EÇS VI 100b
Niçe gâzîler atlarını pâ(r)-bende bağlayup yulaf tarlalarına saldılar. Bu hakîr dahi hüddâmlarımla atlarım pây-bend ve kösdek ile bir alef-zâr yerde bağlayup hüddâmlarıma "Gâfil mebâş" deyü tenbîhler edüp Paşanın huzûruna geldim.
EÇS VI 100b
Mutantan kahveler ve çay ve bâdyân misilli eşribe ve gûnâ-gûn nukllar tenâvül olunup cümle bölükbaşılara ve ağavâtlara nukllar gönderüp dil-nüvâz [u] dildârlıklar ederek tâ nısfu'l-leyl geçüp kendüleri kalkup eline Dımışkî topuzun alup askeri içinde gezüp,
EÇS VI 100b
"Uyuman gâzîler, bir gecelik n'olsa gerek, pek durun ve yek durun" deyüp herkese rûy gösterüp tenbîh edüp yine merkezine geldi.
EÇS VI 100b
Çünkim biz bu tarafdaki karavulda böyle âmâde durmadayız, ammâ küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr dahi Uyvar kal‘ası altında mukaddemâ cem‘ etdiği cünûd-ı cünübiyle müşâvere-i nâ-savâb edüp,
EÇS VI 100b–101a
"Bire meded Tatar askeri gelmeden ve Tuna üzre Türk'ün köprüsü bitmeden ve büyük vezîrleri beri geçmeden ve elçimiz vezîr yanında bir akd-i sulh etmeden, Türk askeri gâfiller iken, Türk'ün beri tarafında olan askerin kıralım ve cümle vezîrlerin esîr edelim ve ka‘bemiz olan Ustolni-Belgradımız ve Kızılelma-yı Orta Macar olan kal‘a-i Üstürgonumuz ve Ungurus tahtı olan Budinimizi bu dînimiz gayretiyle ve Îsâ kuvvetiyle 101a ve Meryem Ana yardımıyla bu kal‘alarımız alalım ve cümle Türkleri kıralım, kalkın gidelim. Marya Kot ve Sarı Saltık ve İsvet Nikola bizlere yardımcıdır" deyüp Uyvar altından otuz yedi bin kâfir-i hâsir-i fâcir domuz topu olup bizim üzerimize gelmede.
EÇS VI 101a
Hikmet-i Hudâ bizim ordu-yı İslâm'dan birkaç öte yaka Türkleri bizim ile gelüp karavullarımız dahi merkezlerine varup kemîngâhlarda yatmadan mezkûr Türkler Uyvar tarafına ol gece karanlığında çekilüp ota ve otluğa ve ba‘zı şikâr-i kelepüre giderler.
EÇS VI 101a
Sabâha dörd sâ‘at karib kaldıkda bu herîf-i zarîfler gidecekleri yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağlar ve hıyâbân ve ormanistân ve çengelistân içinde ra‘d-vâr bir gürüldü ve bir sâ‘ika kopar. "Âyâ bu gürüldü ne olmak ihtimâli ola" deyü sehel cür’et edüp dururlar.
EÇS VI 101a
Görseler kim dağlar içre yer götürmez kara şapkalı ve haç peykerli kâfir askeri gelir. Hemân bu fakîr Karaman Türkleri,
EÇS VI 101a
"Bire gavur geliyor, durman gidelim, hemen orduya kaçalım, varalım askere haber edelim, görelim felek ne gösterir" deyüp at boynuna düşüp kaçup gelirlerken hemân Kadızâde İbrâhîm Paşa'nın ince karavulları üzerlerine gelince bunlara amân u zamân vermeyüp yedisini de kıskıvrak bağlayup İbrâhîm Paşa huzûruna ıhzâr etdiklerinde paşa bunlardan su’âl etdikde eyitdiler:
EÇS VI 101a
"Vallâhi sultânım, biz Karaman sipâhîlerindeniz. Ota otluğa gidelim ve birez kelepür şikârı bulalım, deyüp üç sâ‘at kadar gitdik. Uyvar cânibinden berü dağlar içinden kara nahır gibi kara şapkalı ve kara bayraklı kâfirler karanlık gecede kara ormanlar içre gelirlerken görüp gerüye kaçarkan bu yiğitler bizi bağlayup size getirdiler, emir sultânımındır. İşte vâkı‘-i hâl budur" deyü cevâb etdikleri mahalde sabâha kâmil üç sâ‘at kalmış idi. Çünki paşa-yı acûl bu Etrâklerden bu haber-i mûhişi istimâ‘ edince,
EÇS VI 101a
"Bire meded, tîz bizim askerimiz Allâh Allâh gülbângını çeksinler. Tuna'nın karşu tarafında asâkir-i İslâm ve Sadrıa‘zam gülbâng-ı Muhammedî çekdiğimiz istimâ‘ edüp hâzır-bâş olalar" deyince hemân,
EÇS VI 101a
Hakîr eyitdim: "Amân sultânım, n'eylersiz. Bunlar Karaman Türkleridir ve öte yaka çakallarıdır. Bunlar orman içre yol azıdup karanlıkda giderek gözleri büyüyüp ihtimâldir, çatırdı ve patırdı ve gürüldü kâfir askeri gürüldüsü olmaya, dağlarda geyikler ve sığınlar ve ayular ve hınzîrlar ürküp kaçarlardı, bunların kütürdü işitdik dedikleri ol ola. Bu haberin kizbe ve sıdka ihtimâli olup fermânınız ile ibtidâ bizden sadâ-yı Allâh Allâh kopup Tuna'nın öte tarafında ve beri tarafında olan asâkir-i İslâm içinde kıyâmet kopar ve azîm ürkündülük olur" dediğimde Paşa bu cevâb-ı şâfîden hazz edüp,
EÇS VI 101a
Hakîr eyitdim "Sultânım, bu âdemlerin ikisin üçün Sadrıa‘zama gönderelim, dördün dahi bunda alıkoyalım, görelim sabâha dek ne zuhûr eder. Dahi ileride beş on yerde birer ikişer sâ‘atlik yerde karavullarımız var, anlardan dahi feryâdcılar gelmedi ve bizler hâlâ düşman yüzleri görmedik, nice feryâd edüp Allâh Allâh çağıralım. Hemân cümlemiz pür-silâh âmâde duralım ve Üstürgon gâzîlerinden ileride olan karavullarımıza âdemler gönderelim ki gâfil olmayalar" dediğimde taraf taraf cümle ağavâtlar,
EÇS VI 101a
"Vallâhi ma‘kûl müşâveredir" dediklerinde hemân Paşa-yı müdebbir gelen Karamanîlere yine su’âl etdikde,
EÇS VI 101a
"Vallâhi sultânım, kâfirin bayrakların görüp kaçdık. Sabâha kalmaz anlar burda sizi basarlar. Hemân ileride olan karavul kullarınıza âdemler gitsin" dediklerinde hemân Paşa-yı zevi'l-ukûl iki aded âdemlere ihsânlar edüp Arnavud Ali Ağa ile bu âdemleri ale'l-acele Sadrıa‘zama gönderüp Paşa efendimizin kayınbabası olan Re’îsü'l-küttâb Şâmîzâde Efendi'ye dahi küffârın kesret ü vefreti haberin bir mektûbunda i‘lâm edüp âdemler ile gönderüp beş aded Karaman âdemlerin yanında alıkodu. Andan bir ân geçdi geçmedi, hemân ince karavulumuzda olan Balı Bölükbaşı gelüp,
EÇS VI 101a
"Devletli azîm, kâfir askeri belirdi, sancak ve bayrakları göründü ve tabılhâneleri ve torompete borularının sadâları istimâ‘ olundu" deyü haber-i sahîh getirince hemân derhâl alay çavuşları "Bina ha" deyü nidâlar edince Paşa-yı kâmkâr "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp bilâ-rikâb esb-i sabâ-reftârına süvâr olup atlar üzre âmâde durdular.
EÇS VI 101a–101b
Bu hakîr-i pür-taksîr-i acûl atıma süvâr olup gidem derim, ammâ altımda atım 101b bir kadem götürmez derim. Meğer atımı gulâmlar pây-bend ve kösdek ile getirmişler. Hemân atın pây-bendlerin alup "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp at boynuna düşüp Paşa efendimiz yanına varup durdum.
EÇS VI 101b
Hemân Paşa-yı dilîr kırk yedi aded bayrak sâhibi bölükbaşıları yanına kığırup eydir:
EÇS VI 101b
"Baka gâzîler, bilirsiz ben ekmeğim yalınız yemem. İnşâallâh her birinize murâd [u] merâmlarınız üzre tîmâr u ze‘âmet ve gedikler ve esâmeler etmek boynuma borç olsun. Hemân gün bugünkü gündür. Dîn-i mübîn uğuruna hâzır-bâş olun. Eğer kâfir gelirse hemân bir hovdan kâfire sunalım, yâ taht ola yâ baht" deyüp herkesi cenge tergîb edüp her yiğide birer gûne hulv kelâm ile rûy-ı dil gösterüp ileriye Nigebolı sancağının üç bin aded askerin çarkacı ta‘yîn edüp nîm sâ‘at ileri küffârın geleceği Lara ve Lak dağlarına doğru gidüp at başı berâber tortop rikâb rikâba durdular.
EÇS VI 101b
Ammâ dahi henüz vakt-i Şâfi‘î olmayup göz gözü görmez idi. Bu hâl ile Paşa-yı müdebbir cümle yüz elli aded kapucubaşıların iki bin aded tevâbi‘leriyle sağ tarafına aldı ve iki bin aded müteferrikaları ve vâcibü'r-ri‘âyâları sol tarafına alup cenâheyn-vâr bu iki asker içre Paşa-yı sâhib-i vakâr re’y [ü] tedbîr edüp deli ve gönüllü ve beş yüz aded Tatar askeriyle iki bin aded yiğitleri pîş-i asker edüp kırk aded sekbân ve sarıca askerin dahi önü sır[a] küheylân atlar üzre âmâde etdi.
EÇS VI 101b
Dahi ardları sıra yedi yüz yetmiş aded kırmızı bağır yelekli ve kırmızı beratalı ve yedişer sekizer karış dalyan tüfengli Hırvad u Arnavud yiğitleri cümle piyâde çatal fitillerin saklayup Paşa'nın önü sıra yürüdüler. Ve cümle çâşnigîr ve kilarcıyân ve serrâcân ve gayri hüddâmân paşanın yemîn ü yesârında pür-silâh durdular. Ve üç yüz aded iç ağaları cebe vü cevşene ve katlavî ve tuğulka ve zırh u zireh-külâha müstağrak olup paşanın ensesinde kilt-â-kilt kafâdâr durup Feth-i şerîf tilâvet etmeğe başladılar. Ve çalıcı mehterbaşıya tenbîh olunup küffâra hamle etmeyince cengî harbîler çalınmaya denildi.
EÇS VI 101b
Bu mahalde mukaddemâ "Kâfir geliyor" deyü haber eden âdemleri vezîria‘zama götüren Arnavud Ali Ağa Sadrıa‘zam'dan gelüp,
EÇS VI 101b
"Paşa karındaşım berhordâr olsun. Eğer kâfir gelirse göreyim anı, bir nâm verüp gazâ etsin. İnşâallâh üç tuğ ile ana Bağdâd'ı veririm" deyü haberler geldi, ammâ Paşa'nın kayınbabası Re’îs Efendi'den bir ta‘n-âmîz tezkire gelüp böyle tahrîr etmiş kim,
EÇS VI 101b
"Benim oğlum, mukaddemâ Budin altında iken Sadrıa‘zam seni Yanık kal‘ası câniblerinden ve Tata ve Papa nâmân kal‘alardan baş dil almağa gönderdikde kendi başınla dilsiz ve dînsiz Budin altına geldikde Sadrıa‘zam sana,
EÇS VI 101b
‘Paşa niçün kâfirden baş dil almayup boş baş gelirsin’ dedikde sen Vezîria‘zama dedin idi kim,
EÇS VI 101b
‘Ol kadar küffâr-ı tazlîl vefret üzre kim kâfir üzre varmak hatâ-yı mahz idi ve küffâr ile {ol mahalde} ceng etsek Allâhümme âfinâ bir inhizâm vâkı‘ olursa sultânımın ırzına bir şe’n-i azîm îrâs ede, deyü kâfirden ve sizden korkup ceng etmeyüp baş ve dil almadan geldim’ deyü vezîria‘zam muvâcehesinde bu gûne özürler etdin. Vezîria‘zam dahi sana ol gün dîvân-ı pâdişâhîde bu kadar erbâb-ı dîvân huzûrunda niçe nükte-âmîz sözler buyurup,
EÇS VI 101b
‘Paşanın gözü kâfirden korkmuş, ammâ tâzeliği var, Kızılbaş'dan korkmamak var’ dediği nüktelerin ne aceb ferâmûş edüp yine şimdi, birkaç Karaman Türküyle,
EÇS VI 101b
‘Küffârın azîm cem‘iyyet-i vefreti var, hâlâ üzerimize gelmededir’ deyü Sadrıa‘zama böyle haberler yazarsın ve kendinin korkak ve muhannes olduğun bildirirsin. Bu iki Türk âdemlerin gönderdiğin yetmez mi idi. İmdi tezkirem vusûlünde eğer küffâr-ı hâksâr gelirse ihtimâm-ı tâm edüp var kuvveti bâzûya getirüp dahi cümle var makdûrun sarf edüp iş görmüş merhûm Melek Ahmed Paşalı ve Seydî Ahmed Paşalı âdemlerin meşveretlerinden hâric hareket etmeyüp basîret üzre olasın. Ve iki yerden gayret kılıcın kuşanup ibtidâ gazândır, bir nâm kazanasın. Gâfil mebâş, ve's-selâm" deyü Re’îs Efendi'den gelen bu kâğızı bir fânûs aydınlığında kırâ’at edüp eyitdi:
EÇS VI 101b
"Allâh versin, kâfir gelsin. Hemân efendinin bu ta‘n-âmîz mektûbları derdinden ölmek yeğdir" deyü gazab-âlûd olup esb-i sabâ-peymâsına süvâr olup âsûde dur[ur]ken mukaddemâ gece karavullara giden dörd koldan dahi cümle karavullar gelüp,
EÇS VI 101b–102a
"Amân sultânım, işte kâfir sabâh 102a namâzında burada bulunurlar. Yâ biz kendü gözlerimizle kâfir leşkerlerin görmeyince yerlerimizden deprenmeyüp gelmedik" dediler.
EÇS VI 102a
Paşa eyitdi "Ne cânibden geliyorlar" dedi. Anlar şimâl cânibin gösterdiler. Ammâ bu mahallerde Üstürgon kal‘asının cânib-i şarkîsinde sabâh yıldızı nümâyân olup sehel göz gözü görür oldu. Ammâ meğer mukaddem İbrâhîm Paşa'nın Sadrıa‘zama gönderdiği iki aded âdemlere aslâ ve kat‘â i‘timâd olunmayup mahzâ İbrâhîm Paşa'nın müte‘allil ve bahânesine haml olunup bu mahalde Sadrıa‘zamın bir ağasıyla bir buyurdumu geldi kim kırâ’at edenin aklı gider.
EÇS VI 102a
"Eğer küffâr gelüp Kızılbaş'dan kaçmayup kâfirin geleninden ve Gebr adâvetinden rû-gerdân olursan inşâallâh gerdândan geçersin, ve's-selâm" deyü buyurduyu tilâvet edince İbrâhîm Paşa eydir:
EÇS VI 102a
"Emir Hudâ'nındır, her çi bâd-âbâd. Dün doğdum, bugün ölürüm" deyüp Lak dağları dâmenine doğru at depüp gitdi ve göz gözü görmeğe başladı.
EÇS VI 102a
Hemân haber getiren âdemleri yanına çağırup,
EÇS VI 102a
"Baka âdemler, siz kâfiri kankı cânibde gördünüz" deyü Paşa su’âl etdikde anlar dahi şimâl cânibin gösterdiler.
EÇS VI 102a
Biz dahi ol cânibe müteveccih olup âmâde dururken hemân sahrâ-yı Ciğerdelen'in cânib-i garbından bir kara bulut-vâr ağaç ormanı ve mızrak yalmanı nümâyân olup,
EÇS VI 102a
"Bire küffâr bu cânibden zuhûr etdi" deyüp ol cânibe müteveccih olup çarhacıları ve piyâdeleri ileriye koduk ve savaş-ı perhâş tedbîrine bezl-i himmet etdik, ammâ küffâr ile mâbeynimiz iki top menzili kadar dahi ba‘îd bir sahrâ-yı medîd bezm-i arsagâh ve arbedegâh yeridir.
EÇS VI 102a
Andan tamâm vakt-i Şâfi‘î olup a‘lâ göz gözü ra’ânen görür oldu. Küffâr askeri bî-hadd ü bî-pâyân ve bî-girân tağı ve taşı kaplamış ve her eşcâr dibin küffâr alayı bürümüş. Alay alay ve sâf u sâf gök demire gark olmuş Nemse atlısı âheste âheste eyle gelirler kim gûyâ bir kadem yürümezler, ağaç deryâsı gibi sırıkları ucunda gûnâ-gûn haçlı bayrakları ile sahrâ-yı Ciğerdelen lâlezâra dönüp karınca basma reftâr ile at başı berâber kat-ender-kat ve kilt-ender-kilt olup âheste reviş gelmede.