EÇS VI 115b
"Sahipsiz çadırda n'işleyelim? Biz senin cemâlini görmeğe geldik, biz de gideriz" deyü nâz etdiler.
EÇS VI 115b
"Yok istemem, beni severseniz meclisi bozman. Şu mükellef kahvealtıyı yeyin" dedikde anlar yine sofra başına oturunca hakîr bir cânibe per[â]kende kademin kaldırup paşaya bakdım, tefekküre düşüp atıyla top menzilinden ba‘îd sıçan yollarına dolaşup gitmede.
EÇS VI 115b
Hemân hakîr çadıra geldim. Cümle gulâmlara,
EÇS VI 115b
"Basîret üzre olun, aslâ çadırdan taşra çıkman" deyüp hakîr hemân meteris yollarından gitmeyüp açıkdan eğri büğrü seğirdüp hamd-i Hudâ niçe yüz kurşum cânib-i erba‘amdan geçüp bir eski battâl meterise cân atup girdim.
EÇS VI 115b
Andan bir meterise dahi sıçrayup endim. Meğer Serdâr Ali Paşa meterisi imiş.
EÇS VI 115b
"Bire Evliyâm hoş geldin, nereden bu geliş" dedikde,
EÇS VI 115b
"Sultânım, Kadızâde İbrâhîm Paşa oğlunuz kahvealtı yerken çavuşbaşı ve Muhâsebeci Mehemmed Efendiler geldikde bir çavuş gelüp, kendülerin Sadrıa‘zam istemiş, atına binüp gitdi. Çavuşbaşı ve Mehemmed Efendi paşanın çadırında kaldı" dediğimde hemân Serdâr Ali Paşa'nın rûyı rengi mütegayyir olup eyitdi:
EÇS VI 115b
"Şimdi bizi de Sadrıa‘zam ister. Allâh ıslâh eyleye" deyüp,
EÇS VI 115b
"Tîz âbdest getirin" dedikde hemân ol ân bir çavuş gelüp,
EÇS VI 115b–116a
"Sultânım, buyurun sizi Sadrıa‘zam 116a ister" dedikde anlar vezîria‘zama gidüp hakîr meteris yoluyla müteferrikabaşı tabyasına gitdim.
EÇS VI 116a
Gördüm ki Re’îs Efendi ve bizim Kadızâde İbrâhîm Paşa ikisi Uyvar handakı içre Vezîria‘zamın kuburlarına gitdiler.
EÇS VI 116a
Hakîr dahi bile girüp bir köşede durdum, ammâ muvâcehe-i Sadrıa‘zama girmedim. Kizb harâmdır, hemân şunu işitdim ki, Reîs Efendi,
EÇS VI 116a
"Hâşâ bu mektûbdan benim haberim ola, devletli vezîr oğlum ve efendim. Bu düşman işidir, i‘timâd etme efendim" deyü feryâdlar etdikde,
EÇS VI 116a
"Benim mührime bunda taklîd edüp yazmışlar" dedikde Sadrıa‘zam eydir:
EÇS VI 116a
"Bire bunu sa‘âdetlü pâdişâhıma gönderdiğindir. Anlar dahi sa‘âdetle bu kâğızı gönderdiler. Beni niçün hilâf-ı inhâ böyle arz etdin: ‘Ve İbrâhîm Paşa kulun Üstürgon'da ibtidâ kâfiri kırmasa sancağ-ı Resûlullâh giderdi. Vezîr bir küçük yiğitdir, iş görmemişdir. İbrâhîm Paşa kulun müsindir ve iş görmişdir kim mühre lâyık kulundur’ deyü yazarsın" dedikde,
EÇS VI 116a
"Kaldır şu kâfirleri" dedikde meğer evvelden ise cellâd çelebiler hâzır imiş. Bir dahi İbrâhîm sadâsın işitdim,
EÇS VI 116a
"Bire ne vurursuz hey âdemler" dedi. Bir dahi Re’îs sadâsın işitdim,
EÇS VI 116a
"Devletli beni katl edersen gam değil ben ihtiyârım, ammâ İbrâhîm oğlumu âzâd eyle" dedikde anı gördüm, Re’îsi ve İbrâhîm Paşa'yı yumruk ve sille ve sademe ile muhzır ağa tâ’ifeleri ikisin dahi ura ura kuburdan taşra çıkarup dağlar gibi yığılan toprağın ardında ikisini dahi ma‘nûkan boğup ol mahalde defn etdiklerinde hemân aklım başımdan gidüp açıkdan seğirde seğirde ibtidâ haymeme, andan İbrâhîm Paşa otağına geldim.
EÇS VI 116a
Meğer çokdan mâl [u] mâmelek hazâ’in gılmânların sabâhdan gelen çavuşbaşı ve Gürcî Mehemmed Efendi cümle mâlı zabt u rabt etmişler.
EÇS VI 116a
Hele hakîrin eline bu mahalde iki at ve bir sedhadli semmûr kürk ve bir tîrkeş ve bir kılıç ve bir gümüşlü hıştı ve mezkûr şeyleri çavuşbaşı ve Mehemmed Efendi hakîre bağışlayup çadırıma giderken atın birini kal‘adan top ile küffâr urup ol mahalde eğeriyle kalup hâh nâ-hâh kolanın bıçağile kesüp sırma mebrûm katîfe eğer ve zeheb-i hâlis rikâbları ve Çerkeziçe rahtın alup haymeme geldim. Anı gördüm, ordumuz târumâr olup yurd yerinde hakîrden gayri bir ferd kalmayup hemân hakîr âkılâne hareket edüp bu ebyâtı terennüm etdim:
EÇS VI 116a
Gurbetde garîb şâdumân olmazmışHiç kimse garîbe mihribân olmazmışAltun kafes içre ger kızıl gül bitgeyBülbülga tiken gül âşiyân olmazmış.
EÇS VI 116a
deyüp hemân partal ve sartal martalları seyishânelere tahmîl edüp Sadrıa‘zam kethudâsı yâr-ı gâr-ı kadîm velî-ni‘amım İbrâhîm Kethudâ dâ’iresine gelüp meks edüp Kethudâya buluşdukda eyitdiler kim,
EÇS VI 116a
"Yâ Evliyâm, ben sana Edirne'de demedim mi, gel e benimle olasın. Dedin ki: ‘Re’îs Efendi beni ister, yâ nice olur?’ dedin. Yâ şimdi kanı re’îs kanı dâmâdı İbrâhîm" dedikde,
EÇS VI 116a
"Benim hemân dağlar gibi sen İbrâhîmim sağ olsun" dedikde hakîre elli altun ve on at yemi ve ve üç vukiyye et ve yigirmi ekmek ta‘ayyün edüp hakîri vâcibü'r-ri‘âyâ zümresine ilhâk edüp şeb [ü] rûz bir ân yanından münfek olmazdım.
EÇS VI 116a
İşte fakîr Şâm[î]zâde Re’îs'in ve İbrâhîm Paşa enîsin sebeb-i şehâdetleri bu yüzden olmuşdur, lâkin her biri vakıf-ı esrâr olmayup bu yüzden nakl eder, ammâ alimallâh ve şehidallâh kaçan kim Ösek kal‘asında ibtidâ evvel alay gösterdiğimiz gün bildim ki bu İbrâhîm Paşa'yı bu Sadrıa‘zam katl eder.
EÇS VI 116a
Ve Budin altında [ve] Yanık kal‘ası altında baş dil almağa gidüp kâfirden bir baş dil alamayup geldiğimizde ve ibtidâ Ciğerdelen sahrâsında beş sâ‘at ceng edüp nîm sâ‘at yerden bize imdâd gelmediğinden ve ba‘de'l-ceng bu kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve bu kadar kelleler ve bu kadar kapudanlar ile yüz aklığı edüp geldiğimizde im‘ân-ı nazar ile görürdüm ki elbette Sadrıa‘zamın derûnunda gıbta olup bu İbrâhîm Paşa'yı katl eder, derdim. Kırk güne kalmayup âhir-i kâr re’îsi ve dâmâdı İbrâhîm Paşa'mı bu yüzden şehîd etdiler. Ruhlarıyçün Allâh rızâsıyçün el-fâtiha.
EÇS VI 116a–116b
Ez-în-cânib yine saded-i gazâ-yı Uyvar'a gelelim. Çünki mâh-ı Saferü'l-hayrın on dördüncü bâzârertesi gün ki oldu, hemân kal‘a içinden yüz nefer cân-ı habîsinden geçmiş Fargaçi kapudan elinden dolusun içmiş, küffâr-ı mest evkâr mel‘ûn-ı murdârlar bizim handak içindeki lağım kuburların basmağa çıkup bunların yerine bizim serdengeçdi gâzîlerimiz aslâ el kaldırtmadan cümlesin kırup ancak beşini dil alup vezîre getirüp beleğan-mâ-belağ ihsânlar alup ol ân handakın karşu tarafındaki dîvâr dibinde olan bir hayli yerde feth olmamış hınzîrhâne şarampavları var idi, anları gâzîler feth edüp kâfirlerinin üç yüzünü kırup serdengeçdi gâzîleri 116b mezkûr şarampavlar ardında meterize girdiler.
EÇS VI 116b
Ve ol gün iki nefer Acem gelüp kal‘ayı ol mahalde direk lağımlarına almağa mübâşeret etdiler. Ve bu mahalde bir serdengeçdi ağamız dahi şehîd oldu. Ve bu gece la‘în Fargaçi kal‘ayı çerâğân edüp kal‘a dibindeki Acemler üzre ve meterislerdeki serdengeçdiler üzre ol kadar neft ve katrân ve top ve kumbara ve domuz ayağı ve paçarız ve zemberek ve el kumbaraları atdı kim hadd [ü] hasrı olmayup bu gece çok âdem şehîd oldu, zîrâ kralın imdâd gelmesi istimâ‘ olunup cân [u] gönülden savaş-ı perhâş olur oldu.
EÇS VI 116b
Ve ol gün ol gece cümle guzât istirâhat görmeyüp her koldan cengî harbîler çalınup ceng-i azîmler olup kal‘a-i Uyvar murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı.
EÇS VI 116b
Ve ol gece kâfirin Komaran kal‘asından on pâre balyemez toplar atıldı. "Âyâ bunun aslı ne ola?" derken hikmet-i Hudâ Boğdan beği tarafından iki nefer dil Sadrıa‘zama gelüp "Topların aslı ne idi?" deyü su’âl olundukda,
EÇS VI 116b
"Vallâhi sultânım on dâne top atılması on bin asker imdâd gelmesine işâretdir. İşte Komaran adası muhâfazasıyçün Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu geldi" deyü haber verdiklerinde ertesi çehârşenbe gün yigirmi bin Tatar ve on bin Kardaş Kazak-ı Ak küffâr ve on bin aded Eflak, Voynak ve baş Ispatar bu mezkûr kırk bin aded küffâra serdâr olup kal‘a-i Komaran cânibin muhâfazaya gitdiler.
EÇS VI 116b
Ve yine ol gün cümle serdengeçdilere ok ve yay ve kılıç ve tüfeng ve harba tevzî‘ olup yürüyüş fermân olunmadan Ali Paşa kolundan beş yüz aded gâziyân-ı serbâzân topların münhedim etdiği yerlerden yürüyüş edüp Aktabya üstünde elli aded küffâr kesüp kellelerin ve dörd aded kâfir bayrakların Sadrıa‘zama getirüp yüz aded yiğit şehîdlerin dahi getirdiler, ammâ mezkûr şehîd-i mukaddem Dîv Ali meyyitin alamayup hâlâ ter ü tâze görmüşler ve kâfirler dahi vaz‘-ı yed etmemişler. Bu gazâyı eden dörd yüz nefer yiğitlere Sadrıa‘zam ellişer guruş ve birer mahlûl tîmâr u ze‘âmetler ihsân edüp cümle guzâtı cenge tergîb ederdi.
EÇS VI 116b
Ve ol gün kal‘a yürüyüşüne bin aded nerdübânlar gelüp cümle meterisler üzre zeyn edüp hâzır-bâş etdiler.
EÇS VI 116b
Ve erbâb-ı zu‘amâya tekrâr altı kerre yüz bin torba ve çit çubuğu ve tomruk getirmek fermân olundu.
EÇS VI 116b
Andan mâh-ı Saferü'l-muzafferin on altıncı yevm-i Cum‘ada beyne's-salât vakti Ali Paşa'nın Hırvatlı gâzîleri ve zağarcıbaşı yeniçerileri hemân âmedâne azharun mine'ş-şems "Allâh Allâh" deyüp yürüyüş etdiler.
EÇS VI 116b
Azametullâh derûn-ı asker-i İslâm tarafından bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim na‘ra-i gâziyân-ı vüğân sadâsı ebr-i kebûda urûc etdi ve enderûn-ı kal‘ada küffâr-ı murdârın "Yajuj Yajuj" ve "Marya Kot" feryâdları ka‘r-ı zemîne geçüp gırîv-i feryâdları cihângîr oldu.
EÇS VI 116b
Ve tarafeynden atılan topların dûdlarından ve gird-i siyâhından yürüyüş eden yiğitlerden aslâ nâm u nişân kalmadığından kal‘a içinde dahi bir sadâ-yı Allâh Allâh dahi gelir, ammâ bir kimesne {ol sadâdan} haberdâr değil.
EÇS VI 116b
Meğer cümle serdengeçdi gâzîlerimiz küffârı püskürüp küffâr ile yaka yakaya olup hırran fe-hırran köpek cengi ede ede tâ derûn-ı hisâra varup eyle neberd-i azîm eder kim cümle küffâr-ı füccâr kal‘a-misâl kenîselere kapanup hayli yiğitleri kurşum ile şehîd ederler.