EÇS V 184a
Andan sene-i âtîde yine Erdel içine asker-i İslâm ile girmek fermân olunup, anda dahi "Budin'den ma‘zûlüm" deyü niçe gûne batıyyü'l-harekelikler ve niçe elvân mevâni‘âtlar gösterüp Erdel'e girmemek sadedinde iken Köpürlü tarafından yedi kerre Seydî katline hatt-ı şerîfler vârid olup Serdâr Alî Paşa Seydî'yi katl edemezdi. Âhir sûret-i hakdan görünüp Seydî Ahmed Paşa'ya Serdâr Alî Paşa nihânîce hatt-ı şerîfleri gösterüp,
EÇS V 184a
"Bana geldiğin zamân iki üç bin askerle pür-silâh gel" deyü Seydî'ye tenbîh ederdi. Âhir tâ ol mertebe Seydî Paşa'ya yakın hâsıl oldu kim kırk elli âdem ile serdâra gelüp gitmeğe başladı.
EÇS V 184a
Âhir bir dahi Seydî Ahmed Paşa katliyçün bizim Melek Ahmed Paşa'ya hatt-ı şerîf gelmeğe başladı. Melek Paşa dahi "Seydî Paşa bir mücâhidün fî sebîlillâh gâzî vezîr-i dilîrdir. Bu mahalde nice katl edeyim?" deyü hatt-ı şerîflere aslâ nazar etmeyüp ihmâl-i müsâmaha edüp Seydî'ye buyururlar kim, "Bana gâfil gelme ve pür-silâh âdemlerle gel" deyü tenbîh ederdi, zîrâ Melek efendimiz cemî‘i zamânda katl-i nefs etmeden ve katl etdirmeden gâyetü'l-gâye müctenib idi.
EÇS V 184a
Âhirü'l-emr Serdâr Alî Paşa'ya bir hatt-ı şerîf vârid oldu kim, "Ya Seydî'nin başı, ya senin başın" deyü Hacı İshâk Hâkiyle bu hatt gelüp Serdâr Alî Paşa dahi nâçâr kalup korkar kim "Bir vezîre dahi hatt gelüp serdârın başı gide" Nâçâr pes u perdeden Seydî'nin katline azîmet eyledi, zîrâ mukaddemâ Seydî'nin Vârat'a imdâd etmediğinden derûnunda bir ukde-i kîn-i kibirden var idi kim "Seydî olmasa Alî Paşa Vârat kal‘asın alamazdı" deyü efvâh-ı nâsda alâ mele’i'n-nâs söylenirdi. Bu ecilden hemân nâm benim olsun deyü Seydî'nin katline bel bağlayup ihtimâm-ı tâm etdi.
EÇS V 184a
{Der-fasl-ı cür’et-i Seydî Ahmed Paşa}: Bu esnâda hakîr bir cum‘a gün Seydî Ahmed Paşa'ya varup bile ta‘âm tenâvül ederken Seydî Paşa buyurdular kim,
EÇS V 184a–184b
"Bizi Budin vezîri İsmâ‘îl Paşa öldürmeğe hâzır olmuş. Tîz bizim bölük 184b başılar silâhlansın. Varalım, görelim. Olmaya illâ hayr" deyüp ba‘de't-ta‘âm Seydî Paşa cümle askeriyle pür-silâh olup âteş-i Nemrûd'a gark olup İsmâ‘îl Paşa'nın Budin ordusuna gitmede. Hemân İsmâ‘îl Paşa'nın kapucular kethüdâsı gelüp,
EÇS V 184b
İsmâ‘îl Paşa'ya eydir:"Sultânım, işte Seydî Ahmed Paşa geliyor" dedikde,
EÇS V 184b
İsmâ‘îl Paşa eydir:"Tîz elhamdülillâh şu kâfir Seydî geldi. Bir[e] tîz ip hâzırlan. Cümle ağavât ve levendât ve iç ağaları hâzır-bâş olsunlar" deyü İsmâ‘îl Paşa fermân edince derhâl otağının içi mâl-â-mâl âdem deryâsı pür-silâh olup âmâde durdular. Sehel zamândan Seydî Ahmed Paşa dahi karşudan nümâyân olup İsmâ‘îl Paşa otağı kapusundan içeri gürûh-ı askeriyle girüp Seydî Paşa esb-i sabâ-reftârıyla tâ otağın soffası üzre ibrişim haliçeleri pâymâl-ı esb ederek Seydî Paşa atından orta direk [di]bine nüzûl edüp bir yasdık üzre Rüstemâne karâr edüp ne selâm ve ne aleyke demeyüp cânib-i erba‘asın kat-ender-kat pür-silâh nebtîz semm-i helâhil kırkar kerre ecel destinden girîbânların çâk edüp rehâ bulmuş Seydî'nin kağan arslan kafâdâr yiğitleri içinde Seydî kalup feth-i kelâmı bu olur kim,
EÇS V 184b
"İsmâ‘îl Paşa karındaşım, aşk olsun ve beni öldürmeğe niyyet etmişsin. Gazân kutlu olacak ola. Bu yanındaki ip nedir?" dedikde, hemân İsmâ‘îl Paşa eydir:
EÇS V 184b
"Hayır bir şey ölçmek içün getirdmişdim" dedi. Seydî'nin cânib-i erba‘asındaki kafâdârları kat-ender-kat pür-silâh kemer-beste ve meyân-beste ağavât-ı âhen-pûş Seydî'den ne işâret zâhir ola deyü muntazır ve müterakkıblar iken hemân İsmâ‘îl Paşa bu hâl-i pür-melâli gibi bildi kim kendü askeri Seydî Ahmed Paşa'nın askeri yanında dem çeküp el kaldırmağa kâdir olmayacakları ma‘lûmu olup aklı başından gidüp İsmâ‘îl Paşa'ya telâş el verüp eydir:
EÇS V 184b
"Bire tîz paşa karındaşımıza kahve ve şerbet getirin" dedikde, hemân,
EÇS V 184b
Seydî Paşa eydir: "Bu kahve teklîfin ko. şimdi sen benim başım mı alırsın, yohsa şimdi ben senin başın mı alayım?" deyü Seydî ukâb-vâr yerinden pertâb edince, hemân fakîr İsmâ‘îl Paşa şaşdığından yanındaki yasdığı siper-misâl dutup ayağ üzre kalkup ma‘hûd ip meydânda kaldı. Hemân İsmâ‘îl Paşa'nın aklı başına gelüp Boşnak lehcesi üzre eydir:
EÇS V 184b
"Bak a cânum, Seydüm Ahmed Paşa, sen benüm dünyâ ve âhiret bürâderümsün" deyü Boşnakca kelimâtlar etdikde,
EÇS V 184b
Seydî eydir: "Ben köpek ile kardaş mı olur? Yokdur ve illâ ha ölürüm yokdur" deyü Çerkes lisânı üzre ol dahi niçe gûne ta‘n-âmîz sözler söyleyüp bebr ü pelenk-vâr Rüstemâne apul apul hırâmânî reftâr ederek yine ibrişim haliçeler üzre yâr-ı kadîmi olan Kocadağlı doru atına bilâ-rikâb şâhbâz-ı evc-i istiğnâ gibi süvâr olup yine bî-bâk ü bî-pervâ alayıyla serâperdesine revâne olmada.
EÇS V 184b
Bu kerre beri tarafda İsmâ‘îl Paşa dem-beste ve hayrân-ı sergerdân ve pür-hicâb âlûde olup mezkûr ipi Seydî boğmağa hâzır etmişdi, anı pinhân edüp cemî‘i nüdemâları beyninde meyyit-i müteharrik-misâl oldu, ammâ dahi büyük hicâbı oldur kim İsmâ‘îl Paşa, Serdâr Alî Paşa'ya vardıkda itâb gûne sözler söyleyüp,
EÇS V 184b
"Efendimiz Köpürlü'nün emr-i şerîflerine ve hatt-ı hümâyûna itâ‘at etmeyüp Seydî Paşa mel‘ûnu katl etmezsin sen. Eğer bana bir kerre bir emr gelse ben Seydî'ye amân vermeyüp köpek gibi başın kesüp Der-i Devlet'e gönderirdim, ammâ inşâ’allâh emr-i hatt-ı şerîfsiz ben anın nice başın keserim?" deyü da‘vâ-yı merdler edüp niçe gûne lâf [u] güzâflar urmuşdu. şimdi bu hâl-i pür-melâl böyle vâki‘ olunca hammâmda zarta çalmış tiryâkiye dönüp halk içinde âb-ı rûyu dökülüp vak‘ u vakârı gitdi. Hattâ İsmâ‘îl Paşa birkaç günden Serdâr Alî Paşa huzûruna vardıkda esnâ-yı kelâmda,
EÇS V 184b
Alî Paşa eydir: "Birâder, işitdim Seydî Ahmed Paşa size varmış. Ya niçün şu zâlimi katl etmedin?" deyü ta‘n-âmîz şehrîce kelimâtlar etdikde,
EÇS V 184b
İsmâ‘îl Paşa eydir: "Bire şu kâfiri nice öldürürsün? Geldiği zamân cehennem zebânîsi gibi gelir" dedikde,
EÇS V 184b
Serdâr Alî Paşa eydir: "Ya bana geldikde ravza-i rıdvân gibi veya mâlik-i cennet gibi mi gelür. Her bâr bana melekü'l-mevt gibi gelir. Vallâhi ben Seydî'yi katl edemem. İşte sen de katl edemedin. Belki Seydî seni katl ederdi" deyü Serdâr Alî Paşa İsmâ‘îl Paşa'ya bu gûne müşâvere edüp hatm-i kelâm etdi.
EÇS V 184b
Der-beyân-ı tahkîk-i şehâdet-i Seydî Ahmed Paşa
EÇS V 184b–185a
Gele Cum‘a hakîr Seydî Ahmed Paşa'ya varup dest bûs edüp 185a ba‘de'd-du‘â hâl [ü] hâtır su'âlinden sonra,
EÇS V 185a
Seydî eydir: "Cânım Evliyâ Çelebi! Bugün cum‘adır. Var Tımışvâr'da Horos kapusu handakı kenârında benim câmi‘imde cum‘adan evvel devr-i şerîf tilâvet eyle. Bugün biz âhir cum‘amız kılalım. Zîrâ artık Erdel seferine giririz, cum‘a namâzın kılamazız. Elbette benim câmi‘ime gitmek gereksin" deyü on dokuz Venedik altunu ihsân etdikde,
EÇS V 185a
Hakîr: "N'ola sultânım, gidelim ammâ sâ‘ate baksınlar, vakt-i salâte ne kalmış görsünler." dediğimde,
EÇS V 185a
Seydî Paşa eydir: "Ya Evliyâm sâ‘atin yok mu?" dedikde,
EÇS V 185a
Hakîr eyitdim: "Rûmeli'nde Alasonya şehrinde cirid oynarken sâ‘atim düşmüş." dediğimde ol ân bir murassa‘ sâ‘at bağışlayup sâ‘ate nazar etdim. "Henüz vakt-i cum‘aya üç sâ‘at var"dedim.
EÇS V 185a
Seydî eydir: "Dahi vakit vardır. Tîz bana at getirin. Bugün cum‘adır. Serdâr Alî Paşa karındaşımıza varalım. Geçen cum‘a İsmâ‘îl Paşa potura vardık. Bu cum‘a serdârımıza varalım." deyince
EÇS V 185a
Bir bölükbaşı eydir: "Bak a arslanım. Bu gece bir yavunculu düş gördüm. Gel bugün ata binüp bir yere gitme." dedikde beş altı kişi dahi feryâd edüp "Gitme âdem gitme" dediler.
EÇS V 185a
Seydî eydir: "Ne dersiz hey kahbe gidiler. Bu gece ben bir düş gördüm. Hazret-i Hamza elime bir kılıç verüp,
EÇS V 185a
‘Kır şu kâfirleri. Sonra bu kılıcı benim başım üstüne ko’ dedi. İnşâ’allâh biz yine şimdi Erdel'e gidüp yine Erdel'de bu yıl çok kâfir kırarım" deyüp,
EÇS V 185a
"Bire tîz at getirin" dedikde bir kır at getirüp bilâ-rikâb süvâr olup ata ökçe etdikde hemân at gerü otak içine halıları ve mak‘adları çiğneyerek tâ yasdıklara vardı.
EÇS V 185a
Hemân Seydî bir fârisü'l-hayl olmağile atın iki cânibin üzengiye daladup kızıl kanlara atı müstağrak edüp mümkün olup at hârûnlukdan kesilmeyüp otakdan taşra çıkmak muhâl olup âhir atdan inüp bir doru ata süvâr oldukda ol dahi hırçınlığ u yanazlık edüp ol dahi iki kerre otak içine fırlayup girdikde Seydî dibelik âteş-pâre olup selâhorlara gazab-âlûd atı ihtimâm-ı tâm ile sürüp âhir otakdan taşra çıkarup yemîn ü yesârına selâm vererek giderken dönüp ardına bakdı. Gördü kim çatal fitil fitile ve tîrkeş tîrkeşe ve rikâb rikâba kat-ender-kat levendât, ağavât, hüddâmât pür-silâh gelirler.
EÇS V 185a
Hemân Seydî cümleye hitâben eydir: "Bire âdemler, düğüne mi gidersiz, yohsa cenge mi gidersiz. Yohsa beni yasakçı ile bir yere götürürsüz. Dönün âdemler. Ben bugün yabana gitmem, Serdâr Alî Paşa karındaşıma giderim. Andan âhir cum‘a namâzım kılmağa giderim." dedi.
EÇS V 185a
İki kerre âhir cum‘a namâzım, deyü tekrâr etdiğinden hakîre bir dehşet hâsıl olup hakîrin dahi cum‘a ezânına hayli zamân vardığın bilüp Serdâr Alî Paşa otağına varup ard kapuda atdan nüzûl edüp hazînedâr haymesine varup ba‘de's-selâm ve'l-kelâm.
EÇS V 185a
Hazînedâr eydir: "Evliyâ efendim, safâ geldin ve hoş geldin. şimdi buracığa nerecikden gelirsiz" dedikde,
EÇS V 185a
"Vallâhi Seydî Ahmed Paşa efendimden gelirim. Ol dahi işte Alî Paşa efendime gelmededir." dediğimde hazînedâr, Seydî Ahmed Paşa'nın akrabâ vü aşîretinden idi. Hemân hazînedâr elindeki su kepâzesi yayı çekmeğe iktidârı kalmayup bî-tâb u bî-mecâl kaldı ve hazînedâra gâyet telâş el verüp reng-i rûyu zerd-âlûd olup kehribâ-vâr olup bir âh-ı serd-i ciğer-sûz çekdi kim hakîr andan bir nakş-ı bukalemûn anladım. Hemân dem hazînedâr cümle iç ağaları çadırların devr edüp cümle iç ağaların paşanın yanına gönderdi.
EÇS V 185a
Hakîr dahi paşanın oturduğu serâperde ardında Mü'ezzin İsmâ‘îl Çelebi ile biraz kelimât ederken Çengî Mustafâ Ağa dâmâdı Hüseyin Ağa gelüp Serdâr Alî Paşa'ya eydir:
EÇS V 185a
"Sultânım, Kara Seydî Paşa geliyor." deyince Hemân,
EÇS V 185a–185b
Alî Paşa: "Hazînedârı çağırın. Cümle iç ağaların hâzır edüp tenbîhimiz üzre tütünler ve kahveler ve şerbetler getirsinler." deyince cümle iç ağaları kat ender kat müheyyâ ve hâzır-bâş olup sâbit-kadem durdular. Andan otak perdeleri açılup Seydî Paşa âdâb üzre at ile içeriye kırk elli adım at ile gelüp esb-i sabâ-sür‘atinden inerken hikmet-i Hudâ sağ ayağı burkulup dizi üzre düşünce tevâbi‘âtları koltuğuna girüp kaldırdılar, ammâ gelişi merdâne-cünbüş değil (değil) idi. Hakîr Seydî Paşa'nın eşkâline im‘ân-ı nazar ile nigerân etdim. Gûyâ meyyit-i müteharrik idi. Meğer 185b peymâne-i ecel pür olmuşdu. Beyt: