EÇS VI 67a–67b
Mevsûf olan taşra kal‘anın cânib-i garbîsinde olan köşede Peçoy'un iç kal‘asıdır kim Şeddâdî gâyet metîn ü müstahkem hisâr-ı üstüvârdır kim cemî‘i Peçoy halkının cümle zî-kıymet metâ‘ları bunda mahfûzdur, zîrâ iki kat vâsi‘ ve âlî ve arîz sedd-i kavî refî‘u'l-bünyân cümle hisârlardan sâhibü-şân bir iç kal‘a-i cây-ı amândır ve metîn handak-ı amîki var. Ancak semt-i kıbleye nâzır bir kapusu var. Bu kapu çâr-kûşe bir kulle-i bâlânın zeylinde bir tarz-ı âhar vâkı‘ olmuş bir bâb-ı musanna‘dır kim atebe-i ulyâsı üzre zolta nâm guruşda olan iki başlı ve iki kanatların açmış ve iki ayaklarında pençelerin germiş bir beyâz mermer üzre bir kuş tasvîri var kim gören anı ânsız zî-rûh zann eder. Ammâ cânsız bir kâr-ı îmânsızdır. Ve bu tasvîr-i murg-ı bî-rûha muttasıl bir beyâz mermer üzre Eflâtûn-ı İlâhî'nin kendü hattıyla bir gûne 67b hatt-ı Latin ile bu kal‘anın târîhin eyle tahrîr etmiş kim,
EÇS VI 67b
"Ben bu kal‘ayı İskender'e binâ etdirmezden üç bin yıl evvel yine amâr idi. Millet-i İsevî ellerine gire ve Muhammedîler eline niçe kerre gire, âhir zamânda kavm-i Talyan eline gire" deyü tahrîr edüp Peçoy gâzîlerinin esîrlerine okudup eyle tahrîr eyledik.
EÇS VI 67b
Hakîkatü'l-hâl bilâd-ı kadîmdir kim Eflâtûn-ı İlâhî'nin tahtgâhıdır. Medînetü'l-hukemâ-yı kudemâ-yı evvel olan Atina tahtını {Eflâtûn} bırağup cihânı geşt [ü] güzâr ederek bu Peçoy-ı dilcûyun âb [u] hevâsından hazz edüp bu şehr-i dilâvîzi İskender'e ricâ edüp amâr etdirir. Hattâ kendüleri dahi bu Peçoy hâricinde medfûndurlar. Ve bu târîh olan iç kal‘a kapusundan içeri girüp giderken bir kat kal‘a dîvârı dahi var. Andan içeri girüp muzlim kemerler altından geçüp sehel giderken,
EÇS VI 67b
Der-vasf-ı câmi‘-i Sultân Süleymân der-kal‘a-i Peçoy
EÇS VI 67b
Mâ-tekaddem Eflâtûn-ı İlâhî'nin ma‘bedgâhı idi. Ba‘dehu Süleymân Hân mihrâbın Kudüs'den Ka‘be'ye velî etdirüp bir câmi‘ etdirmiş kim eğer bu câmi‘-i şerîfi manzûrumuz olduğu üzre evsâfın tahrîr etsek bir sitâyişnâme-i tavîl olur. Ancak sehel ter geçüp bir şemme tahrîr edelim.
EÇS VI 67b
Üstâd mühendisîn-i selef var makdûrun sarf edüp ol bennâ-yı bânî bu câmi‘de tasarruflar etmiş kim atlas-ı felekde eyle kârgirlik bir mi‘mâr-ı mukaddemîn etmemişdir. Hattâ bu câmi‘-i nûrun enderûn [u] bîrûnunda envâ‘-ı mukavvim-i fusûskârî dest-i hakkâkden çıkmış gûnâ-gûn cevâhir makûlesi ahcârlar ile ruhâm olmuş der [ü] dîvârlar var kim gören erbâb-ı ma‘ârif engüşt ber-dehen edüp vâlih olur.
EÇS VI 67b
Bunda olan tâkler ve bunda olan gireh gireh musanna‘ revzenler ve bunda olan mücellâ ebrî ahcâr-ı ruhâmlar meğer Kudüs-i şerîfde câmi‘-i Aksâ'da ola. Bir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn câmi‘-i mü’minûndur kim diller ile tavsîf ve ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz.
EÇS VI 67b
El-hâsıl dahi bu serhadlerde bundan musanna‘ ve murassa‘ câmi‘-i zîbâ görmedik. Hudâ görmek müyesser ede.
EÇS VI 67b
Bu câmi‘-i nûr kıble kapusundan tâ mihrâba varınca iki yüz elli kademe tûlıdır ve arzı kâmil yüz kademe arîzdir. Mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mahfili hem-çünân bir şuğl-ı üstâd-ı mi‘mârândır kim görenler vâlih ü hayrân olur. Ve ferşi eyle ruhâm-ı ibret-nümûn hemvâr mermerler ile mefrûşdur kim görenler "Yekpâre iri taş döşelidir" derler.
EÇS VI 67b
Lâkin bu câmi‘in nısfından tâ mihrâba varınca kırk ayak taş nerdübân ile çıkılır, mihrâb cânibi âlîdir ve düz beyâz mermer döşelidir. Bir câmi‘de böyle mihrâb tarafı bu mertebe âlî vâkı‘ olmamışdır, ammâ bu gûne sebeb-i imâretinin aslı oldur kim bu mahal Eflâtûn'un kitâb mahzeni imiş. Hâlâ demirden kapusu var, içinde mâl-a-mâl cebehâne-i Âl-i Osmân var.
EÇS VI 67b
Bu hazînenin ve câmi‘ kapusunın miftâhları cümle cümle dizdâr ağa elindedir ve câmi‘in aşağısında cümle mîrî buğday ve arpa ve darı ve pirinç ve beksumat ile memlûdur, aslâ düşme yokdur, zîrâ küffâr isyân edelden berü bu asâkir-i İslâm zahîresi bu câmi‘e hazn olalı yedi senedir böyle bir nûr-ı mahz câmi‘-i pür-nûrda tâ‘at-ı sübhânî olmamışdır. Dâ'imâ bâb-ı mu‘allâsı mesdûd durur. Hudâ-yı Fettâh bu kapuyu feth edüp yine tâ‘at u ibâdât oluna.
EÇS VI 67b
Ammâ bu bâb-ı âlî eyle bir musanna‘ dervezedir kim iki yanında kat-ender-kat zıh zıh kemerler ve taşdan burma burma musanna‘ direcikler var kim ilm-i hendese ve ilm-i mi‘mârîden haberdâr olan âdem bu bâb-ı beytullâhı görse hayrân olur.
EÇS VI 67b
Ve dahi bu ma‘bedgâhın çâr-kûşesinde birer sâ‘at kulleleri var, kefere asrında bu kulleler üzre hammâm kubbesi kadar nâkûs çanların çalup birer konak yerlerde istimâ‘ olurmuş. Her bir kulle hâlâ kehkeşân-âsâ semâya ser çeküp durur, ammâ sağ tarafdaki kulle üzre bir üstâd-ı kâmil bir tahta minâre-i serâmed etmiş kim bu dahi vâcibü's-seyr bir haşeb minâredir. Ammâ bu câmi‘in sütûhu kârgîr kubbe değildir, cümle servî direklerinden kirişler üzre çatma tavanlı nakş-ı bûkalemûn halkârî tavandır kim bu nakş-ı nigîni Fireng Mânî ve Erjeng ve Bihzâd ve Şâhkulu etmede âcizlerdir.
EÇS VI 67b
Hattâ üstâd bennâ bu câmi‘ üzre bir tarza la‘l-gûn kiremit döşemiş kim üç bin yıldan berü sâbite olup görenler engüşt ber-dehen etmeleri mukarrerdir. Ve haremi evsâfında diller bî-zebân ve kalemler tahrîr etmede âciz ü fürûmândır.
EÇS VI 67b
Ve bu harem etrâfında dâ’iren-mâdâr Eflâtûn-ı İlâhî'nin medrese-i ibret-nümâsı var kim vasfında lisân kâsırdır, lâkin hâlâ her hücresi kal‘a neferâtı hücreleridir, zîrâ bu kal‘a dizdârı ve yüz elli aded neferâtları kanûn-ı Süleymân Hân üzre başkadır. Ve cümle kırk aded neferâthâneleri dahi vardır.
EÇS VI 67b–68a
Ve câmi‘ cenbinde bir âb-ı hayât kuyusu var kim mâ[h-ı] Temmûz'da nûş eden gûyâ hayât-ı câvidân bulur. Gerci bu kal‘ada cebe ve mühimmât çokdur, ammâ kal‘anın büyüklüğüne göre âdemî-zâdı yokdur, zîrâ bu kal‘a cümle serhadlerin ortasında vâkı‘ olmağile kulu azdır, ammâ taşr[a] kal‘anın âdemleri ve amâristânları 68a çokdur.
EÇS VI 68a
Der-kâ’ime-i medâris-i varoş-ı Peçoy: Evvelâ barısı beş aded dârü't-tedrîs-i müfessirân-ı âlimândır. Cümleden kadîm iç kal‘ada olan Eflâtûn-ı İlâhî'nin medrese-i dârü'l-ulûmudur kim cümle yetmiş aded tâk-ı Kisrâ ve tâk-ı kasr-ı Havarnaklı hücrelerdir. Bunların da her birinde birer gûne ilm-i mi‘mârî üzre musanna‘ tasarruflar var kim evsâflarında lisân kâsır ve kilk-i cevâhir-nisârlar kâsirdir. Zamân-ı Eflâtûn'da bu medreselerde kavm-i İşrâkıyyûn ve kavm-i Meşşâ’iyyûnlar sâkin olup cemî‘i ulûm-ı garîbe vü acîbeleri Eflâtûn'dan görüp tekmîl-i fünûn ederlermiş, ammâ şimdiki hâlde bu hücrelerde kal‘a neferâtları ehilleriyle zevk ederlermiş. Andan Seğitvar kapusunun taşrasında Yakovalı Hasan Paşa medresesi, câmi‘in haremindedir, talebeleri çokdur. Andan yine Seget kapusundan içeri Memi Paşa medresesi. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VI 68a
Der-ilm-i mekteb-i ciğer-kûşe-i püserân-ı ebcedhân: Barıda on bir aded mekteb-i tıflân-ı mahbûbânlardır kim mezkûr cevâmi‘ sâhiblerinin hayrâtlarıdır.
EÇS VI 68a
Der-zikr-i tekye-i Âl-i Abâ-yı dil-rîşân-ı zî-şân: Olanı da altı aded hânkâh-ı erbâb-ı tarîk kânıdır, ammâ cümleden ma‘mûr ve mükemmel ü mükellef Yakovalı Hasan Paşa'nın hayrâtı Âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ Mevlevîhânesi: Bir bâğ-ı İrem içre bir tekye-i Celâleddîn-i Rûmî'dir kim etrâfında olan gül [ü] gülistân ve nahlistân u erguvânistân içre andelîbân sadâ-yı nây ü kudûmü istimâ‘ etdiklerinde anlar dahi nağamât-ı hezâr hezârân ederler kim cümle bülbülân-ı çemenistânın asvât-ı hazînleri âdeme hayât-efzâ cân bağışlar.
EÇS VI 68a
Ve meydân-ı semâ‘hânesi ve mahfel-i mutrıbânı ve kürsî-i mesnevîhân yeri ve kârî mağz-ı Kur’ân kürsîsi eyle musanna‘ ve müşebbek ve fusûskârî mahâfiller ve mihrâbdır kim ta‘rîf ü tavsîfden müberrâdır.
EÇS VI 68a
Ve haftada iki kerre bu meydân-ı mahabbetde semâ‘ u safâ oldukda bâğ-ı İreminde hâsıl olan gûnâ-gûn gül ü sünbül ve reyhân u zanbak ve benefşe ve erguvânlar deste deste destiler içre semâ‘hâne etrâflarınna koyup Hudâ âlimdir bu şükûfe-i ezhâriyyâtların râyiha-i tayyibelerinden cemî‘-i uşşâkân yârân-ı sâdıkân ahbâb [u] dostânların demâğları mu‘attar olup cümle dervîşân semâ‘ u safâlar edüp çarh-ı felek gibi deverân ederler.
EÇS VI 68a
Ve taşra hareminde yetmiş seksen kadar hücreler ile ârâste ve matbah ve kilar ve ravza-i rıdvân misilli bâğ-ı cinân ile pîrâste olmuş, ma‘mûr u müzeyyen olup bezenmiş tekye-i Hazret-i Mevlânâ'dır, kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-a‘lâ.
EÇS VI 68a
Bir âsitâne-i Âl-i Abâ'dır. Cümle imârâtı serâpâ kurşum örtülü kârgîr binâ-yı azîmdir. Ve bu hânkâh Hasan Paşa câmi‘ine muttasıl olmağile hemân evkât-ı hamseyi edâ eden cümle ahbâb [u] dostân bu tekyeye gelüp zevk u şevkler edüp mağz-ı Kur’ân olan Mesnevî-i Şerîf kitâbın tilâvet ederler, zîrâ bu şehrin cümle halkı abdâl-meşreb Fârisî-hân pîr ü cüvânân âdemlerdir.
EÇS VI 68a
Bu dergâhın yigirmi bir guruş evkâfı olmak ile imâretinde ni‘met-i nefîsesi âyende vü revendeye mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl ni‘meti mebzûl olduğundan fukarâsı çokdur.
EÇS VI 68a
Hulâsa-i kelâm Rûm u Arab ve Acem'de dahi böyle bir mesîregâh [u] teferrücgâh âsitâne manzûrumuz olmamışdır. Hudâ-yı Müte‘âl ınkırâzu'd-devrân amâr ede. Andan,
EÇS VI 68a
Tekye-i Ferhâd Paşa: Bu âsitâne-i sa‘âdet tarîk-i Halvetî'de başka tarz bir hânkâh-ı sâhib-i sülûk münzevîgâhdır. (---)
EÇS VI 68a
Der-medh-i hammâm-ı gâsilân-ı râhat-ı cân: Hamusu üç aded hammâmı var, ammâ cümleden,
EÇS VI 68a
Kâsım Paşa hammâmı: Câmi‘inin mihrâbı önünde yol aşırı sol cânibde bir hammâm-ı latîf ü nazîfdir kim dillerde dâstândır. Âb [u] hevâsı ve binâsı dahi latîfdir. Bu hammâmın câmekânı bir kubbe-i bâlâ-yı azîmdir. Anın tâ vasatında yekpâre beyâz mermerden bir havz-ı azîm var kim diller ile ta‘bîr olunmaz, zîrâ "Ol kıt‘ada yekpâre seng-i sakîli ol mertebe üstâd-ı kûh-ken nice oydu ve ne gûne ilm-i cerr-i eskâl ile bu câmekâne kodular?" deyü âdem görüp ta‘accüb eder, zîrâ bu havz-ı azîm hammâm kapusundan sığmaz.
EÇS VI 68a
Ba‘zı zevi'l-ukûl kimesneler bu havz-ı pâk içün "Bir seng-i sâbitedir, üstâdlar alâ mehdin oymuşlardır" derler.
EÇS VI 68a
Niçeler de "Yok diyâr-ı Alaman'dan nehr-i Tuna ile sallar üzre zamân-ı keferede getirüp bu mahalle vaz‘ etdiklerinde ba‘dehu Kâsım Paşa bu hammâm kubbesin üzerine binâ etmişdir" deyü niçe yüzden güft ü gûlar ederler, ammâ ibret-nümâ-yı mücellâ havz-ı latîfdir.
EÇS VI 68a–68b
Ve bu havzın tâ ortasında sapsarı altuna benzer sarı pirinçden bir şazrevân kadehi var. İçine on beş âdem murabba‘ otursa sığar. Tâ bu mertebe vâsi‘ dökme pirinç kadehdir. Ve bu kadehin cânib [ü] etrâfında on iki aded ejder ağızları tasvîrlerinden âb-ı hayât sular pertâb edüp cereyân edüp aşağı mermer havz-ı kebîre dökülür. Ve bu kadeh-i musanna‘ı üstâd-ı kâmil üç aded tuçdan öküz kellesi ve üç aded tuçdan kaplıbağa gövdesi {sûretleri} üzre bu şazrevân kadehin bir san‘at ile oturdmuş kim 68b gören âdemin aklı gidüp âlem-i hayretde kalır. Hakkâ ki makdûr-ı beşer değil bir sâhib-i hüner kârıdır kim bu havuz cemî‘i seyyâhân-ı Rûm mâbeyninde meşhûr-ı âlemdir.
EÇS VI 68b
Andan Seget kapusundan içeri Memi Şâh câmi‘i kurbunda,
EÇS VI 68b
Memi Şâh Gâzî'nin hammâmı: Müferrih ve hoş-binâ ve hoş-havâ ve hoş-meâli germâ-yı latîfdir kim cemî‘i hüddâmları pençe-i âfitâb gılmân-ı mehtâblardır. Nazme:
EÇS VI 68b
Hammâma girdi nâzile bir sîm-ten güzelŞol şöyle diyecek yeri yok cümle ten güzel
EÇS VI 68b
ebyâtı üzre cümle mahbûbân-ı şehr-i Peçoy bu hammâmda arz-ı pehlû-yı sîm-ten edüp nîlgûn futalar içre mukaşşer bâdam-misâl hâs u beyâz cism-i latîfleri üzre kâküllerin târ kılup uşşâkânların akılların târumâr ederek nâz [u] na‘îm ile derûn-ı hammâmda reftâr ederler. Andan,
EÇS VI 68b
Ferhâd Paşa hammâmı: Bir latîf hammâm-ı hûb-havâ ve bir pâk ve nazîf humma-i rûşenâdır, ammâ ol kadar işlemez hammâm-ı fukarâdır. Meşhûr hammâmlar bunlardır, ammâ,
EÇS VI 68b
Der-fasl-ı hammâmât-ı mahsûs-ı a‘yân: Ümmeten "Yüz yetmiş aded hânedân hammâmları vardır" deyü ahâlî-i memleket tefâhur kesb ederler. Hakkâ ki sahîhdir.
EÇS VI 68b
Der-hakk-ı çeşme-sâr-ı âb-ı revân: Cümleten kırk yedi aded aynü'l-hayât çeşmeler vardır. Birkaçı Eflâtûn-ı İlâhî'den kalmış cârî ikişer lüleli uyûnlard[ır]. Kâsım Paşa çeşmesi ve Kadı çeşmesi ve Seget kapusunda Memi Şâh çeşmesi ve niçe yüz aded çeşme-sârlar var.
EÇS VI 68b
Der-manzara-i hân-ı hâcegân-ı tüccârân: Umûmeni üç aded vekâle-i sevdâgerânlardır. (---) (---) (---) (---) (---)