EÇS VI 102a
Hikmet-i Bârî mukaddemâ haber getiren Türk âdemlerinin kâfir şimâl tarafından gelir dedikleri tarafdan kara nahır-vâr kara şapkalı küffâr-ı murdâr piyâdesi hınzîr sürüsü gibi birbirlerine çitilmiş domuz topu olup mevc mevc ve fevc ü fevc küffâr cümle âhen-pûş gök demire gark olup cümlesi onar onar birbirlerinin kollarından demir zincîrlerle bağlı ve şarâb-ı nâbı içmiş yürekleri yağlı dalyan tüfengli ve pür-hîle cengli Nemse ve Macar ve Çeh ve Korol ve Leh ve İslovin ve Dodoşka kâfirleri sahrâ-yı Ciğerdelen'e gelüp döküldü, ammâ evvelki atlılarıyla bu yaya kâfirlerin mâbeynleri iki top menzili alarkadır.
EÇS VI 102a
Bu piyâde küffâr dahi gûyâ aslâ yürümez. Meğer gerüde topları ve mehterhâneleri var imiş. Toplarının kırk adedi dahi piyâde kâfirlerin önlerine at arabalarıyla cümle toplar gelüp tertîb üzr[e] topları dizdiler ve yüzbaşı nâm kâfirler piyâde kâfirler arasında gezdiler.
EÇS VI 102a
Tamâm subh-ı sâdık kim oldu, piyâde ve atlı küffârlar birbirlerine yürümeğe başladılar. Hemân İbrâhîm Paşa-yı müdebbir ve kethudâsı Ahmed Ağa-yı mubassır eyitdiler kim:
EÇS VI 102a
"Bire meded sultânım, şu iki kâfir asker birbirine karışmadan şunlara bir hov edüp biz evvel göz açdırmayup yâ atlısına yâhûd yayasına karışalım" deyüp cümle pür-silâh altı bin aded gâzîler birbirlerimizle helâlleşüp "Kardaşlar yoldaşlar, birbirimizin ensesinden ayrılmayalım ve leşlerimiz kâfir içinde komayup başlarımız leşlerimiz kâfire aldırmayalım" deyüp öpüşüp görüşüp küsülüler barışup cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup yap yap kâfir üzre varmada iken meğer evvelki görünen cânib-i garbdaki kâfir atlıları piyâde küffâra bakarlarmış kim anlar dahi meydân-ı ma‘rekeye gelüp cümle yek-dil [ü] yek-cihet olup bizi ortaya alalar.
EÇS VI 102a
Çünki küffârın evvel görünen atlıları bizim anların üzerlerine vardığımız görünce ve yayanlarıyla bu atlıların aralarına girince hemân bir kerre cümle atlı küffâr "Yajuj ve Yajuj" deyüp bir kerre alak ve bulak olup bir gûne hücûm-ı hınzîr etdiler kim her biri dendân-ı tîğların hûk-i beyâbânî gibi remh-i sinân-vâr bileyüp gelirler.
EÇS VI 102a–102b
Bu gelişe tağ ve taş tâkat getiremeyüp zemîn-i sahrâ-yı Ciğerdelen lerze-nâk oldu, ammâ ne çâre, Paşa bu hâli görüp 102b aslâ aldırmayup göğüs gerüp durduk.
EÇS VI 102b
Tamâm küffâr ile mâbeynimiz bir at menzili yer kalup sabâh namâzın ale'l-fevr kılup du‘â vü senâyı atlar üzre edüp cümle piyâdelerimizi bir püşte üzre tortop edüp hemân cümle guzât-ı müslimînin altı bini dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı Hudâ'dan sahrâ-yı zemîn ü âsumân-ı nüh-tâk kubbe-i eflâk çın çın ve zın zın olup hemân Nemse atlısı üzre cümlemiz bir topdan top güllesi gibi tokunup küffâr ile karış katış olup cümle Fârisü'l-hayl cerîd-endâz silâhşorânlarımız bu sahrâ-yı lâlezârda arz-ı kâlây gösterüp küffâra uyluk hıştlarıyla ve on yedişer boğum kargı sırıklar ile küffâra bir hamle-i pehlivânî olundu kim diller ile ta‘bîr olmaz.
EÇS VI 102b
Gerçi küffâr çok, ammâ yayan tüfenglisi iki top menzili ba‘îdde kalup bu meydân-ı ma‘rekede yedi küme Halpuz kâfiri ortaya alınup yan verüp kova kıra anlar dahi atlar üzre küçük kol tüfenglerin ata ata niçe gâzîlerimiz câm-ı şehâdeti nûş edüp serhoş olanların na‘şelerin komayup gerüye getürürlerdi.
EÇS VI 102b
Bu hâl üzre bu meydân-ı bezmde yetmiş aded yiğidimiz mest-i elest olup kendülerden geçmiş, ammâ küffâr bu fezâda çakıl taşı gibi yatmış. Bu ceng-i savaş-ı perhâşda "Allâh Allâh" deyü gülbâng-ı Muhammedî çekdiğimiz Tuna'nın karşu tarafında olan Sadrıa‘zam askeri dahi istimâ‘ edüp anlar dahi derûn-ı dilden dil yardımı edüp ale'l-umûm def‘-i gumûm edüp bir sadâ-yı Allâh Allâh etdiler kim arz [u] semâvât lerze-nâk olup cemî‘i at ve katır ve develer ve sâ’ir devâbbât makûleleri dahi ra‘d-vâr gürleyüp cümle altlarımızdaki atların bile dümlerin hotas-vâr olup süheyl urdukda küffârın zehreleri çâk, niçe bini ber-hâk pâymâl-i rimâl yatırdı.
EÇS VI 102b
Ammâ yine mel‘ûn Fargaçi Kral bir eşheb yarar at üzre süvâr olup elinde Nemse şişiyle kâfirleri dürtüp cenge sürüp var kuvveti bâzûya getirüp Fargaçi la‘în kolundan bir hov dahi etdiler. Hakkâ ki dilîrâne neberd etdiler.
EÇS VI 102b
Ammâ bu küffârlar fârisü'l-hayl değillerdir. Bunlara cerîd-bâz gâziyân-ı şehbâzlarımız hışt urdukça Hudâ âlim u dânâdır kâfirin demir katlavîlerinden hıştlar kâfirin sîne-i pür-kînelerinden güzer edüp arkasından birer ikişer karış yalman gösterüp atdan tepeleri üzre cân ber-cehennem yıkılup pâymâl-i rimâl olurlardı. Bir kâfirin cür’eti yok idi kim atdan enüp bir lâşe-i murdârların alup bir tarafa çıkara. Cümle kâfirler atdan ense binemez, binse enemez. Tâ bu mertebe Halpuz kâfirlerin çoğu uyluklarından eğerlerine bağlı idi. Bu makûle kâfirleri bu sahrâd[a] topa dutulmuş maymuna döndürüp kıra kıra tamâm olduk.
EÇS VI 102b
Ammâ bize asker-i İslâm tarafından aslâ bir âdem gelmez, illâ "Allâh Allâh" sadâsı imdâdı gelir. Bu ceng [ü] cidâlimiz ol mahalle vardı kim kâmil vakt-i Hanefî olup âfitâb-ı âlem-tâb acebâ Üstürgon tarafından doğdu mu doğmadı mı derken hemân sağ tarafda nümâyân olan on bin kadar piyâde Çeh ve Leh ve İsfaç kavmi kâfiri torompete ve luturyan boruların çalarak ve nâkûs ve tabılların döğerek bizim askeri gözüne almayup "Yajuj ve Yajuj" diyerek haçlı bayrakların çeküp gelmede. Subh-ı sâdık olunca Lara bayırı dibindeki meşeyistândan çinganeler ormandan çıkar gibi sürü sürü çıkup,
EÇS VI 102b
"Bire meded Türk'ü arsa-i âlemden kaldıralım" topların ileride atlara çekdirüp ve torompete ve erganonların çalarak Çeh kâfiri ve İsfaç kâfiri birbirlerine bağlı âheste âheste köpekler gibi "Va‘ va‘" ve "Af af" ve "Haf haf" diyerek uluşarak yürüdüler ve birbirlerin meydân-ı ma‘rekeye sürüdüler.
EÇS VI 102b
Biz atlı kâfirler ile germâ-germ cengde iken hemân bu yayan küffâra bizim yayanımız gerüde kalmışdı, küffâra anlar da girişüp iki yayan birbirlerine katılup karışup cenge âheng edüp sürüşerek bize doğru gelirler.
EÇS VI 102b
Hemân piyâde küffâr bizim piyâdelerimizi ortaya alup bizim piyâdelerimiz "Allâh Allâh" deyüp kâfire bir yaylım çatal ku[r]şum urup bir ceng-i Ali etdiler kim ta‘bîr olunmaz, ammâ bizim piyâdelerimiz ancak yedi yüz yiğitdir, ammâ küffârın on binden ziyâde ve elli pâre toplu küffârı var.
EÇS VI 102b–103a
Hemân bizim piyâdelerimizi topa düşünce biz dahi küffârın atlısıyla ceng etmeden fâriğ olup "Bire meded küffârın atılmış topları boş iken piyâde kâfire bir hov edüp piyâde gâzîlerimize imdâd edelim" deyü bir kerre cümlemiz at bırağup 103a piyâde kâfirler üzre dal sâtûr-ı Muhammedî olup ra‘d-vâr piyâdelerimiz yanından geçüp "Bire koman gâzîler" deyüp tâ piyâde küffârın topları önüne varup top saklamak isteyen kâfirleri cümle kırup gerüden bizim piyâde gâzîlerimiz gelüp kâfirin cümle topların zabt edüp bizler toplara bakmayup hemân "Allâh Allâh" diyerek yayan küffâra sataşdık, ammâ küffâr-ı hîlekâr murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yanar âteş-i sâfî tüfengli Leh ve Çeh ve İsfaç kâfirleri, ammâ hamd-i Hudâ cümle toplarını ahz edüp,
EÇS VI 103a
"Bire gâzîler, fursat ganîmetdir, işte piyâde askerimiz dahi kâfirin toplar ile yetişdiler" deyüp hemân küffâr piyâdesine üç hov edüp kırarken hemân kal‘a-i Üstürgon'dan küffârın piyâdesi içre üç aded balyemez güllesi gelüp küffârların kellesi ve gövdesi gülleler zarbından galtân oldu, ammâ gülleler dahi bizi perîşân etdi, zîrâ küffâr ile henüz karış katış olmuşduk.
EÇS VI 103a
Hemân yine Üstürgon'dan yedi aded gülle-i balyemez ve küffâra amân vermez gülleler küffârın atlılarının içine girüp târumâr ve tu‘me-i mûr [u] mâr edüp hemân atlı küffârlar ardımız sıra piyâdeleri üzre gelüp bir yere katılup yigirmi bin kadar kâfir domuz topu olup bir yere geldiler.
EÇS VI 103a
Bu kerre mukaddem münhezim etdiğimiz Nemse atlıları piyâdeleri içlerine gelirken bizim piyâdeler elinden cümle topları kurtarup cümlesin sıkılayup bizi döğmeğe başladı.
EÇS VI 103a
Hemân yine Üstürgon'dan on pâre balyemez gülleleri başımız ucundan ejder-i heft-ser gibi gıjlayup yedi âdemimiz ve on bir atımız şehîd edüp küffâr askerinin içine on aded gülleler girince el-azametullâh âdem deryâsı içre bu gülleler seke seke kelleleri yere döke döke küffâr alayların söke söke niçe bin küffârı hurd-ı haşhaş-misâli hurd-ı mürd ve kelle ve paça etdikde hemân yine,
EÇS VI 103a
Çelebi İbrâhîm Paşa "Bire gâzîler, kâfir alak bulak oldu. Bir hov dahi edelim" deyüp yedinci kerrede aç kurd koyuna girir gibi girüp tarfetü'l-ayn içre iki bin aded küffârı tu‘me-i şemşîr-i âteş-tâb edüp kefen der-ten tîğ ber-gerden oldular.
EÇS VI 103a
Meğer küffârın piyâdeleri Üstürgon kal‘asının sademât-ı toplarından niçe bini mürd-i hurd olup bizim piyâdelerimiz anlar ile köpek cengi gibi hırran ve fehırran ceng ederken der-ceng-i evvel bizden Paşa mü’ezzini ve Çento İbrâhîm ve hakîrin bir memlûkü ve İmrahor Yûsuf Ağa el-hâsıl bu yedinci savaş-ı perhâşda yetmiş aded yarar ve nâmdâr güzîde ağalarımız şehâdet câmın sâğar-ı kevser-i Ali'den nûş edüp na‘şe-i mübârekelerin gerü ordu-yı İslâma getirdiler ve niçe yüz aded mecrûhlarımız dahi haymelerimize yetirdiler.
EÇS VI 103a
Hemân bu mahalde İbrâhîm Paşa gördü kim iş işden geçdi, nîm sâ‘at yerde Sadrıa‘zam tarafından ve gayri yerden bir imdâd gelmez, hemân dal Dımışkî topuz olup,
EÇS VI 103a
"Ge[l]in gâzîler, bugün Kelbelâmız günüdür. Sizinle dîn aşkına bir hov dahi edelim. İşte küffâr topların zarbından kırılup yan veriyor" deyü guzât-ı müslimîni cenge tergîb edüp avuç avuç ihsân [u] in‘âmlar ederdi.
EÇS VI 103a
Ve kethudâsı Kiremitçi Ahmed Ağa ceng içinde himyânı elinde cür’et edüp gâzîleri ol dahi avuç avuç in‘âmlar edüp "Göreyim seni" deyü ri‘âyetler ederdi. Bu mahalde Haseki Mehemmed Paşa oğulluğu Fireng-beğzâde eşheb kısrak üzre elleri ve kolları dirseklerine dek kan, terkisinde dörd aded kelle, kılıcı uryân gözleri kızmış bu hakîrin yanına gelüp eydir:
EÇS VI 103a
"Evliyâ Çelebim, Allâh içün olsun yanımdan ayrılma. Benim bugün Kerbelâmdır" deyüp at bırakdı.
EÇS VI 103a
Hakîr dahi nâçâr, Arapça âyetin tilâvet ederek dahi ileri vardık. Memo Beği gördük, üç kâfir ortaya almışlar, kılıç üşürmüşler. Zırhından küffâr kılıçların kesdirmemişler. Hemân Fireng Beğ kâfirin birine bir hışt nice urduysa tepesi üzre kâfiri yıkup kellesin aldı, hamd-i Hudâ Memi Beğ'i halâs edüp Memo Beğ dahi kâfirin birin kesdi.
EÇS VI 103a
Andan bizim merhûm Melek Ahmed Paşalıların yanına varup anların niçe iş görmüşleri ve böyle cenge niçe kerre girüp çıkmışları ile yine Fireng Beğzâde ve Memi Beğ ve hakîr cümlemiz bir yerden küffârın atlısı üzre hücûm edüp bir ânda dörd yüz kelleler alup küffâr ol koldan yan verüp kelleler ile cümle Melek Ahmed Paşalılar İbrâhîm Paşa huzûruna gelüp kırkar ve ellişer aded altun ihsânlar ve gümüş çelengler alındı.
EÇS VI 103a
{Âkıbet-i kâr sebeb-i inhizâm-ı Kadızâde İbrâhîm Paşa}
EÇS VI 103a–103b
Ammâ cümle gâzîlerimiz bütün gece uykusuz ve ac u zâc ve bir nân-pâreye muhtâc bî-tâb u bî-mecâl şems-i hâr dahi cümlemize harâret verüp 103b bu sahrâ-yı ma‘rekede bir katre âb-ı nâbdan nâm [u] nişân yok. Cümle atlarımızda hod evlâ bi't-tarîk tâb [u] tüvân yok ve bir cânibden bizlere gelir imdâd yok. Küffâr ise kırmak ile tükenmeyüp gâyet çok. Küffâr-ı hâksâr ise bize göz açdırmayup toplar ile bizi kırmadan amân vermeyüp zarabât-ı topdan yanlarına varamaz olduk.
EÇS VI 103b
Hemân Paşa-yı gayyûr "Bir dahi gâzîler şu kâfire hov edelim" derken kuşluk vakti ki oldu. Meğer Sührâb Mehemmed Paşa ordusunun ardındaki bayırlar ardında geceden kemîngâhlarda âmâde olmuş dinç-â-dinç kâmil on bin güzîde Macar katanası ve Kurs kâfiri güzîdesi ensemizden bir kerre Macar lisânı üzre "Honlakati beştelen kurafiye" deyüp haçlı alemlerin kaldırup torompete ve Efrâsiyâb boruların ve Menûçehr köslerin ve nâkûs ve erganonların çalarak ve haçlı peykerlerin açarak üzerimize mûr mâra yürür gibi kâfirler yürüyüp gelir. İki bölüğü atlı ve bir bölüğü yayan, bunların dahi altı pâre topları var, ardımızdan toplarını ata ata gelüp top gülleleri bizi târumâr etmeğe başlayup dinç-â-dinç kâfir bizi ortaya aldı.
EÇS VI 103b
Evvelki kâfirin eğer yayanları ve atlıları tâze cân buldu ve anlar da at arabalarıyla topların çekerek geldi. İmdi ne çâre geceden bî-tâb u bî-mecâl üç sâ‘atdir kim germâ-germ savaş-ı perhâş, deryâ-misâl küffârıyla bir paşa sekiz kerre hov edüp bu kadar kelle ve esîr alup ceng-i azîm eder. Sekiz aded hamlede sekiz âdem gelüp imdâd etmediler.
EÇS VI 103b
Bir yanından açlık ve bir yanından şiddet-i hâr ve bir yanından kesret-i küffâr, tâ vakt-i Şâfi‘îden evvel altı bin yiğid otuz yedi bin kâfirle bir neberd-i azîm olmuşdur kim ta‘bîri mümkün değildir.
EÇS VI 103b
Âhir-i kâr askerimizin eşbehlerinden her biri birer kal‘a değer nâdirü'l-akrân mehâbet ve salâbetde sâhib-kırân mertebesinde yetmiş iki aded güzîde yiğitlerimiz hâk-i mezellete düşüp sâ’ir karakullukçu ve gayri levendât gâzîlerinden üç yüz aded yiğitlerimiz dahi şehîd olup yüz on yiğitlerimiz dahi mecrûh olunca bu ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâlde beş bin aded küffârı dendân-ı tîğdan geçirdik. Ve demet demet küffârın lâşe-i murdârların Ciğerdelen sahrâsında ciğerlerin delüp bırakdık.
EÇS VI 103b
Paşa-yı âdil cümle gâzîleri başına cem‘ edüp müşâvere etdik, "Sultânım, Sadrıa‘zamdan imdâd isteyelim" dediklerinde hemân,
EÇS VI 103b
Paşa-yı garîb {eydir}: "Estağfirullâh bu sahrâda ölürüm. Ben vezîria‘zamdan imdâd istemek ihtimâlim yokdur" deyüp gözlerinden kanlı yaş geldi.
EÇS VI 103b
Hemân "Gâzîler gelin Allâh aşkına şu kâfire bir dahice be-dürüstî dokuşalım, yâ taht ola yâ baht" deyüp cümle guzât bir yere geldik, ammâ küffâr dahi cümle bir yere gelüp yedi kol oldu. Fargaçi Kral ortada Nemse atlısı sağında ve Macar atlısı henüz gelmiş dinç kâfirler solunda, cümle yayanları topların önlerine alup torompetelerin çalup ayak ayak gelmede.
EÇS VI 103b
Hemân cümle gâzîlerimiz bir ağızdan tekbîr-i Muhammedî getirüp, aç kurd koyuna ve koyun tuza seğirdir gibi derûn-ı kâfire girirken toplara {küffâr} âteş etdikde bir kerre yan verüp topların gülleleri hebâya gidüp sağ tarafda duran {mukaddemâ} sındırdığımız Nemse atlılarına girdik, hamd-i Hudâ niçe yüz kâfirlerin ömürlerine girdik.
EÇS VI 103b
Ammâ küffâr-ı hâksâr bu kerre bizi ortaya alup ardımızdan Nemse atlısı, şimâlimizden Çeh ve Leh ve İsfaç ve Nemse piyâdesi, önümüzden Fargaçi keferesi ve solumuzdan Macar-ı füccâr katanası cümle küffâr bizi ortaya alup yaka yakaya keşâkeş ceng [ü] cidâl ederken ne çâre nâçâr Âdem oğlanları atdan cândan ayrıldıklarından mâ‘adâ atlarda ve kendülerinde dermân yok ve bu kadar imdâdı gelmiş kâfire bizim gibi yorgun ve durgun ve argın ve dargın asker yer götürmez küffâra cevâb veremeyeceğimiz "Kırım kadısı bile bilir" deyüp herkes gönüllü gönülsüz cenge bî-çeng âheng etdiklerin küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr görüp dahi ziyâde şîrînleyüp bî-bâk ü bî-pervâ üzerimize hücûm ederken ibtidâ mehterhâne tâ’ifemiz cenge girmeyüp yan verdiler.
EÇS VI 103b
Ve ağavâtlar da küme küme olup batiyyü'l-harekelik edince hemân küffâr topların çeküp cümle bir yerden hınzîr gibi sürüp sâ‘ika-vâr gürleyüp gelince herkes cân bâzârına düşüp firâren an tevâlîyi'l-kesürât ve'l-fecürât deyüp bi'z-zarûrî gerü Tuna kenârında olan ordumuza firâr ederken cümle piyâde garîb sekbânlarımız bırağup kaçarken "Bire gidi avretler bizi yayan bırağup kanda kaçarsız" dediklerinde hemân Paşa üç yüz kadar âdem ile kalup el-hükmülillâh deyüp hakîr dahi Paşa ile kaldım.