EÇS VI 28a
Ve derûn-ı hisârda cümle on bin aded odalardır, zîrâ her sarâyda beşer onar aded tahtânî ve fevkânî nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn hâne-i menhûslar var. Her biri birer gûne hendese üzre tarh olunmuş serâpâ kırmızı ve yeşil ve sarı ve mâğî ve beyâz tarhalı kiremitler ile dam u bâmları mestûr sarây-ı ma‘mûrlar vardı[r] ve niçe bin büyûtları şindire tahta örtülü evlerdir. Gûnâ-gûn billûr ve necef ve moran câm-ı münevverleriyle revzenleri ve şâhnişîn ve maksûreleri müzeyyen şehirdir. Ve cümle evleri biri biri üzre kat-ender-kat havâleli câ-be-câ bâğçeli büyût-ı ra‘nâlardır.
EÇS VI 28a
Ve cümle yetmiş aded düyûrları var, ammâ yigirmi ikisi manastır-ı mansabıklardır kim her biri birer kralın ve birov [ve] irşeklerin kal‘a-misâl binâlarıdır. Cümlesinde yüzer ikişer yüzer ladika ve irşekler mukarrerdir. Cümlesinin damları sarı pirinç ve beyâz kalaylı teneke örtülü damları ve kulle-i serâmed-misâl çâr-kûşe evce ser çekmiş çan kullelerinin altun ile mutallâ haçları şa‘şa‘a verir, ammâ (---) (---) (---) (---) "Cümle kırk bin odadır" deyü birovlar nakl etdiler.
EÇS VI 28a
Bu dahi yalın kat dîvâr içindedir ve bunda olan bâğ u bâğçeli behişt-âsâ cinîn ve gaytânlı sarây-ı zerkâr nakş-ı bûkalemûnlar bir diyârda yokdur, meğer İslâmbol'da ola. İslâmbol'un hâneleri kalaylı (...) dir her bâr ıhrâk olur, ammâ bu Praşo sarâyları cümle serâpâ kârgîr binâ-yı kat-ender-kat tâk üzre tâk-ı nüh-tâk-ı revâkdır. Gûyâ her takları tâk-ı Kisrâ-yı Irak'dır tumturakdır.
EÇS VI 28a
Ve çârsû-yı bâzârı ve gayri esvâkları cümle tertîb üzre sadranc nakşı tarh olunmuşdur. Cümle iki bin dükkândır, ammâ cümlesi şâhrâh üzre değildir. Cümle ehl-i sanâyi‘leri hânelerinde işleyüp nisvânları ve bintânları âyîn-i bâtılları üzre cümle bey‘ u şirâ eden duhter-i pâkîze-ahterleri metâ‘ların fürûht ederler kim her biri mânend-i Züleyhâ bânû-yı perî-veş kızlar metâ‘-ı hüsünlerin dahi fürûht edüp arz-ı metâ‘-ı cemâl eder ammâ ırz-ı kemâl-i cemâl etmezler.
EÇS VI 28a–28b
Cümle sokaklarında âdemden omuz omuzu sadamaz. Birovların kavilleri üzre bu şehirde yüz bin âdem vardır dediler, gerçekdir, zîrâ Âl-i Osmân askeri havfinden bu kal‘a emîn olmağile cümle küffâr-ı füccâr-ı Macar bu kal‘aya dolmuşlardı. Ve bâzârında gerçi Rûm şehirleri gibi kubâblar ile mebnî bezzâzistânı yokdur, ammâ cemî‘i Rûm ve Arab ve Acem ve Hind ve Sind ve Belh ü Buhârâ ve Laristân ve Multân ve Maskov ve Leh ve Çeh ve İsfaç ve Nemse ve Dip Firengistân 28b ve Türkistân metâ‘larının zî-kıymet eşyâları bî-kıymet her ne istesen bulunur.
EÇS VI 28b
Ve bâzâr-ı hüsün içre gûnâ-gûn ıtriyyât ve ûd-ı zebât ve mâverdin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ekseriyyâ râyiha-i hoş-bûsu telâtin derisi kokar. Bu hoş-bûluk bir küffâr memleketine mahsûs değildir. Gayri diyâr-ı küffâr balık sirke turşu ve murşu ve salamura ve şarâb ve arak kokar, ammâ bu Praşo müşg [ü] amber-i hâm kokar.
EÇS VI 28b
Ve cümle on yedi hândır. Cümle Hind ü Sind ve Rûm u Acem bâzergânları bu hânlarda sâkinlerdir kim ekâlîm-i seb‘anın tüccârları elbette bunda mukarrerdir, zîrâ bu şehir Erdel memleketinin bu şehr-i Mısır'ıdır. Ve (---)
EÇS VI 28b
Âb [u] hevâsı latîfdir. Anıniçün mahbûb u mahbûbesi cihân-ârâdır. Ve bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Üzümü hoş-hor olur, ammâ eriği ve elması ve emrûdu ve beyâz sipov ekmeği memdûh olur, ammâ inciri ve narı ve limon turuncu ve zeytûnu aslâ olmazdır, zîrâ iklîm-i hâmisin âhirinde bulunmuşdur. Arz-ı beledi (---) (---) (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at ve derecedir. (---) Memdûhâtından,
EÇS VI 28b
Ve bu şehrin a‘yân-ı kefereleri ve mümtâz dilberânları ve erbâb-ı ma‘ârif ve erbâb-ı sanâyi‘âtlarıyla sohbet-i hâslar edüp ol kadar zevk u safâlar etdik kim Leh vilâyetinde Krakov hâkimi Varşalka Kral yanında böyle safâlar etmedim.
EÇS VI 28b
Ve bu şehrin cümle evsâfın mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Andan elli bin guruş mîrî mâlı hınto (hınto) arabalara tahmîl edüp ba‘zı alay beğlerine ve ağavât makûlelerine birer çuka ve birer kumaş verüp hakîr dahi iki çuka ve iki kumaş ve bir mînâlı sâ‘at verüp yüz elli aded birov ve şaglar ve jodoşlar hazîne ile ma‘an kal‘a-i Praşo'dan kalkup bu kerre cânib-i garba 9 sâ‘atde,
EÇS VI 28b
Menzil-i kurb-ı kal‘a-i Foğraş: Bir çemenzâr sahrâcık idi. Andan 3 sâ‘atde,
EÇS VI 28b
Seraskere hazîneyi teslîm edüp on yedi kişi dîvân-ı serdârda hil‘at-i fâhireler ile ser-firâz-ı mümtâz kılındık. Praşo kapudanları serdâra ve krala hedâyâların verüp anlara dahi hil‘at-i nâdireler ihsân olundu.
EÇS VI 28b
Hikmet-i Hudâ bu Foğraş kal‘ası altında sene (---) mâh-ı (---) da Âsitâne-i sa‘âdet tarafından hatt-ı şerîf ile Hünkâr Kapucular kethudâsı gelüp Serdâr Ali Paşa'ya hil‘at-i fâhire ve bir şemşîr-i nâdire ve bir semmûr kürk (---) getirüp Melek Ahmed Paşa'ya ancak bir kürk ve gayri vüzerâlara ve mîr-i mîrânlara birer hil‘at-i zerîn gelüp (gelüp) Köpürlü Mehemmed Paşa'nın fevti ve oğlu Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadâreti ve Melek Ahmed Paşa'ya Sultân Ahmed kızı Fâtıma Sultân'ın nikâhı haberleri geldikde cümle vüzerâlar ve sâ’ir ibâdullâhlar Köpürlü fevtinden cümle mahzûz oldular, ammâ mühür Köpürlü oğlunda kalacağına aslâ vücûd vermeyüp,
EÇS VI 28b
"Katı a‘lâ, mühür mîrâs mı olurmuş? İnşâallâh mühür serdâra gelir, yok Melek'e gelir, yok Çavuşzâde'ye gelir".
EÇS VI 28b
Ve'l-hâsıl Çirmen beğine varınca mührü umdular, ammâ Melek Paşa ne mühür ve ne (ve) mihr ve ne mâh u sâl hâtırına gelüp Fâtıma Sultân gibi pûhte zâle-i zemâne-i fertûteyi bana verüp "Mîrî fîl besle" deyü müte’ellim olup cihân başına dar idi.
EÇS VI 28b
Ba‘dehu kal‘a-i Foğraş altından yine cânib-i garba cümle tuğlar ale's-sabâh gidüp vakt-i zuhurda sehel harâret-i şems te’sîr edüp cümle hayme vü hargâhların buzları çözülüp bârhânelere tahmîl edüp her tarafdan nefîr-i rıhletler çalınup yine alay-ı azîm ile gelen Kapucular kethudâsı Serdâr ile at başı berâber "Azm-i râh-ı kal‘a-i Sibin" deyü 2 sâ‘atde Foğraş'ın kıble tarafında bir sahrâda meks olundu.
EÇS VI 28b
Esîrlerimden bu sahrânın ismin su’âl etdim, bilmediklerinden tahrîr olunmadı. Bu mahalde mel‘ûn Foğraş katanaları çok ümmet-i Muhammed'i alup esîr etdiklerinde ol ân kral katanaları yetişüp yüz yetmiş aded katanaları dest ber-kafâ getirüp cümlesin dendân-ı tîğdan geçirüp ümmet-i Muhammedler esîrlikden halâs oldular. Andan 4 sâ‘atde,
EÇS VI 28b
Nehr-i kenâr-ı Küçük Velat: Praşo dağlarından gelüp Büyük Velat'a mahlût olur. Andan 4 sâ‘atde kıble tarafına gidüp def‘â,
EÇS VI 28b
Nehr-i Velat-ı sağîr: Bu mahalde rûz-ı Kâsım Ordu Monlası Ramazân Efendi mahkeme haymesinde sicille kayd olup "Sefer dönüşüdür" deyü destûr-ı serdâr olmadan kaçanların haklarından gelüp katl olmalarıyçün fermân-ı serdâr ile cümle firârîlerin akîblerince Yentür Hasan Paşa ta‘yîn olundu. Andan 3 sâ‘atde,
EÇS VI 28b–29a
Bu mahalle cümle 29a Sibinli cemî‘i birov ve irşek ve kapdanları ve şaglarıyla gelüp mutî‘ [u] münkâd olup yüz yetmiş kîse mâl-ı pâdişâhî ve yetmiş kîse serdâra ve kırk kîse krala verüp bu kadar tuhef hedâyâlar ile a‘yân-ı kibâr orduyu cümle tatyîb-i hâtır edüp hil‘atler geyüp Sibin'e gitdiler.
EÇS VI 29a
Ertesi bir alay-ı azîm tenbîh olunup ale's-sabâh cümle asâkir-i İslâm pür-silâh cebe vü cevşen ve zırh [u] zereh-külâh katlavi ve tuğulka-yı ser-penâha müstağrak olup cümle küheylân esb-i tâzî ve sabâ-sür‘atleri zer-ender-zere müstağrak olup cümle kemer sîm raht u bahtlar ve sîm ü mebrûm katîfe eğerler ve altı pâre polad-ı Nahşevânî yancıklar ve bahrî hotaslar ile cümle sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara cümle gâzîler süvâr olup tîrkeş tîrkeşe ve rikâb rikâba cemî‘i asâkir-i kerrârların enselerinde bebr kaplan kağan arslan kat-ender-kat mahbûb köçekler at başları berâber âdâb üzre gidüp cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve mîr-i mîrânlar ve mîr-i livâlar ve cümle alaybeğleri ve birbirinden yeğleri kanûn-ı teşrîfât-ı Âl-i Osmânî üzre yerlü yerlerinde ve kollu kollarında mevc ü mecv ve fevc ü fevc ve sâf sâf alay alay ve bölük bölük ve ser ü ser ve her biri küme küme dârât ve azamet ve şevketleriyle ubûr edüp kal‘a-i Sibin nümâyân oldukda serdâr-ı Kerrâr Ali Paşa kim Düldül-süvâr Ali ve esedullâhi velî gibi esb-i sabâ-peymânı sürüp cümle yemîn ü yesâr ve mataracıyân ve şâtırân-ı köçek-i Amr-ı Ayyârânlar zer-ender-zere müstağrak olup birer mutallâ taslar ile her biri tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi hırâmânî reftâr ederek ubûr edüp önlerinde tokuz aded yedekler dahi la‘l [ü] yâkût ve cevâhir murassa‘âta müstağrak olup ubûr edüp bizzât Serdâr Ali-i şîr hakkâ ki şîrâne ve dilberâne Sâm-ı süvâr-vâr esb-i eşhebi üzre menkâle pehlivân gibi altında semmûr kapaniçe ve Selemî(?) üzre sorguc-ı serdârîsi ile Âsaf-ı Berhayâ-vâr hulû‘ [u] huşû‘ ile mâdiyâne ubûr edüp ardı sıra kâmil beş yüz aded pür-silâh âteş-pâre gılmân-ı hâssa-i enderûnlar cebe vü cevşene müstağrak olup bunlar dahi rikâb rikâba at başı berâber ubûr edüp dahi akîblerince tokuzar kat mehterhâne-i Cemşîdi segâh faslını üstâdân-ı mehterân çalarak ubûr edüp Serdâ[r]-ı mu‘azzam kal‘a-i Sibin altına vardıkda azamet-i Hudâ kal‘a-i Sibin'den bin pâre balyemez toplara bir fitilden âteş edince gûyâ rûz-ı mahşerden bir gün olup edîm-i arz dir dir ditreyüp Serdâr-ı zafer-şi‘âr bu tertîb üzre serâperdesinde karâr edüp de'b-i şerîfleri üzre summât-ı Muhammedîsi tenâvül olunup herkes haymelerine gitdiler.
EÇS VI 29a
Evsâf-ı ibret-nümâ-yı hısn-ı hasîn, ya‘nî bender-âbâd-ı şehr-i azîm kal‘a-i Sibin
EÇS VI 29a
Lisân-ı saz Macarı'nca Sibin (---) (---) demekdir. Bânîsi (---) (---). Bu dahi Erdel kralları hükmündedir, ammâ Saz Macarlarının irşekleri ve baş kapudanları tahtgâhlarıdır kim bunda darbhânelerinde kâgız yırtan nâm bir gûne dökme talar guruş kesilir pâyitaht-ı Macar-ı füccâr-ı Sazândır.
EÇS VI 29a
Eşkâl-i kal‘ası: Nehr-i (---) kenârının câ-be-câ batağı içinde şekl-i (---) yetmiş dörd kulleli bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn sedd-i İskender-misâl bir hisâr-ı üstüvâr-ı müstahkem Kahkahâ kal‘ası gibi şeddâdî binâ bir kal‘a-i zîbâdır kim cümle on bir aded tula binâ tabya-i azîmleri var kim her birinde kırkar ve ellişer aded balyemez ve kolumbur[na] ve pranka ve şayka ve havân topları var ve her tabyaları ol kadar vâsi‘dir kim her birinde biner kefere ceng etse yerim dar demezler. Ve cümle altı bin askere ve altmış bin âdeme mâlik bir kal‘a-i mu‘azzamdır.
EÇS VI 29a
Ve cümle beş aded kapusu var. Batı tarafındaki kapu semtinde bu kal‘a bayırlı yere vâkı‘ olmağile ol taraf iki kat kal‘a dîvârı ve iki kat handakdır ve azîm balyemez topları cümle bu tarafa nâzırdır, zîrâ bu kal‘anın havfı cümle bu tarafdandır, gayri yerden bâk [ü] pervâsı yokdur. Ve bu tarafdan gayri yerde handakı yokdur. Cânib-i şarkîsi ve kıblesi ve şimâlîsi tarafları cümle amelî bataklıkdır ve çukur çukur ve havur havur cunbul batakları çokdur. Ammâ vâsi‘ ve arîz batak değildir, bir cânibinden bir cânibine kurşum yetişir. Hattâ bir bataklığın arasında câ-be-câ küçük lahana ve kabak bostâncıkları vardır, ya‘nî Âl-i Osmân bu kal‘ayı muhâsara etse bir günde bu bataklığı şâhrâh etmek emr-i seheldir, lâkin bu hâl ile hâlâ bu batak tarafından bir vech ile meterise girilmek muhâl ve mümkün değildir.
EÇS VI 29a
Ve şimâl cânibinde bir kapusu üzre mefret cinler tasvîr eylemişler kim görenin aklı gider. Macar lisânı üzre bu kapuya fma (...), ya‘nî ecinne kapusu demekdir kim özge temâşâ kapudur. Ve bu hakîr piyâde olup bu kal‘ayı kâmil bir buçuk sâ‘atde dâ’iren-mâdâr devr edüp temâşâ etdim.
EÇS VI 29a–29b
Ertesi gün Serdâr Ali 29b Paşa'nın vekîl-harcıyla kal‘aya girüp meymene ve meysere seyr [ü] temâşâ etdim. Azamet-i Hudâ aklım perîşân olup temâşâsında âciz ve dem-beste olayazdım.
EÇS VI 29b
Gümüş deyenekli on aded birov hâkimleri var. Anlardan su’âl etdim. Bu şehr-i mu‘azzam kâmil yetmiş aded papaslıkdır, ya‘nî yetmiş mahalledir ve cümle yetmiş aded kenîselerdir ve cümle on yedi aded manastırlardır kim her biri hisâr-ı kavîlere mânend düyûrlardır. Ve her birinde kırkar ve ellişer bıtrîk ve kıssîsleri var ve her birinin yedişer sekizer kat eflâke ser çekmiş çanlık kulleleri var kim nâkûslarının sadâları birer merhale yerde istimâ‘ olunup her kullenin zirve-i a‘lâsında âdem kaddi altun yaldızlı haçları var ve her kenîselerin dam u bâmları üzre sarı ve yeşil ve kırmızı ve mâvî fağ[f]ûr-ı çînî kiremitler ile bir gûne hemvâr kiremitler örtmüşler kim gûyâ sihr-i mübîn etmişler.
EÇS VI 29b
Ve cemî‘i sokakları şatranc nakşı tarh olunmuş serâpâ kaldırım döşelidir. Ve her köşede gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe vü acîbe tasvîr olunmuş tılsımâtlar. Hattâ bir tılsımât cin kapusunın yanına karîb bir küçük kal‘a kapusu dahi var, bu kapudan taşra bir adım ba‘îd bir serâmed küçük kubbe altında bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ'yı bir haça gerüp ellerinden ve ayaklarından gümüş eğseriler ile haça mıhlamışlar. Bir garâ’ib ü acâ’ib taşdan oyup vücûd-ı Îsâ ceseden tasvîr etmişler, ya‘nî kâğızda tasvîr olunmuş gibi değildir, hemân kalıb-ı benî Âdem gibi bir timsâldir kim kaddi hâlâ benî Âdem kadlerinin üçü kadar vardır. Üstâd-ı nakkâş sâhib-i suver buna bir tîşe urup eyle bir mermer-bürlük san‘atın icrâ etmiş kim gûyâ haça mıhladıkları zahminden bir bükâ-âlûd çehresi göstermiş kim gûyâ bir sihr-i füsûndur. Ve bir kec-gerdân ve bir kec-nigâh gösterüp gûyâ dîde-i nergislerinden çekîde çekîde katarât-ı nem katre-i yem akar gibi göstermiş. San‘at-ı mutalsam budur kim bu sûret-i Îsâ evâil-i a‘sâr kelimât edüp herkese nice olup olacağın ve âhir demde nice öleceğin söyleyüp gözünden yaşlar cereyân edüp ellerinden ve ayaklarından eğseri zahmı yerlerinden kanlar cereyân edermiş.
EÇS VI 29b
Hâlâ tılsımı mu‘attal olup bu tahrîr olunan alâyimâtlardan ancak çarmıha gerilmiş bir timsâl-i Îsâ kalmış, ammâ mısra‘:
EÇS VI 29b
mısra‘ı üzre gören erbâb-ı ma‘ârif bilir kim bir sihr-i i‘câz san‘atdır.
EÇS VI 29b
Ve bu şehr-i Sibin'de niçe bin âsâr-ı garîbe ve âsâr-ı acîbeler ile mebnî musanna‘ rev[ze]n ve şâhnişînli sarâylar var kim her birinde biner gûne üstâdâne tasarruflar ile inşâ olunmuş hânedân-ı zîbâlar var kim misilleri meğer Kaşa şehrinde ola. Cümle evleri serâpâ şindire tahta örtülüdür. Ve eyle ganîmet şehirdir kim me’kûlât kısmından kuş südü, ya‘nî yumurta bulunur ve meşrûbât kısmından hod arslan südü her evde mevcûddur kim ol şarâb-ı bî-hicâbdır kim ve âb-ı zülâl dahi bulunur o kim kar içinde hâsıl olan buzdan kar kurdudur. Ve bunun dahi sokaklarında benî Âdem deryâsı vardır kim yüz binden mütecâviz insân vardır derler.
EÇS VI 29b
Vel-hâsıl bu ana gelince bu kadar seyâhatde üç bin yedi yüz kal‘a ve şehir seyr etdim, böyle bir kal‘a-i metîn ve sedd-i hasîn ve şehr-i bender görmedim, illâ Edirne ve İslâmbol ve Bursa ve Haleb ve şâm ve Mısır ve Irak ve Tebrîz-i dilâvîz şehirlerin gördüm. Hudâ-yı Bârî yârî kılup bu Sibin kal‘asın dahi dest-i Âl-i Osmân'a müyesser edüp zamîme-i şehr-i İslâmî'den ola.
EÇS VI 29b
Cümle yetmiş aded hânları var, cümle ekâlîm-i seb‘a diyârlarının sevdâgerân-ı tüccârân-ı berr-i bihârları bu hânlarda mevcûddur. Ve cümle yedi soba hammâmları var ve her evde hammâm-misâl kazgan ve kızmış sobalarında zenâneleri yaykanırlar kim kızmışlıkların def‘ ederler. (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VI 29b
Ve cümle kırk aded bilâ-teşbîh medrese-misâl irşekhâneleri var kim her birinde riyâzet-keş ladika ve papas-ı hannâs-ı vesvâs-ı sâhib-i zünnâr küffâr-ı murdâr kıssîs-i menhûsları var kim haftada bir iftâr ile kadîd-i mahz olup yâdes kemiğine dönüp kuru kadîd-i kurkaz(?) olmuşlar. Ve niçe kenîselerde niçe bin böyle riyâzet-keşe mahbûbe-i cihâne bâkire kızlar var kim er sözün ve mer[d] yüzün görmeyüp Îsâ içün babaları ol bânû-yı cihân kızları vakf etmişler. Niçe bini fertûte-i cihâne olup çürüyüp kalmışlar. Bu zümre-i bıtrîkân aceb dalâletde kadîd olup kalmışlar.
EÇS VI 29b
Hamd-i Hudâ lâ-ruhbâniyyete fi'l-islâm fehvâsınca Ma‘dî-Kerib kadar yeyüp tâ‘at u ibâdâta takviyet bulup aslâ riyâzet-i perhîz ile kadîd olmak nedir bilmeziz.
EÇS VI 29b–30a
Netîce-i merâm eğer bu kal‘a-i Sibin'i gördüğümüz üzre tahrîr etsek tomar-ı dırâz olur. Hemân ne mertebe sa‘b ve metîn hisâr-ı üstüvâr olduğu şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim sene (---) târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşa Yanova kal‘asın feth edüp Barçay nâm bir kefereyi kral-ı dâl nasb edüp mezkûr kral hazîne tahsîline bu kal‘a-i Sibin'e girüp Haydar Ağazâde Mehemmed Paşa kethudâlığından çıkan Mehemmed Paşa bu kal‘ada muhâfız 30a olup dururken Rakofçi Kral-ı bî-mecâl yüz bin asker-i cünübânlar ile gelüp Barçay kralı ve Mehemmed Paşa'yı bu Sibin kal‘asında kapadup yedi ay kâmil bu kal‘ayı muhâsara edüp dörd kerre yüz bin balyemez top-ı kal‘a-kûp gülleleriyle bu kal‘anın rûy-ı dîvâr sîne-i pür-kînesine ve her tabyasına bu kadar gülleler urmuş, aslâ kal‘aya bir rahne edememiş, topların çeküp alarkaya gitmiş koymuş, beyne'l-akrân hâ’ib ü hâsir kalmış.