı bunda olan asker ile cisrine gönderelim. Bes biz bir iki gün dahi sizinle sohbet edelim" dedikde, der-ân alay çavuşları askeri cem‘ edüp ba‘de't-ta‘âm kapudan bandan me’zûn olup bizimle vedâ[‘]laşırken,
EÇS V 161b
"Benimle buluşmayınca paşaya varma" deyüp bin altmış aded güzîde asker ile çıkup gitdiler. Hakîr dörd yüz atlılar ile şehr-i Çakatorna'da temâşâya kaldık.
EÇS V 161b
Der-beyân-ı eşkâl-i çehre-i Zirinoğlu: (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 161b–162a
Bir âkıl ve müdebbir ve mutabassır kefere idi. Hattâ Bihke kapudanı içün eydir: "Bârekallâh, kapudan nefsinde bahâdır dilâver erdir. Yedi hersekimiz içinde dolusu içilirdi ve nâmı yedi dîvânda okunurdu, ammâ ceng hâlidir. Zanca derler Allâh elinde bir hâldir kim Allâh onu bizim elimize giriftâr eyledi, lâkin kendi esîr düşünce bizden sekiz bin altmış cân toprağa düşürüp, anlardan kırk 162a Türk öldü ve yetmişi esîr oldu. Kapudan gidi kendisi esîr olunca bizden beş aded yarar kapudanlarımı kapudan kendi eliyle at üzre kesüp kendi de ağır gövde ile atdan tekerlenüp üç bin Hıristiyânımız yanına vardıklarınca Tatar niçe âdemlerimiz dahi kırup âhir kendüyi bağlayup bu kadar yıldır esîr-i bend-i zincir idi. Elhamdülillâh şimdi elimizden kurtulup öldürdüğü Hıristiyânlarımızın âhiretde cevâbın veregitsin" dedikde,
EÇS V 162a
Hakîr eyitdim: "Banım, vallâhi kapudana bir şahin kanadı çelenk gönderin, hem nice giderler bir haber alın" dediğimde, ol sâ‘at kapudanın ardı sıra bir kanat çelenk ve bir semmûr-ı serhaddî gönderüp hakîre dahi bir semmûr-ı serhadli ve bir kat esvâb ve bir at verdi.
EÇS V 162a
Hakîr yine tevâbi‘lerimizle konağımıza gelüp hersekden elli koyun ve yüz tavuk ve iki kafes güvercin ve bin aded beyâz sipov ekmeği ve on aşcı gelüp matbahda hidmet ederlerdi. Hakîr dahi ol sâ‘at Melek Ahmed Paşa efendimizin gönderdiği hedâyâ bir harîr münakkaş ve musanna‘ seccâde ve bir harîr münakkaş ibret-i‘câz harîr dîvânhâne haliçesi ve bir erguvânî çukaya kaplu semmûr kürkü fi'l-hâl herseke gönderüp teslîm etdik. Cümle erbâb-ı dîvân engüşt ber-dendân edüp âlem-i hayretde kaldılar.
EÇS V 162a
"Bu hedâyâlar Melek Paşa vezîr babalardandır" dedikde kendi elimle kürkün yakasın öpüp hersekin arkasına geydirdiğimde, der-akab kal‘adan beş altı yüz pâre balyemez toplar atılup şâdumânlar oldu.
EÇS V 162a
Andan yine konağımızda üç gün meks edüp şehr-i Çakatorna'yı seyr [ü] temâşâ ederdik.
EÇS V 162a
Sitâyiş-i eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Çakatorna
EÇS V 162a
Nehr-i Drava'dan bir âb menzili ba‘îd bir düz çemenzâr zemîn-i mahsûldârdır. şekl-i muhammes bir şeddadî rıhtım binâ bir hisâr-ı üstüvârdır kim hasretü'l-mülûk bir kal‘a-i ibret-nümâdır ve bânîsi Koca Zirin idü[ğ]i [ve] bâlâ varakda biraz evsâfı tahrîr olunmuşdur, ammâ derûn-ı hisârda cümle on bin aded kârgîr binâ hânedân-ı ra‘nâlardır kim cümle gûnâ-gûn kiremitler ile mestûr menhûs hâne-i ma‘mûrlardır. Cümleden ma‘mûr u müzeyyen vâcibü's-seyr hersek sarâyı ve yedi vezîr banesinde(?) yedi kapudan sarâyı cümleden ma‘mûrlardır. (---)
EÇS V 162a
Ve cümle kırk aded manastırları var. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 162a
Ve cümle iki bin aded dükkânlar var. Cümle sokakları sadranc nakşı şâhrâhlardır. (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 162a
Ve cümle yedi aded hânları var ve bâzâr meydânları gâyet pâkdir. (---) (---) (---)
EÇS V 162a
Ve cümle (---) aded kal‘a kapuları var. Cânib-i şimâle nâzır Kanija kal‘ası kapusu yoluyla tâ nehr-i Drava üzre sunun karşu Kanija toprağında Geckıvar nâm, ya‘nî Yenikal‘a nâm bir kal‘ayı Sührâb Mehemmed Paşa izniyle binâ etdirdirdi. Bir kapusu dahi cânib-i şarkda bizim girdiğimiz Maslovin kapusu. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS V 162a
Der-beyân-ı münâkaşa-i hakîr ma‘a Zirinoğlu
EÇS V 162a
Zirinoğlu ile niçe kerre münâza‘a ve mu‘ârazalarımız var, ammâ bir gün meclisinde otururken Kanija'da Sührâb Mehemmed Paşa'dan feryâdcıları gelüp eyitdiler,
EÇS V 162a
"Kralım, nehr-i Morava kenârında dâ’imâ Kanijalı çeteleri işler ve Yeleşke kal‘asından iki yüz Hıristiyânı esîr edüp aldılar ve üç yüz Hıristiyânı kılıçdan geçirdiler" deyü şikâyet ederlerdi.
EÇS V 162a
"Türk vezîri zabt etmez mi?" deyü su’âl ederdi.
EÇS V 162a
Hakîr eyitdim, "Sizin askerinizi Nemse çâsârı zabt edemeyüp dâ’imâ Bihke ve Korpa ve Odvina ve Lika kal‘alarını gelüp nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’im alup esîr edersiz ve henüz Bihke kapudanı esîrlikden halâs olup gitdi. Çâsârın böyle etdiğinize rızâsı yokdur, ammâ sizler sulha mugâyir işler edersiz. Bizim dahi Kanijalı Sührâb Mehemmed Paşa ile gelüp sizin serhaddinizde nehr-i Râba'yı geçüp tâ Ni‘met-Uyvar kal‘asına ve Keminkos'a(?) ve Keminvâr kal‘alarına varınca urup yakup yıkup esîrler alup giderler" dediğimde, ban eydir:
EÇS V 162a
"Hay gidi Türk, besbelli sen bu serhadlerimize çok çete ve potura kovup çok yunaklık ve çok pirbelik etmişsin" dediler. "Ammâ biz de Kanija vezîri Boynueğri Mehemmed Paşa'nın oğlun öldürüp üç yüz âdemin esîr düşürdük" dediler.
EÇS V 162a–162b
Hemân bu hakîr eyitdim: "İşte ol vezîrin oğlunun 162b kanın almağiçün Kanijalı sizi elinizde, vilâyetinizde huzûra komayup esîrleriniz ala ala böyle şikâyet edersiz" dedim.
EÇS V 162b
Hemân Zirinoğlu eydir: "Bu Evliyâ Ağa bu serhaddimiz yatağıdır. Buna söz yetişmez" deyü hâmûş-bâş oldu, ammâ Kanijalı ve Hersekli ve Pojegalıdan pek şikâyet ederlerdi. Ertesi gün hersek ile cümlemiz atlanup ağırlıklarımız arabalara yükledüp,
EÇS V 162b
Evsâf-ı taht-ı menhûshâne-i kal‘a-i Ligradçık
EÇS V 162b
Sene 921 târîhinde Selîm Hân-ı Evvel Mısır fethinde iken bu kal‘ayı Koca Zirin müceddeden binâ etdi. Zemîni bir vâsi‘ sahrâ-yı ferah-fezâda şekl-i müseddes şeddadî rıhtım dolma binâdır. Handakı çâh-ı azîmdir. Cümle sedd-i İskender-vâr yedi aded tabyasından Zirinoğlu'na bin pâre şâdumânî topları atup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i rûy-ı dîvârları kırmızı prankona çukalar ile zeyn etdiler. Ve cemî‘i tabyalar üzre gemi direkleri üzre birer gemi sereni dahi mıhlayup seren uçları onar bin guruş değer filandıralar asup kal‘ayı gûnâ-gûn peykerler ile zeyn edüp cemî‘i kilise çanlıklarında nâkûslar sadâsı cihâna velvele verdi. Ve bana cemî‘i kâfir askeri istikbâle çıkanlar yüzü koyunu yatup gûyâ secde ederlerdi. Ve tarîk-i âmlar üzre altun ve gümüş micmerelerde ûd ve amber ve kara günlük yakup râyiha-i tayyibelerden benî Âdem'in demâğı mu‘attar olup hersek ban kal‘a içre sarâyına girüp dahil oldukda bizi de bir sarâya kondurup andan şehir a‘yânının ziyâfetine vardım. Hersek'e bir ziyâfet ve bir nukul meze ve şarâb bir âfet olmuşdur kim ayağı düz, elleri ayakları düz kefereler kalmadı, zîrâ Ligradçık'ın bâğı ve bâğçe ve ığrâfı(?) çokdur.
EÇS V 162b
şehri gâyet ma‘mûr u müzeyyendir, ammâ dâ’iren-mâdâr kaç bin adımdır ma‘lûmum değildir, lâkin pâk şehirdir. Çakatorna'dan küçük olduğuna şübhe yokdur, ammâ on bir aded ma‘mûr u müzeyyen duyûrları var. Çan kulleleri üzre sâfî altun haçları var. Birkaçı kurşum örtülü idi. Bir kapudanı ve yedi bin askeri ve Çakatorna'dan Ligrad Ligrad'dan Çakatorna görünür. Lisân-ı Latin'de grad kal‘a isimlerine şâmildir. Meselâ Belgrad, Vişegrad, Kamingrad ve Novgrad ve İsgıradin. Bunun emsâli kal‘alara grad derler. Anıniçün bunda Ligradçık derler. Gelin şehridir, zîrâ cemî‘i dükkânlarında kızlar oturup her biri birer mâh-cibîn ve peri-peyker ve melek-manzarlar metâ‘ların âşikâr fürûht ederler. Anlarda metâ‘ satmak ayıb değildir.
EÇS V 162b
Bu kal‘ayı dahi murâd [u] merâmımız üzre seyr [ü] temâşâ edüp bandan gitmeğe izin taleb etdiğimizde,
EÇS V 162b
"Geleli üç gün oldu. Birkaç gün dahi oturup zevk eyle. Sabâhın ava gidelim. Av da bir seyr u temâşâdır" deyüp bizi alıkoyup ale's-sabâh yetmiş aded arabalar ile toplar gidüp ale's-sabâh pür-silâh yüz bin harbe ve tüfengli atlı ve yaya küffâr semmûr yeşil ve kırmızı kalpak geyerler Fireng şapkası geymezler. Erganon ve torompete ve nâkûsların çalarak o şehr-i Ligradçık'dan taşra çıkdık.