EÇS VI 110a–110b
Ba‘de'l-yevm cümle gâziyân-ı Âl-i Osmân gün be-gün meterisler değişdirerek gitdikçe kal‘aya yakın gelerek şeb [ü] rûz savaş-ı perhâş ederek Yassı Tabya nâm sedd-i se[dî]din handakı kenârına gelindi. Ammâ yine tarafeynden atılan top u tüfengin hisâbın 110b Hudâ-yı müte‘âl bilirdi. Ve cümle cüyûş-ı muvahhidîn gece ve gündüz toz ve toprak ve top tütünü zulmeti içinde kalırdı.
EÇS VI 110b
Andan mâh-ı Muharrem'in yigirmisinde Kaplan Paşa'ya kal‘anın maşrık tarafında Komaran kapusunda meterise girilmek içün fermân olundu, zîrâ ol tarafdan Litre nehriyle kayıklar içre küffârın kal‘aya imdâdı geldiği istimâ‘ olunup ol tarafa Kaplan Paşa ve Adana Paşası Ali Paşa {dahi} me’mûr oldular ve ol gece meterisleri ma‘mûr etdiler.
EÇS VI 110b
Ve beş aded balyemez top ve on aded şâhî top ve bir oda topçu ve bir oda cebeci verdiler. Anlar dahi ol tarafdan kal‘ayı döğmeğe başladılar, lâkin Kaplan Paşa topları kal‘anın dîvârların silüp ba‘dehu dîvârdan seküp beri tarafda bizim büyük orduda niçe âdem ve at ve katır ve develer helâk etdiğin Sadrıa‘zama bildirdiklerinde Kaplan Paşa'ya fermân olup kal‘anın sîne-i pür-kînesine gülle urmağa başlayup öte tarafda asâkir-i İslâm emîn oldu.
EÇS VI 110b
Ba‘dehu yine Kaplan Paşa koluna Aydın ve Saruhan sancaklarının Tire ve Mağnisa şehirlerinin cümle gâzîleri ile yigirmi bin aded güzîde asker-i İslâm kal‘a altından azharun mine'ş-şems Litre nehrin ubûr edüp kal‘anın maşrık cânibinde kiremithâneler dibinde kal‘anın topları altında alâ melei'n-nâs meterislerin kurup Komaran kapusun döğmeğe mübâşeret etdiler.
EÇS VI 110b
Andan kal‘anın cenûbîsi cânibindeki kiremithâne tarafından Budin vezîri Hüseyin Paşa Budin eyâletiyle beş pâre top-ı kal‘a-kûp {ile} ve cebeci ve topçularla meterise girmek fermân olundu.
EÇS VI 110b
[Ve] dahi kal‘anın taraf-ı garbîsine Komaran kal‘asına gidecek yol üzre nehr-i Litre kenârında velî-ni‘metimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa'nın Bolu sancağı askeri ve kendi tevâbi‘iyle cümle altı bin aded güzîde asker ile muhâfazaya ta‘yîn olunduk.
EÇS VI 110b
Hamd-i Hudâ meterise girmek fermân olunmadı, ammâ Hak belâ versin gece ve gündüz top serpindisinden ve top güllesinden ve muşkat ve zarbuzan topları zarbından bir ân âsûde emn [ü] amân duramayup âhirü'l-emr çadırlarımız içinde handaklar kazup sağlığımızda kabr-i azîme ve çâh-ı cahîme girüp şeb [ü] rûz azâb-ı cahîm çekerdik.
EÇS VI 110b
Hattâ bir dâne ağanın bir haymesi sağ kalmayup pâre pâre ve nîme nîme olup cümle çadırlarımız Hindî Baba hırkalarına döndü. Ne çâre herkese böyle fermân-ı vezîr olundu.
EÇS VI 110b
Andan kal‘anın mağrib semtine Gürcî Mehemmed Paşa eyâlet-i Haleb ile ta‘yîn olundu.
EÇS VI 110b
Ve dahi şimâl tarafına Mar‘ayş eyâleti askeriyle Sührâb Mehemmed Paşa me’mûr oldu.
EÇS VI 110b
Ve dahi Sivas eyâletiyle Fâtıma Sultân dâmâdı Sıska Ken‘ân Paşa ta‘yîn olundu.
EÇS VI 110b
Ve bu vüzerâlardan mâ‘adâ yüz yetmiş altı aded sancakbeğleri kol kol sahrâ-yı Uğvar'ın cânib-i erba‘asına karavullar beklemeğe ve ota ve otluğa giden at ve oğlanların ve karakullukçuların hıfz [u] hırâset etmeğe me’mûr oldular.
EÇS VI 110b
Ammâ Sadrıa‘zam, Kırım hânı Mehemmed Giray Hân'ın bu ana dek sancağ-ı Resûlullâh dibine ve asâkir-i İslâm'ın imdâdına gelmediğinden ve Erdel kralı ve Eflak ve Boğdan banlarının gelmediklerinden dahi gâyet muğber-hâtır ve müte’ellim olup "Âh Tatar Hân!" deyü sîne-i pür-kînesi husrevânî küp gibi güm güm öterdi.
EÇS VI 110b
Âhir-i kâr Dobrucalı Kurd Paşa'yı ve Elem Şâh Beğ'i ve Babadağlı Hacıkey Paşa oğlunu ve Bolulu Kınalıoğlunu ve niçe iş görmüş baş almış ve peşkin sıçramış gâzîleri yedi kol edüp her kola beşer bin câna başa kalmaz yiğitler ta‘yîn olunup cümle otuz beş bin asker yedi kola "Niyyetü'l-gazâ" deyüp cânib-i garbda Alaman diyârlarında kal‘a-i Beç ve Prak ve Lonçat ve şehr-i Ropart ve vilâyet-i Holandiyye ve vilâyet-i Filimenk'de şehr-i Amıstırdam'a ve İsizinye şehrine ve vilâyet-i Prandeburunk şehrine ve'l-hâsıl Alaman denizi kenârına ve nehr-i Vo kenârına varınca bu gâzîler urup yakup yıkmak fermân olunup du‘â vü senâ ile ordudan ayrılup gitdiler.
EÇS VI 110b
Ammâ hakîr bile gitmediğime hayli te’essüf çekdim, lâkin kal‘a-i Uyvar fethin dahi bırağup gitmeği nâmûs edüp yine kal‘a-i Uyvar'ın muhâsarası ahvâllerine mukayyed oldum.
EÇS VI 110b
Ve'l-hâsıl vezîr-i hüsn-i tedbîr bu tertîb üzre nezâketle cemî‘i diyârlara çeteye gönderüp gâret etdirmek bahânesiyle kal‘a-i Uyvar'ın cümle etrâflarına pâsbânlar gönderüp,
EÇS VI 110b
"Eğer kal‘aya bir imdâd gelirse gârete gidenler râst gelüp yâ ceng edeler ve yâhûd ‘Kâfir geliyor’ deyü haber edeler".
EÇS VI 110b–111a
Bu üslûb üzre mülâhaza-i dûrbîn-fikir edüp her {tarafa} asker gönderüp kendüler bî-bâk ü bî-pervâ kal‘ayı henüz murâd [u] merâmı üzre döğmeğe başlayup ol gün tokuz koldan kal‘aya bin altmış aded balyemez gülleleri uruldu. Ve cümle rûy-ı dîvârı eniş yokuş oldu ve küffârın niçe tabya topları 111a battâl oldu.
EÇS VI 111a
Hattâ kal‘adan bir balyemez top pâresi bizim ordu-yı İslâm içine düşüp üstünde celî hat ile,
EÇS VI 111a
"Sâhibü'n-nasr Süleymân Hân mimmâ ya‘melü serîr-i tahtegân-ı dergâh-ı âlî Ali Balı"
EÇS VI 111a
Hattâ bu Ali Balı nâm topçubaşı müddet-i medîd, ömründe bal yemediğinden Ali Balı'nın balı yemezün topundan galat-ı meşhûr olup balyemez topu derler, meşhûrdur. Hattâ yigirmi vukiyye gülle atan toplara balyemez derler.
EÇS VI 111a
Otuz vukiyye gülle atana lankoz derler, kırk vukiyye atana zâlim derler ve elli vukiyye atana kıran ve altmış vukiyye demir gülleler atana sademât derler.
EÇS VI 111a
Devlet-i Âl-i Osmân'da altmış vukiyye top güllesi atar toplar Sultân Bâyezîd-i Velî asrında dökülüp kal‘a-i Akkirmân döğülüp hâlâ ol iki aded toplar Akkirmân'ın kapusu arasında âmâde durur. Ve bir altmış vukiyye demir gülle atar Süleymân Hân topu kal‘a-i Ösek'dedir, birisi nehr-i Dırava'dadır.
EÇS VI 111a
Gayri âdem sığar ve taş atar toplara şayka derler, bunlar arabaya binmezler ve seferlere gitmezler. Hemân kızaklar üzre kal‘alarda dururlar. Bu gûne toplara rûy-ı zemînde bir pâdişâh-ı cem-cenâb mâlik olmamışdır. İllâ Âl-i Osmân pâdişâhları mâlik olmuşdur.
EÇS VI 111a
Ammâ ez-în-cânib kal‘a-i Uyvar'ı döğdüğümüz Ali Balı ve karakatır ve çultutmaz ve balyemez ve ağzıkırık ve semiz top ve kundakkıran, bu mezkûr toplar cümle yigirmişer vukiyye idi, birer ay atıla atıla kâmil otuzar vukiyye gelür oldu, zîrâ ağızları ve falyaları bollandı, zîrâ Âl-i Osmân'ın bârûdu yaşdır, bârûdcuları kallâşdır, ammâ Mısır'ın ve Bağdâd'ın bârûdları cümleden başdır.
EÇS VI 111a
Ba‘dehu bu mezkûr toplar ile kal‘a-i Uyvar handakı hâricindeki Yassı Tabya'dan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ zîr-i zemînde küffâr mazgallarda ceng ederler.
EÇS VI 111a
Âhir-i kâr sene 1074 mâh-ı Muharrem'inin on yedinci Salı gün cümle guzât-ı müslimîne cebehâne-i pâdişâhîden kılıç ve kalkan ve ok ve yay ve tüfeng ve harba ve mızraklar verilüp yürüyüş fermân olundukda hemân cümle ümmet-i Muhammed bir kerre sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî evc-i âsumâna peyveste, vakt-i zuhrda Sadrıa‘zam kolunda yürüyüş olup ale'l-ittisâl cüyûş-ı muvahhidîn birbirlerinin akîbinden kesilmeyüp Yassı nâm tabya içine girüp kâfire eyle kılıç urdular kim Varat kal‘ası fethinde bu gûne neberd olmamışdır.
EÇS VI 111a
Hamd-i Hudâ Yassı Tabya feth olup üç yüz kelle ve yüz altmış dil alınup hakkâ ki mel‘ûn küffâr-ı füccar ol gün dilîrâne ceng [ü] cidâl etdiler, ammâ niçe küffârlar şemşîr-i bî-amândan amân u zamân bulamayacakların bilüp kendülerini cân havliyle ol fecc-i amîk handaka atdılar ve cümlesi kal‘aya varamayup gark-ı âb oldular. Niçesi de halâs olacak mahalde bizim gâzîler kurşumla urup mürd etdiler.
EÇS VI 111a
Ammâ bu ceng-i savaş-ı perhâşda kal‘adan bî-had ü bî-pâyân top u tüfeng kumbara ve fişeng ve zenberek atdılar kim azamet-i Hudâ cümle guzât-ı müslimîn âteş-i Nemrûd içinde kalup Amasiyye beği ve alaybeğisi ve niçe Amasiyye çerisi ve İzvornikli Kara Beğ ve kırk yiğit dahi dest-i Hamza'dan peymâne-i eceli nûş edüp serhoş olup vâdî-i hâmûşânda hâmûş-bâş küştegîr-i savaş olup yatdılar.
EÇS VI 111a
Ve cümle yüz beş aded gâzîlerimiz mecrûh olup ellişer guruş ihsânlar olup cerrâhlara teslîm edüp cerâhatları tımara başladılar. Ve amel-mânde olanlara rağbet edüp tekâ‘üd nân-pâreleri ihsân olundu.
EÇS VI 111a
El-hâsıl bu kal‘a cenginde böyle bir neberd râygân olmamışdır.
EÇS VI 111a
Andan cümle asâkir-i İslâm'ın serdengeçdileri bu feth olunan Yassı Tabya'yı cây-ı penâh edinüp cümle balyemez mücellâ topların ahz [u] kabz edüp kendi topların yine kendi kal‘alarına çevirüp kal‘aya ol kadar top urulmağa başlandı kim kal‘ada mahsûr olan keferelerin amânı kesildi.
EÇS VI 111a
Andan kal‘a handakındaki deryâ-misâl suyu kesmeğe yine Çatrapatra Ali Paşa'ya fermân olunup ol dahi mukaddemâ sahrâdaki suyu kesen Macarları fevrî başına cem‘ edüp handak suyun kesmeğe cidd [ü] cehde başladılar.
EÇS VI 111a
Küffâr Yassı Tabya'nın feth olunduğun ve cemî‘i Türk askeri handak kenârına geldiğin görünce derûn-ı sûrda {mahsûr} olan keferelerin cânları başlarına sıçrayup "Âyâ ne tedbîr edelim?" derken gördüler kim handak içre yedi sekiz pâre kayıklar top altında gezerler.
EÇS VI 111a–111b
"Hay meded vay meded bire Türk askeri bu kayıklarla kal‘aya yürüyüş eder" deyü Yassı Tabya feth olduğu gece hemân küffâr havfinden kal‘anın cevânib-i erba‘asındaki handaklar üzre kal‘adan demir zincîrli fânûslar ve demir meş‘aller ile neft ve katrânlar ve ziftli yorganlar yakup kal‘ayı çerâğân etdi kim "Türk'ün çıplak askerleri kal‘aya kayıklar ile yürüyüş etmesinler" deyü kal‘ayı âteş ile rûşen etdi. 111b
EÇS VI 111b
Ammâ kal‘aya bir vecih ile yürüyüş mümkün değil, zîrâ handak içi(ni) bir buheyre-misâl fecc-i amîk leb-ber-leb su içinde kalmış. Handakda kadırga ve kalyonlar gezse yerim dar demez ve altı aded tabya-i azîmin makas topları derdinden yanına varılmaz. Ve mazgal deliklerinde olan tüfeng-endâz Nemse kurşumu havfinden rûy-ı dîvâra bakılmaz. Yürüyüş etmek evlâ bi't-tarîk kanda kalır ve yanına yakın varanlar elbette zahmdâr olup ölür. Ve eşek sidiğiyle zağlanmış ve ağılanmış kurşumu var, bir kerre ol kurşumu tahta'l-kahve yiyen uçmağı bulur. Tâ bu mertebe kal‘a-i bî-amândır, el-iyâzu billâh. Hattâ bu mahallerde kal‘anın fethi mümted olup hakîrin zahîresi kalmayup,
EÇS VI 111b
Evvelâ Uyvar altından cânib-i garba kâfirin Litre nâm kal‘ası altına yedi sâ‘atde vardığımızda hemân hap-â-hap bir hayli küffâra bir boğaz ağzında râst gelüp hemân bir kerre "Bire gâzîler Allâh" deyüp bunlara dal sâtûr-ı Muhammedî olup amân u zamân vermeyüp girişdik. Kimisi dendân-ı tîğ-ı bî-dirîğden geçüp kimi firâr edüp anlara da yetişdik, ammâ bunlar yarar Macar-ı füccâr yunakları olmağile bir hayli ceng edüp birbirimize karışdık.
EÇS VI 111b
Âhir-i kâr anları da birer tarîk ile şikâr edüp dest ber-kafâ esîr-i bend-i zincîr edüp hamd-i Hudâ biz üç yüz kişi idik, yüz yetmiş aded kâfiri esîr etdik ve yüz kırk aded kelleleri ârâyiş-i nîze edüp gitdik. Ve yine ol gün vakt-i asırda Sadrıa‘zam huzûruna ellerimiz ve kollarımız kan, beş yiğidimiz şehîd-i bî-gümân ile huzûr-ı Âsaf'a vardığımızda,