EÇS VI 103b–104a
Kâfirler bizi gördüler kim bunlar bir alay yayan âdemlerdir. "Her kaçan olsa bunlar bu sahrâda bizimdir" deyü küffâr-ı hâksâr deyyâr bize bakmayup Firârî tahallus eden askerlerimiz kovarak ölüleri 104a dirilerine binerek gitdiler, ammâ küffârın yayanları kalup bu kerre birkaç top ile bizim yayanları döğmeğe sataşdılar.
EÇS VI 104a
Hemân fakîr yayanlarımız cümle yedi kat olup arka arkaya verüp kâfirin piyâdesiyle kurşumlaşmağa başladılar. Biz dahi cümle dörd yüz kadar atlı ancak kaldık.
EÇS VI 104a
Piyâdelerimizden yine hayli âdem şehâdet şerbetin nûş edince hemân cümle bâkî kalan piyâdelerimiz etek der-miyân edüp ceyrân gibi sekerek ve kuş gibi uçarak kaçmada, biz dahi anların akîbince paşa ile at başı berâber kaçarken ordumuza karîb geldikde piyâdelerimizi bırağup "Kuskuna kuvvet kamçıya bereket" deyüp kıç topların atarak ba‘zı tarlalarda sûret dârûları suratlarımıza urarak ve piyâdeler kaçdığımıza "Bizi bırakman" deyü cümlesi haykırarak, bizler ise cân havliyle hayme vü hargâhlarımıza cân atup kaçarak, küffâr-ı hâksâr dahi akîbimizce bizi kovarak tâ çadırlarımız içre kâfirin yüğrük atlısı girüp niçe çadırların tınâbların kesüp niçe karakullukçu fakîrlerin kellelerin kesüp ordumuzu zabt eder şeklinde oldular, ammâ dahi gerü gerideki askerinin gelmelerine muntazırlar idi ve yine durmayup çadırlar içinde ceng ederlerdi.
EÇS VI 104a
Çünki hakîr bu hâl-i ahvâl-i pür-melâli gördüm, hemân çadırıma gelmeyüp yanımda ne hidmetkâr ve ne refîk-i ber-karâr var, cümle cân bâzârına düşmüş bir alay inhizâmdan firâr etmiş âdemler ile Tuna kenârına gelüp hemân atdan enüp atın zîr-i zeber tengin berk edüp atımın yelesini halka gibi düğümleyüp yine atıma süvâr olup Tatar ile suları yıldırdığımız gibi nehr-i azîm Tuna'yı yıldırmağa hâzır-bâş oldum, ammâ henüz gerüden küffârın dahi büyük alayları gelmedi.
EÇS VI 104a
"Görelim ahvâl-i pür-melâl neye müncer olur" deyü Tuna kenârında niçe bin âdem irkilüp cem‘ olmada idik, ammâ hikmet-i Hudâ-yı Bârî yârî kılup biz gerüde küffâr-ı hâksâr ile germâ-germ ceng [ü] savaş-ı perhâşda iken nehr-i Tuna üzre cisr-i azîm cümle tetimmâtıyla tamâm olmuş ve niçe beğlerbeğiler beri tarafa geçmiş ve henüz cisir üzre âdem deryâsı gürûh gürûh akup fermân-ı vezîr ile beri bizim cânibe geçmede.
EÇS VI 104a
Meğer biz dahi meydân-ı ma‘rekeden kaça kaça Tuna kenârında karâr etdikde gördük, Yûsuf Paşa ve Kaplan Paşa ve dahi Kıbleli Paşa kollarına gelmişiz. Anları gördükde cânımız yerine gelüp sehel tâze cân bulup anlar bize niçe gûne tesellî-i hâtır verirlerdi.
EÇS VI 104a
Der-tahkîk-i netîce-i âkıbet-i kâr-ı gazâ-yı ekber sahrâ-yı Ciğerdelen
EÇS VI 104a
"İzâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehû" mazmûnu üzre kaçan kim Cenâb-ı Kibriyâ bir kulunun işini âsân etmek murâd edinse ibtidâ anın esbâbını halk eder. Çünkim Gâzî İbrâhîm Paşa yalnız başıyla altı bin aded yiğitleriyle germâ-germ beş sâ‘at-ı nücûmî otuz yedi bin kâfirle ceng-i azîmler edüp nîm sâ‘at yerde Âl-i Osmân askerinden bir imdâd gelmediğinden âhirü'l-emr münhezimen firâr edüp Tuna kenârına gelüp cümlemiz nehr-i Tuna'ya urup gark-ı âb olmağı irtikâb edüp hemân kendümüzü Tuna'ya uracak mahalde küffâr-ı hâksârın gerüden cümle küme askeri yedi koldan alayların dizüp haçlı bayrakların açarak erganon ve torompete ve luturyanî boruların çalarak sâf sâf olup ordu-yı İslâma yakın geldikde cümle küffâr bir kerreden at bırağup "Yajuj ve Yajuj" deyü yıldırım gibi şakıyup gelirlerken Cenâb-ı Kibriyâ'nın ihsânı olup Âl-i Osmân'ı mansûr u muzaffer etmek murâd edinüp esbâbını bu yüzden halk etdi kim mukaddemâ beri tarafa geçen Serdâr Ali Paşa'nın ve Gürcî Mehemmed Paşa'nın ve sâ’ir vüzerâ ve vükelâların cümle katâr katırlarını zîller ve ardalaları ve çanları ve çınkıraklarıyla donadup cümle katârı çayıra çıkarmışlar.
EÇS VI 104a
Ve cümle Âl-i Osmân develeri ki her biri ucbe hey’et havudları ve hatabları ve zîlpûş ve sağrıpûş ve bin-burc ardala çanlarıyla sahrâ-yı Ciğerdelen'de bu kadar bin katâr katır ve develer bu kadar bin sârbân ve harbendeleriyle çemenzâr [u] lâle-izârda serserî otlayup gezerken hemân küffâr yıldırım gibi seğirdüp top ve tüfengler atup gelirken hemân küffârın top güllesin yemiş ve niçe bin kurşum zahmın görmüş ve kâfirin sadâsın işitmiş bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ at ve katır ve acûbe-hey’et develer gerdânların kec edüp esirerek bu sahrâ içre pârekende ve perîşân olup kâfirin askeri içine develer yürüyüş ederler.
EÇS VI 104a–104b
Bu kerre Cenâb-ı Allâh'ın ihsânını gör. Hemân ki küffârın altındaki atları müddet-i ömürlerinde 104b çanlı ve çınkıraklı katâr katır develer görmüş değiller ve kâfirler dahi hem-çünân bu makûle hayvânât görmüş değiller, hemân kâfirin altındaki atlar yıldırım gibi şakıyup gelirken hemân develeri görüp kâfirin cümle atları durunca üzerinde olan Halpuz kâfirler atdan tepeleri üzre yıkılup ve niçe bin kâfirler atlarından tekerlenüp ve niçe bin küffârın atları deve ve katârlardan ürküp fırradak gerüye dönüp ürken atları kankısı, ve niçe bin kâfir atları dümmin hotas-vâr edüp sahrâda gezen kaykısı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa piyâde gezen kâfirlerin kankısı, ve niçe bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng ve mızrak zahmından sahrâda gezen kankısı ve cümle develer zahm-horde olup her bir şütür ejder-i heft-ser-i dîv-i nerre-i gırrendeye dönüp tâvûsî ve arvana ve buğur ve mâya ve beserek {nâm} tüğlü develer cümlesi küffâr üzre seğirdüp vardıkça küffâr atları kaçup küffâr içre bir gırîv [ü] feryâd [ü] vâveylâ vü vâveledâ kopup gûyâ cemelullâhı ricâlü'l-gayb gördüler.
EÇS VI 104b
Bu kerre küffâr artık beri ordumuza doğru gelmeğe iktidârları olmayup,
EÇS VI 104b
"Âyâ ne işleyüp ne re’y [ü] tedbîr ile bu Türk'ü kırup cisir başın alup beri cânibe Türk'ü geçirmesek" deyü müşâvereye dururken hemân bizim İbrâhîm Paşa fakîr yine at üzre cümle askeriyle âmâde iken anı gördük, asâkir-i İslâm içinden bir ün ve bir gırîv ü feryâd kopup,
EÇS VI 104b
"Bire ümmet-i Muhammed kâfir bozuldu, ne durursuz" deyü Cenâb-ı Hak tarafından gûyâ bir sadâ çıkınca el-azametullâh ve'l-heybetülillâh evvelâ yine bizim İbrâhîm Paşa tâze cân bulup der-ceng-i evvel yine bizim asker küffâr üzre at salup sâ’ir asâkir-i İslâm azamet-i Hudâ âdem deryâsı gibi cûş u hurûşa {gelüp} Tuna üzre olan cisirden dahi âdem deryâsı beri bizim tarafımıza akup bir alay eli kan ve kılıçları kan ve sîneleri uryân ve ciğerleri püryân bir alay gâziyân mücâhidânın dillerinde Hazret-i Kur’ân cümlesinin kılıçları uryân sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî'den ve atlar ve cümle hayvânâtlar süheylinden eflâk-i tâs-ı nûlgûn kubbesi çın çın zın zın ötüp sadâ verirdi.
EÇS VI 104b
Hemân deryâ-misâl asâkir-i İslâm gürûh-ı enbûh gibi gürleyüp küffâr üzre seğirdüp anı gördük, bizim köprü başında olan asker ile kâfir leşkerinin mâbeynlerinde niçe bin deve ve katârlar sedd-i sedîd olup durur.
EÇS VI 104b
Hemân cümle gâziyân-ı sâhib-i îmân bu develeri geçüp Kadızâde İbrâhîm Paşa yine çet-a-çet cengde iken cümle gâzîler sahrâda atdan düşüp piyâde kalmış kâfirleri kıra kıra İbrâhîm Paşa imdâdına yetişdiler. Fakîr İbrâhîm Paşa'nın mürde cismine tâze cân gelüp eline yine Dımışkî topuzcuğın alup,
EÇS VI 104b
"Koman gâzîler fursat ganîmet ve nusret bizimdir" deyü cenge âheng etdiler.
EÇS VI 104b
Küffâr bu kâr [u] evgârı görüp Türk askeri henüz boşandı, hemân cemî‘i bâr [u] büngâhı ve hayme vü hargâhı ve cebehânesi ve topları ve hınto arabaların bırağup anlar dahi bizim gibi kaçmağa yüz dutup bunların ardınca âdem bahri temevvüc ve talattum ederek kova kova ve kıra kıra mukaddemâ ale's-seher ceng etdiğimiz mahalle vardıkda gördük, bizim bırakdığımız piyâdelerimizi küffâr piyâdesi yine ortaya almış, kırmak sadedinde iken piyâde küffâr bizim asâkir-i İslâm'ın geldiğin ve kendi cünûd-ı cünüblerinin cân havliyle firâr etdiklerin görünce hemân anlar dahi yayanlarımızı bırağup bir kerre yan verüp firâren an tevâlîyi'l-kesürât deyüp dağlara ve bâğlara yüz tutup firâr edüp piyâdelerimize Hazret-i Hızır gibi yetişüp halâs etdik.
EÇS VI 104b
Bizim piyâdelerimiz de hayât-ı câvidân bulup anlar dahi küffârı kovmağa başladılar. Sağ tarafımızdan dahi Sührâb Mehemmed Paşa Mar‘aş askeriyle imdâd yetişüp fi'l-hâl iki bin mikdârı küffâr-ı bed-girdâr-ı murdârı ve âlât-ı silâha müstağrak zereh-pûş, âlât-ı harbî berdûş, küffâr huyûş ve mest [ü] medhûş mel‘ûnlar dendân-ı tîğa ber-gerdân verüp yerleri dâr-ı nîrân olup niçesini Sührâb Mehemmed Paşa'nın karakullukçu hüddâmları seyishâneler üzre esbân gulâm-ı kâfirleri kıra kıra bî-dermân kaldılar.
EÇS VI 104b–105a
Ve bu mahalde niçe bin küffârı şirp-kelle ve paf-gevde etdiler. Ve niçe bin gâzîler firâr eden küffârların ardları sıra gitdiler, ammâ bu fezâdaki ma‘rekede on binden ziyâde {küffâr} birbirlerine onar onar bağlı olan Macar ve Çeh ve Leh ve İsfaç ve Korol ve Tot kâfirlerinin piyâdelerinden bu sahrâda biri cân kurtarmayup asâkir-i İslâm'ın acemi gulâmları bu piyâde kâfirleri eni konu Kassâb-ı Cömerd 105a köçekleri gibi kâfirleri başdan ve koldan ve butdan budayup kırarlardı.
EÇS VI 105a
Ve niçe bin küffârları dahi kıra kıra bu Murâdovası'nda murâdına ergirirlerdi, lâkin Vezîria‘zam küffârın kesret ü vefretinden havf edüp Karaman Vezîri Çavuşzâde Mehemmed Paşa'yı ve Seydî Ahmed Paşazâde Mehemmed Paşa'yı ve Kanbur Mustafâ Paşa'yı ve Ohri ve Elbasan ve İskenderiyye beğlerin ve on oda yeniçeri ile samsoncubaşıyı beri ceng tarafına köprüden geçirüp Süleymân Hân taburunda Kadızâde İbrâhîm Paşa ordusu içre konup pür-silâh meterislerde âmâde durdular. Bu kerre hayr-hâh-ı devlet olanlar Sadrıa‘zama derler kim,
EÇS VI 105a
"Sultânım karşu tarafa eyi asâkir-i İslâm'ın yarar ve nâmdâr ve güzîdelerin karşu tarafa geçirdiniz. Beri bizim tarafımızda ve sancağ-ı Resûlullâh dibinde ve sizin hidmet-i şerîfinizde cüyûş-ı müslimîn az kaldı ve hâlâ cisirden âdem deryâsı karşu tarafa akup gitmededirler. İhtimâldir mel‘ûn küffâr bir hîle ile karşu tarafda böyle bir asker gösterüp ve bir ma‘rekegîrlik edüp ba‘dehu firâr edüp karşu askerimizi kemîngâhlara çeke. Karşu tarafda şimden gerü küffârı kovmasınlar, zîrâ düşmanı çok kovdukça düşman yarar olur. Ve ihtimâldir bu asker-i İslâm karşu tarafa sökün edince ihtimâldir bu taraf boş kalacağın düşman bilüp bu tarafı Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu ve niçe banlar ve niçe hersek ve segler bu tarafa gelüp bir rahne vereler.
EÇS VI 105a
"Hemân tedbîr oldur kim karşuya geçen asker şimden gerü yetişir. Hemân sultânım ocak ağaları köprü başın zabt u rabt edüp öte tarafdan beriye baş ve dil ile ve sâ’ir hidmet ile geçenleri beri geçirsinler, ammâ Allâhümme âfinâ karşu tarafda yine bir inhizâm olursa firâr eden askeri geçirmesinler ve cümlesin vursunlar ve el kaldıranları kırsınlar" dediklerinde hemân
EÇS VI 105a
Sadrıa‘zam Köpürlüzâde Fâzıl Ahmed Paşa eydir: "Vallâhi Hacızâde aceb ihtimâlcisin. ‘Şu şöyle olunca, şöyle böyle olur’ dedin, ammâ yine akla mülâyim âkıbet-endîş müşâvereleridir" dedikde hemân
EÇS VI 105a
Kazancızâde Çelebi "Belî efendim, hemân cisir başın zabt etsinler. İnşâallâh karşu tarafda asâkir-i İslâm mansûr [u] muzafferdir" dediğinde hemân yeniçeri ocağında Muhzırbaşı Abdi Ağa'yı cümle odası neferâtlarıyla cisir başına ta‘yîn olunup Sadrıa‘zam tarafından bir piyâde âdem bile karşu tarafımıza geçmeğe kâdir değiller idi
EÇS VI 105a
Ammâ hamd-i Hudâ beri bizim tarafımızdaki sahrâ-yı Ciğerdelen ve deşt-i Murâd mâl-â-mâl âdem deryâsı gibi temevvüc edüp hâmûn-ı Ciğerdelen tâ Lara bayırlarına ve Lak dağları bâğlarına varınca leb-ber-leb benî Âdem olup gûyâ meydân-ı Arafât olup cümle cündullâh ile bu tîh-i çemenzâr temevvüc {edüp} Bahr-i Ummân-vâr çalkandı. Ve her koldan alaylar sâf sâf bağlandı.Ve cümle küffâr bu hâli görüp Ciğerdelen vâdîsinde ciğerleri dâğlandı. Ve tarfetü'l-ayn içre üç bin aded küffârın dest [ü] pâları bağlandı. Ve bizim Kadızâde İbrâhîm Paşalının pür-hûn olmuş yürekleri yağlandı. Ve hamd-i Hudâ mecrûh olan yiğitlerimizin zahmları sağlandı.
EÇS VI 105a
Andan cümle küffâr sahrâ ortasında cem‘ olup "Yine bir arbedecik edem" deyü Fargaçi Kral-ı dâl-i bed-fi‘âl var kuvvetin bâzû-yı bî-kuvvetine getirüp bir hayli âteş-feşânlık edem zann etdi. Gördü kim asker-i bî-şümâr bir ân karâr etmeyüp eyle gelir kim bu gelişden kendülere halâs yokdur. Hemân bir kerre şapkaların başlarından çıkarup,
EÇS VI 105a
"Bire meded sana sığındık yâ Îsâ tut bizi" deyü baş açup ricâ eylediler.
EÇS VI 105a
Hazret-i Îsâ dahi ricâların kabûl edüp ve ricâlü'l-gayb dahi imdâd edüp cümle kâfirleri ricâları üzre tutup asâkir-i İslâma kelle ve paçaların ve niçe kapudanlar ve goroflar ve banlar ve herseklerin askere teslîm etdiler.
EÇS VI 105a
Azametullâh bu ânda cümle cünûd-ı müslimîn ü mü’minîn elleri ve kolları ve cümle esvâbları la‘l-gûn kan revân olup her bir gâziyân-ı dilâverân serbâzânlar Kassâb-ı Cömerd köçeklerine döndüler, ammâ küffâr kırmadan dahi bî-tâb u bî-mecâl kaldılar. Ammâ henüz bizim yayan gâzîlerimiz yayan küffârları kırmadan intikâm aldılar. Ve ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenem oldular ve cümlesi hamd ü senâ edüp tâze cân buldular. Ammâ münhezim olan küffârı dinç atlı olan gâzîlerimiz kova kıra Uyvar'a karîb tâ Patka gölü batağı ve hanâzîr ve Mujik yatağı nâm mahalle dek yüz dutup firâr etdiler.
EÇS VI 105a–105b
Bu mahalde dahi niçe yüz kâfirleri birer gûne yüzden dutdular ve niçesini bu batakda hınzîr gibi depelediler ve üç binini kayd-ı bend ile Sadrıa‘zama götürdüler. 105b Hemân ol ân Sadrıa‘zam amân u zamân vermeyüp otak önünde işlerin cellâdlar bitirdiler.
EÇS VI 105b
Ve dendân-ı tîğdan halâs olanları tâ kal‘a-i Uyvar kapusuna dek kovdular ve kovduklarına yetdiler. Tâ Uyvar'ın handakı kenârında niçe yüz kâfirleri gözetdiler ve fi'l-hâl niçesin kelle paça etdiler.
EÇS VI 105b
Ammâ asâkir-i İslâm kol kol birer cânibe mâl-ı ganâ’ime pârekende ve perîşân olıcak Fargaçi nâm kralın cümle mâl-ı hazâ’ini ve cümle cebehânesi ve bârhânesi ve topları Lak dağı dibinde kalup meğer mel‘ûn Fargaçi la‘în altı bin kadar güzîde atlı ve yayanlar ile mahall-i inhizâmda sarp dağlara girüp kemîngâhlarda pinhân olmuş.
EÇS VI 105b
Çünki asâkir-i İslâmdan meydân-ı ma‘rekeyi hâlî görüp "Mâl cândandır" deyüp hemân altı bin kadar güzîde kâfir ile dağdan tomuz topu olup çıkup hazîne zabtına me’mûr olanlarla cenge âheng etdiklerinde asâkir-i İslâm'ın geride kalanları bu hâli görüp,
EÇS VI 105b
"Bire dağdan kâfir çıkdı" deyüp on bin kadar guzât-ı müslimîn bu Nemse kâfiriyle germâ-germ yine savaşa başlarlar.
EÇS VI 105b
Ammâ Fargaç-i la‘în kuvvetiyle bu kadar "Benem, diğer nîst!" diyen kâfirler birbirlerine piyâdeleri zincîrler ile tirkeşmişler ve yek-dil [ü] yek-cihet olu[p] berkeşmişler. Ve cümlesi âhen-pûş olmuşlar ve her biri murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalmışlar, zîrâ her bir kâfirin elinde ve yeninde ve kolunda ve yakasında ve belinde beşer ve onar aded çarhlı küçücük tüfengleri var idi.
EÇS VI 105b
Ve bu mel‘ûnlar mukaddemâ bizi bozanlar idi. Bizim dahi bu mel‘ûnlara dâğ-ı derûnlarımız var idi. "Bu mel‘ûnlardan dâğ-ı derûnumuz def‘ içün vücûdların sahîfe-i rûzgârdan kaldıralım" deyü bir iki kerre hücûmlar edüp kâfiri hazîneleri yanından ayırup yine bir yanına askerimizle yan verdik.
EÇS VI 105b
Tâ ki cevânib-i erba‘aya giden asâkir-i bî-pâyân gelüp cem‘ olup tekrâr kâfire yedi koldan hücûmlar edüp bizim İbrâhîm Paşa piyâdeleri dahi kâfir piyâdeleri az kalmağile anlara sataşup birbirlerine bağlı küffâra bizim yayalar kırkar ve ellişer dirhem dalyan uzun tüfengler ile küffâra kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırırlardı. Ammâ ne tüfeng, her biri birer muşkat-misâl tüfeng-i pür-rengler, avuç saçmasıyla atdıkları zamân küffârı demet demet hâke yeksân edüp bağlı olan kâfirler birbirinin lâşe-i murdârların sürümeden ceng etmeğe başları kaygulu olup sağ kalanlar hemân gûl-beyâbânîler gibi Lara dağlarına ve Lak bâğlarına yüz dutup giderlerdi. Ve sahrâda kalan cengâver kâfirleri tüfeng ile helâk ederlerdi.
EÇS VI 105b
Ammâ bu Fargaçi küffârı cümle yedi alay idi. Belki dahi ziyâde küffâr-ı hâksâr idi. Hattâ bunları kıra kıra bin mikdârı küffâr kalınca hemân bir uğurdan "Allâh Allâh" deyüp üzerlerine at koyup dal tîğ-ı uryân âteş-tâb olunca bu kâfirleri demet demet ve ceste ceste edüp hâke saldık.
EÇS VI 105b
Ve bakıyyetü's-süyûfların beste beste der-zincîr-i esîr edüp cümle mâl-ı hazâ’inin ganâ’imleriyle guzât-ı müslimîn nehb ü gâret edüp illâ Fargaçi la‘înin hazînesi arabaların yine mukaddemâ zabt eden yeniçeri çorbacılarına teslîm etdik, ammâ bu hınto arabaların atlarına piyâde kâfirler binüp firâr etdiklerinden bu arabalar bu vâdîlerde kalmış idi.
EÇS VI 105b
Ba‘dehu cemî‘i kâfirlerin kelle paçaların cemî‘i gâziyân-ı Âl-i Osmân mızraklar üzre ârâyiş-i sinân edüp Sadrıa‘zam huzûruna hazîne arabalarıyla ve Macar toplarıyla götürmede, ammâ kâfir Fargaçi la‘în ağ yırtup peşkin atlamış la‘în ü bî-dîn olmağile kaçamak yolların bilüp dağlar ve ormanlara hınzîr gibi girüp kırk elli mikdâr kâfir ile tâ kal‘a-i Uyvar'a cân atup güc ile cân-ı habîsin kurtarup {halâs oldukda} yatmadan ve durup oturmadan,