EÇS VI 93a
Andan kal‘a-i Üstürgon'un bir hâkimi dahi üç yüz akçe pâyesiyle a‘lâ kazâdır, ammâ Kızılhisâr'dan mâ‘adâ ve Tuna Vişegradı'ndan mâ‘adâ ve Ciğerdelen'den gayri nevâhîleri yokdur. Cümle kurâları Komaran'a ve Tata kal‘alarına doğru kâfiristânda kalmış köylerdir.
EÇS VI 93a
Ve bir hâkimi dahi şeyhülislâmdır ve bir hâkimi dahi nakîbü'l-eşrâfdır ve bir hâkimi dahi muhtesib başıdır, ammâ bu diyârda sipâh kethudâyeri yokdur. (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VI 93a
Bu mahalde Üstürgon'un cümle hâkimân ve âlimân ve gâziyânları vasfı tamâm olup,
EÇS VI 93a
Evsâf-ı zemîn-i eşkâl-i sûr-ı ibret-meşhûn, ya‘nî kal‘a-i üstüvâr Üstürgon
EÇS VI 93a
Evvelâ kal‘a-i Üstürgon kal‘a-i Budun'un cânib-i şimâlîsinde bir müşvâr merhale ba‘îde yerdir. Nehr-i Tuna kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir kırmızı şekil bir tell-i sun‘-ı Hudâ-yı refî‘a üzre Van kayası ve Mardin kayası ve Amâdiyye kayaları gibi kehkeşân-âsâ semâya kad-keşân olmuş bir püşte-i yalçın üzre şekl-i bâdemî, ya‘nî akçe tahtası gibi kıbleden şimâle tûlânîce vâkı‘ olmuş binâ-yı Koca Mihadi Laslo Risâlet-penâh zuhûrundan altı yüz yıl mukaddem Rûhullâh-ı Emîn Îsâ Nebî zamânında binâ olunmuş bir Şeddâdî rıhtım seng binâ bir sûr-ı ra‘nâdır kim Komaran ve Uyvar sahrâsından bu rabât-ı azîmeyi görenler,
EÇS VI 93a
"Hâzâ sedd-i İskender" derler. Tâ zirve-i a‘lâsı ebr-i kebûda ser çekmiş bir ser-bülend ser-efrâz kal‘alar içre cümleden mümtâz dürr-i beyz-âsâ beyâz kuğu gibi cemî‘i ebrâcları ve dendân-ı bedenleriyle ârâste ve cemî‘i dervezeler ve kulleler ve dirsekleriyle pîrâste olmuş Orta Macar Kızılelması nâmıyla meşhûr-ı âfâk olan kal‘a-i mahbûb ve kızıl kaya nâmıyla ma‘rûf [ve] memdûh olan sûr-ı mergûb bu kal‘a-i Üstürgon'dur.
EÇS VI 93a–93b
Hudûd-ı Alaman-ı bî-amân diyârında böyle bir adîmü'l-bedel ve böyle bir hasîn-i kân-ı cedel hâ’it-ı metîne-i kesîrü'l-amel dest-i kudret ile halk olunmuş cibâl-i âlî üzre sedd-i Kahkahâ mânend bir kal‘a-i ser-bülend inşâ olunmamışdır ve olmaz da, zîrâ zemîni min indillâh bir cây-ı menâs olmak içün kal‘a yeri halk olunmuş bir cibâl-i ahmer-gûndur. Niçe yerlerinde gûnâ-gûn hûş [u] tuyûrun âşiyân-ı 93b lâne-i mekânları var. Gûyâ diyâr-ı Kırım'da kal‘a-i Menkup-vâr bir kal‘a-i üstüvâr müstahkem hisâr dâr-ı karârdır. Hudâ-yı müte‘âlin hıfz-ı amânında ola leylen ve nehâr, ilâ yevmi'l-haşri ve'n-neşri ve'l-karâr.
EÇS VI 93b
Hattâ bu kal‘a-i Üstürgon-ı ser-bülendin yukaru hisâr dîvârı üzre dâ’iren-mâdâr kâmil bin yüz elli aded hatvedir. Ve bu kal‘anın maşrık tarafında bir gayyâ deresi aşırı el kayası yetişir bir havâle kaya vardır, ana Depedelen derler, ol kayanın havâlesin men‘ etmek içün üstâd mühendis-i bennâ-yı selef mezkûr depeye havâle olmak içün bu kal‘a dîvârının beş yüz adım dîvârını kal‘anın iç yüzüne kaplıbağa arkası gibi eğri binâ etmiş kim ol havâleden sademât-ı top gülleleri rûy-ı dîvâra te’sîr etmeye. Ve bu taraf hâ’itleri cümle ellişer ayak enli Şeddâdî rıhtım kalın dîvârdır kim her taşı fîl-i Mengerusî kadar vardır.
EÇS VI 93b
Ve bu dîvâr üzre iki yüz aded top çitleri var kim yaban asmalarından örülmüş her birinin kaddi üçer âdem kaddinden bâlâ çitlerdir ve her birinin içleri horasân ve kireç ve alçı ile rıhtım olmuş siper çitlerdir kim kal‘a dîvârından metîn çitlerdir kim her biri hammâm kubbesi kadardır. Bu çitler mezkûr Depedelen havâlesine karşu durup bu çit [ve] sepetler mâbeynlerinde kâmil elli pâre balyemez ve kâfire amân u zamân vermez top-ı serâmedleri dâ’imâ âmâde olup her topun yanlarında mühimmât [u] levâzımâtları ve huddâmâtları fitilleri ellerinde ve kılıçları bellerinde pür-silâh şehbâz u şehnâzlardır.
EÇS VI 93b
Bu kal‘a-i bî-misâlin kara tarafı ise bu gûne metânet üzredir, ammâ Tuna cânibi üç minâre-i bâlâ kaddi yalçın kaya üzre sedd-i metîn dîvâr-ı İskender-var'dır, ammâ ne mertebe kalın dîvâr idiği ma‘lûm değildir. Hemân devr-i müdevver rıhtım dolama Şeddâdî binâ dîvâr üzre aslâ dendân-ı beden ve kulle ve tabya ve peten yokdur. Hemân dîvâr-ı üstüvârı üzre niçe hânedân-ı cihân-nümâlardır.
EÇS VI 93b
Ve tophâne-i azîmi bu sedd-i Ye’cûc üzre tûlânî bir parmaklı damdır kim içinde yetmiş seksen aded vâcibü's-seyr kırmızı çuka çullu Nemse ve Çeh ve Leh ve İsfaç ve Macar-ı füccâr topları var kim her biri zer-i hâlis-misâl şa‘şa‘a verir nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn balyemez toplar ejder-i heft-ser gibi başların kaldırup arabaları üzre âmâde ve cemî‘i levâzımâtlarıyla başları havâda top-ı kal‘a-kûplardır kim her biri birer Rûm harâcı değer. Cümlesi Tuna aşırı Ciğerdelen sahrâsına ve Lara bayırlarına ve Lake dağlarına nâzır evren heybet ve gazanfer-i gırrende hey’et toplar var.
EÇS VI 93b
Ve bu tophâneye muttasıl bir çâh-ı mâsı var, kâmil yüz kulaçdır, suyu tâ nehr-i Tuna'dan lağımlar ile gelir bir müdevver kuyudur kim suyunu dollâblar ile atlar çeküp paşa sarâyına ve ba‘zı hânedânlara ve kapu yanında olan kubbe su hazînesine âb-ı nâbı dolup ol kubbe çeşmesinden bay u gedâ su alup def‘-i atşân ederler bir kâr-ı küffâr vâcibü's-seyr bir çâh-ı nâmdârdır. Ve bu kuyu etrâfı ve mezkûr tophâne altı ve paşa sarâyı altı ve gayri hânedânların altları cümle zîr-i zemînler ve su sarnıçları ve mehâzinler ve cebehâne ve bârûdhâne ve gayri mühimmât [u] levâzımât duracak mahzenlerdir kim niçe yerde (yerde) Tuna'ya nâzır pençereleri cümle demir kafesli ve demir kapaklı manzaralardır.
EÇS VI 93b
Ve bu yukaru kal‘ada cümle iki yüz aded kâfirî binâ-yı Şeddâdî tahtânî ve fevkânî metîn evlerdir. Cümlesi şindire tahta örtülü evlerdir, lâkin bâğçesiz daracık evlerdir.
EÇS VI 93b
Ve bu kal‘a kıbleden mağrib cânibine tûlânîce vâkı‘ olup ancak cânib-i şimâle mekşûf bir büyük kapusu var, üç kat dolaşık sokaklı bâb-ı hadîd metîn ve kavî ve müstahkem dervezelerdir. Her kapu mâbeynleri birbirinden yüzer adım ba‘îddir.
EÇS VI 93b
Ve taşra kat kapu önündeki handak ka‘r-ı azîm üzre asma haşeb demir zincîrli cisri var. Her gece bu kantarayı pâsbânlar kaldırup taşra kapu önüne siper ederler.
EÇS VI 93b
Ve bu kapu üstünde bir kulle-i azîmi var, bu kulle-i ra‘nâ üzre kat-ender-kat bir mecma‘u'l-irfân kasr-ı ahşâb var kim cümle a‘yân-ı kibâr bunda zevk u şevk edüp tavla ve şatranc oynayup bu bahâne ile kal‘ayı muhâfaza edüp dururlar.
EÇS VI 93b
Ve bu kapudan içeri hınto arabalar girüp çıkarlar, zîrâ vâsi‘ yolları cümle Firengî-pesend kaldırım döşelidir. Ve her kapuda dâ’imâ kalın zincîrler gerilidir.
EÇS VI 93b
Ve bu kapular mâbeyninde köşe be-köşe iri saçma topları hâzır-bâşdır. Ve bu kapular arasında kemerler altındaki soffalar üzre çet-a-çet kal‘anın cümle neferâtları pür-silâh olup nevbet beklerler. Cümle rûy-ı dîvârın yemîn ü yesârında ol kadar âlât-ı silâh ile müzeyyendir kim düşman görse zehresi çâk olur.
EÇS VI 93b–94a
Ve bu bâb-ı kebîrden taşra çıkarken Fâtih-i kal‘a Koca Mehemmed Paşa kapunun sağ tarafında bir koca tabya-i azîm yapmış kim üç kat top çeker gûyâ bir kûh-ı Demâvend'dir. Aşağı kat topları cümle handakın yemîn ü yesârı içine nâzırdır. 94a Ve orta kat topları cümle karşu mezârlık havâlesine nâzırdır, ammâ tâ yukaru kat topları Depedelen kal‘asının depesin delmeğe hâzır ve nâzırdır. El-hâsıl sedd-i İskender-vâr bir tabya-i üstüvârdır.
EÇS VI 94a
Ve bu kapudan içeri tâ mağrib cânibindeki toprak tabyaya varınca kâmil beş yüz hatvedir, ammâ bu toprak tabya dahi iki kat Şeddâdî taşdan nev binâ bir tabya-i ra‘nâdır kim her katında onar pâre balyemez topları var kim Tuna aşrı Ciğerdelen sahrâsına gelen düşmanların ciğerin deler. Serâmed topları tâ Murâdovası'nda meks eden küffârı nâr-nûr murâdına ergirir top-ı tavîlleri var. Hattâ bu tabya-i bâlâdan aşağı varoşa bakmağa âdem cür’et edemeyüp aklı çâk olur. Tâ bu mertebe tabya-i âlîdir.
EÇS VI 94a
Ve bu toprak tabya kurbunda kal‘anın bir küçücük kapusu var, aşağı varoşa gider yoldur, ammâ at gidemez, benî Âdem ise bî-tâb u bî-mecâl ener ve çıkar, zîrâ kâmil beş yüz adım kademe taş nerdübândır kim kâr-ı Macar-ı füccârdır. Acele ile aşağı şehre enecek şehbâz yiğitler bu nerdübânlı kapudan enüp çıkarlar. Yohsa ihtiyâr âdemler bu yoldan enüp çıkamazlar.
EÇS VI 94a
Ve bu kapucığa karîb kal‘anın şimâlî köşesi ucunda bir küçük iç kal‘ası var, içinde ancak dizdâr ağa ve kethudâ ağa ve kal‘a imâmı ve kal‘a mehterleri ve alaybeği sâkin olur, gayri kimesne olamaz ve gayri ecnebî ve enâyî kimesne giremez.
EÇS VI 94a
Ancak taşra kal‘aya açılır bir küçük demir kapusu var ve kapu önünde bir ağzı kırık azîm mefret balyemez topu var, hîn-i muhâsarada taşra kal‘anın büyük kapusundan içeri giren düşmanlara bu topu atup yokuş yukaruya gelen küffârları herîse eder, bir mehîb âmâde topdur.
EÇS VI 94a
Bu top duran kapudan içerisi paşaların hâlâ sarâyıdır kim sehel meydânı var ve mahall-i cihân-nümâya Sarâyburnu derler, cânib-i kıbleye nâzır Üstürgon sahrâsı ve Süleymân Hân Depesi ve tâ Kızılhisâr'a varınca nümâyân vâdîler temâşâ olunur bir sarây burnudur.
EÇS VI 94a
Bu burunda bir tabya-i azîm dahi var, cemî‘i tabyalardan âlîdir. Ve bunda olan toplar cümle Depedelen'i ve Süleymân Hân Depesin döğüp kuş kondurmaz kırkar karış serâmed topları var. Nehr-i Tuna aşrı Ciğerdelen sahrâsında ve Lak dağlarında ve Lara bayırlarında benî Âdem değil hayvânât gezdirmez top-ı kûplar var.
EÇS VI 94a
Bu tabyayı ve bu paşa sarâyı sene 859 târîhinde Matyaş Kral-ı dâl binâsıdır kim Ebü'l-feth Sultân Mehemmed ile Belgrad kal‘asında ceng edüp Belgrad'ı Ebü'l-feth'e vermeyen kral-ı dâllin veled-i nâ-pâki Matyaş Kral binâsı bir sarây-ı zîbâ imiş kim hâlâ eser-i binâlarından ne mertebe ma‘mûr u müzeyyen idiği ma‘lûmdur, lâkin niçe kerre sademât-ı topdan münhedim olup müfîd ü muhtasar bir sarây-ı vâlîdir, ammâ aşağı varoş ve taşra varoşun imâreti irşek ban, ya‘nî ser-çeşme-i ruhbânânın binâsıdır. Ve mezkûr paşa sarâyının cihân-nümâ köşklerinden tâ Komaran kal‘ası kim Nemse çâsârının ibtidâ kal‘asıdır, Paşa sarâyı köşkünden Komaran kal‘ası ve Uyvar boğazında Patka gölü cümle âşikâre görünür.
EÇS VI 94a
Ve bu Paşa sarâyından taşra dîvâr dibinde bir âb-ı hayât çeşme vardır, tâ aşağı nehr-i Tuna'dan üç minâre kaddi üç yüz kulaç âlî evce berâber kaya üzre bu çeşmeye üstâd-ı kâmil bir san‘at ile su çıkarmış kim akıllar hayrân olup aceb hikmet ve san‘at-ı garîbedir.
EÇS VI 94a
Cümle su yolları tuç künkler ile mebnîdir kim vasfında lisân kâsırdır ve Budin'dekinden musanna‘ su yoludur kim görenin aklı perîşân olur, zîrâ bu su yolu dik yukaru şazrevân gibi aşağıdan yukaru çıkmışdır. Garâbet bunda kim bu su bir havâle kûh-ı bâlâdan enüp terâzû ile çıkma değildir, hemân çarh-ı dollâblar ile çıkmışdır. Ve bu çeşmenin yol aşırı karşusunda on beş kade[me] taş nerdübân ile çıkılır.
EÇS VI 94a
Sitâyiş-i câmi‘-i Kızıl{elma-yı kal‘a-i Üstürgon}
EÇS VI 94a
Bunun harem kapusunun üzerinde bir serâmed minâresi var, kâmil yüz on kademe nerdübânlı minâre-i âlîsi gâyet musanna‘ seng-tırâş Osmânlı binâsı bir bânghâne-i bâlâdır, ammâ üstâd mühendis bu minâre-i mevzûnu câmi‘den alarka inşâ etmiş, zîrâ "Hîn-i muhâsarada top ile bu minâre münhedim olursa câmi‘in kubbe-i nîlgûn-ı murassa‘ına zarar isâbet etmesin" deyü bu minâre-i kadd-i bâlâyı câmi‘den alarka etmiş. Bu kal‘ada bu câmi‘den gayri ma‘bedgâh yokdur, hemân bu câmi‘dir. Ve bu dünyâda dahi bu câmi‘ bir câmi‘dir kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz.
EÇS VI 94a
El-hâsıl Süleymân Hân muhâsarasından sonra dörd kerre küffâr muhâsara edüp Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis asrında küffâr-ı hâksâ[r] bu kal‘ayı ve bu câmi‘i döğe döğe alup yine Sultân Ahmed Hânîde Mehemmed Paşa-yı vezîr kâfirden döğe döğe alup niçe kerre muhâsaralarda bu câmi‘ kâmil birer yıl top gülleleri yemişdir. Bundan sonra yine bu câmi‘in içine âdem girse mebhût olup akl-ı benî Âdem hayretde kalır.
EÇS VI 94a–94b
Bu câmi‘in evvelâ taşra haremi 94b kefere zamânınd[a] deyr-i acîbü's-seyr iken iki kat haremi var imiş. Sademât-ı topdan bir taşra haremi berbâd olup müte’ehhil kal‘a neferleri sâkin olup iç katındaki küçük harem kalup etrâfında olan kubâblarının tâk-ı Kisrâları ve tâk [u] revâk-ı tumturâkları hâlâ durur, ammâ zemîninde ferşe sademât-ı top isâbet etmemeğile eyle bir musanna‘ nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn Hind fusûskârîsi gibi döşenmiş ferşi var kim her taşı yeşim ve harekânî ve yerekânî ve mermer ve somâkî ve fağfûrî ve seng-i ferah ve demevânî ve gayri ahcâr-ı gûnâ-gûn ile mefrûş bir mücellâ haremdir kim gûyâ Kudüs-i Şerîf'de câmi‘-i Aksâ haremidir.
EÇS VI 94b
Ve bu câmi‘in kıble kapusunın atebe-i süflîsı önündeki ruhâm-ı müzeyyen envâ‘-ı fusûs-ı mukavvim-i mahkûk ve gûnâ-gûn tasnî‘ât-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk eyle ma‘kûd kılınmış ruhâm üzre secde kılınmış bir cây-ı mesciddir kim lâ-nazîrdir. Gerçi zîr-i pây-ı vezîrdir, ammâ gâyetü'l-gâye secdegâh-ı bî-nazîr yerdir, zîrâ ol mertebe hurde ahcârât-ı zî-kıymetler ile zemîn-i harem eyle döşenmişdir kim gûyâ vâdî-i harem bir nakş-ı bûkalemûn-ı bâğ-ı İremdir. Ve bu harem kapusunın edvârı ve atebe-i ulvîsi ve atebe-i süflîsi zıh-ender-zıh burma kıvırma bozma musanna‘ ve mücellâ somâkî direciklerdir kim her biri birer harâc-ı Rûm değer.
EÇS VI 94b
Ve bu harem kapusu üzre kefere zamânı nâkûs çanlığı imiş, berbâd olup yerine mezkûr minâre-i mevzûnu inşâ etmişler. Ve bu kapunun atebe-i süflîsinin taşra iki cânibinde somâkî kırmızı mermerden bu kapunun sağında ve solunda birer arslan-ı mehîb tasvîrleri var, kal‘a sâhibi irşek nâm küffâr-ı benâm kehene olmak ile bu deyr-i acîbenin eşiğine mâl defn edüp bu esedleri ol defîne mâla müvekkil olmak içün tılsım etmiş. Niçe yüz sene bu esedlerin hükmü nâfiz olup ba‘dehu küffâr bu kal‘aya tekrâr istîlâ etdikde kavm-i mağâribelere bu esedlerin tılsımın bozdurup cemî‘i medfûn olan hazâ’ini çıkarup hâlâ amelleri bâtıl olmuş iki aded sübû‘-i mehîbelerdir kim âyende vü revendegâna nigerân etmede iki dâne hull-i mehîb acîb gazanferlerdir.
EÇS VI 94b
Bunlardan mâ‘adâ bu câmi‘in hâlâ rûy-ı dîvârlarında ve kûçe ve puçalarında ol kadar gûnâ-gûn tasâvîr ve temâsîller var kim gûyâ her biri hâlâ zî-rûhdur.
EÇS VI 94b
Ve bu mezkûr harem kapusundan içeri girüp câmi‘in kıble kapusu dahi harem kapusundan gâyetü'l-gâye ibret-nümâ-yı musanna‘dır kim gûyâ sihr-i halâldir. Hattâ bu kapunun atebe-i ulyâsı üzre Mihadi Laslo Kral'ın ve Matyaş Kral'ın ve irşek papa banın bu deyre etdikleri hayrâtlarının târîhleri kıble kapusu üzre hatt-ı Latince tahrîr olunmuşdur.
EÇS VI 94b
Ve bu kapudan mihrâba varınca kâmil yüz ayakdır ve arzı seksen ayakdır. Ol kadar büyük câmi‘ değildir, ammâ dünyâda ve dünyâ-yı mâfîhâda bir câmi‘-i vâcibü's-seyr-i pür-envârdır.
EÇS VI 94b
Ve bu câmi‘in cânib-i erba‘ası ferşinden tâ kubbe-i nîlgûnu kenârelerine varınca câmi‘in içinde rûy-ı dîvârı cümle sekiz kıt‘a yekpâre serâmed kırmızı somâkî kaplı dîvârlardır, ammâ ne kadar vâsi‘ ve arîz ve âlî biçme tahta somâkîler olmak gerek kim sekiz aded tahta somâkî taşdan bir câmi‘-i kebîrin rûy-ı dîvârı kaplı ola. Ve bu sekiz aded biçme tahta somâkîler câmi‘in rûy-ı dîvârlarında durup üstâd-ı hakkâk-i mermer-bür bu seng-i la‘l-gûnları eyle musaykal ve mücellâ etmiş kim cümle cemâ‘at-i kesîreler kıyâm [u] ku‘ûda ve rükû‘ [u] sücûda meşgûl olup tâ‘at-ı Yezdân etdikleri âyîne-vâr bu sekiz aded tahta somâkîlerde her âdemün harekât [u] sekenâtları nümâyândır. Ve dahi kubbe-i mînâsı yekpâre nuhâs-ı ahmer-gûn kubbe-i ser-nigûndur.
EÇS VI 94b
Ve içi eyle musanna‘ ve murassa‘ kâse-i nîlgûn mücevherdir kim benî-âdem gördükde vâlih [ü] hayrân olur. Sâfî altun çökürme zer-nişânlı bakır tâs içine kaplama altun kakılmış ve mâbeynleri silu ve lâcüverd ve la‘lî ve sebzî [ve] sefîdî ve zerdî ve surh-gûn mînâ-yı gûnâ-gûnlar ile koruş(?) olmuş mücellâ bir kubbe-i mînâdır kim her kârını hayâl-pesend-i nakş-ı bûkalemûn eylemiş. Gerçi kubbenin aslı bakırdır, ammâ nuhâs-ı hâlisden bir eser-i me’ser kalmayup bu kubbe-i acîbe ve garîbesi mess-i mutallâ-yı zeheb ile mutallâ ve mücellâ olmuş bir kubbe-i nüh-tâk-ı zerdûzdur kim manzûr-ı seyyâhân-ı âlem ve cihân-geşt-i benî Âdem gözleri görmemiş ve kulakları işitmemişdir.
EÇS VI 94b
Ve bu kubbe-i nîlgûnda olan âvîze-i gûnâ-gûn musanna‘ şeyler bir câmi‘-i pür-envârda yokdur. Ve kubbe-i ser-nigûnunun kenârelerindeki tâk-ı Havarnaklarda umk-ı mancuklar ve beyâz ve siyâh [ve] ahmer-gûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymet ile münakkaş olmuş kenâre-i kubâbdır.