EÇS VI 22b
Bu dahi Erdel krallarına tâbi‘ kal‘a-i müstahkemdir, ammâ kefereleri krallara dâ’imâ âsîlerdir. Hattâ bizler Leh diyârına gitdiğimizde bu kal‘a kapudanına Serdâr İsmâ‘îl Paşa elçi gönderüp varan elçiyi katl edüp tevâbi‘lerin döğüp söğüp kovmuşlar.
EÇS VI 22b–23a
Bu kerre hemân İsmâ‘îl Paşa zîr-i kal‘ada top menzilinden ba‘îd asker-i kerrâr ile meks edüp kal‘a-i Seykel'e amân u zamân vermeyüp muhâsara etdi, ammâ kal‘a-kûpluk etmeğe me’mûr olmayup kal‘a muhâsara edem derken muhâtara edeyazdı, zîrâ kal‘a-kûpluk etmeğe niçe bin elvân mühimmât [u] levâzımât ve balyemez top-ı kal‘a-kûplar lâzım. Bizde ise Seykel'e gelen (---) pâre şâhî hurde topcuğazlar var. Anların dahi yüzer 23a aded güllesi var. Ve Seykel taburundan alınan on iki şâhî toplar var, ammâ anlar ilen dahi maslahat bitmez.
EÇS VI 23a
Kal‘a-i Seykel ise bir püşte-i âlî üzre kemâl-i metânet ile metîn ü müstahkem bir sûr-ı üstüvârdır kim bunun bir tabyası cümle Erdel kılâ‘larına yan başı gelir sedd-i Seykel'dir. Bâ-husûs aşağı sûr-ı kebîrinin handak-ı amîki içre nehr-i Seykel deverân u cereyân edüp leb-ber-leb olup gûyâ bir buheyre-vâr talattum ve temevvüc edüp durur.
EÇS VI 23a
Ve cânib-i erba‘asında kat-ender-kat burûc-ı müşeyyedeler ile eyle müzeyyen kim kâbil-i ta‘bîr ü tavsîf değildir. Hattâ bu kal‘a-i Seykel etrâfında elli aded küffâr dil dutulup ahvâl-i kal‘a ol giriftâr olan fecerelerden su’âl olundukda,
EÇS VI 23a
"Derûn-ı kal‘ada yedi nâhiye askeri cümle on sekiz bin Hıristiyan askerdir ve sâ’ir re‘âyâ vü berâyâsı bî-hisâbdır. Ve bunda olan yat [u] yarağ ve cebehâne ve mühimmât [u] levâzımâtların vefreti ve içinde olan kefere vü fecerelerin kesreti hadd-i ihsâdan mütecâvizdir. Bu kal‘a fethinde su‘ûbet çekersiz belkim bir gece içerden küffâr şeb-hûn ede, zîrâ bir kerre Leh kralına eyle edüp Leh askerin kal‘a altından kaçırup kal‘ayı Leh elinden halâs etmişlerdir" deyü giriftâr olan diller böyle haber verdiklerinde dillerin dilleri bedenlerinden cüdâ, ba‘zısı bî-dinleri uğuruna fedâ olunup Seykel kal‘ası altına ol şiddet-i hârda cânib-i erba‘aya karavullar ta‘yîn olunup meks olundu.
EÇS VI 23a
Azamet-i Hudâ mel‘ûn kal‘adan ol gece-i tavîlde Yajuj sadâsı, ya‘nî Allâh Allâh âvâzesi evce peyveste olup kal‘anın cânib-i erba‘asında cümle der [ü] dîvârların niçe kerre yüz bin meş‘aller ile çerâğân edüp ol şeb-i zulmetde rûz-ı rûşen olup sabâha dak iki binden mütecâviz toplar endâht edüp kal‘a murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı.
EÇS VI 23a
Bu hâli serdârımız İsmâ‘îl Paşa görüp fethinde su‘ûbet mukarrer idiğin zâhir ü bâhir olup ale's-sabâh kal‘a cânibine nazar etmeyüp Seykel sahrâsının cânib-i şimâline üç sâ‘at gidüp anda bir pest püşte üzre serâperdesin kurup cemî‘i hayme vü hargâh bâr [u] büngâhlarıyla cümle guzât aşağı deşt-i hâmûnda meks olunup,
EÇS VI 23a
Ferdenyan nâm bir kral-ı dâl bu kal‘ayı binâ etmeğile ol keferenin ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim Erdel kralları hükmündedir, lâkin Seykel vilâyeti hâkinde olmağın kefereleri krala çokluk mutî‘ değillerdir, zîrâ kal‘aları gâyet sarp ve Şeddâdî ve seng binâ-yı bâlâ bir sûr-ı ra‘nâdır. Handakı ve burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenleriyle ârâste ve gayri âlât-ı ceng-i mühimmâtiyle her husûsda pîrâste bir sûr-ı metîn idi.
EÇS VI 23a
Ve cânib-i garbîsinde bir batak cunbul kenârında bir varoş-ı ma‘mûresinde gûnâ-gûn musanna‘ kenîse ve hân ve çârsû-yı bâzârı gâyet ma‘mûr şîrîn şehir idi.
EÇS VI 23a
İsmâ‘îl Paşa bu kal‘a altında meks edince Budin ağalarından Hüsâm Çavuş nâm bir ağayı kal‘a kapudanına elçi irsâl eyleyüp başı yarılup gözü çıkmış Hüsâm Ağa serdâra gelince hemân dellâllar nidâ edüp cümle guzât cebe vü cevşene ân-ı vâhidde müstağrak olup cümle guzât-ı müslimîn bu kal‘a varoşuyla ortaya alup azharun mine'ş-şems her tarafdan bu sûr-ı üstüvâra guzât-ı muvahhidîn mûr mâra nice üşerse üşüp ibtidâ kal‘anın havâlesinden derûn-ı hisâra beş on top-ı kal‘a-kûp urup kal‘a dahi kırk elli pâre toplar atup su‘bân-ı gırrende gibi kudurdu. Küffâr bu cânibe meşgûl iken aşağı varoşa âteş uruldu.
EÇS VI 23a
Ve'l-hâsıl iki sâ‘at-i nücûmîye varmadan kal‘aya dahi amân vermeyüp feth olup girildi ve el kaldıran kâfirlere kılıçlar uruldu ve kâmil üç bin yedi yüz aded güzîde esîrler alındı ve mâl-ı ganâ’imleri cümle guzât-ı muvahhidîne nasîb olundu.
EÇS VI 23a–23b
Andan serdâr-ı mu‘azzam adâlet edüp elçilik ile kal‘aya giden Hüsâm Ağa'nın başın yarup gözün çıkaran kal‘a kapudanının gözün Hüsâm Ağa'ya çıkardup yetmiş aded birov ve irşek ve nemeşleri cümle üç bin yedi yüz esîrlerin gözleri önünde bu kapdanı ve birov ve irşekleri meydân-ı siyâsete getirüp cellâdların eline verüp el-iyâzu billâh her birlerine eyle şikence etdiler kim âh [u] enînleri eflâke çıkup niçesi şikence altında mürd olup bu şikenceleri gören esîrlerin niçesi dahi mât olup lâşe-i murdârın sürüdüler, ammâ kapudana 23b Ebü'l-müslîm-i Mervî elinde Âl-i Emeviyyûn'dan Mervân-ı Himâr'a olmamışdır.
EÇS VI 23b
Ba‘dehu kapudanı meydân-ı siyâsetde en en doğrayup niçe kıt‘a lahmından kendüye yedirdiler ve kızgın tasları başına geydirdiler ve at dağlağılarıyla vücûdun dağladılar, derisin yüzüp kal‘a kapusuna çarmıha gerüp mıhladılar. Esîrlerin nakli üzre meğer bu kapdan-ı mel‘ûn gâyet cebbâr ve anîd mel‘ûn-ı pelîd imiş kim niçe esîr olan ümmet-i Muhammed'e böyle îzâ ve işkenceler edermiş. Herkes aleyhi mâ yestahık deyü mel‘ûna la‘net tekrâr etdiler.
EÇS VI 23b
Ba‘dehu bu menzilde İsmâ‘îl Paşa dellâllar nidâ etdirüp,
EÇS VI 23b
"Bu taht-ı kal‘ada üç gün üç gece tekâ‘üd olunur gâfil mebâş. Cümle guzât bu nevâhîlere guzât-ı kerrâr çete ve potura ve akınlar ve şeb-hûnlar olunsun" deyü fermân-ı serdâr sâdır olunca azamet-i Hudâ ordu-yı İslâm içinde ancak üç bin kapukulu ve iki bin Budin ve iki bin Eğre kulları ve gayri piyâdegânlar kalup mâ‘adâ ata dona mâlik olan asâkir-i Âl-i Osmân ve asâkir-i Tatar bu nevâhîlere târumâr olup mûr [u] mâr gendüm dânesin taşır gibi küffârın sağîr ü kebîrin ordu-yı İslâm'a taşımağa başladılar.
EÇS VI 23b
Ve alınan mâl-ı ganâ’imin hadd [ü] hisâbın Mâlikü'l-mülk Bârî-i Müte‘âl bilür.
EÇS VI 23b
Şöyle oldu kim vilâyet-i Seykel'de değil diyâr-ı Erdel'de niçe günlük yerde eser-i âbâdânlıkdan nâm [u] nişân kalmayup cümle kılâ‘ ve kurâ vü kasabât belîde-i mu‘azzamlardan esâs-ı binâ bile kalmayup dâr-ı diyâr duyûr-ı Erdelistân harâb u yebâb ve hâneleri ıhrâk bi'n-nâr ile türâb olup bu târumârın serpindileri Leh vilâyetine ve Orta Macar'a ve Nemse ve Eflak ve Boğdan diyârlarına varılup elleri ve vilâyetleri urulup mâl-ı ganâ’im üsârâlar alınup şehirleri anların da ıhrâk bi'n-nâr olmuşdur.
EÇS VI 23b
Ve bu sefer-i meserret-eserde olan cür’et-i harâbî harâb-âbâdlık ve harâbâtlık ve gâret ve tahrîbbânlık bir seferde olmamışdı, lâkin bu Erdel küffârının Rakofçiyle etdikleri isyân u tuğyânları dahi bir zamânda görülmemişdi.
EÇS VI 23b
El-hâsıl bu diyâra böyle urgunculuk olmaduğu tahrîr ü ta‘bîr olunmak mertebesinden efzûndur. Hattâ bu memâlik eyle ma‘mûr u âbâdân ve eyle müzeyyen idi kim birbirlerine muttasıl kılâ‘ ve bürûc-ı varoş-ı husûn-ı hasîneler ve sa‘b sengistân üzre metîn ve müzeyyen sûrlar ve her püştelerin zirve-i a‘lâsında Ünye vilâyeti gibi birer kenîse-i âlîler ile müzeyyen idi. Ve her biri bir zenbûr ile mahzûr olmuş deyrlerde bile küffâr râhibân-ı palâs-pûşândan bir merd-i nâmerd bıtrîk kalmayup cümle esîrlik ile ber-murâd oldular.
EÇS VI 23b
Ve bu nevâhîlerde nüfûs-ı insândan ve devâbbât hayvânından cümlesi dest-i asker-i İslâma girüp kimin giriftâr-i bend-i selâsil ve kimin sümûm-ı helâhil içirüp kiminin kellelerin galtân edüp memâlik-i mahrûseleri hâlî ve mu‘attal kalup cümle tâze cüvân ve nisvân-ı sâhib-isyânları ordu-yı İslâm içinde ve Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikârın hayme ve derim ve koşları içinde ol bânû-yı muğpîçe-i muğânlar ve ol nâzenîn ve bintân-ı nisvânlar her guzâta hidmet-i ma‘kûl [u] nâ-ma‘kûl ederlerdi.
EÇS VI 23b
Ve bu sefer-i eser-me’serde bu kadar semen-sîmâ kemân-ebrû ve perî-peyker ve melek-manzar ve gül-çehre ve gül-bûlar dirâğûş olunup her birinin hüsn-i cemâlleri bir mertebede idiler kim geysû-yı mürgûle-i çîm-ender-çîm ve hîm-ender-hîmlerinin her târları revnak ve şeb gibi gören uşşâkın akılların târumâr ederlerdi, lâkin bu bânûların niçe bini nâ-ehl ehremen ve zîr-dest ve dîv-dest ellerine girüp şeb [ü] rûz haymelerinde ve dağıstân hıyâbânistânlarda bu bâkire ve dûşîze ve kâlimleri ve mûğpîçe gulâmları alt edüp ol fetâlar şakır şakırdı şaka ayyûka âvâzeleri tâ araka çıkınca her kûşe ve pûşede ol kadar cimâ‘ olurdu kim tokuz ayda on binden mütecâviz bula hâmile olup bu seferde evlâd sâhibi oldular ve hâmile kalmaz gayri hüddâmânın hidmetin kavm-i Lût bilir, ammâ bu Seykel diyârının mahbûb u mahbûbesi Macar-ı füccâr-ı Erdel-i erzel memleketinde değil belki Leh ve Çeh ve Alman vilâyetlerinde misilleri yokdur.
EÇS VI 23b–24a
Ve bu mahalde asker-i İslâm üç gün üç gece çete ve poturalara seğirdüp Leh diyârında ve Krakov diyârında her kefere hânesinde ve kenîselerinde zevk u safâlarda iken giriftâr-ı bend-i hicrân oldular ve evlâd-ı nâ-resîdeleri babalarından gayri er yüzün gö[r]meyüp ve merd sözün işitmemişken niçe bin güzîde âlü'l-âl sâhib-cemâl bedr-i mâhtâb-misâl gılmân ve bintânlar ele girdi kim her birinin sîm-i hâlis-misâl gerdenlerinde 24a ve rûy-ı münevverlerinde olan püskürme benlerin her dânesi hâl-i Hâşimî-vâr bin reşk-i müşg-i Tatar değer kim dest-i hakkâk değmemiş bir dürr-i yektâlar idi. Ve dâmenlerine hâr [u] hâşâk ilişmemiş ve gözleri açılmamış bir gonça-i nâ-şüküfte cüvân [u] bintânlar ele girüp cümle guzât-ı müslimîn mansûr u muzaffer ve sâlimîn ü gânimîn Seykel sahrâsında cümle çeteciler cem‘ olup gerüde bir merd kalmayup kâmil dörd bin araba yükü bâr-ı sakîller ile Seykel gazâsından avdet olunup Seykel boğazından çıkarken hemân mukaddemâ feth olan Tabur boğazında,
EÇS VI 24a
Der-beyân-ı arbede-i asâkir-i yeniçeriyân bâ Tatar-ı gâziyân
EÇS VI 24a
Hemân bu Tabur boğazında cümle kapulu ve Budin kulu ve Eğre kulu yayan yeniçerileri bu tabur içre yek-dil [ü] yek-cihet olup eyitdiler:
EÇS VI 24a
"Biz piyâde olup kırılarak taburu feth edüp süfl-i yed kalayız, Allâh'dan revâ mıdır?" deyü cümle piyâde yeniçeriler Tatar askeri üzre ve gayri arabalar üzre hattâ bizim bir arabamız üzre dökülüp cümle Tatarı atlarından yıkup ellerinden esîrlerin alup ve koşlarında ne kadar mâl-ı ganâ’imleri var ise alup Tatar bu hâl-i pür-melâli görüp n’eylesin, bu kadar tüfeng-endâzlar esîr ve mâl-ı ganâ’imlere aç kurd gibi sarıldılar. Tatar da hemân atlarına binüp,
EÇS VI 24a
"Bu yeniçerileri çaparız ve özlerin sokarız ve bu taburdan taşra bunları sahrâya çıkarmazız" deyü Tatar yeniçeriye birez girişdiler ve bir hayli uruşdular, ammâ yeniçeri taburda Tatar meydânda. El-hükmülillâh birkaç Tatar şehbâzları kurşumdan ve niçe yeniçeriler okdan şehîd olunca hemân Serdâr İsmâ‘îl Paşa ve gayri mîr-i mîrânlar ve gayri ümerâlar ve iş erleri ve yeniçeri şorbacıları araya girüp,
EÇS VI 24a
"Bire etmen gâzîler" deyü tarafeyn gâzîlerine ricâlar edüp bu kadar muslıhîn-i müslimîn çâre olup yeniçeri destinden bir esîr halâs etmek müyesser olmayup Tatar hâ’ib [ü] hâsir şehîdlerin atlarına yükledüp cümle at boynuna düşüp Serdâr Ali Paşa'ya revâne oldular.
EÇS VI 24a
Hamd-i Hudâ bizim arabamız ve cümle esîrlerimiz serhad gâzîleriyle olmak ile halâs edüp bir şey’imiz zâyi‘ olmadı.
EÇS VI 24a
Andan ol gün Tabur boğazından bu kadar bin asker-i İslâm ve bu kadar arabalar ile geçerken taburu im‘ân-ı nazar ile nazar edüp temâşâ etdik.
EÇS VI 24a
Azamet-i Hudâ bu bir temâşâgâh tabur imiş kim belki devr-i Âdem'den berü böyle dûr-bîn efkâr ile böyle bir kemîngâh tabur yapılmamışdır. Piyâde âdem giremez yerleri var kim cemî‘i muhîl [ü] şeytanat ile ârâste olmuş kat-ender-kat şebeke-vâr tabur imiş. Niçe yerleri yanmış ve niçeleri kalmış, hemân Cenâb-ı Kibriyâ'nın ihsânıyla feth olmuş bir tabur imiş. Meydân-ı bezm [ü] rezm günü bu cengelistân ve ahşâbistân içre gâzîler ceyrân gibi sıçrap atlar ile güzer ederlerdi. Şimdi meymene ve meysere bilâ-ceng [ü] cidâl velâ harb [ü] kıtâl cümle asker bir günde gücile ubûr etdik, ammâ ceng günü bir ânda geçdik. Hemân Hudâ'nın fazl [u] inâyeti yâver olup feth oldu.
EÇS VI 24a
Andan ertesi gün biz dahi bu kadar esîr [ü] mâl-ı ganâ’imler ve (---) arabalar ile bir alay-ı azîm olup ordu-yı İslâm'a dâhil oldukda Serdâr-ı Mu‘azzam Ali Paşa otak-ı nüh-tâkda bir dîvân-ı azîm olup Serdâr Ali Paşa, İsmâ‘îl Paşa'ya bir semmûr kürk ve Cerrâh Kâsım Paşa'ya ve Yentür Hasan Paşa'ya ve Hüseyin Paşa'ya ve sâ’ir ümerâlara ve Melek kethudâsına ve cümle yeniçeri şorbacılarına ve'l-hâsıl üç yüz on aded zerdûz hil‘at-i fâhireler geydirilüp Melek Paşa kethudâsı Yûsuf Ağa karavulda yüz aklığı etdiğiyçün iki hil‘at biri biri üzre geyüp başına serdâr-ı zafer-şi‘âr bir şâhin kanatı çeleng sokup cümleden ser-firâz ve mümtâz olundu.
EÇS VI 24a
Ve Tatar Serdârı Şâh Polad Ağa'ya hil‘at-i pâdişâhî geydirilir iken hil‘ati geymeyüp,
EÇS VI 24a
"Emir şer‘-i Resûl-i mübînindir. Bugünkü gün bizim serdâr-ı mu‘azzamımız bir vezîr-i mu‘azzamsın. Bu dîvân-ı pâdişâhîde bizim hakkımız hak eyle. Biz bir alay ulûfesiz garîb gâzîler olup dîn-i mübîne imdâda gelevüz, terk-i diyâr edüp cân ve başdan olavuz ve dîn karındaşı olavuz, bizi kâfir kırar gibi yeniçeriler kırup böyle edeler" deyü on yedi aded şühedâların meydân-ı dîvâna kodular ve "Bu kadar esîr [ve] mâl-ı ganâ’imimiz elimizden aldılar" deyü serdârın eline defter verüp bu kadar mirzalar ve ot ağaları ve kartlar ve atalıklar ve batırlar cümle şıpırtma kalpakların yere urup ağladılar.
EÇS VI 24a–24b
Hemân Serdâr Çelebi yeniçeri ağası ve Muhzır Beğzâde Tekirdağlı Mustafâ Ağa'yı ve cümle sefere me’mûr olan çorbacıları 24b dîvâna ıhzâr edüp,
EÇS VI 24b
"Baka gâzîler nedir bu şehîd, niçün böyle nâ-hak kan dökersiz. Tatar gâzîleri kardaş ve yoldaş ve gazâdaşlarınız değil midir" dedikde yeniçerilerin eşbeh mîr-i kelâmları eyitdi:
EÇS VI 24b
"Sultânım ol gazâya giderken biz Tatarlara dedik kim ‘Kardaşlar biz bir alay piyâde ayağı bağlı âdemleriz. Bizler cengde kırılırız, siz atlarla seğirdüp şikâr alırsız. İnşâallâh feth [ü] fütûhât olursa pây-berâber olalım’ deyü ahd [ü] şart edüp hamd-i Hudâ feth [u] fütûh olup ba‘dehu sefer avdetinde bunlardan hisse istedik. Bizi ur deyüp işte bizden tokuz âdem şehîd etdiler" deyü anlar da şehîdleri meydâna bırağup "Emir şer‘in" dediklerinde,
EÇS VI 24b
Tatarlar eydir: "Hâşâ biz sizinle pây-berâber olalım demedik. Eğer disemiz olsa dînimiz kâfirin bolsun. Siz gazâda ölürseniz ve yayan giderseniz pâdişâhdan ulûfe alup ölürsüz, ammâ biz bir alay garîb gâzîlermiz. Mâlımız cânımız elimizden almağa gelüp ibtidâ bizden sizler âdem şehîd etdiniz, demleriniz hederdir, kutta‘u't-tarîk oldunuz. Sûre-i (---) Arapça âyeti üzre vâcibü'l-katillersiz" deyü nass-ı kâtı‘ ile cevâb verince hemân,
EÇS VI 24b
Serdâr Ali Paşa eydir: "Pâdişâh başıyçün cümlenizi pâdişâha arz edüp haklarınızdan gelirim. Tîz şu gâzîlerin defterleri üzre cümle esîrlerini verin. Yohsa siz bilirsiz" deyü kat‘î hüküm edince cümle guzât-ı Tatar du‘â-yı hayr ederek taşra çıkup gitdiler, ammâ nice kâbil, ejder-i heft-ser ağzına düşmüş şikâr bir dahi halâs olur mu?
EÇS VI 24b
El-hâsıl esîr ve mâl-ı ganâ’imlerin nısfı tahsîl olup Tatar'a redd olundu ve nısfı içün Ali Paşa kendü mâlından cümle Tatar'a on yedi kîse mâl ihsân edüp tayyib-i hâtır olundu. Yeniçeri ve Tatar mâbeyni ıslâh olunmasıyçün serdâr-ı âkıbet-endîş bir başka otak ve serâperde-i sokak kurup bir azîm ziyâfet tertîb olunmuşdur kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz, hâze'z-ziyâfe-i misl-i Firdevs.