EÇS VI 33b
Cümle on bir mihrâbdır. Evvelâ çârsû başında Sultân Bâyezîd-i Velî câmi‘i, önünde bir kuyusu âb-ı {hayâtdır kim demir zincîri} var kim gayri câmi‘ler buna göre değil, kiremitli ve cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i pür-nûrdur; Ali Beğ mahallesinde Hüseyin Beğ câmi‘i; İskele-başında Müftî câmi‘i; [ve] Kara Hasan câmi‘i meşhûr u ma‘mûr ve kiremit ile mestûr câmi‘i- pür-nûrlardır.
EÇS VI 33b–34a
Bunlardan mâ‘adâ yetmiş aded mesâcid-i mü’minândır. Evvelâ (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) 34a
EÇS VI 34a
Ve Cümle yedi aded medrese-i âlimândır, her câmi‘de birer medrese mukarrerdir, ammâ mahsûs dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîs yokdur.
EÇS VI 34a
Ve cümle (---) mekteb-i tıflân-ı ebcedhândır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VI 34a
Cümle altı aded tekye-i ehl-i tarîk-i dervîşândır. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VI 34a
Ve cümle (---) aded hân-ı hâcegândır. Cümleden Ulama Paşa hânı metîn ü müstahkemdir ve cemî‘i zî-kıymet eşyâlar bu vekâlede bulunur.
EÇS VI 34a
Ve cümle bir aded mükellef hammâm-ı tâhirândır, ammâ gâyet müferrih ve hoş-havâ ve hûb-binâ bir hammâm-ı rûşinâdır, suyu dollâb ile Boyana {gölünden çekilir}.
EÇS VI 34a
Ve cümle beş yüz aded çârsû-yı bezzâzistândır, cemî‘i ehl-i sanâyi‘ mevcûddur, ammâ göl tarafında balık bâzârı ma‘mûr u müzeyyendir.
EÇS VI 34a
Sitâyiş-i libâs-ı merd-i meydân: Cümle çuka esbâblar geyüp sıkma kopçalı çakşır ve teybend harîr kuşak ve kubâdî pâbuç ve başlarında semmûr Arnavud kalpakları geyerler; ulemâsı ve levendâtları kortela bıçak taşıyup yiğitleri kılıç ve kalkan ile dâ’im gezerler.
EÇS VI 34a
Der-beyân-ı libâs-ı zenân-ı mü’eddebân: Cümle havâtînleri çuka ferrâceler geyüp başarına bostâncı külâhı gibi bir acîbe-likâ tâkıye geyüp üzerlerine beyâz izâr u dülbend örtünüp sarı iç edik ve pâbuç geyerler, ammâ gâyet mü’eddebe gezerler. (---) (---)
EÇS VI 34a
Der-medh-i mahbûbe-i mahbûbân: Eğer bintân u püserânları ol kadar sîm-endâm ve gül-fâm mahbûb u mahbûbeleri olur kim cümle gül-çehrelerdir.
EÇS VI 34a
Tavsîf-i âb [u] hevâ-yı câvidân: Âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim cemî‘i halkı yetmişe seksene yetmiş dahi kuvvet-i kuvâları henüz gitmemiş.
EÇS VI 34a
Ta‘rîf-i zülâl-i âb-ı hayvân: Bir tarafında nehr-i Drin ki gûyâ mâ-i Kevser'dir, bir yanındaki Boyana gölü suyudur kim gûyâ şarâb[en] tahûr'dur.
EÇS VI 34a
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı yed-i kudret-i imârât
EÇS VI 34a
Ol Hallâk-ı âlemin yed-i kudretiyle bu şehrin buheyresi içre yedi aded küçük ve büyük çemenzâr cezîrecikler var kim bu buheyre-i kebîrenin vasatında cezîrecikler halk olmuş, her biri bir harman ve iki ve üç ve beş harman cirmi kadar cezîreciklerdir. Ba‘zı senelerde her kankı rûzgâr-ı zor-kâr-ı şedîd eserse ol cezîreler yerlerinden hareket edüp bir semt-i âhara gider, ba‘zı mevsimde mezkûr cezîreler buheyrenin vasatında birbirlerine râst gelüp muttasıl olurlar ve her birinde gûnâ-gûn hurde fidânlar ve çemenzâr yerler var ve ba‘zı ahâlî-i vilâyet teferrüc içün bu cezîreciklere kayıklar ile varup ayş [ü] nûş ederler. Eğer bir rûzgâr-ı gâlib eserse cezîrelerin yâ biri yâ ikisi yerinden hareket edüp buheyre üzre üstünde âdemler ile bir cânibden bir cânibe seyerân u deverân eder, gûyâ serîr-i bârgâh-ı Hazret-i Süleymân'dır, halk bu cezîre hareketlerinden safâ edüp,
EÇS VI 34a
"Zamânımızda şöyle oldu" deyü tefâhur kesb ederler, aslâ bir kimseye zarar isâbet etmez, ilâ-mâşâ’allâh bu cezîrecikler böyle halk olunmuşdur, Arapça .
EÇS VI 34a
Ammâ "Gâyetü'l-gâye rûzgâr-ı rîh-ı sarsar kâr-ı şedîd olursa ol cezîreler hareket eder, yohsa değme rûzgâr ile hareket etmez" deyü nakl ederler, ammâ bu hakîr bu İskenderiyye'de iken niçe kerre rîh-i azîmler esdi, ammâ cezîre-i mezbûrelerin harekâtların görmedim, ammâ sekenâtların her bâr gördüm, lâkin takrîr olunan mâzî hâli ihtiyâr kimesnelerden su’âl etdim,
EÇS VI 34a–34b
"Belî Sultân Osmân Hotin seferine gitdiği sene bir azîm şiddet-i şitâ olup rîh-i şedîdler esüp İslâmbol 34b boğazı donduğu sene bu şehirde rûzgâr-ı zor-kârdan kıyâmetler kopup evler yıkılup dıraht-ı müntehâlar kökünden çıkup havâda her ağaç peftere gibi uçduğu sene bu cezîrecikler kırk elli gün bu Boyana gölü üzre serserî gezüp şinâverlik edüp gâh şimâle ve gâh cenûba ve gâh şarka ve garba gezerlerdi" deyü zâl-ı zamâne pîr-i fânîler ve kâr-âzmûde-i cihân-bînler böyle hikâye eylediler, ve's-selâm. (---)
EÇS VI 34b
Sitâyiş-i buheyre-i âb-ı zülâl-i Arnavud İskenderiyyesi
EÇS VI 34b
Bu buheyre-i âb-ı zülâl İskenderiyye kal‘ası dibinde Boyana gölü nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir lezîz âb-ı hayât göldür, dâ’iren-mâdâr cirmi on bir mîl-i kebîrdir ve şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olup Ebü'l-feth Mehemmed Hân bu kal‘ayı döğ(dü)düğü havâle olan Boyana gölü aşırı Torondoş dağı bir top menzili karşu yakındır, mâ‘adâ kenârları ba‘îd bir uzunca halk olmuş şehd-i zülâlden nişân verir bir halîcdir kim yine kal‘a karşusındaki Torondoş dağında başı vardır, andan çıkar; bir teferrücgâh-ı ferah-fezâ yerdir.
EÇS VI 34b
Bu mahalden aşağı bu buheyrenin ayağı dörd sâ‘at cânib-i garba akup giderek niçe bâğ u besâtînleri rey ederek körfez deryâsına mahlût olur. Ve kal‘anın mebnî olduğu kayaların dibinde on aded balık dalyanları var, cümle mîrîdir, bu dalyanlarda ve gölde sayd olunan mâhîler cümle emîn tarafından zabt u rabt olunup mâlı kal‘a neferâtlarının aklâmıdır ve câmi‘-i selâtînlerin e'imme ve hutebâlarının vazîfe-i mu‘ayyeneleri bu dalyanların mahsûlünden verilir.
EÇS VI 34b
Ve ol kadar mâhî-i münakkaş-ı gûnâ-gûnlar çıkar, hadd [ü] hisâbın Hudâ bilüp cihânı dutar. Evvelâ pisi balığı ve sazan balığı ve levrek balığı ve kefal balığı aşağı deryâdan gölün ayağıyla gelir ve niçe bin elvân mâhî-i gûnâ-gûnun envâ‘ı bu gölde mevcûddur.
EÇS VI 34b
Bâ-husûs bu İskenderiyye halîcinde çıkan yılan balığı ne Gölikesri'de ve ne Ohri'de ve ne Beşik göllerinde çıkmak ihtimâlleri yokdur, bu İskenderiyye buheyresinde çok çıkar ve semîn ü lezîz olup balığı misk gibi kokar. Bu râyiha-i tayyibe dahi bir diyâr göllerinin mâhîlerine mahsûs değildir, illâ bu İskenderiyye balığına mahsûsdur. Ve gâyetü'l-gâye nâfi‘ yılan balığıdır kim dünyâda nazîri yokdur, hummaya ve ağrı hastalığına mübtelâ olan kimesneler bu yılan balığın pişirüp yeseler yâhûd başın kendüde götürseler bi-emrillâhi Ta‘âlâ ısıtmadan ve ağrı hastalığından halâs olup şifâ bulur, tâ bu mertebe nâfi‘ yılan balığı olur kim İskenderiyye şehrinde humma ve ağrı hastalığı olmazdır.
EÇS VI 34b
Ve bu buheyrenin âb-ı nâbın dâ'imâ nûş edenin tabî‘ati müleyyen olup sevdâ ve safrâ ve balgam ve sudâ‘ ve kabz u inhidâr misilli emrâz-ı muhtelifelerden halâs olur, tâ bu mertebe suyu dahi nâfi‘dir.
EÇS VI 34b
Der-beyân-ı kâr [u] kisb-i ahâlî-i vilâyet
EÇS VI 34b
Bir sınıfı buheyresinde sayyâd-ı mâhîlerdir; bir bölüğü askerî tâ’ifesidir; ve bir zümresi tüccârân-ı berr [ü] bihârdır; ve bir fırkası ehl-i sanâyi‘dir; ve bir kabîlesi sûhtevât ulemâlarıdır; ve bir kavmi bâğbândır, zîrâ cümle yigirmi üç bin aded bâğları vardır. Ve gâyet Ferhâd-vâr rencberlik edüp kâr [u] kisblerine mukayyed şecî‘ ü fetâ Arnavud gâzîleri var. Gayri millet bu şehirde yokdur.
EÇS VI 34b
Cümlenin lisânları Arnavudcadır kim bir lisâna benzemez, zîrâ bu Arnavud kavminin ibtidâ asl [u] fer‘leri Mekke-i Mükerreme Kureyşîlerinden kavm-i Arab'dır. Anıniçün Arnavud lisânında ba‘zı Arab elfâzları vardır kim hâlâ aralarında isti‘mâl olunur. Ve bu kavm-i Arnavud bu İskender ve Avlonya dağlarından tulû‘ edüp lisân-ı Talyan-ı Fireng ile ihtilât ederek lisân-ı Arab ile lisân-ı Fireng arasında lisân-ı Arnavud'u Hazret-i Ömer hilâfetinde peydâ etdiklerinin sebebin ve kavm-i Arnavud'un asl [u] fer‘leri inşâallâh mahalliyle tahrîr olunur, ammâ şimdi,
EÇS VI 34b
Ve "Ârnâbûd" deyü kavm-i Acem lakab demişler. Ve niçe müverrihler kavm-i Ârnâbûd yazmışlar, ammâ lezîz lisândır, birbirlerine i‘zâz [u] ikrâm ile tevâzu‘âne ve hilmâne kelimât ederler. Gerçi kefereleri millet-i Mesîhiyye'den geçinirler, ammâ ol dahi İşpanya [ve] Venedik keferelerinin ibrâmlarıdır, yohsa Mecûsî gibi ne kitâb ve ne haşr ü neşrden bir şey bilmezler, bir alay kitâpsız kefere vü fecerelerdir kim lisânları budur.
EÇS VI 34b
Evvelâ: Pörtuni zoti Allâh hakkıyçün demekdir. Bey‘ u şirâ mahallinde akçe hisâbları böyle add olunur. Evvelâ: