EÇS VI 44b
"Melek Ahmed Paşa Fâtıma Sultân ile leyle-i zifâfda çekişmişler" deyü efvâh-ı nâs-ı hannâsda güft [ü] gû olarak âhir-i kâr Sultân Mehemmed Hân'ın sem‘-i hümâyûnlarına bu haber vâsıl olunca bir arz günü sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-[pe]nâh hazretleri paşaya buyurdular kim,
EÇS VI 44b
"Melek Paşa lalam, benim halam ile çekişdiler mi? Eyle olur er ü avret mâbeynine kimse giremez, ammâ ben sizi yine barışdırır, görüşdürürüm" deyü latîfe-gûne kelimâtlar olup Paşa arzdan çıkup ba‘de'd-dîvân sarâyına geldi ve salât-ı ebvâbeyni kıldı ve âsûde-hâl durdu.
EÇS VI 44b
Bu kadar bevvâbân [u] nigehbânlar kapularda âmâdeler iken hemân paşanın savma‘ası bâbından içerü bir Bektaşî fukarâsı çâr-darb ve bî-rîş ü dilrîş elinde teberi ve belinde tennûresi ve debdevi ve dehdehi ve cilbend-i mahabbeti ve belinde pâlhengi ve başında âftâbesin kec kılup sîne-çâk ve bî-pîrehen bir zırtıl ve torlak ve şallak ve mallak ve kavm-i cullâk ve pâ-bürehne ve ser-bürehne çeşm-i gazâlleri mükehhal bir abdâl-ı Rûm Bektaşî kapudan nümâyân olup,
EÇS VI 44b
"Aşk ola Melek Hân aşk ola" deyüp destûr dileyüp belinden tennûrun çıkarup o[n] kerre sûr ile gûnâ-gûn zemzeme ve ferdâşlar etdi kim âlem-i hayretde kaldık.
EÇS VI 44b
Hemân Paşa-yı halîm tebessüm edüp eydir: "Dervîş sen hoş safâ geldin. Ne yerden ve ne kapudan geldin" dedikde dervîş eydir:
EÇS VI 44b
"Bizim dergâhdan geldim ve efendimiz yerinden gelüp senin derinden Dershânene girdim. Hamd-i Hudâ mübârek gül cemâlini gördüm" dedikde,
EÇS VI 44b
Paşa eydir: "Dede bana ne bir selâmın getirirsin" dedikde,
EÇS VI 44b
"Vallâhi pâdişâhım, hâlâ İşpanya kâfiristânı erenlerinden size selâm getiririm. Cenâb-ı şerîfinize Balorna(?) irşek size selâm gönderüp bu mektûbu ve bu kitâbı size gönderüp buyurdular kim şimden gerü Melek Dede, Tarîkat-ı Muhammediyye kitâbın okuyup Budin mansıbıyla amel edüp mekr-i zenândan halâs olup şimden gerü pamuk bezi esbâblar geysin" deyü cilbendinden bir mikdâr pembe ve bir mikdâr iğne ve iplik ve buhûr ve aselbend ve kâfûr ve amber-i hâm vasleleri paşaya verüp,
EÇS VI 44b
"Bu cihâzlar bizim küstâhâne size hedâyâlarımızdır. Yine biz sizi hayr du‘âdan unutmazız. Siz de bizi birkaç gün du‘âdan unutmayalar, yâ hû sizi" deyüp kapudan taşra bu kadar huddâmât arasından çıkup,
EÇS VI 44b
"Bire, dede gitmesin" deyince niçe kimesneler aradılar nâm [u] nişân-ı dervîşânı bulmadılar. Cümlemiz hayrân kaldık. Ba‘dehu dervîşin getirdiği kitâbı kırâ’at etdik. Hakîkatü'l-hâl Kitâb-ı Tarîkat-ı Muhammedî, ammâ Firengistân'da basma yazılmış kitâblardan idi. Hemân Paşa, "At hâzır edin" dedi.
EÇS VI 44b
Der-beyân-ı rumûz-ı kelimât-ı Melek Ahmed Paşa
EÇS VI 44b
Ol ân paşa-yı Âsaf-şân mezkûr kitâbı koynuna koyup ve bir şemmâme amber bilesince alup esb-i sabâ-sür‘atine süvâr olup doğru Şeyhülislâm Sun‘îzâde Efendi'ye varup dest bûsdan sonra koynundan Tarîkat-ı Muhammedî kitâbın gösterüp birez mütâla‘a ederken haşr u neşr ve mevt ü hayât mahalleri kırâ’at olunup,
EÇS VI 44b
Sun‘îzâde Efendi "Bârekallâh a‘lâ kitâbdır. Hakkâ ki her bâr bu kitâbı okuyun" buyurduklarında Melek Paşa kitâbı yine koynuna koyup şeyhülislâma bir şemmâme amber ve bir tuhef Keşmîrî şâl verüp dediler kim,
EÇS VI 44b–45a
"Bizi hayr du‘âdan unutman ve namâz kıldıkda bizi 45a hayr ile yâd ve mahzûn gönlümüz şâd ediniz ve kâhîce bize geliniz" deyü şeyhülislâma niçe rumûzlar söyleyüp birbiriyle ol kadar vedâ‘laşdılar ve ol kadar ağlaşdılar kim gûyâ bir dahi görüşmezler.
EÇS VI 45a
Andan Paşa yine sarâyına gelüp hazînesinden cümle ağavâtlara niçe yüz aded zî-kıymet eşyâlar ihsân eyleyüp ale's-sabâh yine dîvân-ı pâdişâhîye gitdi.
EÇS VI 45a
Der-beyân-ı icmâl-i sebeb-i vefât-ı merhûm Melek Ahmed Paşa
EÇS VI 45a
Hikmet-i Hudâ ol gün Melek Ahmed Paşa dîvânda ta‘âmı çok yeyüp ve bîgâneler elinden gûnâ-gûn eşribeler nûş etmeğile sehel şikeste-hâtır olup Sadrıa‘zam izniyle Kubbealtından sarâyına bâzâr gün gelüp bî-tâb u bî-mecâl kaldı. Ba‘dehu Salı gün oldu aliyye dîvân olup cemî‘i Âl-i Osmân kullarına beş bin kîse ulûfe çıkacağı gün idi, Paşa "Dîvâna gidemem" deyü cümle tevâbi‘ine haber etdi. Hemân hakîr içerü paşa yanına girdikde,
EÇS VI 45a
"Evliyâm efvâh-ı nâsda ne var ve ne yok?",
EÇS VI 45a
Hakîr eyitdim: "Ne var ve ne yok, ammâ siz bugün dîvâna teşrîf buyurmaz mısınız?" dedim.
EÇS VI 45a
"Vallâhi pek bî-tâb u bî-mecâlim, gidemem" dedikde,
EÇS VI 45a
Hakîr eyitdim: "Ammâ bu gün aliyye dîvânı olup kula mevâcib çıksa gerek. Kul mâbeyninde bir fetret ü tuğyân olup kul çorba içmeyüp ulûfe kaldırmazlarsa (---)
EÇS VI 45a
‘Hay Melek Ahmed Paşa'nın bu fetretden haberi var imiş. Anıniçün dîvâna gelmemiş ve anın tahrîkiyle kul kîse kaldırmamış’ deyü gûnâ-gûn güft [u] gûya bâ‘is ü bâdî ve niçe kelâm-ı türrehâtlara mü'eddî olur. Yiğit değil misiz hemân var kuvveti bâzûya getirüp "Yâ Kavî ve yâ Metîn" ismine müdâvemet ederek ve "Yâ Hayy ve yâ Kayyûm" esmâsın çekerek dîvâna teşrîf buyurursuz" dediğimde hemân,
EÇS VI 45a
Paşa-yı âkıbet-endîş "İlâhî Evliyâm, berhordâr-ı ömr olasın. Bire at getirin ve beni geydirin ve beni leş gibi dîvâna sürüyüp götürün" deyüp dîvân esvâbların geyüp sürüne sürüne durup atına binüp ol ân Kubbealtı'na varup vezîria‘zam ile bî-mecâl niçe kelimâtlar edüp ba‘dehu kanûn-ı Âl-i Osmân üzre cemî‘i kula ulûfe çıkup du‘â vü senâdan sonra herkes ocaklarına revâne eden cümle vüzerâlar pâdişâha arza girecekleri mahalde Melek Paşa Sadrıa‘zamdan me’zûn olup tâ Kubbealtı'na at [ile] gelmek memnû‘ iken Melek Paşa'nın atın sa‘âdetlü pâdişâhın binek taşına yanaşdırup on, on beş âdem gücile paşayı ata bindirüp vâlih [ü] hayrân sarâyına gelüp hâb-ı râhata yatdı.
EÇS VI 45a
Ve ol gün kara kara kanlar kusmağa başladı. Salı ve çehârşenbe ve pençşenbe günlerinde kara kanlar ve karaciğer pâreleri kay ederek ve yine ismullâhı yâd ederek kâhîce ser-i sa‘âdetin girde bâliş-i nâliş üzre ve kâhîce bu hakîrin zânûsu üzre koyup ol ân yüz beş aded gulâmları mâlından âzâd edüp cümle atları ve silâhların kendülere yüzer aded altun ile ihsân edüp beş bin altun cümle ağavâtlarına ve üç bin altun Galatasarâyına ve üç bin altun Büyükoda ve Küçükoda'ya ve üç bin altun İbrâhîm Paşa sarâyına ve üç bin altun kendü techîz [ü] tekfînine cümle ulemâ vü a‘yân huzûrunda vasiyyetler edüp buyurdular kim,
EÇS VI 45a
"Allâh emâneti olsun, bu teslîm-i mütevellî etdiğim altunlarla Allâh içün her gece her odada hatm-i şerîfler okuyup sevâbın rûhuma hibe edeler. Ve her Cum‘a geceleri Risâlet-penâh rûhiyçün kırk bin salavât-ı şerîfe tilâvet oluna. Ve benim vücûdum bir kubbeli yerine komayup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî civârında velî-ni‘am üstâdım Kiçi Mehemmed Efendi hazretlerinin pây-ı sa‘âdetleri cenbinde beni defn edün ve üzerime bir kubbe ve âsâr-ı binâlar etmen. Ancak sebeb(?) üzre başım ve ayağım uçlarına hice taşları alâmet dikin ve oğlum İbrâhîm'ime on bin altun ve ker[î]mem (---) Fâtım'a on bin altun verüp anları Allâh'a ısmarladım ve edenleri(?) de ol Kâdir ü Kayyûm ve Kahhâr Allâh'a havâle eyledim" deyü yedi sâ‘at kâmil vasiyyetler edüp mecmereler ile buhûr ve amber-i hâm ve ûdlar yanup cümle iç ağalarıyla kendüler bile Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp bir vakit namâzın cemâ‘atsiz kılmayup ve bir vaktin kazâya komayup edâ-yı salât ederdi.
EÇS VI 45a–45b
Âhir-i kâ[r] sene (---) (---) leyle-i Cum’ada sabâha karîb re’s-i şerîfi hakîrin dizinde iken hakîr Yâsîn-i Şerîfe tilâvetin Arapça âyetin tilâvet ederken 45b bir kerre "Yâ Allâh" deyü bir sayha urup cân havliyle cânib-i kıbleye müteveccih olup rûh-ı pür-fütûhu dâr-ı fânîden d[â]r-ı bâkîye revâne olup min mücîbillâhi Ta‘âlâ rûh-ı şerîflerin cânib-i Hakk'a teslîm edüp, makâmı Firdevs-i Illiyyîn ola. Rahmetullâhi aleyh.
EÇS VI 45b
Ale's-seher ki oldu, hemân bir koçi araba ile Fâtıma Sultân gelüp "Şer‘ile benim ehlimdir. Mısır hazînesi nikâhım var" deyü cümle odaları ve hazîneyi mühürleyüp cümlemiz taşra kovup paşanın na‘ş-ı şerîfin taşra dîvânhâneye bırakdılar.
EÇS VI 45b
Biz dahi henüz vâveylâya düşüp efendimiz bu hâlde görüp ve bu kadar mâlımız avretler elinde kalup henüz feza‘ u çeza‘a âheng etdik. Hikmet-i Hudâ bu mahalde Sadrıa‘zam Köpürlüoğlu Ahmed Paşa geldikde hemân hakîrin gözleri tas-ı pür-hûna dönmüşken,
EÇS VI 45b
"Devletli vezîr, âhımız Allâh'a efendimiz merhûmu böyle koma. Fâtıma Sultân hâlâ içerde hazîneyi zabt edüp bizim dahi mâlımız ve odalarımız alup efendimizi böyle bırakdılar" deyince hemân Köpürlüzâde Vezîr berhordâr ola, eline bıçağın alup üç yüz yigirmi aded mühürlü odaların ve kilar ve hazînelerin mührün keserken aşağı kapudan Fâtıma Sultân tebdîl-i câme olup firâr edüp arabası kaldı.
EÇS VI 45b
Hemân Köpürlüzâde taşra çıkup cümle hüddâmân-ı Melek ayağına düşüp hayr du‘âlar etdik.
EÇS VI 45b
Hemân vezîr ağlayup eydir: "Pederim Mehemmed Paşa öldü bu kadar ağlamadım. Bu benim gûyâ babam gibi karîbim idi, henüz işte garîb kaldım. Tîz na‘ş-ı şerîfin aşağı havliye endirüp gasl edün" dedikde fi'l-hâl techîz [ü] tekfîn ıskât salâtın edüp salâlar vererek gasl edüp sarup sarmalayup tâbûta kodukda,
EÇS VI 45b
Köpürlüzâde eydir: "Babam yanında defn edelim" dedikde imâm-ı hümâmımız Mehemmed Efendi ve hakîr Köpürlüzâde'ye paşanın vasiyyetin nakl edüp "Üstâdı Mehemmed Efendi yanında defn edelim" dedikde,
EÇS VI 45b
"Bire âdemler, olmaz. Bu bir vezîr-i âlîşân idi. Bunu Kara Mustafâ Paşa veyâhûd Fâtih-i Yemen Sinân Paşa türbesinde defn edelim" dedikde,
EÇS VI 45b
"Hayır sultânım, lütf eyle vasiyyetin kabûl eyle" dedikde,
EÇS VI 45b
"İmdi eyle olsun" diyerek cemî‘i vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân cem‘ olup cenâze-i Melek Ahmed Paşa'yı câmi‘-i Ayasofya-yı Kebîr'in bâb-ı musallâsına koduk.
EÇS VI 45b
Hemân ol ân Şeyhülislâm Sun‘îzâde eydir: "Biz pâdişâhlar ve şâhzâdeler ve sultânlar namâzın kılmağa me’mûruz, ammâ bu Melek Paşa beş gün mukaddem bize gelüp, ‘Efendi bizi du‘âdan unutman ve bizi namâz kıldıkda bizi hayr ile yâd eylen ve kâhîce bize geliniz’ deyü rümûzler eyledi. Biz bu müselmânın namâzın kılarız" deyü na‘ş-ı Melek huzûrına geçüp Şeyhülislâm muktedâ-yı nâs olup edâ-yı salât edüp eydir:
EÇS VI 45b
"Biz bu vezîri ey âdem biliriz. Allâh rahmet eyleye ve yine Hak rahmet ede" deyince kırk elli bin âdem "Allâh rahmet eyleye" deyü feryâd edüp cenâze-i Melek'i bu felekde tâbût ile götürü[r]ken elli altmış aded mü’ezzinânları ve bu kadar fukarâları, hakîr cem‘ edüp tevhîd [ü] tezkîr ile ve savt-ı hoş elhân ile Bilâlîler "Muhammedün habîbullâh hakkâ" diyerek Bâğçekapusu iskelesinde kayığa koyup belki bin pâre kayık ile niçe bin aded vüzerâ ve muhibbân ve dostân u âşıkânlar Ebû [Eyyûb-ı] Ensârî kapusunda Fâtıma Sultân yalısı önünden ubûr ederek Ebâ Eyyûb-ı Ensârî aleyhi rahmetü'l-bârî civârında Kaya Sultân merhûme yalısı civârında vasıyyetleri üzre üstâdı Kiçi Mehemmed Efendi hazretlerinin hâk-i pâyinde bilâ-alâmet, ya‘nî kubâbsız defn edüp üzerine çadırlar kurup kâmil yedi gün yedi gece bu hakîr üç yüz aded merd-i fakîr ile rûz [u] şeb yigirmişer hatm-i şerîf tilâvet olunurdu. Rahmetullâhi aleyhi rahmeten vâsi‘a.
EÇS VI 45b
Târîh-i vefât-ı Melek Ahmed Paşa, güfte-i Evliyâ: