EÇS VI 85a
Bu havz-ı azîmin etrâfındaki sekiz aded kemerlerin altında sekiz aded Hanefî kurnaları vardır. Ve pâk ü pâkîze nîlgûn futalara beyâz tenlerin sarmış mahbûb dellâkleri var. Ba‘zı halvetlerde gâsillerin murâd [u] merâmları üzre hidmet edüp âdemi pâk ederler. Ammâ bu germânın suyu i‘tidâl üzredir. Hattâ bu âb-ı nâbı sovudu[p] nûş etsen aslâ kibrit râyihasından bir şey yokdur. Kaşı kirpiği dökmüş âdem nûş etse bi-emrillâh pâk olup saçı sakalı ve bıyığı gelmeğe başlar. Ve tabî‘ati müleyyen ve i‘tidâl üzre dutar bir mâ-i müfîdi's-sühûndur. Ve taşra câmekânı çâr-kûşe dîvâr üzre şindire tahta örtülü bir hayli vâsi‘ kubâb-ı azîmdir kim içine asâkir-i İslâmdan bin âdem sığardı. Bir yeşil direği olmakla Yeşil {Direkli ılıcası derler}. Andan
EÇS VI 85a
Tahrîr-i Tabahâne ılıcası: Bu mezkûr Yeşil Direkli germâbı kurbunda varoş-ı Tabahâne mahallâtı içre kurşum örtülü bir ma‘mûr ılıca-i azîmdir. Bunun dahi suyu mu‘tedilü's-sühûndur. Gâyet kükürd râyihalı âb-ı kibrîtdir. Hattâ kuyumcular bu mâ-i germâdan şişelerle alup âteşde kaynadup altun âvânî şeyler üzre dökse eyle mücellâ ve musaykal zer-i hâlis olup bir yıl kâmil rengi mütegayyir olmaz. İki kerre kaynadup altun ile mutallâ olmuş gümüş bıçak ve hançer gılâflarına sürse iki sene reng-i zerdi gidüp fenâ bulmaz. Hattâ bu hakîrin parmağında Ferîd Çelebi hattıyla zümürrûd üzre kazılmış "Seyyâh-ı âlem Evliyâ" deyü kazılmış bir gümüş hâtemim var idi. Bu Tabahâne ılıcasına ol hâtemle girüp taşra çıkdım. Hâtemim sîm-i hâlis iken zer-i hâlis rengin bağlamış. Tâ Uyvar fethine gidüp Belgrad'da bir sene meştâ edüp hâtemimim reng-i zerdine aslâ tagayyür gelmedi.
EÇS VI 85a–85b
Bu Tabahâne germâbının tâ bu mertebe hâssası vardır, ammâ bu humma-i nâfi‘a[ya] ale's-sabâh erler girüp vakt-i çâştda tâ nısfu'l-leyle dek avretler girir, zîrâ mahalle içinde vâkı‘ olup havz-ı azîmli ve müte‘addid halvetli ve sekiz aded kurnalı hammâm-misâl bir ılıcadır. Herkes futa ve sileceği 85b ile girüp pâk ü pâkîze olup çıkar gider, bir habbe ve dânk vermez. Eğer bir peştemâl ve kîse ve sâbûn lâzım ise bir akçe verüp (verüp) gidersin. Gayri ılıcalar dahi hem-çünân bu gûnedir.
EÇS VI 85b
Ammâ bu Tabahâne ılıcası zenânelere gâyet nâfi‘dir. Hikmet-i Hudâ bir hâtûn vaz‘-ı haml edemeyüp burular ve sancı ve ağrılar görse hemân bu havza girüp sehel ana sahnından(?) nûş etse bi-emrillâh ol ân sühûletle vaz‘-ı haml edüp bir altun-pâre ciğer-kûşesi masdarından tulû‘ eder, gâyet mücerrebdir.
EÇS VI 85b
Diğer menâfi‘-i iber: Bir hâtûn zükâm olup aksıramasa bu sudan burnuna çekse ol ân aksırır.
EÇS VI 85b
Menâfi‘-i diğer: Bir âdemin burnu kanı dinmese bu sudan burnuna çeküp tâ demâğına varsa burnunun kanı bi-emrillâhi Ta‘âlâ dine, ammâ üç kerreden gayri genzine çekmeye, zîrâ kanı demâğda pek kurudur.
EÇS VI 85b
Diğer hâssa-i acîbe: Bu germâbdan buğday çorbasına kosalar sirke komuş gibi lezzet verir.
EÇS VI 85b
Diğer hâssa-i garîbe: Bir duhter-i pâkîze ahteri bilmeseler, bâkire mi ve yâhûd bikri izâle olup meftûha mı, hemân bu germâbdan burnuna iki üç kerre çekerse eğer be-dürüstî bâkire ise iki üç kerre aşk ile aksırır. Eğer meftûha ise aslâ aksırmayup belki edebde osurur, aceb temâşâdır.
EÇS VI 85b
Havâss-ı âhar: Bu germâbın kaynağı mahallinden aşağı bir gûne balçık cem‘ olur. Ol balçıkdan bizim vâlideler ve hemşîreler avret yerlerine ve sîm-endâmlarına dürtseler nûre, ya‘nî hırızamdan a‘lâ bâb-ı rahm-i masdar yerlerin pâk ü pâkîze edüp bir ser-i mûdan eser komayup aşağı kapuları pâk billûr gibi olup kulak şahmesi-misâl germ ü nerm olup ehl [ü] iyâlile kisb-i safâ etmeğe müsta‘id olur, bir nâfi‘ debbâğhâne ılıcasıdır. Ve bu mahalde niçe hânelerde dahi ılıcalar vardır. Bu ılıcalar cihetinde Tabahâne varoşu ahâlîsinin zevk u safâları vardır. Andan,
EÇS VI 85b
Temdîh-i germâb-ı bâb-ı Horos: Horos kapusunun iç yüzünde müfîd ü muhtasar bir ılıca dahi var. Cümle hâss [u] âmm içün yenâbî‘-i uyûn-ı hârra-i mu‘tedildir, ammâ ol kadar memdûh u meşhûr değildir.
EÇS VI 85b
Der-feth-i germâb-ı Velî Beğ: Gül Baba ile Baba Miftâh Sultânların cenbinde bir binâ-yı âsâr-ı azîmeler ile ârâste ve kubâb-ı gûnâ-gûnlar ile pîrâste olmuş bir ılıca-i meşhûrdur. Sekiz aded tâk-ı Havarnak üzre ve sekiz köşe dîvâr-ı üstüvâr üzre serâpâ âsâr-ı binâları ahmer-gûn kiremit-i ibret-nümûn ile mestûr bir kubbe-i la‘l-gûndur. Bu kubbe-i âlînin tâ vasatında Şâfi‘î mezhebi üzre aşren fe-aşr bir havz-ı nazîfdir kim âb-ı nazîf ile memlû olup her cânib [ü] etrâfından beyâz mermer arslan ağızlarından germâb-ı sâfîler şeb [ü] rûz havz-ı azîme rîzân olmadadır. Ve bir halvetde dahi bir küçük havzı vardır, ammâ bu gâyetü'l-gâye şiddet-i hâr üzre âb-ı meshûndur. Değme âdem girmeğe tahammül edemez, tâ bu mertebe issidir.
EÇS VI 85b
Ve taşra havz-ı kebîrin etrâfında her kemerler altında sekiz aded Hanefî kurnaları ve müte‘addid halvetleri ve pâk [ü] pâkîze hüddâmları var. Ve cemî‘i ehl-i Budin merhûm olduklarında akrabâları bu ılıcadan gayri germâblardan fıçılar ile sular getirdüp cenâzelerin bu yed-i kudret ile kaynamış sular ile gasl ederler. Cânib-i vakıfdan bu hidmete me’mûr âdemler vardır. Hüsniyyât-ı Budin'in biri dahi bu hayrâtdır, ammâ ekseriyyâ bu Velî Beğ ılıcasından getirdirler, zîrâ kibâr-ı evliyâullâh Gül Baba nazargâhıdır ve suyu gâyet pâk ve nazîf ve latîf mâ-i tâhirdir. Ve taşra câmekânı tahta şindire örtülü serâmed kubbedir, lâkin Yeşil Direkli ılıcasının câmekânından sehel küçükdür. Bu ılıcaya gerçi Velî Beğ ılıcası derler, ammâ câmekânının kapusu üzre celî hatt-ı hûb ile merkûm olan târîh-i mergûb budur:
EÇS VI 85b
Bu makâm-ı dil-küşânın dediler târîhiniMustafâ Paşa binâsıdır binâ-yı bî-bedel.Sene (---)
EÇS VI 85b
Sitâyiş-i banya-i Bârûthâne: Bu mezkûr Velî Beğ ılıcası kurbunda Bârûdhâne ılıcası ol kadar tekellüflü ılıca değildir, ammâ hâssası vâfirdir, ekseriyyâ girenler kâfirdir. Ve bârûdhânenin cümle çarhları bu ılıca suyundan deverân eder, gûyâ çarh-ı felekdir. Bu âsâr-ı acîbe dahi mahalliyle tahrîr olunur. İmdi bu belde-i Budin seddinde niçe ılıcalar vardır, ammâ ma‘lûmumuz olan bu mezkûr germâblardır, ve's-selâm.
EÇS VI 85b
Andan yine aşağı varoşun dahi evsâf-ı imâretinden, orta yol üzre cümle dörd yüz aded dükkânlardır, ammâ ol kadar müzeyyen ve musanna‘ dekâkînler değildir, ammâ yine her şey mevcûddur.
EÇS VI 85b
Ve serâpâ cümle sokakları kâfir zamânından beri iri taşlar ile pâk kaldırım döşeli şâhrâhlardır, ammâ bu varoşun İskele kapusu ve Âhûr kapusu tarafları gâyet zîk ve ma‘mûr ve izdihâm yeridir.
EÇS VI 85b–86a
Ve dahi Âhûr kapusu denmeğe bâ‘is ü bâdî oldur kim kaçan Süleymân Hân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân bu Budin üzre azîmet etdikde Lagoş Kral istimâ‘ etdikde cemî‘i küffârı başına üşürüp kal‘a-misâl bir ıstabl-ı Anter-misâl bir âhûr etdirüp Süleymân Hân gelüp ceng [ü] cidâl etdikden sonra Âl-i Osmân askerin münhezim edüp atlarını bu âhûra komak içün bu varoş-ı 86a kebîr içre bir âhû[r] inşâ etdirmiş kim iki bin at alır bir kârbânsarâydır kim içinde silâhşorlar cirid oynarlar. Hâlâ Budin vüzerâlarının atları durur bir azîm ıstabldır.
EÇS VI 86a
Hikmet-i Hudâ El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir, çünki Süleymân Hân kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek deryâ-misâl askeriyle Mihaç sahrâsına gelüp Lagoş Kral ile neberd-i azîm edüp Lagoş Kral'ın yedi kerre yüz bin leşkerin kırup Lagoş Kral dahi ol meydân-ı ma‘rekede dahi bir batlakda gark olup başı ârâyiş-i nîze oldukda Süleymân Hân Lagoş Kral'ın cümle atların alup kal‘a-i Budin'i feth edüp kralın atlarıyla Süleymân Hân'ın atlarına bu âhûr müyesser oldu, aceb hikmet-i Hudâ'dır. Elsine-i nâsda darb-ı meseldir kim "Evdeki hisâb bâzâra uymaz" derler.
EÇS VI 86a
Kral-ı dâll-i bed-fi‘âl bu âhûru yapup Süleymân Hân'ı bozup atların bu âhûra bağlaya, bu kerre kendüsi bozulup mürd olup kendü atlarına ve Süleymân Hân atlarına yine nasb oldu. Kâr-ı esrâr-ı Hudâ'dır kim bu kâr-ı bu'l-acebe aslâ akl-ı benî Âdem ermez. Bu âhûr sebebiyle Budin'in bu mahalline Âhûr kapusu derler.
EÇS VI 86a
Der-zikr-i tekyegâh-ı erbâb-ı tarîk-ı dervîşân-ı zî-şân: Cümlesi yedi aded dergâh-ı âsitânegân-ı fukarâ-yı mesken-i gurebâ-yı Âl-i Abâ hânkâhlarıdır. Cümleden ma‘mûr ve mükellef ve müzeyyen ve evkâf-ı kavî,
EÇS VI 86a
Tekye-i Bektaşî Hazret-i Eş-şeyh Gül Baba'dır. Kal‘a-i Budin'in Horos kapusu hâricinde Velî Beğ ılıcası kurbunda bir bâğ-ı İreme-zât misilli bir bayır üzre bir ma‘mûr u âbâdân tekye-i fukarâ-yı Bektaşiyân'dır. Ve Ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at fukarâ-yı erbâb-ı ma‘ârifi gâyet çokdur. Cümlesi çete ve potura ve gazâya giden gâzîlerin bir alay sulehâ-yı ümmetden fakr [u] fâka erenleridir. Ve kış meydânlarında ve yaz meydânlarında gûnâ-gûn altun-misâl çerâğlar ve şem‘dânlar ve kandîldânlar ve buhûrdân ve gülâbdânlar ile ârâste ve gûnâ-gûn cihâz-ı fakr ile, ya‘nî zerdeste ve tabl u kudûm ve zîl ü pâlheng ve keşkül ü teberler ile pîrâste olmuş bir âsitânedir. Ve her erbâb-ı ma‘ârif olan seyyâhân-ı berr ü bihârân bu âsitânenin rûy-ı dîvârına birer gûne hüsn-i hat ile âsârlar ebyât-ı eş‘ârlar tahrîr etmişler.
EÇS VI 86a
Ve bu tekye-i bî-bedelin sâhibü'l-hayrâtı olan Mihaloğulları bu âsitânenin akârâtını kavî eylemek ile matbah-ı Keykâvûs'unda ni‘met-i nefîsesi âyende vü revende ve pîr ü cüvâna ve gebrâ vü tersâ ve pîr-i muğâna sofra-i bî-imtinânı mâh u sâl bi'l-guduvvi [ve]'l-âsâl ni‘meti mebzûldur. Ve bizzât Hazret-i Gül Baba ürd-i behişt heşt-behişt-vâr bir püşte-i şükûfezâr üzre bir kurşum örtülü kubbe-i âlî içinde medfûndur. Sandûkası yeşil çuka ile mestûr ser-i sa‘âdetinde tâc-ı Bektaşî pür-nûrları var ve etrâfında gûnâ-gûn hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ile zeyn olmuşdur. Hattâ cemî‘i züvvârâna fukarâları ve pâ-bürehne ve ser-bürehne cânları ve mahbûb cân-ı cânân köçekleri her gelen kimesnelere mâ-i gül nisâr edüp micmereler ile ûd u amber yakup âdemin demâğın mu‘attar ederler.
EÇS VI 86a
Bu sultân Budin'in gözcüsüdür, himmetleri hâzır u nâzır ola. Bu sultânın aslı ve fer‘i menâkıbı bâlâda münâsebetiyle tahrîr olmuşdur, rahmetullâhi aleyhi.
EÇS VI 86a
Âşık-ı sâdık menem etdim ziyâret ben gedâBülbül-i gûyâ gibi etsem fiğân ey Gül Baba.
EÇS VI 86a
Sen Gül gül-i gülzâr-ı hakîkatde dedemsinAktâb-ı Budin Gülli Baba kân-ı keremsin
EÇS VI 86a
Merkad-i pâkine yüzünü sürenDeğil elbet tehî o şâh-ı gedâMarzifon'dan gelüp vatan dutduŞeh Süleymân zamânı Güllü Baba.
EÇS VI 86a
Bu gûne şikeste beste ebyâtlarımızı hatt-ı müstekrehimiz ile âsitâne-i bâb-ı sa‘âdeti kapaklarına küstâhâne tahrîr edüp ve âsâr-ı bed-eser edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-azîz. Andan,
EÇS VI 86a
Tekye-i âsitâne-i Baba Miftâh: Bu hânkâh-ı bî-bedel hemân Gül Baba ile Velî Beğ ılıcası kurbunda nehr-i Tuna kenârında bir mekteb-i irfân-ı Bektaşiyân'dır. Bizzât Baba Miftâh hazretleri bir kubbecik içinde âsûdedirler. Bu sultânın niçe yüz menâkıbı vardır.
EÇS VI 86a
Cümleden biri Süleymân Hân dârü's-salatanati'l-aliyyelerinde hâb-âlûd iken bu Baba Miftâh Süleymân Hân'a,
EÇS VI 86a
"Al bu miftâhları kalk Budin'e gidelim. Bu miftâhlarla Budin kapusun açalım" dedikde hemân Süleymân Hân hâbdan bîdâr olunca ol nısfu'l-leylde Hâsoda'ya ins ü cin ve perî giremez iken görse kim câmekânı bâbında bir dervîş-i dilrîş durup eydir:
EÇS VI 86a
"Al Süleymân'ım Budin'in miftâhların" deyüp kırk aded miftâhı Süleymân Hân'ın eline verüp sarây içinde gâ’ib olur.
EÇS VI 86a
Hemân Süleymân Hân ale's-sabâh tuğları Dâvûdpaşa sahrâsına çıkarup atf-ı inân-ı ihtiyârın Budin'e doğru çevirü[p] kat‘-ı menâzil ederek Budin'e gelüp hamd-i Hudâ feth etdikde Süleymân Hân cümle miftâhları Budin'in her kapusuna münâsib buldukda derhâl Baba Miftâh huzûr-ı Süleymân Şâh'a gelüp,
EÇS VI 86a–86b
"Âferim kapucu baba gazân 86b mübârek olsun" deyüp huzûr-ı pâdişâhîde rûh teslîm edüp bu mahalle defn edüp ismi Baba Şa‘bân iken künyesine "Baba Miftâh" deyü nâm verdiler, Rahmetullâhi aleyh. Andan,
EÇS VI 86b
Tekye-i Kalenderhâne-i Bektaşiyân Hızır Baba: Ovakapusu hâricinde lodos tarafında bâğ-ı behiştler içinde müfîd ü muhtasar bir âsitâne-i Bektaşiyân-ı dervîşân dergâhıdır, ammâ evkâfı kalîldir. Fukarâları gûzatdan pârsâ-yı fakr [u] fâka ile kifâflanup "El-fakru fahrî" hadîsiyle amel eder bir alay ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a pâk u pâkîze tâ’ife-i Kalenderiyân'dır. Bizzât Hızır Baba hazretleri bir gül [ü] gülistân içinde âsûdedirler. Kuddise sırruhu. Andan,
EÇS VI 86b
Tekye-i cihân-nümâ Hazret-i Gâzî Gerz İlyâs Baba: Bu sultân ne Bektaşî ve ne Halvetî ve ne Kalenderî ve ne Kümeylî ve ne Yesevî üç yüz yetmiş aded tarîkin birinden değil illâ mezheb-i A‘zamî'den mücâhidün fî-sebîlillâh Gâzî Gerz İlyâs-ı ârif-i billâh bir server er imiş. Semendire sancağı kurbunda Bana kasabasından bir dilâver gâzî server-i hünerver er yiğit imiş. Niçe sene bu kâfiristânı korudup ve ümmet-i Muhammed'i korudup âhir küffâr bir hîle ile bir kemîngâhdan Gâzî Gerz İlyâs'ı şehîd edüp yine küffâr bu gâzîye mahabbetinden bu cebel-i müntehâ üzre defn ederler. Hâlâ kal‘ası içinde bir küçük tekye ve birkaç fukarâları var, rahmetullâhi aleyh.
EÇS VI 86b
Tekyesinin kıble dîvârında celî hat ile bu ebyâtımız mastûrdu[r]. Beyt: