EÇS V 180a
Evsâf-ı menzil-i ziyâretgâh-ı âsitâne-i Memi Beğ Sultân Babakuddise sırruhü'l-azîz
EÇS V 180a
Bu azîz sultân Hacı Bektaş Velî hazretlerinin tarîki hulefâlarındandır. Hattâ Deliorman diyârında medfûn olan Demir Baba Sultân bu Memi Baba Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl edüp telâmîzlerinden olmuşlardır ve bu Memi şâh Sultân âsitânesi gibi Rûm ve Arab u Acem ve Horasan'da böyle bir binâ-yı azîm âsitâne görmedim, îmânım. Hattâ bizzât kendü vücûd-ı şerîfleri bir mürtefi‘ yerde çâr-kûşe bir kubbe-i âlî içinde âsûdedir. Ba‘zı cânlar bu türbe-i pür-envârın rûy-ı dîvârlarına on iki imâm tesbihleri ve gûnâ-gûn pâlhengler ve zerdesteler ve teber ve zil ve nefîr ve sapan-ı Dâvûdîler komuşlar, cânım.
EÇS V 180a
Ve sultânın bizzât ser-i sa‘âdeti tarafında kendülerinin bir azîm kaşığı ve seccâde ve hırka ve tâcı ve alemleri ve kudûmu ve zilleri ve def nakkâreleri âmâde durur gülüm.
EÇS V 180a
Ve Rûmeli'nde servi ağacı nâdir iken sultânın başı ucu tarafında türbeden hâric bir mevzûn servi dırahtı var kim bir diyârda eyle tarrâhî ve serâmed sebiz-gûn ve hemvâr servi görülmüş değildir ömrüm.
EÇS V 180a
Ve âsitâne-i pür-envâr içinde olan huddâmân cemî‘i erbâb-ı züvvâra gülâblar ve ıtrı şâhî ve mâ-i kâdî ve mâ-i ezhâr nisâr edüp ûd-ı Mâverdî ve ûd-ı mülebbesler yakup kabr-i münevverin içinde rûh-ı Memi Cân şâd [u] handân olup cemî‘i ehl-i züvvâr demâğları mu‘attar olur, cânımın cânı.
EÇS V 180a
Ammâ aşağı fukarâ meydânı aceb mihmânhâne-i dervîşân-ı dil-rîşân fakr [u] fâka erenlerinin tekyegâh-ı mihmân-sarâylarıdır pîrim.
EÇS V 180a
Bu meydân-ı mahabbetin cânib [u] etrâfında ale't-tertîb dollâblar önlerinde birer dâne meşinden girde-bâliş-i nâliş önlerinde her fukarânın kurbân postları döşeyüp herkes bir ilme meşgûl olup kimi hezâr-pâre musanna‘ kaşıklar ve çevgân ve zerdeste ve keşküller yeyüp kifâf-ı nefs ederler, cânânım.
EÇS V 180a
Ve yine bu meydân-ı nazargâhın meyânında gûnâ-gûn zeheb-i hâlis-misâl şam‘dân ve kandîldân ve çerâğdânlar var kim gûyâ her biri iksîr-i a‘zam gibi şa‘şa‘a verir eyliğim.
EÇS V 180a–180b
Ve bu meydândan hâric meydânda bir matbah-ı Keykâvûsî var kim ol dahi vâcibü's-seyrdir. Yetmiş seksen aded pâ-bürehne ve ser-bürehne sîne-çâk yağ u balî-meşreb, pâk, ucub [u] enâniyyetden geçüp her birleri mertebe-i hâk olmuş hâk-âlûd cânlar riyâzât [u] perhîz-i mücâhede ile giryân ü nâlân ve şâd [u] handân yaşları göl göl olmuş teslîm dâğlı sîneleri bağlı yerleri şerha şerha sırımlı ve bâzûları maktelü'l-Hüseyin cirmli bî-pîrehen tennûre-i aşk içre sûhteliğin bir ten-dürüst cânların kimi aşbâz ve kimi habbâz ve kimi çerâğbâz ve kimi mihmândâr ve kimi meydândâr, kimi ahur-ı kamber-vâr hidmetlerinde ber-karâr merd-i meydânlar var, îmânım. Her birinin ahvâllerinden su’âl etsen her biri bir bâğın gülü ve bir sevdânın esîri ve bir Hudâ-yı 180b Lem-yezel'in kulları, ammâ beyt:
EÇS V 180b
Hallâk-ı Ezel âleme kıldıkda tecellîHer kulu birer hâl ile kılmış mütesellî
EÇS V 180b
Mazmûnunca her biri bu felek-i kec-reftâr-ı gerdûn-ı devvârın germ ü serdin çeküp terk ü tecrîd ihtiyâr etmişler kim, kimi mîr ve kimi emîr ve kimi mîr-i mîrân ve kimi tâ’ife-i kuzâtdan olup, âhir fânî dünyânın ahvâline vâkıf olup cümle raht ü baht u dârât [u] ihtişâmdan geçüp "Bir dost ve bir post" deyüp Memi şâh Sultân matbahında sûhte olup giryân ü nâlân ve biryân olmağı ihtiyâr edüp evkât-ı hamseleriyle mukayyed ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at bir alay âşıkân-ı sâdıkân-ı Rûm cânlardır, ey cânımın cânı ve ey ömrümün varı eyliğim îmânım.
EÇS V 180b
Ammâ bu matbaha üstâd-ı bennâ bir gûne san‘at harc edüp âteş-gede olan mahal üzre bir kubbe-i azîmin tâ ortasına bir küçük kubbe dahi inşâ edüp on iki terek Bektaşî külâhı gibi bir musanna‘ beyâz kubbe-i mücellâdır kim büyük kubbenin ortasına bu küçük kubbe kalın zincir ile mu‘allâk asmış. Cümle âteş anda yanup tâ sultân-ı azîz zamânından berü bu âteş-gedede âteş-i sûzân aslâ sönmeyüp ol zamândan berü çorba kazanları şeb [ü] rûz âteşden inmeyüp cemî‘i âyende vü revendelerin müslim ü mugân u edyân-ı milel-i gûnâ-gûnlara sofra-i bî-imtinânı mebzûl olduğundan mâ‘adâ kilârında "Hayrü't-ta‘âm mâ-hazar" kelâmı üzre şîr-i hurma ve katr-ı nebât-ı Hamavî ve kuş südü, ya‘nî yumurta bile bulunur azîm âsitânedir, gülümün gülü.
EÇS V 180b
Ve'l-hâsıl diyâr-ı Rûm'da misli yokdur. Meğer diyâr-ı Horasan'da meşhed-i İmâm Rızâ ola, ammâ bu âsitâne hayrâtının sâhibi Yanyalı Arslan Paşa'nın ceddi Zülfikâr Beğ âşıkdır cânım ve tekye-nişîni olan Hızır Dede câna ey vellâm var îmânım.
EÇS V 180b
Zirâ bu hakîr bu âsitâneye bin yetmiş bir şehr-i Ramazân'ının leyle-i Kadrinde bu âsitâne-i sa‘âdetde mihmân olup cümle cân [u] cânânlarla cân sohbetleri edüp summât-ı Muhammedî'den sonra gülbâng-ı Muhammedîler çekdik ve def ve kudûm ve nefîr ve nakkarelere darbler ve sur ve nefîrlere zemzeme ve demler urup dem-be-dem demler urup Hak Te‘âlâ fakr [u] fahrı zevk u şevkinden ırmayup zevk-i derûnumuz ziyâd-ber-ziyâd ola. Dem-i Alî ve Sultân Hacı Bektaş Velî ve Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî himmetleri hâzır u nâzır ola. Kerem-i evliyâ hû diyelim hû ve's-selâm.
EÇS V 180b
Andan cümle ahibbâ ve dostânlar ile vedâ[‘]laşup 4 sâ‘atde,
EÇS V 180b
Üç yüz hâneli ve câmi‘i [ve] hânlı ve bir küçük hammâmlı köydür kim Sarıgöl kadısı bunda sâkin olur. Bu kend ahâlîsi bir yere cem‘ olup eyitdiler,
EÇS V 180b
"Bu kazâ Fâtıma Sultân hâssıdır ve bir küçük kazâdır ve cümlemiz hâlâ Erdel seferinde top çekmeğe me’mûr bir alay tâ’ife-i Yörükânız, lutf eylen" deyü ricâ ve minnet ederek on beş bin akçe zahîre-bahâ içün paşaya ve bir o kadar dahi bize hidmet edüp kabûl etdik ve bu Eğribucak kazâsı ve Cum‘aâbâd kazâsı ve Sarıgöl kazâsı ve Karayek İçi nâhiyesi cümle top-keşân Yörükânıdır. El-iyâzü billâh akûr ve zeber-dest kavimdirler. Cümle on bin asker olur.
EÇS V 180b
Ammâ mudhike-i garîbe oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi sivri sivri çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâlli(?) mashara heybet avratlardır ve cümlesi şayak gibi beyâz abâ sıkma dolama geyüp çiftde ve çubukda Ferhâd gibi çalışır kağan arslan zenânelerdir. Ba‘dehû bu,
EÇS V 180b
Sarıgöl'den Serfice kazâsına gitdiğimiz beyân eder
EÇS V 180b
Ol gün nehr-i İncekara'yı geçitden yüz bin renc [ü] anâ çekerek atlarla ubûr etdik. Mezkûr İncekara'nın ibtidâ tulû‘u Kesrigölü'nden ve bir başı tâ Horpuşta dağlarından gelüp (---) (---) (---) kurbunda Akdeniz'e mahlût olur, ammâ âb-ı hayât sudur. Andan ol mahalde,
EÇS V 180b
Evsâf-ı (---), ya‘nî kal‘a-i Serfice: Ba‘zılar Selfice derler. Vech-i tesmiyesi (---) (---) (---) Bânîsi Yunaniyândan ulemâ-yı kudemâ Eflâtûn-ı İlahîdir . Dest-i Rûm'dan kuvvet-i bâzû ile sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî Mora diyârında Moton ve Koron kal‘aları fethine giderken bu kal‘ayı emân ile dest-i Rûm'dan alup Rûmeli eyâletinde (---) sancağı hâkinde tuğrâ-yı garrâkeş Nişâncı paşaların mu‘âf [u] müsellem hâssıdır kim voyvadası hâkim-i örfdür ve hâkim-i şer‘i yüz elli akçe pâyesiyle a‘lâ kazâdır ve nâhiyesi (---) aded kurâlardır.
EÇS V 180b
Kal‘a dizdârı ve yigirmi aded neferâtı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethüdâsı ve harâc ağası ve a‘yân [u] eşrâfı vardır, ammâ müftî ve nakîbüleşrâfı yokdur.
EÇS V 180b–181a
"Bu şehir 181a Nişâncı Paşa hâssıdır. Zahîre-bahâ vermeziz" deyü emrler ibrâz etdiklerinde, emrlerin mahkeme-i şer‘de kırâ‘at etdirüp me’âl-i kelâm-ı emr-i pâdişâhî oldur kim,
EÇS V 181a
"Siz ki yedi bölük serdârları ve şehir a‘yânları ve kadı efendisiz kim emr-i şerîfime amel edüp nefs-i Serfice şehri Nişâncı Paşa hâssı olmağile şehr-i Serfice'yi cemî‘i tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf [u] müsellem etmişdir. şöyle bilüp alâmet-i şerîfime i‘timâd edesiz" deyü emr-i pâdişâhî kırâ’at olunup,
EÇS V 181a
Hakîr eyitdim: "Allâh pâdişâha zevâl vermesin. Emr-i pâdişâhîde bi'n-nefs şehr-i Serfice demiş. Biz şehirden bir Girid mankırı almazız ve şehre konmazız. Tâ bu kazâda olan yüz yetmiş pâre kurâlardan zahîre-bahâ almayasın dimemiş. Bir vezîrimizin emriyle cümle kurâlardan zahîre-bahâ isteriz" deyü ayak basup "elbette alırız" dedikde, niçe kıyl [u] kâl olup, âhir,
EÇS V 181a
"Bir[e] Efendi, Buyurdu-yı şerîfe itâ‘at etmediklerinin arzın ve vârid olan emr-i pâdişâhî sûretin sicill-i mu‘tebereden istihrâc edüp bize arz ver. Biz gidüp nice zahîre-bahâ alacağımızı biliriz" deyü mahkemede azîm ma‘rekemiz oldu. Âhir cümle kurâlardan iki yük akçe paşaya ve bir yük akçe bize ücret-i kadem-i kanûnî ta‘yîn edüp tahsîline âdemler gönderüp şehir temâşâya mukayyed olduk. Evvelâ,
EÇS V 181a
Zemîn-i kal‘a-i Serfice: Topraklı bir sivri küçük püşte üzre vâki‘ olmuş şekl-i müselles bir şeddadî kârgîr seng binâ ve bir sûr-ı ra‘nâ küçük kal‘adır, ammâ iki cânibi yüksek havâleli dağlar ve dağlar üzre sâfî bâğlar ve havâsı letâfetinden halkı sağlardır, lâkin kal‘ası iç elde olmak ile elzem ve levâzımdan olmamağile ol kadar ma‘mûr değildir, ammâ sehel şey ile imârı mümkündür.
EÇS V 181a
Derûn-ı kal‘ada yüz kadar fukarâ Rûm kefereleri evleri var. Cebehâne ve topları ve anbârları ve handakları yokdur, lâkin cânib-i garba nâzır bir harâb kapusu var, gayrı şey yokdur. Cümle imâreti aşağı şehirdedir.
EÇS V 181a
Cümle altı mahalle müslimîn ve sekiz mahalle-i kefere-i Rûm ve bir mahalle-i Yahûdîler'dir ve cümle bin sekiz yüz aded cümle dud ağacı bâğlı evlerdir kim biri biri üzre kal‘a dağına yapışmış serâpâ kiremit ve kayagan örtülü ma‘mûr u müzeyyen kârgîr binâ hâne-i zîbâlardır, ammâ sokakları dıyk ve iniş yokuş yollardır. Bu şehre ârifân-ı seyyâhân-ı Rûm Küçük Bursa demişler. Zîrâ Bursa gibi cemî‘i bâğları dud ağacı olur. Niçe bin kantar ipek ve ibrişim hâsıl olur.
EÇS V 181a
Mîzân-ı harîr emâneti bu şehirde başka iltizâm-ı hükûmetdir ve âb [u] havâsı da hemân Bursa gibidir. (---) (---)
EÇS V 181a
Ve cümle altı aded cevâmi‘-i ehl-i İslâmdır. Cümleden Sultân Bâyezîd-i Velî câmi‘i sâde binâdır. Tabahâne câmi‘i dahi Dedeler câmi‘i, Mumcu Ağa câmi‘i. Bunlardan mâ‘ada altı aded mahalle mesâcidleridir. Medrese ve dârü'l-it‘âm imâretleri yokdur.
EÇS V 181a
Bir tekye-i Halvetîsi vardır ve iki aded mekteb-i püserânı var ve Memi Ağa'nın sarâyı önünde bir hammâmı var ve bir hânı var ve cümle yüz mikdârı dükkânları var, ammâ bezzâzistânı yokdur, lâkin her metâ‘ firâvân bulunur.
EÇS V 181a
Memdûhât-ı sanâyi‘âtından halkının ekseriyyâ kârları ibrişim münakkaş peşkirler ve havlı hammâm gömlekleri ve havlı makramalar ve makbûl harîr kenârlı rakîk gömlek bezi olur kim bir gömleği bir kamış masura içine koyup vilâyet vilâyet pâdişâhlara hedâyâ gider. Hattâ bir gömleği on dirhem gelir helâl bezleri olur ve beyâz çarşafları dahi memdûhdur.
EÇS V 181a
Ve halkının ekseri Rûm kefereleri olmağile müslimleri az olup anların dahi kelimâtları Rûm lehceleri gibi "varmisik, gelmisik, Mavro âfendimişdir ve cânımız ağacığımızdır" deyü kelimât ederler, ammâ bu şehir etrâfında olan re‘âyâların başlarında bir gûne çalma acîb ü garîb hey’et sarıkları vardır. Ana çalma derler. Hakkâ ki başları çalmalıdır.
EÇS V 181a
Bu şehrin Rûmları müselmânlara gâlibdirler, zîrâ ankâ kefereleri var. Cümle hâneleri birbiri üzre cânib-i şimâl ve garbda olan sahrâ içre cereyân eden İncekarasu'ya nâzır menhûs hânelerdir ve cümle yedi aded musanna‘ ve müzeyyen kenîseleri vardır ve gâyetü'l-gâye zengine Rûm keratse avratları var kim be-her sene beş kantar harîr öşr verir keratse karıları var.
EÇS V 181a–181b
Bu Serfice şehrin dahi seyr [ü] temâşâ edüp suhûletle zahîre-bahâları ve niçe hadâyâlar Memi Ağa'dan ve gayrı a‘yân [u] kibârdan cem‘ edüp 181b Serfice şehrinden avdet edüp,
EÇS V 181b
Me’mûr olduğumuz Erdel memleketi gazâsına gitdiğimiz kılâ‘ ve şehirleri beyân eder
EÇS V 181b
Evvelâ Serfice'den cânib-i şimâle hemân şehir dibinde yine Nehr-i İncekara'yı atlar ile anâ çekerek ubûr edüp 5 sâ‘at gidüp,
EÇS V 181b
Menzil-i kasaba-i Na‘lband: Anda dahi tahsîl olan Gölikesri mâlın alup şehr-i Manastır'ı ubûr edüp,