EÇS V 185b
Edemez def‘ sakınmakla kazâyı kimseBin sakınsan yine ön son olacak olsa gerek
EÇS V 185b
mazmûnunca Seydî batıyyü'l-harekelik ederek otak-ı nüh-tâk soffasına çıkınca Serasker tâ baş direkde Seydî'ye istikbâle varınca Seydî,
EÇS V 185b
"Es-selâmu aleyküm sultânım. Bahâr mübârek ola." dedikde Serdâr aleyk alup Seydî Paşa orta direk dibinde karâr-dâde olup eydir:
EÇS V 185b
"Sultânım, Bu Tımışvâr altında nice biz otururuz. Hemân bu yurddan kalkup göç edelim ve bir gayrı diyâra gidelim" dedikde,
EÇS V 185b
Serdâr eydir: "İnşâ’allâh bugün sizi ileri geçirüp çarkacı ta‘yîn ederiz." dedikde,
EÇS V 185b
Seydî eydir: "Allâh sultânımdan râzî ola. Bizi dîn uğuruna hidmete kabûl etdiniz." deyüp derhâl kahveler gelüp nûş olunurken Selâm Çavuşu Hüseyin Ağa ve Küçük Çelebi gelüp eydirler:
EÇS V 185b
"Bugün mübârek cum‘a gündür. Yeniçeri Ağası Çelebi Ağa geliyor." deyince hemân Seydî Paşa yerinden pertâb edüp eydir:
EÇS V 185b
"Sultânım, ağa gelürse biz gideriz. Du‘âlar sizi." deyüp giderken hemân Alî Paşa,
EÇS V 185b
"Bire vurun şu kâfiri." deyince el-azametullâh otağın cemî‘i sokakları yere batup cümle Alî Paşa askeri pür-silâh Seydî Ahmed Paşa üzre hücûm edince Alî Paşa perde ardına girüp hazîne çadırına firâr etdi. Ol ân otak meydânında Seydî yalnız ceng-i azîm etdi, ammâ kurşum bârân-ı la‘net gibi yağdı.
EÇS V 185b
Anı gördüm, bir kurşum garîb Seydî'nin memesi altına isâbet edüp "Hay meded kâfirler" deyü koynunda makramasın çıkarup kurşum zahmına sokup dal hançer olup "Bire at yetişdirin" deyü feryâd ederek âhir kurd koyuna girir gibi hemân yemîn ü yesâra halkı hançer ile perrân perrân edüp bu kadar bin halk gürûh gürûh târumâr misâl-i mûr [u] mâr olurlardı.
EÇS V 185b
Bu hâl ile köpek cengi ederek otak dâ’iresinden taşra çıkdı, ammâ kafâdâr askeri yok ve her tarafda düşmanı çok. Bir sarıca kâfiri matbahda ucu yanmış bir odun ile Seydî'nin koluna bir odun nice urdu ise Seydî'nin destinden hançeri fırlayup bir şâtırı ol ân paşaya bir gaddâre yetişdirince dal gaddâre olup hayli âdem yıkup bir âdemi iki pâre etdi. Ve şâtırı dahi şehîd etdiler. Ve yedi âdemi dahi zahm-âlûd olup silihdârı dahi Küçük şahin ve Gürcî Beğzâdeler mecrûh olup yan verdiler, ammâ Seydî fakîr de bî-tâb u bî-mecâl meydân-ı ma‘rekede bî-dermân hareket etmeğe başladıkda ol ân sarrâcbaşı Seydî'ye bir esb-i menhûs yetişdirüp eğer hânesine el uram derken bir kâfir-i bî-dîn fakîr atı kılıç ile sinirleyüp at dahi cân havliyle Seydî'nin sîne-i bî-kînesine dû-pây-ı edbâr-ı zahmdâr urdu kim garîb Seydî iki aded perende-i mu‘allâk kılınca ol mahalde kereke bid‘atin gaytânları Seydî'nin boğazına geçüp anın halâsına ve yakasının dem-bestesine halâsda iken yine ol Seydî hüddâmlarından bir nânkör (---) (---) nâm deli mel‘ûn Seydî ile yaka yakaya ceng edüp kereke gaytânı mâr-ı ecel-vâr boğazına sarılup çadırlar tınâbları dahi ayağına dolaşup elindeki gaddâre de gaddârlık edüp yâverlik etmeyüp eyle dilâverin serine mezkûr (---) (---) deli bir odun ile nice urduysa artık garîb Seydî serâsime olup cümle haşerâtlar başına üşüp dest ber-kafâ kayd [u] bend ile serâsime otak içre götürüp derhâl asker içinde fetret ü tuğyân olmasın içün ol ân Gâzî Seydî Ahmed Paşa'nın kellesin teninden cüdâ edüp şehîd etdiklerinde azamet-i Hudâ ordu-ı İslâm içinde bir gırîv [ü] feryâd kopdu kim gûyâ (gûyâ) rûz-ı mahşerden nişân oldu.
EÇS V 185b
Seydî Ahmed Paşa ve yeniçeri ordusu ve Budin ordusu ve bizim Melek Ahmed Paşa'nın Rûmeli ordusundan asker-i deryâ-misâl Ser‘asker Alî Paşa'nın otağına varup gulû-yı âmm etdiler, ammâ ne çâre. "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru.
EÇS V 185b
Merhûm Seydî'nin vücûd-ı na‘şın herkes meydânda görüp,
EÇS V 185b–186a
"Vâ hasretâ ve vâ firkatâ! Ordumuzun sâhib-kırânı gidüp bu sene Erdel diyârı kâfiristânına nice girüp Kemen Yanoş kral ile nice ceng edüp nice kral nasb edüp bin iki yüz kîse iki yıllık harâcı nice tahsîl edüp pâdişâha nice cevâb veririz" deyü herkes figân edüp perîşân olduklarında hemân hakîr bu hâli görüp atıma süvâr olup tarfetü'l-ayn içre Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp Seydî 186a Paşa ahvâlin bir bir Melek Ahmed Paşa efendimize nakl etdiğimde aklı başından gidüp eydir: mısra‘,
EÇS V 186a
deyüp cümle ağavâtları huzûruna çağırup vasiyyet edüp mühr kîsesinde olan üç yüz kıt‘a elmas taşları cümle defter ile on kıt‘asın oğlu İbrâhîm Beğ'e ve on kıt‘asın Seydîzâde Mehemmed Beğ'e ve on kıt‘asın kerîmesi Hânım Sultân'a ve mâ‘adâsın ağalarına verüp,
EÇS V 186a
"Eğer ben ölürsem sizin olsun ve eğer hayâtda kalırsam yine benim olsun" deyü vasiyyetler edüp, ba‘dehû kendüleri Serdâr Alî Paşa'nın dîvânına varup cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve pîr u cüvânlar Seydî'nin mübârek na‘şesin gördükde "hayfâ dirîğ" deyü bükâ eylediler. Hemân ol mahalde Budin Vezîri İsmâ‘îl Paşa dârât u azametiyle reftâr ederek Seydî Paşa cesedi yanından ubûr ederek
EÇS V 186a
"Hay kâfir, hay mel‘ûn, bulduna belânı" deyüp Boşnak lehcesiyle ba‘zı şütûmlar ederek cümle huzzâr-ı meclise selâm verüp sadr-ı âlîde karâr edüp serdâra hitâben eydir:
EÇS V 186a
"Gazân kutlu olsun cânum. Hemîşe cümle dîn düşmanlarımuzun başı böyle galtân ola" dedikde, hemân bizim,
EÇS V 186a
Melek Ahmed Paşa eydir: "Ya paşa, sen da‘vâ-yı merd edüp Seydî'yi öldürürdüm der idin. Niçün öldürmedin kim bu gazâ sana müyesser olurdu?" deyince, hemân Çavuşzâde-i hâzır cevâb eydir:
EÇS V 186a
"Bu paşa karındaşımız eyle da‘vâ-yı merd ederdi, ammâ evdeki hisâb bâzâra uymaz. İsmâ‘îl Paşa karındaşımız Seydî Paşa'ya bir kasd etse bu gazâ Seydî'ye müyesser olup Seydî yerine İsmâ‘îl Paşa fedâ olup Budin mansıbı mahlûl olmak iktizâ ederdi. Paşa karındaşımız anıniçün gayret edüp Seydî'yi katl etmedi. Ancak şimdi Seydî gazânız kutlu olsun der" deyü Çavuşzâde böyle nükte ve rîşhand cevâblar dediğinde cümle huzzâr-ı meclis mağmûm u müte’ellim iken Çavuşzâde cevâblarından hazz edüp hande etdiler, ammâ İsmâ‘îl Paşa'yı bu meclisde katl etseler bir katre kanı cereyân etmezdi ve söylediğine peşîmân oldu.
EÇS V 186a
Hemân bizim Melek Ahmed Paşa efendimiz eydir: "Bak a cânım Budin vezîri Muhtesib Ağası İsmâ‘îl Ağacık, eğer Köpürlü altı ay dahi kalırsa bu meclisde hâzır olanlarımızdan cümlemiz Köpürlü şehîd eder. Ve sen çerâğı olsan gerek, seni de katl eder. Hele görün dahi neler zuhûr eder" deyüp ol ân merhûm Seydî'nin kellesin kafâsıyla sâfî tuz içine bir kutuya koyup ılgar ile Âsitâne'ye gönderüp cesed-i şerîfin gasl ederken kurşum zahmından aslâ kan dinmeyüp cereyân ederek sene 1071 şevvâl'inin on dokuzuncu cum‘a gün, "âhir cum‘a" dediği gibi olup ol gün merhûm olup Tımışvâr'da Horos kapusu hâricinde handak kenârındaki câmi‘inin mihrâbı önüne defn ederken hikmet-i Hudâ Nemse çâsârı tarafından Roza nâm kefere elçi gelirken bu vâveylâ ve vâveledâ ağlamasın gördükde hinto arabası başın çeküp,
EÇS V 186a
"Bu ağlama cem‘iyyeti nedir?" deyü su’âl etdikde, serhad halkı gâzîler dâğ-ı derûnlarından eyitdiler kim,
EÇS V 186a
"Bu meyyit ol kimesnedir kim sizi ve kralınızı ve cümle kâfiristânı kılıcıyla korkudan demir ayak Gâzî Seydî Ahmed Paşa'dır" deyince hemân elçi-i la‘în kara şapkasın ser-i bî-devletinden kaldırup gîsû-yı pîçâpîçlerin perîşân edüp Mesîh [u] Meryem'e du‘âlar etdi ve bu hâl ile insâf edüp elçi la‘în dedi kim,
EÇS V 186a
"Hayfâ dirîğ Âl-i Osmân'ın bir nâmdâr vezîri idi ve Rakofçi Kral gibi bir azîmü'ş-şân kralı katl edüp biz ol kral elinden âciz-mânde kalmışdık. Anı Seydî katl edüp Nemse diyârında emîn olmuşduk ve Erdel memleketin feth edüp bu kadar yıllık bâkî kalan hazîneleri tahsîl edüp pâdişâha gönderüp hidmet etmişdi. Âhir Âl-i Osmân'a eylik yaramaz imiş" deyü ma‘a'l-kerâhe böyle rîşhand-âmîz kelimâtlar edüp Seydî Paşa meyyiti üzre avuç avuç altun nisâr edüp "Dîninizce bu vezîr-i mazlûma Kur’ân okuyup bir hoşca defn edün" deyüp hinto arabasıyla Serdâr Alî Paşa'ya revâne oldu.
EÇS V 186a–186b
Hakîr ba‘de'd-defn rûh-ı pür-fütûhu içün 186b bir Yâsin-i şerîf tilâvet edüp âh [u] enîn ile mahzûn ve müte’ellim haymeme gelüp bî-hûş oldum. el-hükmülillâh Arapça deyüp rûh-ı şerîfiyçün Fâtiha, ammâ cemî‘i hikmet u takdîr-i İlahî Sannâ‘-ı Lem-yezel'indir, lâkin,
EÇS V 186b
Tetimme-i sebeb-i şehâdet-i Seydî Ahmed Paşa oldur kim
EÇS V 186b
Merhûmun evzâ‘ [u] etvâr-ı gayrı marzıyyesi Serdâr Alî Paşa'nın kendüye hâb-ı harkûş verüp Seydî'nin katline gelen hatt-ı şerîfleri gösterdiğinde serdâra i‘timâd edüp beşer onar âdemle huzûr-ı serdâra gelmeğe başladı, zîrâ bir sâfdil gıll [u] gışdan berî pâk velî(?) idi ve yeniçeri ocağıyla bir ol deyü ilkâ etdiği re’y [u] tedbîrleri cümle hıyel ü şeytanat idiği Seydî'nin ma‘lûmu değil idi, zîrâ Seydî mekr ü hîleden müberrâ bir sâf-derûn bir mücellâ-dil idi. Serdârın her sözüne i‘timâd ederdi. Serdâr ise Köpürlü'ye nihânîce Seydî'nin aleyhine arz ederdi ve
EÇS V 186b
"Bu Erdel'de Kemen Yanoş'un isyân ve fitne ve fesâdlarına ve hazîne vermemelerine Seydî Ahmed Paşa tahrîkiyledir" deyü yazup bildirirdi ve Serdâr niçe gûne durûğ u fürûğlar tahrîr edüp Köpürlü'yü âteş-pâre edüp tekrâr Seydî'nin katline müte‘addid kerre(?) hatt-ı şerîfler gelüp Melek Ahmed Paşa ve Çavuşzâde Mehemmed Paşa'nın Seydî hakkında hüsn-i hâli arzları lağv ve müzmahil olurdu. Ve Der-i Devlet'de Seydî Ahmed Paşa'nın ba‘zı muhiblerinden ve musâhib-i şehriyârî sarâylı yoldaşlarından Seydî'ye ta‘n-âmîz mektûblar gelüp,
EÇS V 186b
"Niçün devlet-i pâdişâhîye isyân edüp Erdel keferelerini ıdlâl edüp devlet tarafına niçün rahne vermeğe bâ‘is ve bâdî olursun" deyü Seydî'ye mektûblar geldikce Seydî Paşa eydir: "Hâşâ sümme, bu işde sun‘ım ola. Ben kâfiri kırmak ile mütesellî değil iken nice küffâra istimâlet verem? Hâşâ sümme hâşâ, ben pâdişâha âsî olam ve rızâ-yı hümâyûndan zerre kadar tecâvüz etmeziz ve mahabbet ve ittihâd tarîki dururken râh-ı hılâfa gitmeziz" deyü cevâblar yazup keyfiyet-i hâlin Der-i Devlet'e bildirirdi, ammâ âhir Serdâr Alî Paşa'nın ilkâ etdiği kafâdârlarıyla Seydî'nin katline mü'eddî olup âhir bî-günâh mazlûm Seydî Ahmed Paşa'yı Köpürlü nasb-ı nefs edüp katline sebeb oldu, be-dest-i Serdâr Alî Paşa-yı dilgîn.
EÇS V 186b
Ammâ Seydî şehîd olduğu gün Tımışvâr altında olan guzât-ı müslimîn içre bir gırîv ü feryâd-ı enîn ve acıyanlar sadlek (ve) ta‘n [u] nefrîn etdiklerinden gayrı Köpürlü'ye ve Serdâr Alî Paşa'ya ve İsmâ‘îl Paşa'ya hezâr ve hezârân la‘n u sehmgîn eylediler kim cihâna şâyi‘ oldu. Çi fâ’ide. Seydî câm-ı şehâdet[i] dest-i ecelden nûş ve bu dâr-ı gurûru ferâmûş etdi ve okun atup yayın yasup Arapça emrine me’mûr olup civâr-ı rahmete göz yumup gitdi, rahmetullâhi aleyh rahmeten vâsi‘a.
EÇS V 186b
Hâliyâ yayın çeker yok nitekim kavs-i felekGün gibi iller bilür lâzım değil anı demek
EÇS V 186b
Hadd-i zâtında evsâfdan ve mersiyeden müberrâ bir Seydî Ahmed Paşa idi kim zamânın Rüstem-i Restân'ı ve Sâm-ı Nerîmân'ı idi ve cemî‘i düşmanın gûş-ı hûşlarına mengûş idi. Her diyârın düşmanları ru‘b u bîmlerinden cemî‘i küffârlar hâne-berdûş olmuşlardı, ammâ takdîr-i Lem-yezel'in ezelü'l-âzâli böyle idi kim dest-i İslâm'da hürr-i şehîd ola. Eğer bu kârhâne-i kadîm içre birkaç sene dahi şemşîrbâzlık etmesi mukadder olmuş olsa sene-i âtîde ne Erdel ve ne Nemse ve ne Orta Macar ve ne Leh ve ne Çeh ve ne İsfaç diyârlarını vücûd-ı sahîfe-i rûzâr-ı zorkâr-ı dehr-i denîde komayup seyf-i Muhammedî ile keferelerinin vücûdların hakk edüp dâr [u] diyârların küfr [u] dalâletden kurtarup memâlik-i İslâmiyye'ye zamm olunup tâ Kızıl Elma'ya gitmesi mukarrer idi, lâkin Cenâb-ı Bârî'nin irâdet-i aliyyesi böyle imiş. Bu tasvîrât-ı melhûzâtda Âl-i Osmân karîbleri ve nedîm-i hâsları sû’-i tedbîr etdiler. Emr-i Hudâ böyle imiş. Bu tasvîrât-ı melhûzâtda Âl-i Osmân karîbleri ve nedîm-i hâsları sû-i tedbîr etdiler. Emr-i Hudâ böyle imiş. Çün bu dehr-i denî ganî ve fakîre ve cüvân u pîre ve emîn ü vezîre cây-ı karâr değildir. Beyt-i müstezâd:
EÇS V 186b–187a
Ağyâr ile ey gonca sen iç bâde-i gülgûnBen nûş edeyim hûnÇûn böyle imiş n'eyleyelim âdet-i gerdûnDevrân süre her dûn 187a
EÇS V 187a
mazmûnunca bu gerdiş-i devvâr-ı dehr-i denî felekin her bâr çarhı böyle devrân eder.
EÇS V 187a
Çün ol merd-i meydân güzîde vezîr-i dilîr ser-çeşme-i gâzîyân vezîr-i zî-şân sene 1071 târîhinde mâh-ı şevvâl'inin on dokuzuncu Cum‘a gün vedâ‘-ı mülk-i fânî ve sâlik-i dâr-ı mülk-i bâkî-i câvidânî idi. Hudâ-yı Rabbü'l-izzet garîk garîk-i rahmet edüp makâmı dâr-ı Illiyyîn ola, âmîn yâ mu‘în.
EÇS V 187a
Hattâ niçe yüz aded kimesne erbâb-ı ma‘ârif sâhib-i kalem şu‘arâlardan mevtine gûnâ-gûn mersiyeler ve niçe ciğer-sûz âteş-pâre târîhler edüp Tımışvâr'ın Horos kapusu handakı kenârındaki câmi‘inin mihrâbı önünde merkad-i pür-envârının seng-i mezârına mevti târîhini tahrîr etmişlerdir.
EÇS V 187a
Evvelâ târîh-i şehâdet-i Gâzî Seydî Ahmed Paşa, güfte-i (---) Çelebi,
EÇS V 187a
Seyyid değildir, Seydî'dir, zîrâ kendisi Abaza ve Çerkes mâbeyninde dağlar içre Sadşe kavmi derler bir kabîlenin fetâlarındandır. Köyüne varmak bu hakîre müyesser olmuşdur. Öyle bir bahâdır ve şecî‘ kavimdirler kim Abaza'yı ve Çerkez'i esîr edüp her bâr anlar ile ceng ederler. Abaza lisânın ve Çerkez lisânın fasîh bilirler. Tâ Dağıstân'a ve Kumugıstân'a ve Lezgistân'a ve Megrelistân'a varınca bu Seydî Ahmed Paşa kabîlesi hırsızlığa gidüp ganîmet gelirler. Hikmet-i Hudâ Seydî Ahmed Paşa tâze yiğit iken Abaza kavmine esîr düşüp İslâmbol'a getirüp andan Mısır'a götürüp (---) (---) zâde efendi bâzâr-ı gılmânda Seydî'yi alup silâhşörlük ta‘lîm etdirirler. Eyle üstâd-ı kâmil cündî silâhşör olup kırk adım yerde üç silâh icrâ edüp nişân urup Mısır cündîlerinin fetâlarına Seydî derler. Bu dahi Seydî nâmıyla iştihâr bulup Sultân (---) Hân Mısır'dan cirid-endâz gulâmlar istedikde bu Seydî'yi dahi Der-i Devlet'e gönderüp Harem-i Hâs'da neşv ü nemâ bulup Hâsoda'da cirid ile bir musâhib-i şehriyârîyi şehîd edüp, andan firâr edüp ba‘dehû ricâ ile kendüye Erzurûm eyâletinde Tortum sancağı ihsân olup, anda Gürcistân ve Megrelistân tarafların kurudup (...) niçe sergüzeşt [ü] serencâmları vardır. Mısır'da neşv [ü] nemâ bulduğundan Seydî derler, ammâ seyyid değildir.