İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VI 108b–109a
"Benim askerim kırıldı demeniz, hâlâ kal‘ada yigirmi bin ceng eri Hıristiyanlarım vardır. Beş altı günden iki kerre yüz bin askerle çârsâr-ı sâhib-i vakârım benim imdâdıma yetişir. Bu kal‘a kralındır, vermeğe kâdir değilim. İki el bir baş içündür. Başıma yazılan her ne ise gördüm, dahi ne görecek isem emir Allâh'ındır. Mara Kot'umuz 109a bize yardımcıdır" deyü Fargaçi Kapudan bu gûne cevâb-ı hezeyân söyleyüp İpşirli Mehemmed Ağa'ya bir kîse guruş verüp "Hoş geldin ve safâ gitdin" deyü yine kemendli nerdübân ile kal‘adan endirüp Sadrıa‘zama ahvâl-i bî-me’âli bildirdikde,
EÇS VI 109a
Hemân ol ân serdâr-ı sâhib-kırân Çatrapatra Ali Paşa'ya fermân gidüp Uyvar kal‘asının cânib-i erba‘asındaki deryâ-misâl suyu kesmeğe ta‘yîn olunup hemân su kesmeğe bu kadar bin kazmalı ve kürekli çıplakzâde gâzîler dal çıplak şallak ve mallak parlak ve berrâk beyâz gövdeli âdemler su kesmeğe mübâşerete gelirken kal‘a hâricinde olan cümle kefereler gördüler kim deryâ gibi su içinde bu kadar bin Türk askeri kal‘aya hücûm edüp gelir. Hemân küffâr-ı bed-girdâr bu çıplak âdemlerin bu yüzden hücûmların görüp,
EÇS VI 109a
"Türk'ün çıplak askeri böyle, yâ pür-silâh olanları nice ola" deyüp küffâr kal‘a-i Uyvar'ın cânib-i erba‘asındaki altı aded varoşları bırağup cümle kal‘aya firâr ederlerken niçesini çıplakzâdeler dutup Sadrıa‘zama dil getirüp ihsânlar aldılar.
EÇS VI 109a
Andan suyu bir cânibden kesmeğe yolların aradılar, tâ vakt-i gurûb oldu, bir cây-ı menfez bulamadılar.
EÇS VI 109a
Beğko Paşa'nın Şuran kal‘asına serdârlığın bildirir
EÇS VI 109a
Cümle guzât dahi meterise girmeden Uyvar'ın cânib-i şimâlinde 3 sâ‘at karîb nehr-i Nitre kenârında Şuran nâm palanka kâfirleri asâkir-i İslâm'ın ota otluğa giden huddâmlara rahne etmeden hâlî olmadıkları(n) Âsaf-ı dilîrin mesmû‘u olup ol ân Rûmeli eyâleti askeriyle Beğko Paşa'yı ta‘yîn edüp paşa-yı mezbûr zeyl-i kal‘aya varmazdan mukaddem niçe yüz küffâr dağlara firâr edüp talî‘a-i asker yetişüp kal‘ayı muhâsara ederler.
EÇS VI 109a
Beğko Paşa dahi gelüp derûn-ı hisârda olan küffâr "El-amân, ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı Beğko Paşa'ya verdiklerinde derûn-ı hisârdan ol kadar mâl-ı ganâ’im ve cebehâne ve zahâ’ir makûlesi çıkdı kim asâkir-i İslâm ordusun ganîmet etdi.
EÇS VI 109a
Ve cümle cebehâne cebecibaşıya ve cümle topları topçubaşıya teslîm edüp kal‘a içinde ancak iki yüz yigirmi yedi aded küffâr bulunup cümlesin der-zincîr edüp derûn-ı kal‘aya Ohri beğini askeriyle muhâfazacı koyup bin aded araba ile zahîre ve cebehâneler ile Beğko Paşa bir alay-ı azîm ile şâdumânlar ederek ordu-yı İslâma gelüp dâhil oldukda,
EÇS VI 109a
"Fâl-i mübârekdir, inşâallâh kal‘a-i Uğva[r] dahi feth olur" deyü cümle guzât mesrûr [u] handân oldular.
EÇS VI 109a
Beğko Paşa Sadrıa‘zamın hâk-i pâyine yüz sürdükde hidmeti mukâbelesinde bir tuğ dahi ol gün ihsân olunup cemî‘i mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve zahâ’irleri yerli yerine verdiler.
EÇS VI 109a
Ba‘dehu cümle esîr olan küffârları Defterdâr Ahmed Paşa Üstürgon kal‘asına gönderelim derken cümle küffâr eyitdiler:
EÇS VI 109a
"Devletli vezîr, bizi cümle âzâd edüp yine Şuran kal‘amızda kalup evvelki gibi yine Üstürgon kuluna öşür ve harâc verelim. İnşâallâh size Uyvar'ı feth etmenin yolun gösterelim" dediklerinde.
EÇS VI 109a
"Nice feth edersiz?" deyü su’âl etdiler. Anlar eyitdi:
EÇS VI 109a
"Nitekim bu kal‘a altında bu su vardır, siz bu kal‘ayı feth etmek değil yanına varamazsız. Bu suyu cümle biz etdik ve biz yolların biliriz ve yine biz keselim, cümle sahrâ kuru olsun. Andan iş görüp kal‘ayı feth edin" dediklerinde hemân sadr-ı âlîcâh bu kâfirlere hâh-nâ-hâh amân verüp cümlesin kasem billâh ile âzâd edüp cemî‘i kefereleri Çatrapatra Ali Paşa'ya teslîm olunup ol gece cümle küffâr ile Ali Paşa yine çıplak ve şallak mallak askeriyle gidüp nısfu'l-leylde bir sâ‘ıka ve bir gürüldü sâika istimâ‘ oldu kim cümle guzât şeb-hûn olup küffâr basdı zann etdiler.
EÇS VI 109a
Tâ vakt-i fecr ki oldu, sahrâ-yı Uyvar'da bir katre sudan nâm [u] nişân kalmayup cümle guzât hamd ü senâ etdiler. Ammâ hakîkatü'l-hâl suyu kesmeğe cümle asker âciz-mândeler idi. Eğer su kesilmese kal‘a dibine varmağa kudret olmazdı.
EÇS VI 109a
Bu kefere-i kâtı‘u'l-mâlara hadden efzûn ihsân [u] in‘âmlar edüp bu kefereler erden olup dahi niçe gûne eşyâlar peydâ eyleyüp hidmetler ederlerdi.
EÇS VI 109a
Cümleden biri kırk elli dâne yekpâre ağaçlardan çırnık kayıkları getirüp "Bunlar handak suyun kesmeğe ve Litre nehri üzr[e] karşu tarafa gidüp gelmeğe lâzımdır" deyü elli pâre kayıklar getirdiler. Ve üç yüz kadar çam direğinden nerdübânlar edüp âmâde pinhân etdiler ve niçe gûne dahi kal‘a fethine müte‘allık hiyel ü şeytanatlar etdiler.
EÇS VI 109a–109b
Bunlara Defterdâr Ahmed Paşa da müstevfâ ta‘[y]înâtların da verdiler. Bu küffârlara olunan iltifâtları 109b mukaddemâ kendü kal‘alarından firâr eden küffârlar istimâ‘ edüp anlar dahi bunlara gelüp bin mikdârı küffâr cümle re‘âyâ kayd olup pâre pâre olarak etek der-miyân hidmet edüp bunlara başka çadırlar verüp başka bir kol olup evlâd [u] iyâlleri ile hidmet ederlerdi.
EÇS VI 109b
Hikmet-i Hudâ çünki ol gece bu sahrânın deryâ-misâl suyu kalmayup vâdî-i Tîh-misâl olduğun derûn-ı hisârda mahsûr olan küffârların âkıbet-endîşleri görünce niçesinin kalbine ilhâm-ı Rabbânî gelüp ol gece kal‘adan uryân kemendlerle enüp bahr[î] gibi handak suyundan şinâverlik ederek beri tarafa geçince karavullar bunu dutup Sadrıa‘zam huzûruna gelince şehâdet parmağın kaldırup İslâm ile müşerref olup kal‘a ahvâli su’âl olundukda meğer bu âdem bir fasîhu'l-kelâm ümmü'l-ahbâr âdem imiş, hattâ kal‘anın yüzbaşısı imiş, ceng-i Ciğerdelen'de ciğeri delinmeden cân kurtarmış bir müdebbir âdem imiş. Kal‘anın ba‘zı ahvâlleri bu âdemden su’âl olundukda,
EÇS VI 109b
"Ol kal‘a-i Uyvar'ın enderûn [u] bîrûnunda kâmil kırk bin âdem askeri var idi, yigirmi bini Ciğerdelen'deki cengde kırıldı. Ancak yüz on âdem ile Fargaçi kaçup kal‘aya geldi ve kendiyle cân kurtarup kal‘aya gelenleri,
EÇS VI 109b
‘Siz Türk kılıcı yediniz, gözleriniz korkdu, kal‘aya girmeniz’ deyü cümlesin kovdu. Hâlâ şimdi kal‘ada yigirmi bin asker var. On bini Nemse ve on bin Macar askeri var. Lâkin cebehânesi ve zahîresi ve mühimmâtları ve Ciğerdelen'de kırılanların avretleri ve oğlanları gâyet çokdur. Ve çâsâr-ı bed-tebârın topal vezîri yigirmi bin asker ile gelüp kal‘aya girmek sadedinde iken Ciğerdelen altında otuz yedi bin askerin kırıldığın işidüp hemân dünkü gün boruların çalup kalkup taburuna gitdi" deyü bu yeni müselmân böyle sıhhat haberlerin Sadrıa‘zama dedikde mezbûru Muhzırbaşı Abdi Ağa'ya teslîm edüp birer kat libâs-ı müslim ihsân olundu.
EÇS VI 109b
Hikmet-i Hudâ ol gün mâh-ı Muharremü'l-harâmın yedinci Salı gün idi, sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretinden Haseki Ağa geldi. Bir semmûr kürk ve bir mücevher ve murassa‘ hançer-i zü'l-feccâm ve bir şemşîr-i samsâm ile hatt-ı şerîf gelüp dîvân-ı pâdişâhîde kırâ’at olunup Sadrıa‘zama ve gayri düstûr-ı mükerremlere hayr du‘âlar ve selâm-ı firâ[vâ]nlar olunmuş.
EÇS VI 109b
Bu mahalde kal‘a altına birez asâkir-i İslâm'dan nâmdâr yiğitler varup kal‘a varoşuna şergil olduklarında kal‘adan toksan iki pâre balyemez toplar atıldı. Hattâ henüz hatt-ı şerîf ile gelen Haseki Ağa'nın bir âdemîsinin kellesin top güllesi götürdüp hemân Sadrıa‘zam bu ân Serasker Ali Paşa ve Beğko Paşa ve sağkol ve solkol beğleri ve sâ’ir iş görmüş iş erleri ile kal‘anın cânib-i erba‘asında gezüp meterise girecek yerleri tecessüs edüp mâh-ı mezbûrda cümle yeniçeri ve topçu ve cebeci ocakları kol kol meterise girilmek fermân olundu, ammâ ne çâre gündüz meterise girmek olmaz. Geceler ise mâh-ı Muharrem'in mehtâbı mahal "Âyâ ne çâre eylesek?" deyü erbâb-ı meteris birer gûne re’y-i tedârikde iken vakt-i gurûbda ki olup kamer mâh-tâb-ı bedr-i münîr burc-ı ufukdan pertâb edüp nümâyân oldu. Ve cümle erbâb-ı meteris ka‘r-ı zemîne girmeğe âmâde oldular.
EÇS VI 109b
Hikmet-i Sun‘-ı Hudâ mâh-ı Muharrem'in on dürdüncü gecesi kâmil üç sâ‘at ve dör[d] derece ve üç dakîka hasefü'l-kamer oldu kim on hatve mikdârı ba‘îd olan bedîd aktâr nâ-bedîd olurdu. Herkes yanındaki âdemi görmeden kalup tâ bu mertebe bir leyle-i muzlim oldu kim gûyâ haşr [ü] neşrden bir nişân oldu.
EÇS VI 109b
Hemân bu mahalde cümle guzât-ı müslimîn-i erbâb-ı meteris "Bire meded fursat ganîmetdir" deyü herkes kazması ve küreği ve tüfengi ile âheste âheste ol şeb-i muzlimde kal‘a altına karîb şarampavlar önünde hemân yere çöküp,
EÇS VI 109b
"Herkes kendüye birer mezâr kazup diri dizliklerinde pâdişâh dirliğimiz vardır" deyü meteris nâmında birer kabre girüp hamd-i Hudâ bu gece karanusunda kırk oda yeniçeri ve yigirmi oda cebeci Allâhu Ta‘âlâ'ya sığınup kal‘adan küffârın aslâ haber [ü] âgâhları yok iken Uyvar'ın mağrib tarafında dörd koldan onar aded yeniçeri odaları meterise girüp evvelâ sağ tarafda kol kethudâ (---) Ağa ve dahi beri tarafda Zağarcıbaşı Arnavud İbrâhîm Ağa ve Beç kapusu önünde handak hâricinde Yassı Tabya önünde yeniçeri ağası Sâlih Paşa, anın sol tarafında Samsoncubaşı (---) Ağa, anın solunda Başçavuş (---) Ağa, bu beş aded koldan cümle gâziyân-ı yeniçeriyânlar kal‘a-i Uyvar'ın nısfın kat-ender-kat meterislerle kuşadup fi'l-hâl cümle guzât takırdı ve patırdı ve kütürdü olmadan yer altına girüp gûnâ-gûn san‘atlar ile sıçan yolları kazup cümle yeniçeriler gûyâ ka‘r-ı zemînde tahte's-serâya girdiler.
EÇS VI 109b–110a
Ba‘dehu Yörükân-ı top-keşânlar kırk altı 110a pâre balyemez topları keşân-ber-keşân götürdüler ve derhâl meterislerde yerlü yerine her topları kodular, ammâ bu mahalde top-keşân Etrâklerinin ve topların salyasına me’mûr toprak sipâhîlerinin feryâd u fiğân ve ca‘ca‘ların kal‘a-i Uyvar'dan küffâr işidüp bildi kim kal‘a altına Türk askeri geliyor. El-azametullâh derûn-ı kal‘ada küffâr kuduz it gibi kudurup tâ sabâha dek iki binden mütecâviz toplar atup kal‘a-i Uyvar murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd ve Âd [u] Semûd nârı içinde kalup aslâ ârâm etmeyüp ale'l-ittisâl tâ vakt-i sehere dek toplar ve kumbaralar ve havân taşları atardı. Ammâ guzât-ı müslimîn,
EÇS VI 110a
"Ay dutulmuşdur, fursat ganîmetdir" deyü Uyvar'ın cânib-i erba‘asındaki altı aded bâğ-ı İremden nişân verir ma‘mûr u âbâdân varoş-ı müzeyyeneleri âteşe urup âteş-i sûzân evc-i âsumâna urûc edüp rûy-ı zemînde bir sûz[â]n nümâyân idi.
EÇS VI 110a
Ale's-sabâh anı gördük, kal‘a-i Uyvar'ın cânib [ü] etrâfında İremistân ve amâristândan bir âsâr-ı binâ aslâ ve kat‘â kalmayup kal‘a-i Uyvar beyâz dürr-i şehvâr-vâr meydân-ı mahabbetde kaldı. Küffâr-ı dûzah-karâr henüz bildi kim cây-ı menâsları elden gidüp yerleri dârü'l-bevâr ola.
EÇS VI 110a
Hemân mel‘ûn küffâr "Her çi bâdâ-bâd" deyüp var kuvvetlerin bâzûya getirüp diyâr-ı deyrlerinde durmayup leylen ve nehâr aslâ ârâm etmeyüp asâkir-i İslâma göz açdırmayup top ve kumbara ve tüfeng ve muşkat atmadan hâlî olmadı. Ammâ hamd-i Hudâ ancak ol gece yedi âdem şehîd oldu. Ve ol gün Gürcî Mehemmed Paşa kolundan on beş aded kelleler geldi.
EÇS VI 110a
Ve yine ol gün ba‘zı vüzerâlara yeniçerilerinin meterisleri ardlarında meterislere girmek fermân olundu. Ve cümle altı aded bölük sipâhîlerine esb-süvâr olup kanûn-ı pâdişâhî üzre yeniçerilerinin meterisleri enselerinde kafâdâr olup âmâde durmak fermân olundu.
EÇS VI 110a
Ve mâh-ı Muharrem'in on sekizinci günü Serasker Ali Paşa cümle Bosna eyâleti askeriyle ve iki bin aded piyâde sekbânlarıyla alâ melei'n-nâs Zağarcıbaşı İbrâhîm Ağa kolu ardında meterise girdi.
EÇS VI 110a
Ve Sadrıa‘zam ve Beğko Paşa Rûmeli gâzîleriyle yeniçeri ağası kolundan Beç kapusu tarafında kat-ender-kat kilt-â-kilt meterislere girdiler.
EÇS VI 110a
Andan Kıbleli Paşa bin aded güzîde sekbânları ve tevâbi‘leriyle samsoncubaşı kolu ardında meterise girdi.
EÇS VI 110a
Andan Anadolu eyâleti gâzîleriyle Yûsuf Paşa bin beş yüz sekbânlarıyla başçavuşun kolunda meterislendiler.
EÇS VI 110a
Mezkûr vüzerâlar meterislere girirken kazma ve kürek takırdısı ve patırdısın küffâr istimâ‘ edüp küffâr-ı sâhib-i nâr bunlara ol kadar top-ı zûnnâr urdu kim hisâbın Allâhu Settâr bilür.
EÇS VI 110a
Hemân bizim tarafdan dahi ibtidâ beş koldan yigirmi beşer pâre balyemez topun yigirmişer vukiyye gelir güllelerin Bism-i İlâh ile atmağa mübâşeret edince bi-emrillâhi Ta‘âlâ kal‘a-i Uyvar'ın ol sedd-i İskender-vâr dîvâr-ı üstüvârının her tarafları sokak sokak rahnedâr olmağa başlayup derûn-ı kal‘ada sarâyları ve düyûrlar ve çanhâneler darabât-ı top-ı kûpdan münhedim oldukça derûn-ı kal‘a gür gür gürleyüp şakırdı şaka avâzesi arâka çıkardı.
EÇS VI 110a
Ammâ ceng-i azîmin kesret ü vefreti ve şiddeti vezîria‘zam kolunda handakın yeri yüzünde Yassı Tabya nâm bir mel‘ûn-ı benâmda beş bin kadar küffâr-ı dûzah-karâr kapanup neberd-i azîm ol tabyada idi, zîrâ bu tabya-i mel‘ûn handak hâricinde bir alçak yerde olup sarp Macar tüfenglileri olmağile bizim meterislerimizde bir merd-i âferîde baş gösterüp kâfirden bir baş almağa kâdir olmayup subh u mesâ mesâfe-i ba‘îdeden tüfengleşirlerdi, zîrâ ıhrâk olan varoşlardan içeri kal‘anın handak ve kenârları ve bu mezkûr Yassı Tabya başka kal‘a-misâl handakları etrâfı çet-a-çet beşer ve altışar kat kalın direklerden parmaklık sık ormanlık gibi kat-ender-kat şarampavlar edüp bu kadar bin küffâr bu parmaklıkların ardlarında meterislenüp leyle'l-işâ ceng [ü] cidâl olup dahi bir şarampav dîvârı alınmadı.
EÇS VI 110a
Hemân Sadrıa‘zam bir gece fermân edüp kal‘a etrâfında olan şarampav parmaklıkların toplar içre gülle makaslar ve zincîrler doldurup cemî‘i toplara bir fitilden âteşler edince cemî‘i şarampavları sokak sokak söküp cümle guzât-ı müslimîn şarampavların şerrinden emîn olup cümle guzât şarampav direkleri taşıyup orduyu ağaç bâzârına döndürdüler.
EÇS VI 110a
Bu kerre cümle kâfirin handak kenârlarında siper-i la‘netleri kalmayup kimisi Yassı Tabyalarına girdi, niçesi kayıklara binüp handak deryâsın geçüp kal‘aya girdi.