EÇS VI 47a
Mehâricü'l-hurûfi ve's-sıfâtiLiyelfizû bi-efsahi'l-lüğâti
EÇS VI 47a
üzre hurûfu mehâricinden ihrâc edüp andan beyt:
EÇS VI 47a–47b
Ve'l-ahzü 47b bi't-tecvîdi hatmü lâzımMen lem yücevvidi'l-Kur’âne âsim
EÇS VI 47b
Ve ba‘de tecvîdike li'l-hurûfiLâbüdde min ma‘rifeti'l-vukûfi
EÇS VI 47b
ile me’mûr olup Hafs kırâ’ati üzre mahall-i vakflara ve secâvend ve imâle ve işâretlere ri‘âyet ederek hatm-i şerîf ederdim. Ve her leyle-i Cum‘a'da birer hatm-i şerîfim ta‘yîn olmuşdu.
EÇS VI 47b
Hamd-i Hudâ hâlâ âlem-i sabâvetden berü eğer sefer ve hazarda terk etmeyüp niçe yüz hatm-i şerîflerim leyle-i Cum‘a'da Melek Ahmed Paşa merhûmun huzûrunda hatm-i şerîf ederdim, zîr[â] anlar da harem-i hâsda iken üstâdımız Evliyâ Efendi'den anlar dahi tilâvet edüp hıfzan bir kerre hatm-i şerîf etmişler idi, ammâ İbn Kesîr kırâ’ati okumamışlardı.
EÇS VI 47b
Niçe kerre hakîri hıfzen dinlemişlerdi. Hamd-i Hudâ hamele-i Kur’ân'ım, hâzâ min fazli rabbî ve İbn Kesîr kırâ’atin dahi min evvelihi ve âhirihi tekmîl edüp ilm-i tecvîde müte‘allık Kitâb-ı Şâtıbî ki (---) aded beytdir, anı ve Kitâb-ı Cezerî kim (---) aded beytdir, anı dahi Evliyâ Efendi ve cemî‘i şeyhü'ş-şüyûhlar huzûrunda yedi sâ‘atde hıfzen itmâm etdim. Andan seb‘a kırâ’atin sûre-i Yûsuf'a dek tekmîl edüp ba‘dehu velî-i ni‘am üstâdımız Evliyâ Mehemmed Efendi sene (---) târîhinde merhûm olup Hünkâr imâmı Şâmî Yûsuf Efendi'den kırâ’at-i seb‘ayı Yâsîn-i şerîfe dek tekmîl edüp anlar dahi sene (---) târîhinde merhûm olup İslâmbol'da Haydarpaşa mahallesi mescidi imâmı ba‘dehu Sultân Selîm Hân câmi‘i imâmı olan Şâmî Efendi'den ilm-i kırâ’at-i seb‘ayı tekmîl etdik. Hamd-i Hudâ.
EÇS VI 47b
Ba‘dehu Melek Ahmed Paşa ile sene 1051 Muharrem'inde âlem-i seyâhate çıkup ba‘dehu Melek Ahmed Paşa vâlidemizin ammîsi oğlu olmağile ma‘an seyâhate çıkup geşt [ü] güzâr etdiğimiz yerlerde Melek Ahmed Paşa'nın ahlâk-ı hasenelerin tahrîr etmeği üzerime iltizâm-ı mâlâ-yelzem edüp kalem-i cevâhirim zebân-ı hâle getirüp kîli kâl etdim. Ve eğer ta‘rîf ü tavsîfe lâyık ve sezâvâr görülmezse nân u nemek hakkıyçün hüsn-i hâlin hayr ile yâd ederiz ve evsâf-ı cemîlesin istimâ’ eden yârân-ı bâ-safâlardan bu kalîlü'l-bizâ‘a Evliyâ-yı bî-riyâ içün ve merhûm Melek Ahmed Paşa efendimiz rûhiyçün celb-i Fâtiha ricâ ederiz, el-fâtiha.
EÇS VI 47b
Evvelâ merhûm Melek Sultân Ahmed'den sonra Sultân Mustafâ'da tüvânâ fetâ yiğit olup iki kerre kilar-ı hâssada Sultân Mustafâ cülûslarında hidmetinde bulunmuşdur.
EÇS VI 47b
Ve Sultân Osmân ile Hotin seferinde bile idi. Ve pederleri Budin vezîri Karakaş Paşa'nın kapucular kethudâlığıyla Hotin seferinde bile olup Karakaş Paşa Hotin altındaki tabur cenginde alnından kurşum ile urulup şehîd oldukda Melek pederi terk-i devlet edüp İslâmbol'un Fındıklı kasabasında münzevî oldu.
EÇS VI 47b
Ba‘dehu Melek Paşa Osmân Hân ile İslâmbol'a gelüp ol fetret-i zorbalarda Osmân Hân'ı Yedikulle kal‘asında mazlûmen şehîd edüp sene (---) târîhinde Sultân Murâd-ı Râbi‘ müstakil pâdişâh olup Melek Ahmed Ağa Hâsoda'ya girdikde çâr-ebrû pehlivân ve zeber-dest babayiğit idi.
EÇS VI 47b
Murâd Hân ile Edirne ve Bursa seferlerin edüp hakîri Sultân Murâd leyle-i Kadr'de Ayasofya-yı Kebîr'de mü’ezzinân mahfelinde ba‘de't-terâvîh hıfzen hatm-i şerîf tilâvet ederken sûre-i A‘râf'a geldikde Murâd Hân fermânıyla Vuçu bostâncıbaşı ve rikâbdâr Melek Ağa hakîri mahfelden endirüp huzûr-ı Murâd Hân'a vardıkda bu kemteri Kilar-ı hâssaya alup Kilarcıbaşı Hadım Gazanfer Ağa'yı hakîre lala ta‘yîn eyleyüp yine Evliyâ Efendi içeri derse geldikde tilâvet ederdik. Ve Murâd Hân'a musâhib-i şehriyârî gûnâ-gûn kelimâtlar ederdik.
EÇS VI 47b
Ba‘dehu hünkâr Revân seferine giderken Melek Ağa çukadâr idi. Murâd Hân ba‘de'l-feth-i kal‘a-i Revân kal‘a-i Van üzre geldikde Van kal‘ası kayası üzre Koca Nişâncı gazab-ı şehriyârî ile silihdârlıkdan çıkup Melek Van'da silihdâr olup tâ Bağdâd-ı behişt-âbâd fethinden sonra Bağdâd altında Melek üç tuğ vezâretle silihdârlıktan çıkup Diyârbekir eyâletiyle hudûd kesmeğe Vezîria‘zam Kara Mustafâ Paşa ile diyâr-ı Acem'de Derne ve Derteng ve Hemedân ve Dergezîn ve Şehrezol vilâyetlerinde hudûdlar kesilüp akd-i sulhlar olup Murâd Hân der-i devlete revâne oldu.
EÇS VI 47b–48a
Ve ba‘dehu Kara Mustafâ Paşa dahi sulhnâme ve hudûdnâmeleri alup Melek ile Diyârbekir'e gelüp Kara Mustafâ Paşa akîb-i Murâd Hân der-i devlete gelüp ol sene 1048 târîhinde Murâd Hân vefât edüp cülûs-ı İbrâhîm Hân oldu ve Melek Paşa Diyârbekir'de kaldı, ammâ Diyârbekir ve Mardin altında yüz bin asker Bağdâd muhâfazasıyçün âmâde durup Melek Paşa Bağdâd tarafına 48a nigerânda olup şeb [ü] rûz asâkir-i deryâ-misâl ile pür-silâh olup terkilerinde birer yem ile eyâlet-i Diyârbekir'i geşt [ü] güzâr ve sayd [u] şikâr edüp âsî ve dağî ve bâğî ve yağıları sayd edüp şer‘an katl ederdi. Hattâ Sultân Murâd'a "Gazân mübârek ola" demeğe gelmeyen (---) Ekrâdı hâkimi Sultân Yûsuf nâmıyla iştihâr bulan Ekrâd hâkimini şeb-hûn ile basup kayd-ı bend ile Diyârbekir kal‘asında habs edüp bin kîse mâlın aldıkdan sonra Yûsuf Hân'a tevbe ve istiğfâr verüp kal‘adan ıtlâk etdi. Bu mahallerde hikâyât ve rivâyât ve dirâyât çokdur, ammâ biz muhtasar kıldık, zîrâ bu gûne gazavât menâkıbât-ı vâkı‘âtlar cümle Risâle-i Menâkıb-ı Melek Ahmed Paşa'da cümle ahvâlâtları ale'l-infirâd tahrîr olunmuş bir mücelled başka tevârîhdir.
EÇS VI 48a
Andan yine Diyârbekir'den seksen bin asker cem‘ edüp sene (---) târîhinde Sincar dağının Yezîdî Kürdlerine bir sâtûr-ı Muhammedî urup on üç bin Saçlı Yezîdî Kürdleri katl olup şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'nın intikâmların aldı ve on binden mütecâviz a‘lâ ve ednâ ve bapirleri, ya‘nî sultânları ve kızları ve gulâmları ve avretleri cümle esîr-i der-zincîr olup Diyârbekir'e selâmet geldi ve niçe zamân âsûde-hâl olup Rûmiyye Şeyhi Azîzzâdeler ile tevhîd ü tezkîr zevk ü şevkleri ederdi, zîrâ kendüleri cihâz-ı fakrı tarîk-i Hâcegân-ı Nakşıbend'den kabûl etmişlerdi. Dâ’imâ evrâd [u] ezkârların tilâvet edüp kârları mesâlih-i müslimîn ile mukayyed idi. Ve her ne cânibe teveccüh etse mansûr [u] muzaffer olup şast ber-kabza sehm-i murâdı nişân urup dağî ve bâğî ve yağı olan harâmîleri ele getirüp aslâ amân u zamân vermeyüp sahîfe-i rûzgâr-ı zor-kârdan vücûdların şer‘ile ve seyf-i miczem-i Muhammedîyle âsîlerin vücûdun hakk ederdi.
EÇS VI 48a
Ve kendülerden aslâ cemî‘i zamânda kizb sâdır olmamışdı. Ve az söyleyüp çok ağlayup az gülmüşdü. Ve meclislerinde mâlâ-ya‘nî ve güft ü gûy-ı mesâvî kelimât olmazdı. Bu hâl ile yine huzûrunda edebden hâric olmayan latîfe-âmîz gûnâ-gûn şakalar olunup dişleri görünecek mertebe tebessüm edüp hazz ederdi. Ve hergiz lisân-ı şerîflerinden sikem sikem lafzı makûlesi kelâm-ı fâhişler sâdır olmayup gazab-âlûd oldukları mahal ki bir âdeme şer‘an katl îcâb etse yâhûd katl-i şer‘î hükm olunsa ol âdeme,
EÇS VI 48a
"Bire hayâsız ve bire nâmerd, cürmüne tâ’ib ü tâhir olup dünyâ derdinden halâs ol" deyü cevâblar ederdi.
EÇS VI 48a
Ve ol kadar pâk ve latîf ve zarîfâne ve levendâne elvân boğasılar ve abâyî ve kutnî ve kazze ve Gücerât halalî harîrler ve gûnâ-gûn sûret-i şer‘de mübâh olan akmişe-i fâhire kutnîler ile mülebbes olurdu.
EÇS VI 48a
Ve ol kadar pâk ü pâkîze idiler kim sâ’ir akrânlarının girîbânlarından abâ(?) dâmânları beyne'l-vüzerâ meşhûr-ı âfâk idi. Hattâ merhûm Sultân Murâd tâbe serâhu ve cennete mesvâhu buyururlar kim,
EÇS VI 48a
"Ahmed sen benden pâksin ve bî-bâk ü bî-pervâsın. Hudâ-yı Müte‘âl dü cihânda yüzün ak edüp sa‘âdet-i dâreyn müyesser ede" deyü Murâd Hân bu ebyâtı terennüm eder:
EÇS VI 48a
Pâk dâmâne yok sözüm aslâHîz-i nâ-pâke günde bin la‘net
EÇS VI 48a
deyüp Silihdâr Mustafâ Beğcüğezin yüzüne bakup "Bu söze ne dersin Mustafâ?" dedikde Silihdâr hacâletinden sîm[â]ları la‘l-gûn olup ol ân Melek'e ve Silihdâr'a birer semmûr hil‘at ihsân ederler, ya‘nî ol mertebe her husûsda Melek Paşa pâk-dâmen idiler ve her husûsda alimallâh ve kefâ billâh pâk idiler.
EÇS VI 48a
Ve gâyet sâlih ve dîndâr ve âlim ve âmil ve kâmil ve fâzıl ve dîndâr ve perhîzkâr ve Âsaf-ı Berhayâ-vâr bir gâzî-i sâhib-i ayâr ve yâdigâr bir vezîr-i dilîr gelme[mişdir].
EÇS VI 48a
Ve "Âlem-i sabâvetimizden berü sıbyân ile mahlût olup lu‘b u lehve meyyâl değil idim" derlerdi, ammâ sünnet-i Resûl olan tîr ve kemândârlık ve cidâ ve şemşîrbâzlık ve gürz ve mızrakbâzlık lu‘bedebâzlıklarında gâyet mâhir idi.
EÇS VI 48a
Ve akrânlarında eyle bir fârisü'l-hayl silâhşor cüst ü çapük İpşir Paşa ve Seydî Ahmed Paşa olaydı.
EÇS VI 48a–48b
Ve zorâver ü dilâver ve server ü hünerver yiğit olmağile küştegîrlik ilminde yetmiş fen bilüp değme pehlivân arkasın yere getirmemişdir kim bu fende dahi bî-mânend idi, ammâ ba‘zı zamân tenâsül-i evlâd içün Kaya Sultân ehliyle ey güleşler ederdi. 48b Âhir Kaya Sultân'ı alt edüp yenerdi ve bir yılda kırk sekiz kerre böyle cihâd-ı ekber ederdi. Kesret [ü] vefret üzre cemmâ‘ değil idi.
EÇS VI 48b
El-hâsıl Sultân Ahmed Hân asrından tâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e gelince böyle bir ma‘sûm-ı pâk vezîr-i rûşen-zamîr-i dilîrin misli sebkat etdiği hâtır-nişânımız değildir, ammâ hakkâ ki Koca Nişâncı ve Koca Mûsâ Paşa ve Koca Ken‘ân Paşa bunlar dahi ma‘sûmluklar ile şöhre-i şehr olmuşlardır, rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
EÇS VI 48b
Ve Melek Paşa cemî‘i zamânda âbdestsiz bir kadem yere basmazdı ve hîn-i mücâma‘atda tarfetü'l-ayn içre gasl edüp teheccüd ve işrâk-ı ebvâbeyn salâtlerin kılup dâ’imâ sermâye-i ömr-i girânmâyeleri savm-ı Dâvûd ile güzerân ederdi.
EÇS VI 48b
Ve dâ’imâ hem-celîs ve hem-enîsi ulemâ ve sulehâ ve fukarâ ve zu‘afâ ve mesâkînler ve vâ‘iz ve nâsıhlardan Velî Efendi ve Erdebîlîzâdeyi pek severdi. Ve Pendnâme-i Hoca Attâr vird-i zebânı olup cümle ebyâtların hıfzen zabt etmişdi. Ve ilm-i sarf ve nahivde çok nüsha görüp ilm-i fıkh [u] ferâizde lâ-nazîr idi. Ve sekiz yüzden mütecâviz mesâil-i şer‘iyye ve binden ziyâde hadîs-i Nebeviyyeleri ezber zabt u rabt eylemişdi, ammâ tarîk-i dervîşâna meyyâl olmağın ilm-i şi‘rde ve kelâm-ı Mevlânâ'da Mesnevî-i Şerîf'den ve kelâm-ı İbrâhîm-i Gülşenî, Ma‘nevî'sinden niçe bin ebyât-ı eş‘âr-ı Fârisî ve Türkî kasâid ve penç beyt-i tasavvuflar hâtır-nişânı idi, ba‘zı mahalde mezkûr ebyâtları mahalleriyle icrâ ederdi.
EÇS VI 48b
Ammâ ilm-i kitâbetde "El-hattu mâ yukra" idi, lâkin Murâd Hân-ı Râbi‘den tuğrâ-yı garrâ çekmeğe me’zûn olup anların ta‘lîmiyle bir tuğrâ-yı garrâ-yı tevkî‘-i refî‘u'ş-şân tahrîr ederdi kim Bihzâd [u] Mânî kalemin çekmede âciz olup Koca Nişâncı ve Ankebût Ahmed Paşa ve Nasûh Paşazâde Ömer Beğ ve Re’îsü'l-küttâbımız Gınâî Efendiler cümle engüşt ber-dehen edüp tuğrâ-yı Melek'e engüşt ber-dehen olurlardı.
EÇS VI 48b
Ve kendü savma‘a-i tek ü tenhâsında ale's-seher esmâü'l-hüsnâya müdâvemet ederdi ve her isneyn gecesi cümle iç ağalarına kırk bin salavât-i şerîfe ve her leyle-i Cum‘ada on iki bin İhlâs-ı şerîfe tilâvet olunurdu. Ve hâlâ harem-i hâsda büyük oda ve küçük odalara on iki bin altun Bağdad'dan gönderüp vakf edüp uslûb-ı sâbıka üzre leyle-i isneynde ve leyle-i Cum‘ada kırk bin salavât ve kırk bin aded İhlâs-ı şerîfe tilâvet olunur aceb hayrât-ı azîmdir.
EÇS VI 48b
Hayrât-ı garîbe-i merhûm Melek Ahmed Paşa: Her sene mâh-ı Ramazân gurresinde hazînesin açup alâ tarîki'l-hedâye her ne kadar zî-kıymet esvâb u eskâl ve âlât-ı silâh ve ne kadar zî-kıymet eşyâlar var ise gılmân-ı hâssa meydânında bu kadar eşyâları dağlar gibi yığup üç yüz kırk beş iç ağaları mâbeynlerinde bu esvâbları mezâd edüp bey‘ [u] şirâ ederdi.
EÇS VI 48b
Meselâ bir zırhı bin salavâta ve bir kılıcı elli bin salavâta ve bir semmûr kürkü bir hatm-i şerîfe ve bir mercân tesbîhi iki bin salavâta ve bir mücevher tüfengi bir hatm-i şerîfe bey‘ edüp herkes aldığı metâ‘ı salavâtı ve hatm-i şerîf der-uhdeleriyle hazînebaşı tahrîr edüp iç alay çavuşları dellâllık edüp leyle-i isneynde ve leyle-i Cum‘ada der-uhdelerin getirüp tilâvet ederler. Ve ol geceler gûyâ leyle-i Kadr olup mümessek Şâm fısdıklı ve bâdemli helvâlar ve hoşâblar tenâvül olunup du‘â vü senâlar olur.
EÇS VI 48b
Bu hâl üzre hazînesinde âlât-ı silâh ve gayri metâ‘dan bir habbe kalmayup bi-emrillâhi Ta‘âlâ sene-i âtiyeye gelince hazînesi dahi ziyâde dolardı.
EÇS VI 48b
Ve her mansıba teveccüh etdikde kat‘-ı menâzil ederken yedi sekiz sâ‘at ömr-i azîz hebâya gitmesin içün dağ u râğlarda ve sahrâ-yı bâğlarda cümle iç ağaları at başları berâber cem‘ olup cemm-i vefîr ile bir ağızdan savt-ı a‘lâ ile sûre-i Feth'i ve sûre-i Mu‘avvizeteyn'i kırâ’at ederken dağlar ve hâmûnlar inlerdi. Kırâ’at-ı Kur’ân'dan sonra ceng-i savaş-ı perhâş ma‘rifetlerinden haberdâr olmak içün cümle iç ağaları ve cemî‘i levendât birbirlerine mukâbil olup kırkar ve ellişer müşvâr kadar cirid oynayup mızrak oyunları ve şemşîrbâzlıklar ve tîr [ü] kemândârlıklar gösterüp ekseriyyâ at üzre Mısır tarzı kurşum atardı.
EÇS VI 48b–49a
Ba‘dehu esb-i sabâ-sür‘atler bî-tâb u bî-mecâl olmadan alay çavuşları lu‘bedebâzlıkdan askeri men‘ ederlerdi ve bu tertîb üzre menzile ererlerdi. 49a
EÇS VI 49a
Ve hâtır-ı şerîfleri dâ’imâ es-sâfinâtü'l-ciyâd misilli küheylân makûlesi hussâna ve nesl-i cilfidâna ve ma‘nek ve tarîkî ve seylâvî ve kebîşe ve mahmûdî ve musâfaha ve havâre ve mühre ve mehrânî (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) bu gûne hasîbü'n-nesîb şecereli küheylân atlara mahabbeti olduğundan otak sâyebânı altında yetmiş seksen kadar aded depen küheylân atlar bir bend ile huzûrunda deverân u çevelân u seyerân ederlerdi.
EÇS VI 49a
Kaya Sultân'ı almazdan mukaddem yedi yüz aded müşterâ abd-i memlûkleri var idi kim cümle Çerkez ve Abaza ve Gürcî gulâmları var idi. "Rûsi'l-asl bî-asl ve bî-edebdir" deyü Rûs gulâmların almazdı, meğer alâ tarîki'l-hedâye gelirse kabûl edüp ba‘dehu bir ağavâta hibe ederdi.
EÇS VI 49a
Ve ol kadar sayd [u] şikâra mâil idi kim kanûn-ı vüzerâ üzre mehterhânesi ile gûnâ-gûn fasıllar ederek teferrüclere ve ziyâfetlere gidüp gelince yemîn ü yesârda olan fukarâlara ihsân bezl ederek şikârın hadden efzûn etmeyerek menziline gelüp meks ederdi.