EÇS VI 45b–46a
Çûn bu felek-i kec-rû bir evrâk-ı perîşân-misâl bir sahîfe-i rûzgâr-ı zor-kâr ve Arapça 'dır, Arapça 'dur ve "Küllü şey’in yerci‘u ilâ aslihi"'dir ve el-hükmü lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr ve kârhâne-i dünyânın hükmü budur. Hattâ Cenâb-ı Kibriyâ cellet azametehu lafz-ı kün ile arz u semâvâtı ademden vücûda getirmezden evvel mevti halk etdi kim delîl-i 46a nass-ı kâtı‘ ile sûre-i Mülk'de Arapça buyurur ve sûre-i (---) Arapça 'dir. (---)
EÇS VI 46a
Murg-ı dil bâz-ı ecelden bulımaz istihlâsCâm-ı pür-zehrin içiser feleğin âmm ile hâssYok ecelden kişi kurtulmağa bir cây-ı menâsOlımadı kılıcından ecelin Zâl halâsBulımadı maraz-ı mevte şifâ Câlînûs
EÇS VI 46a
Eğer dünyâ bekâ bûdîMuhammed Mustafâ bûdîEğer hüsneş bekâ bûdîNe mürdî Yûsuf-ı Ken‘ân.
EÇS VI 46a
İmdi bâlâda tahrîr olunan nass-ı kâtı‘ların hükm-i şerîfleri üzre ve bu ebyâtların mazmûnları üzre gerdiş-i devvâr-ı kec-reftâr felekde cemî‘i zerrât-ı katarât-ı ünâs-ı mahlûkât ve arz [u] semâvât cümle cümle fânî olup ecelden halâs olmayacakları mukarrerdir, ammâ yine benî Âdem birbirine mahabbetden vefât edenlere "Hayfâ dirîğ vâ hasretâ ve vâ firkatâ" deyü feryâd u fiğân ve feza‘ u çeza‘ ederler.
EÇS VI 46a
Hattâ bu hakîr dahi Melek Ahmed Paşa efendimiz teslîm-i rûh etdikde Hudâ'ya ayândır kim kesret-i mahabbetimden feryâd u fiğân ile bükâ eylemeden hakîri gûyâ sara‘ dutup bir sâ‘at mebhût kalmışım, ya‘nî vâlidemiz tarafından karâbetimiz olduğu cihetden değil, hemân el-hubbulillâh âşık-ı şeydâsı idim.
EÇS VI 46a
Merhûmun vefâtı hakîre bir kesel vermişdi kim kıtımda bir kâse semm-i helâhil zehrâb içmek bir katre âb-ı nâb içmek kadar değil idi. Ol mahalde bu abd-i za‘îf eyle müşâhede etdim ki bir âşık ma‘şûku uğruna ölmek hayât-ı câvidân imiş, zîrâ merhûma karâbetimizden mâ‘adâ yigirmi bir sene hidmet-i şerîfinde olup nazar-kerdesi idim ve bu kadar seyâhatimize sebeb olup bu kadar gazâlarda bulunup gazâlar da etdik, bu kadar senede hakîre bir kec nazar etmeyüp bir şütûm-ı galîzasın istimâ‘ etmedim.
EÇS VI 46a
Ve bir kimesneye şetm-ı fâhiş etmek ebedü'l-ebed mu‘tâdları değil idi. Hattâ bir kimesneye gâyet elem-zede olsa "Bire hayâsız, bire nâmerd" lafzından mâ‘adâ bir lafz-ı kabîh elfâz-ı dürer-bârlarından sâdır olmamışdı. Ve hakîr dâ’imâ hüsn-i rızâları ile olup bir ân izn-i şerîflerinden gayri yerde hareket etmezdim. Ve dâ’imâ râzdaş ve sırdaş ve hâldaş ve yoldaş ve karındaşı idim. Ve dükeli ezmânda nedîm-i hâssı ve muhâtabı idim. Ve hakîr hakkında bir kelâm-ı mürrin aslâ işitmedim. Her bâr lütf-i şermende ve bende ve hâkister-efkendesi idim. Hemân Cenâb-ı Bârî garîk garîk-i rahmet eyleye. Şimden gerü bize düşen anlara hayr du‘âdır. Rahmetullâhi aleyh. Rûhiyçün Allâh rızâsıyçün el-fâtiha. (---) (---) (---).
EÇS VI 46a
Efendimiz Melek Ahmed Paşa merhûmun ibtidâ meskat-ı re'si ve tulû‘ [u] zuhuru ve neşv [ü] nemâsı ve ahlâk-ı hasenesi ve salâh-ı hâllerin beyân eder
EÇS VI 46a
Gerçi tatvîl-i kelâm olup kesret-i kitâbet olur, ammâ bu mevti mahall-i münâsebetiyle ibtidâ-i tulû‘u ve gurûbuna dek alâ kadri'l-imkân ahlâk-ı hamîdeleriyle rûh-ı şerîflerin yâd edelim. Müstemi‘ olan yârân-ı bâ-safâlar hayr du‘â edeler. Ümmîddir kim hayr du‘â-i dostân kabûl-i dergâh olup rûh-ı Melek dâr-ı bâkîde şâd ola, zîrâ nass-ı kâtı‘ ile Kur’ân-ı azîmin ve Furkân-ı mecîdin sûre-i (---) Arapça buyurmuşdur. Bu âyet-i şerîfe fehvâsınca Hayyu'l-Bâkî bâkîdir ve küllü men fânîdir.
EÇS VI 46a
İmdi fânîden bâkîye irtihâl eden cânlara hayr du‘â lâzımdır kim hayr du‘â Allâhu Ta‘âlâ katında makbûl-i dergâh olup bâkîdir. Ve cemî‘i mevtâ-yı ehl-i kubûr hayr du‘âya muhtâclardır. Eyle olsa rûh-ı Melek Paşa hayr ile yâd olmağiçün deryâda katre ve güneşde zerre kadar hüsn-i hâli ve halîm ve selîm ve dil-nüv[â]zlığın yâd ede. Eğerçi cemî‘i ahvâlâtların ta‘rîf ü tavsîf ve tahrîr etsek bir tomar-ı müdevven olur, ammâ bu abd-i hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr fakîr paşa-yı merhûma akrabâlığımız hasebiyle ve ihtilât-ı küllîmiz olmak niçe niçe esrârlarına vakıf olduğumuz mertebe ba‘zı menâkıb-ı hüsn-i hâllerin bu Seyâhatnâme'mize tahrîr edelim. Ümîzdir kim kırâat eden yârân-ı zevi'l-ihtirâmlar merhûm Melek Paşa rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edeler. Ve billâhi't-tevfîk, âh el-firâk el-firâk.
EÇS VI 46a
Evvelâ ihvân-ı safâya şöyle ma‘lûm ola ki merhûm Melek Ahmed Paşa'nın peder-i azîz-i vâhid-i mâcidi Fâtih-i Mısır Sultân Selîm Şâh-ı Evvel'in vezîria‘zamı Hazret-i Ebâbekiri's-Sıddîk neslinden Kara Pîrî Paşa'nın hazînedârlığı hidmetiyle Mısır fethinde hâzır olmuşdur. Anların dahi maskat-ı re'sleri dâmen-i kûh-ı Elburz'da Çerkez kavmi ve Abaza kavmi mâbeynlerinde sengistân ve cengelistân içinde Sadşe kavmidir, bir gulâm-ı fetâ imiş.
EÇS VI 46a–46b
Akrabâmız olmağile bizzât kendüleri lisânından istimâ‘ edüp nakl ederiz. Bu peder-i büzürgvâr bir pîr-i fânî idi kim "Bugün, yarın merhûm olurum" deyü Tophâne kurbunda Fındıklı kasabasındaki yalısı hânesinde kırk yedi sene odası içre tâbûtu 46b başı üstünde yüklükde bir servî tahtasından tâbûtu dururdu.
EÇS VI 46b
Bu pîr-i muhterem Sultân Gavrî halazâdesi [ile] Özdemir Beğ'in ammîzâdesi olmak [üzre] Özdemir Beğ'e Mısır'da kapucular kethudâsı olup Süleymân Hân vezîri Tavâşî Süleymân Paşa Mısır'dan gâh feth-i Yemen ve gâh istîlâ-yı şehr-i Aden diyerek sene (---) târîhinde Yemen'den yüz elli pâre gemiyle Bahr-i Muhît ile beş ayda kâmil deryâ seküp vilâyet-i Hindistân'a varup Portakal Firengi elinden Dîvâbâd kal‘ası ve Bender-âbâd kal‘ası ve Dabolâbâd kal‘ası ve niçe kal‘aları darb-ı tîğ ile Fireng-i bed-rengleri dendân-ı tîğdan geçirüp ol kadar mâl-ı Kârûn-ı firâvân alırlar kim gemilerinin safraların ve bî-ma‘nâ eşyâların cümle deryâya ilkâ edüp safra yerine gemilere cümle mâl-ı hazâ’in ve cevâhir makûlesi eşyâlar ile bârçelerin mâl-â-mâl edüp mezkûr kal‘aların cümlesin Hind pâdişâhı hâkâna miftâh-ı kılâ‘ları teslîm etdikde hâkân-ı Hind Süleymân Paşa'ya yedi lek mâl ihsân eder. Rûm hisâbınca her leki (---) (---) mâl eder. Ve bu kadar mâl akmişe-i cevâhir güvâr(?) dürr [ü] kâlây [ü] vâlây metâ‘ ihsân eder kim cümle arabaları ıskarça olur.
EÇS VI 46b
Ba‘dehu Hindustân'dan Süleymân Paşa donanma-yı hümâyûn ile vilâyet-i Habeş'de kal‘a-i Mosova limanına yanaşup on iki bin pür-silâh askere Özdemir Beğ'i serdâr edüp Habeş diyârı benderlerinden vilâyet-i Dumbiye'yi ve şehr-i Poraga'yı ve vilâyet-i Meymûn'u ve cezîre-i Lü’lü'yi ve şehr-i Sevâkin'i ve şehr-i Kîf'i ve cezîre-i Dehlek'i ve kal‘a-i Mosova'yı ve kal‘a-i Harkova'yı ve cebel-i Vuvle'yi ve kal‘a-i Hindiyye'yi ve şehr-i Behlûle'yi ve şehr-i Zeyla‘ı ve kal‘a-i Vekat'ı ve şehr-i Heddiye'yi ve şehr-i Rezdân'i ve şehr-i azîm Makdisu'yu, hulâsa-i kelâm yedi ayda vilâyet-i Habeş'de yüz yetmiş pâre kılâ‘ ve şehirler Süleymân Hân asrında be-dest-i Tavâşî Süleymân Paşa-yı Mısır bâ i‘ânet-i Gâzî Özdemir Beğ feth edüp yine ibtidâ vilâyet-i Habeş'e mîr-i mîrânlık ile vâlî olan Özdemir Beğ'dir.
EÇS VI 46b
Ba‘de'l-feth-i Habeş Süleymân Paşa donanma ile Habeş'den Mısır'a gelüp Özdemir Paşa Habeş'de Melek Ahmed Paşa'nın pederi kapucular kethudâsıyken iklîm-i Habeş'de kalırlar. Ol asırda koca peder "Koldan seksen yedi dirhem tüfeng atardım" derlerdi "Ve bu sinn-i sâle dek muharremât [u] mükeyyefâtdan bir şey bilmem" derlerdi.
EÇS VI 46b
Ba‘de zemânin Melek pederi Özdemir Paşazâde Osmân Paşa ile Acem vilâyetlerinde Gence ve Şirvan ve Şamaki ve Tiflis ve Tomanis ve Serîrü'l-lân ve Çıldır ve (---) ve Tümük ve Şeki ve Ereş ve Kars ve Bakü ve Bâbü'l-ebvâb, ya‘nî Demirkapu ve Gilân'ı ve gayri yüz on pâre şehir ü kılâ‘ ve tokuz hânlık yerleri cümle sene 986 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis asrında be-dest-i Özdemirzâde Osmân Paşa feth edüp Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Hân ile akd-i sulh edüp Dağıstân'da sikke ve hutbe Âl-i Osmân ismine ve iclâs-ı Şamhâlleri Âl-i Osmân izniyle ahd [ü] mîsâk olunup Dağıstân vilâyetinde Âl-i Osmân askeri meştâ ederler, ammâ ol diyârda deyyâr bir dînâr olmamağile Özdemiroğlu gönden akçe kesüp kula mevâcib verir.
EÇS VI 46b
Ba‘dehu Melek Paşa pederi Osmân Paşa'dan me’zûn olup "Vilâyetim karîbdir" deyü Dağıstân'dan vatan-ı aslîsi olan mezkûr Sadşe vilâyetine varup cümle akrabâlarıyla mülâkât olup yetmiş aded mikdârı mahbûb u mahbûbeler pençe-i âfitâb ü âfitâbe gulâm-ı mümtâzlar ve âyetün min âye[t] bâkire-i tannâzlar ki kimin şerîfe ve kimin hedâyâ verirler, ammâ bu Çerkezistân ü Abazistân'da hırsızlık bahâdırlıkdır, ayıb değil gâyet memdûhdur. El-hâl ol esîrler içinde bir pençe-i âfitâbe mahbûbe duhter-i pâkîzesin dirâğûş edüp ol mahkûke kız Melek Ahmed Paşa'ya Abaza diyârında hâmile kalup koca peder bu kadar mâl-ı ganâ’im üsârâlar ile avdet edüp yine Dağıstân'da Özdemirzâde Osmân Paşa'ya gelmek sadedinde iken koca peder istimâ’ eder kim Özdemirzâde Dağıstân'dan Deşt-i Kıpçağ u Heyhât sahrâsı ve Çerkezistân içre vilâyet-i Kırım'a andan İslâmbol'a gitmeğe azm-i râh etmiş.
EÇS VI 46b
Hemân koca peder bu kadar mâl-ı firâvân ile vilâyet-i Sadşe'den vilâyet-i Abaza'da Sovuksu nâm iskeleye gelüp anda bir keştîye süvâr olup İslâmbol'da Fındıklı kasabasındaki hânesinde sâkin olur.
EÇS VI 46b
Hikmet-i Bârî yârî kılup ol sene Melek burc-ı felekden ve masdar-ı rahmden baş gösterüp rahm-i mâderden müştak olunca gûyâ bir bedr-i münîr-i mehtâb tulû‘ edüp beyt-i muzlim nûr-ı ilâhî ile pür-nûr olu[r].
EÇS VI 46b–47a
Hikmet-i Hudâ ol ânda Abaza Mehemmed Ağa ki emîrahor-ı İbrâhîm idi anlar ve Abaza Ahmed Paşa bu üçü bir günde vücûda gelüp âyîn-i Abaza üzre bunları sarup sarmalayu, kundaklayup kanûnları üzre anası südlerin içmeden süd analarına teslîm ederler. Kanûn-ı Abaza üzre "Evlâdlarımız şehir oğlanı olup mezmûm olmasın ve gurbet çeküp yiğit olsun" deyü ol mâhda üç 47a aded dürr-i yetîm evlâdları süd analarıyla Kârtıloğlu nâm re’îsin gemisine Melek'i koyup Abaza diyârında (---) (---) nâm vilâyetde süd anasında perveriş olmada. Öz vâlidesi şehr-i Tophâne'de koca peder ile kalmada.
EÇS VI 47a
Garîb ü acîb temâşâdır: İlâ hâze'l-ân Tophâne Abazalarının hemân evlâdları vücûda gelince yetmiş seksen bebek ve kundak gulâmları ve kızları süd analara harc-ı râhlarıyla verüp her sene yüz iki yüz sıbyân u bintânları kâfiristân ve Abazistân'a göndürüp baba ve anaları on, on beş sene evlâdların göremezler. Hâlâ mu‘tâd-ı kadîmeleri eyledir.
EÇS VI 47a
Ba‘dehu on bir seneden sonra Melek Paşa'yı ve bu hakîr Evliyâ'nın vâlidesin Abaza diyârının Sovuksu nâm iskelesinden kırk aded Abaza esîrleriyle gemiye koyup Tophâne'de Melek Paşa'nın pederine getirirler. Anlar dahi Melek'i ve bizim vâlidemizi ve on aded pençe-i âfitâb esîrleri Sultân Ahmed Hân'a alâ tarîki'l-hedâye pîşkeş ver[ir]. Sultân Ahmed Hân tâbe serâhu Melek'i gördükde harem-i hâssada alıkor. Görse kim bir rûh-ı mücessem ve bir mahbûb-ı muhteşem, gûyâ ki bir perîzâdedir. Ahmed Hân buyururlar kim:
EÇS VI 47a
"Allâhu a‘lem şu oğlan kadre ermiş. Bunda olan ân, ân-ı sâ‘atde âdemin aklın perîşân eder. Bir melek-sûret ve perî-sîret ve mü’eddeb ve gül-çehre, dişleri dürr-i meknûn ve kelimâtları cümle mevzûn, kemâl mertebe hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde bir marâlî ve gazâlî gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü bir gulâm-ı meh-pâredir" deyü Ahmed Hân Melek'i felekde medh eder.
EÇS VI 47a
Meğer Yeni câmi‘ mu‘temedi Kalender Paşa anda hâzır olup eydir:
EÇS VI 47a
"Pâdişâhım bu oğlana bir künye, ya‘nî bir lakab ihsân eylen" dedikde hemân Sultân Ahmed buyururlar kim:
EÇS VI 47a
"Cenâb-ı Bârî bu oğlan hakkında sûre-i Vettîn'de, Arapça deyü medh edüp anı melek ve melekden eşref deyü yaratmış. Ben ana ne künye demeğe kâdirim, yine Melek'dir, ismi benim gibi Melek Ahmed olsun ve gılmân-ı hâssım ve cümle vüzerâlarım içre mümtâz olsun ve ecel-i müsemmâsına dek tûl-ı ömr ile mu‘ammer olsun deyüp, "El-esmâ’ü tenzilü mine's-semâi" deyüp Melek Ahmed derler.
EÇS VI 47a
Derhâl Üsküdârî Mahmûd Efendi ve üstâdımız Evliyâ Efendi "Bu niyyete El-fâtiha" deyüp Melek üzre mu‘avvizeteyn tilâvet edüp üflerler.
EÇS VI 47a
Ahmed Hân-ı ma‘sûm bu oğlanın gayri yerde olması ma‘kûl değildir, illâ Kızlar Ağası Velî Mustafâ yedisine(?) Melek'i Ahmed Hân yeden be-yed teslîm edüp eydir:
EÇS VI 47a
"Cânım lalacığım, bu oğlanı sana Allâh emâneti verdim. Okud ve yazdır ve terbiye verüp cânından bezdir. Göreyim seni nice terbiye verirsin" dedikde Mustafâ eydir:
EÇS VI 47a
"Vallâhi pâdişâhım, bu oğlan çehresinden bellidir kim Hazret-i Allâh bunu kâmil ve sâhib-i ayâr edüp mürebbîye muhtâc etmemiş. Kendü yed-i kudretiyle terbiye etmiş. Ancak bizde yatsın ve kalksın" buyururlar. Ammâ mezkûr Mustafâ Ağa işte sulehâ-yı ümmetden bir sâhib-i kerem ve mazınne-i kerâme kimesne idi. Her leyle-i Cum‘ada cemî‘i hüddâmları bir yer[e] cem‘ olup Melek ile bile rûh-ı Resûl-i Ekrem içün kırk bin salavât-ı şerîfe getirüp kendüleri bin bir aded sûre-i innâ a‘taynâ tilâvet edüp ol gece Hazret-i Risâlet-penâh'ı rü’yâsında görüp ve niçe kerre bi'l-müvâc[eh]e müşâhede-i cemâl edüp kelimât ederlermiş.
EÇS VI 47a
İşte Melek Paşa eyle bir pâdişâh-ı cem-cenâbın ve eyle bir ağa-yı sa‘âdet-mendin ve Üsküdârî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi'nin ve niçe bin kibâr-ı evliyâullâhın nazar-kerdesi ve çerâğ-ı efrûhtesi Melek Ahmed Paşa'dır.
EÇS VI 47a
Ve bu Melek huzûr-ı Sultân Ahmed Hân'a geldüğü gün huzûr-ı pâdişâhîde olan huzzâr meclislere birer gulâm ihsânlar edüp bu hakîrin pederi Ser-zergerân-ı Dergâh-ı âlî Dervîş Mehemmed Ağa'ya Sultân Ahmed Hân tâbe serâhu bu hakîrin vâlidesin ihsân edüp eydir:
EÇS VI 47a
"Koca Ağa, ihtiyâr oldun, ammâ inşâallâhu Ta‘âlâ bu kızdan melek gibi cihân-ârâ bir oğlun olur" buyurduklarında,
EÇS VI 47a
Üsküdârî Mahmûd Efendi eydir: "Bu yakın inşâallâh rûh bulur ve bir necîb ü reşîd erkek evlâdın olur" dedikde,
EÇS VI 47a
Evliyâ Efendi eydir: "İnşâallâh biz okudup terbiye ederiz" buyururlar.
EÇS VI 47a
Hamd-i Hudâ tokuz ay on günden sonra bu hakîr Sultân Ahmed Hân asrında sene (---) târîhinde vücûda gelüp Sultân Murâd-ı Râbi‘ tahta sene (---) târîhinde cülûs etdiği sene pederimiz hakîri hünkâr İmâmı Şeyhü'l-kurrâ ve şeyhü'ş-şüyûh Evliyâ Efendi'ye hakîri verüp bizi ma‘nâ oğullarından edüp telâmîzlerinden olduk.
EÇS VI 47a
İlm-i hıfzı Evliyâ Efendi'den tekmîl edüp sekiz sâ‘atde ne ifrât ve ne tefrît ve ne lahn-ı celî ve ne lahn-ı hafî etmeyüp Cezerî hazretleri buyurduğu ebyât üzre beyt: