EÇS VI 113a
Andan beş bin atlı kefere ile Hayduşak hâkimi geçdi.
EÇS VI 113a
Andan beş bin atlı ile Erdel banı ubûr etdi, ammâ cümleden mükellef ü mülebbes ve müsellah kim her birinin yeninde ve elinde ve kolunda ve belinde beşer altışar aded çarhlı kol tüfengleri ve birer dahi dalyan karabina çarhlı boylu tüfengler ile ubûr etdiler.
EÇS VI 113a
Andan sonra vilâyet-i Erdel'in yedi yüz yetmiş altı pâre kal‘aları kim vardır, anların cümle kal‘a sâhibleri mükellef ü mülebbes ubûr etdiler, ammâ cümleden mükellef kal‘a-i Sibin kapudanı ve Praşo kapudanı ve Udvarhel ve Şebeşvar ve Kolçvar ve Sekvar ve Şibevar ve Pisanvar ve Jidvar ve Siçevar ve Devevar ve Sazvar ve Vinçazvar ve Belgrad ve Antivar ve Turdar ve Şolomkovar ve Şamos Uğvar ve Kolojvar ve Şebeş Uğvar ve Köyvar ve Laboşvar ve Nagbanyavar ve Aranoş Megeşvar ve Tirepişvar ve şehr-i Potar ve Milabar ve Sakmar ve Karolvar ve Eçetvar ve Naminvar ve Kalovar ve Tokayvar ve Kış Varatvar ve Husvar ve Sekelhitvar ve Şarbatakvar ve Kalovar ve Kaşa ve dahi bu kılâ‘-ı metîne ve hasîn-i hasînelerden mâ‘adâ niçe yüz kal‘a kapudanları alay-ı Macar ile gürûh gürûh geçüp bunların cümle sancağ u bayraklarında (---) (---) (---) (---) (---) (---) tasvîri taşırlar.
EÇS VI 113a
Andan on binlerinin müsellah ve müzeyyen gök demire gark olmuş kralın kendüye mahsûs asker-i cünübleri geçüp {(...) Apopi Mihal Kıral} kendüsi şâtırları ve tüfengcileri ve mataracılarıyla ve kendisi küheylân at üzre semmûr kürk ve semmûr yeşil terpûş Macar kalpağıyla ve ardı sıra beş yüz aded semmûr kalpaklı kâküllerin perîşân etmiş mülebbes pâk ve müzeyyen mahbûb ve matlûb ve mergûb marâlî ve gazâlî gözlü güzîde millet-i Mesîhiyye cüvânları ubûr edüp akîblerince Âl-i Osmân'ın ihsân etdiği mîr-i mîrân pâyesiyle iki aded tuğ ve sancağ [u] bayraklardan sonra mehterhâne-i Âl-i Osmân ardı sıra mehterhâne-i kâfirân tabıl ve torompete ve luturyan boruların çalarak ubûr etdi. (---) (---)
EÇS VI 113a–113b
Mukaddemâ geçen Tatar Hân şehzâdesi askeri ve dahi ardı sıra cemapur askeri gibi Boğdan ve Eflak ve Erdel leşkerlerin iki İslâm askeri kanûn üzre ortaya alup alay ile getirdiler, ammâ bu mezkûr Bucak Tatarı cümle kırk yedi bin aded güzîde mükellef ü mükemmel ve zorâver ve şehbâz ve dilâver ve server-i hünerverlerdir kim Akkirmân kal‘asın Sultân Bâyezîd-i Velî {dest-i kâfirden feth etdikde} bu kırk bin aded Tatarı Eflak ve Boğdan ve Kazak ve Leh ve Maskov ve Çeh ve Macar küffârlarının böğürlerine mıh olsunlar deyü mu‘âf u müsellem edüp {Akkirmân Bucağında iskân etdirüp ol ecilden Bucak Tatarı derler. Ve} Kara Şemseddîn-i Sivasî hazretleriyle Bâyezîd Hân bu Bucak Tatarlarına hayr du‘â etmişlerdir. 113b
EÇS VI 113b
Anıniçün hâlâ Kırım Tatarlarından gani ve yarar ve müsellah zor batır yiğitlerdir ve Özü vezîrlerine tâbi‘lerdir, ammâ bunların dahi yetmiş aded ot ağaları ve atalıkları ve imirzaları var, lâkin bir sefere gitse Silistre vezîrinin bir ağası ve yalı ağası bu askere serdâr olur. Hâlâ Yalı Ağası Ahmed Ağa serdâr olup kırk bin asker cümle küffârın ardın alup bir turfa alay ile ubûr etmişlerdir kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS VI 113b
Ammâ bu mezkûr alaylar cümle Vezîria‘zam otağı önünden geçerken kal‘adan küffâr bu asâkir-i kerrârın vefretin seyr [ü] temâşâ edüp tâ sabâhdan vakt-i asra dek alayın ardı arası kesilmediğin Fargaçi Kapudan {kal‘adan} görüp sakalın yolup,
EÇS VI 113b
"Ey vay kal‘amız ve Alaman ve Ungurus diyârlarımız ba‘de'l-yevm elden gitdi" deyüp bir âh-ı ciğersûz çeker. Bu haberi kal‘adan taşra firâr edenler hikâyet eder.
EÇS VI 113b
Ba‘dehu cümle alaylar huzûr-ı vezîria‘zamdan geçüp serâperde-i Âsaf-ı Berhayâ'da ibtidâ Hânzâde Ahmed Giray Sultân dâmen-bûs edüp Sadrıa‘zam hayli i‘zâz [u] ikrâm edüp sağ tarafdaki sandaliyye üzre karâr etdi.
EÇS VI 113b
Ve dahi ardı sıra Hânzâde'yi Kırım'dan getiren Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa dâmen bûs etdi.
EÇS VI 113b
Ve andan Yalı Ağası [ve] andan Kırım mirzaları ve Şîrînli ve Mansûrlu ve bâlâda tahrîr olunan cümle boy beğleri dâmen bûs edüp bir tarafa durdular.
EÇS VI 113b
Andan Erdel Kralı Apopi Mihal Kral-ı hoş-hisâl gelüp hâk-i pây-ı vezîr-i dilîri bûs edüp bir sandeliyye üzre karâr etdi.
EÇS VI 113b
Andan Boğdan beği ve andan Eflak beği hâk-i pây-ı vezîre yüz sürüp bunlara Sadrı‘azam Hânzâde ve Tatar ağaları işitsin deyü,
EÇS VI 113b
"Bire mel‘ûnlar, niçün bu ana dek geç geldiniz? Ne kadar zamândır size fermân-ı pâdişâhî gideli ve ne kadar zamândır biz bu kal‘ayı döğeli. Hemân sizleri ve gayrileri katl etmek gerek" deyü cümleye hitâben bir sertîz cevâb-ı ıtâb-ı pür-savâb etdi kim her biri berg-i hazân gibi ditreyüp gaş oldular.
EÇS VI 113b
Andan cümle Kazak hatmanlarının yetmişi de gelüp küffâr haliçeleri bûs edüp ayak üzre Eflak ve Boğdan beğleri gibi sıraya durdular. Sadrıa‘zam yine buyurdular kim,
EÇS VI 113b
"Yâ cânım Hânzâde Çelebi, sen geleceğine baban bir umûr-dîde hân-ı âlîşân babamız idi, bu kadar kâfirler geldi, anlar niçün gelmedi. Yohsa tenezzül mü etmedi. Bu hidmet Allâh içün ve dîn-i mübîn içündür. Bunda bu kadar iş var, kendüleri bir hayırlı işde bulunurdu ve çok işler görülürdü" dedikde hemân Ahmed Giray Sultân-ı fasîhu'l-lisân buyurdular kim,
EÇS VI 113b
"Vallâhi'l-azîm ve billâhi'l-kerîm babam da ve ben kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur kim geçen ayda yetmiş seksen bin Kılmah Tatarı Çigişke ve Arbat ve Orağzı nâm kal‘alarımız arasından Kırım'a girüp beş on bin ümmet-i Muhammed'i esîr edüp bu kadar kurâ vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a girmek üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cümle Kırım erenleri ve cemî‘i kadıları ve Kefe vezîri Ak Mehemmed Paşa ile cümle müşâvere edüp ‘Hânım sen sefere gidersen, cezîre-i Kırım elden gider. Elbette oğlun gönder’ deyüp müşâvere edüp efendimin kulluğuna beni bir iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a kim mübârek cemâl-i bâ-kemâliniz görüp pâypûş-ı bûsınızla şeref-yâb oldum" dedikde Köpürlüzâde bu kadar kelimât-ı piyâz-ı nâz [u] niyâzdan hazz edüp tebessüm-künân oldukda hemân Şehzâde-i cüvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
EÇS VI 113b
"İnşâallâh ol kavm-i Kalmağının {dahi} haklarından an-karîbi'z-zamân gelinir" buyurduklarında yine Ahmed Giray Sultân buyurdular kim,
EÇS VI 113b
"Bu Kalmak kâfiri ahvâlin bizi sefere getirmeğe me’mûr olan çavuşbaşı kulunuza su’âl buyurun" dedikde çavuşbaşı eyitdi:
EÇS VI 113b
"Vallâhi sultânım, biz Kırım'da iken iki kerre Kalmak Kırım'ı urup bu kadar mâl ve tavar sürüp ve bu kadar ibâdullâh esîr olup bî-bâk ü bî-pervâ Kırım'dan çıkup gitdiler" deyü çavuşbaşı şehâdet etdi.
EÇS VI 113b–114a
Ba‘dehu Hânzâde'ye ve Erdel kralına ve Kırım a‘yânlarına serâperde içre bir ziyâfet-i azîme-i vâfire olmuşdur kim vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir, ammâ serâperde taşrasındaki ziyâfet Boğdan ve Eflak beğine ve cümle Tatar'a ve cümle küffâra bir ziyâfet-i azîm olmuşdur kim cemî‘i Âl-i Osmân askeri de def‘-i cû‘ edüp hamd [ü] senâ etdiler. 114a
EÇS VI 114a
Hattâ bu ziyâfet-i azîmde üç yüz aded koyun ve elli sığır ve üç bin tavuk ve elli kazgan pilâv ve elli kazgan zerde ve çobra ve iki kerre yüz bin ekmek serâperde önündeki çemenzâr üzre bu kadar ni‘met-i firâvân döşenüp bu kadar bin asker bu ni‘metlere üşüp koyun ve sığır kebâbların pâreleyüp yağmâ ederken ba‘zı sığır kebâbları içine usta aşbâzlar diri tavşan ve güvercinler komuşlar, kimi uçar ve kimi kaçar ve kimi sıçar.
EÇS VI 114a
Bunları Tatarlar ve küffârlar yeyüp şâdumân olup bir hây hû ile def‘-i cû‘ etdiler ve yine atlarına süvâr olup herkes merkezlerinde durdular, ammâ bu ziyâfetden mukaddem Sadrıa‘zam-ı âkıbet-endîş tenbîh buyurmuşlardı kim,
EÇS VI 114a
"Ordu-yı İslâm içinde her kimin çadırında ne kadar tüfengleri var ise Hânoğlu ziyâfeti yağmâ olundukdan sonra bir yaylım toplar atıldıkdan sonra gülbâng-ı Muhammedîler çekilüp cümle tüfengler atılup şâdumânlar olsun" denilmiş idi.
EÇS VI 114a
Hakîkatü'l-hâl ba‘de'z-ziyâfe ordu-yı İslâm içinde yetmiş aded balyemezlere ve üç yüz altmış aded şâhî zarbuzan toplara bir fitilden âteş edüp ordudan dahi niçe kerre yüz bin sağîr ü kebîr tüfengleri bir yaylım boşaldup ve bir nevbet gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allâh Allâh evc-i âsumâna urûc edüp zemîn ü âsumân lerze-nâk olup yer göğe ve gök yere endi zann olundu.
EÇS VI 114a
Ammâ henüz imdâda gelmiş Tatar ve Eflak ve Boğdan ve Kazak ve Macar kâfirleri böyle hengâme-i velvele ve gulgule-i Âl-i Osmân'ı görmemişler ve işitmemişlerdi. Cemî‘isi âlem-i hayretde kalup engüşt ber-dehen ve nâhun der-dehen etdiler, ammâ niçesinin atları topların sâ‘ikalarından kuyrukların hotas-vâr edüp sahrâlara gitdiler, ammâ yine sâhibleri akîblerine düşüp dutdular.
EÇS VI 114a
Hemân kal‘ada mahsûr olan ba‘zı küffâr bu hengâme-i ma‘reke-yi şâdumânı görüp eyitdiler:
EÇS VI 114a
"Alındı kal‘a yerine filânımızı gidi Türk. İşte bizim kralımızın imdâdı sizin ordunuza girdi, sizi kırıyor" dediklerinde bizim gâzîler eydir:
EÇS VI 114a
"O gelen asker bizim Tatar askeri ve bizim Erdel kralı ve bizim Eflak ve Boğdan ve Akkirmân ve Kazak hatman askerleridir. Hemân mel‘ûn kâfirler kal‘ayı vere ile verün. Yohsa işte kal‘a dîvârlarınız top-ı kûp ile yıkıldı. Yarın bir gün cümlemiz yürüyüş edüp sizi cümle kırarız" dediklerinde kâfir eydir:
EÇS VI 114a
"Bire gerçek söylen Muhammed'iniz sevenseniz, o gelenler Tatar mıdır?" deyü su’âl ederler. Ba‘zı yiğitler dahi,
EÇS VI 114a
"Vallâhi Tatar ile yüz elli bin aded askerimiz geldi ve dahi Diyârbekir ve Erzurûm ve Şâm-ı Trablus'dan dahi imdâd gelecek askerlerimiz vardır" deyince hemân içerden küffâr-ı hâksâr kâr-ı inkisârda olup ol gün ol gece dîvârlarda[n] ve mazgallardan kefere vü fecereler baş göstermeyüp aslâ top u tüfeng atmayup müşâverelere {girüp} "Kal‘ayı vere ile vermelerine turvin şirvin ederler" deyü keferelerden istimâ‘ olunup asker-i İslâm ile küffâr câ-be-câ söyleşmeğe başladılar.
EÇS VI 114a
Ammâ Sadrıa‘zam-ı âlî-vakâr hemân ba‘de'z-ziyâfe Boğdan Beği Komaran tarafına fermân olundu, Eflak Beği Leve tarafında meks etmek fermân olundu ve Ahmed Giray Sultân ile Bucak Tatarı ve Kardaş Kazak ma‘an Litre kal‘ası tarafına fermân olunup asâkir-i İslâm'ın cânib-i erba‘asına kat-ender-kat muhâfazacılar vaz‘ olundu. Ve Üstürgon köprüsüne Çavuşoğlu Mehemmed Paşa ta‘yîn olunup "Ordudan firâr edenleri katl edüp mâlları mîrî ola" deyü ol hidmete me’mûr olup Ciğerdelen'e gitdi. Ba‘dehu ertesi gün alay-ı azîm ile,
EÇS VI 114a
Alaman diyârına giden Kurd Paşa'nın ganîmetle geldiğin beyân eder
EÇS VI 114a
Evvelâ mâh-ı Muharremü'l-harâmın yigirmi üçüncü gün yevm-i Pençşembe'de bu feth-i meserret haberi geldik[de] geceden on bin asker dağlar içre gelecek askere istikbâle gitdiler. Ve yine alaydan sonra "Ordu-yı İslâmdan top u tüfengler atılup gülbâng-ı Muhammedî çekilsin" deyü tenbîh ü te’kîd etdiler.
EÇS VI 114a–114b
Ba‘dehu vakt-i zuhur ki oldu, el-azametullâh Tatar Hânoğlu konduğu tarafdan tağı ve taşı asâkir-i bî-pâyân ve niçe bin araba-i firâvân dağı ve taşı dutup âdem deryâsı ve benî Âdem sadâsı evce peyveste olup asâkir-i deryâ-misâl mevc {mevc} gelmede, ammâ hakîr Sadrıa‘zamın otağında durup temâşâya meşgûl {idim}, lâkin bu gelen mâl-ı ganâ’imi 114b ve bu guzât-ı müslimînin ne mertebe mâl-ı bî-hadd [ü] bî-pâyân ile muğtenem olduklarını manzûrumuz olduğu üzre tahrîr eylesek Uyvar gazâsı evsâfının tahrîrine mâni‘ olur, ammâ ihtisâr üzre terkîm edelim.
EÇS VI 114b
Çünki guzât-ı müslimînin ibtidâ alayı yürümeğe başlandı, Sadrıa‘zam çetr-i mülemma‘ın sokakların açup kendüler bir sandaliyyede karâr edüp ibtidâ Hacıkey Paşazâdenin on bin aded askerinin atları ardında birer dâne pençe-i âfitâb-ı âlem-tâb gılmânlar ve bintânlar var idi.
EÇS VI 114b
Ve niçe Fireng ve İsfaç atları üzre ikişer üçer aded oğlan ve kızlar ve avretler binmişler idi.
EÇS VI 114b
Ve piyâde Çeh ve Tot esîrleri der-zincîr gidenlerin hadd [ü] pâyânları yok idi.
EÇS VI 114b
Ve bu Hacıkey Paşaoğlu gürûhunda hemân iki bin altmış aded câmlı hınto arabalar içre bu kadar kapudanlar ve duhter-i pâkîze ahterler ve ol kadar kâlive avretler ve her arabalarda ol kadar akmişe-i fâhireler ve ol kadar emti‘a-i nâdireler ve ol kadar kimyâb makûlesi zî-kıymet eşyâlar var idi kim hadd [ü] hasrın Allâhu mu‘tî bilir.