İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VI 116b
Cümle gâzîler görürler kim gerüden gelen imdâdın nâm [u] nişânları yok. Hemân mansûr u muzaffer yüz kırk nefer kâfiri esîr-i bend-i zincîr ve iki re’s avret-ı sâhib-i şîr ve yüz on yedi kelle-i küffâr-ı dilîr ve elli aded şehîdân-ı sâhib-i şemşîr ve on aded mecrûh yiğitler ile cümle selâmet yine kal‘adan taşra çıkup cümle esîrleri ve kelleleri ve şehîd [ve] mecrûhları Sadrıa‘zam huzûruna götürüp bî-hadd ü bî-kıyâs ihsân u in‘âm ve ze‘âmetler sadaka olunup şehîdlerin defn edüp cümle esîrleri kendülerine hibe olunup niçelerine turna telleri verildi. Ve getirdikleri esîrlerin birkaçından su’âl olundukda,
EÇS VI 116b
"Vallâhi kal‘ada zahîremiz çokdur, ammâ askerimiz çok yokdur. Ekseriyyâ ceng edenlerimiz avretlerdir ve sizin toplarınız güllelerinden ve münhedim olan evlerin serpindisinden ve yağmur gibi yağan kurşumlar derdinden aslâ göz açamaz olduk" deyü haber verdiler.
EÇS VI 116b
Ba‘dehu ertesi cum‘aertesi gün Acem lağımları tamâm olup direklerine cümle neft ü katrân ve ziftler sürüp âteşe urdular.
EÇS VI 116b
Bir sâ‘atden sonra azametullâh Ali Paşa tarafındaki Aktabya'nın beş yüz adım dîvâr-ı Şeddâdîleri handak içine uçdu ve dîvâr üstünde meterislerde olan küffârlar dahi aşağı uçup kimisi ka‘r-ı zemîne geçdi ve niçesini gâzîler yağmâ edüp esîr-i kayd-ı bend etdiler.
EÇS VI 116b–117a
Çünki bu Aktabya dîvârı böyle Acem tarzı lağımlar ile münhedim olunca hemân bizim balyemez toplara bir 117a fitilden âteş edüp yıkılan dîvârın ardındaki dağlar gibi topraklar bayır bayır olup derûn-ı hisârdaki evler çatır çatır ve kütür kütür eyle harâb u yebâb oldu kim cümle fevkânî dâr-ı menhûsları tahtânî olup kal‘a dîvârından yürüyüş etmek dahi âsân oldu ve küffâr münhedim olan dîvârlara hiyel ü şeytanat ile amâr etmez oldu.
EÇS VI 117a
Ol gün tekrâr yine cemî‘i erbâb-ı tîmâra ve erbâb-ı zu‘amâya bin akçe yazıları başına yüzer aded çit çubukları fermân olundu kim "Handak içindeki balçık üzre çitler döşeyüp kal‘anın her tarafına nerdübânları koyup yürüyüş oluna" deyü çit çubukları fermân olunup niçesi hâzır imiş. Bir gece içinde handak içindeki çamurları üzre çubuk çitleri döşeyüp şâhrâh-ı azîm oldu ve handak kenârına sekiz yüz kadar nerdübânlar gelüp âmâde oldu.
EÇS VI 117a
Ve yine ol gün asâkir-i İslâm'ın cebeci ve topçu ve yeniçeri gâzîlerinden terakkîler ile on bin aded güzîde "Benem, diğer nîst!" diyen gâzîlerden ceng erleri ve benî Âdem server hünerverleri ve âdem ejderleri serdengeçdiler tahrîr olundular. Ve bunların cümlesine cebehâne-i pâdişâhîden murâd [u] merâmları üzre âlât-ı harb-i gûnâ-gûnları cebecibaşı defteriyle kol kol ve bölük bölük âlât-ı silâh bezl etdiler ve cümle gâziyânlar merkezlerinde âmâde durdular.
EÇS VI 117a
Ve yine ol gün Eflak ve Boğdan kefereleri toprak sürmeğe me’mûr olduklarında azamet-i Hudâ hakîr-i pür-taksîr ol gün himmetü'r-ricâl takla‘u'l-cibâl, kelâmının netîcesin müşâhede etdim. Hudâ'ya ayândır Âl-i Osmân'ın deryâ-misâl askerinin yigirmi günden berü kûh-ı Demâvend ve kûh-ı Bîsütûn dağları gibi sürülüp yığılan dağı bir günde Eflak ve Boğdan ve Kazak kâfirleri bu dağları devirüp gûyâ bir toprak deryâsı yürüyüp Uyvar kal‘asın gark edeyazdı, ammâ iki binden mütecâviz Eflakân ve Boğdan ve Kazak hatman mürd olup kendülere mezârlar kazdı.
EÇS VI 117a
Ve bu mahalde Kütâhiyye vezîri Yûsuf Paşa ve Mağnisa ve Tire ve Aydın ve Saruhan gâzîlerinden yetmiş aded gâziyân-ı mücâhidânlar şehd-i şehâdet câmların nûş edüp meşhed-i müslimînde Yûsuf Paşa'yı ve gayrileri Re’îs Efendi ve İbrâhîm Paşa ve Beğko Paşa yanına defn etdiler ve yine herkes me’mûr oldukları hidmetlerine gitdiler.
EÇS VI 117a
Hemân Yûsuf Paşa şehîd olunca eyâleti (---) Paşa'ya inâyet olunup Budin vezîri Sarı Arslan Hüseyin Paşa'yı eyâleti askeriyle toprak sürüp ol tarafdan yürüyüş etmeğe me’mûr etdiler.
EÇS VI 117a
Ve yine mâh-ı Safer'in (---) günü Sadrıa‘zamın kuburu önündeki Acem lağımlarının direklerine âteşler edüp kal‘anın ol tarafından dahi beş yüz hatve kal‘a dîvârı münhedim olup tekrâr Ali Paşa-yı kerrâr kolundan yürüyüş olup kıyâmet kopup kâmil üç sâ‘at neberd-i azîm olup hamd-i Hudâ Aktabya nâm sedd-i İskender-i benâm feth olup cümle guzât tabya-i azîmin topraklı dağı üzre meterise girüp cânib-i erba‘asına handaklar kesüp tabyayı milk etdiler. Ve cânib [ü] etrâfın sancağ u bayraklar ile tezyîn edüp tabya üzre olan kâfirin topların bu kerre kal‘a içine çevirüp kal‘anın derûnun döğmeğe başladılar. Hattâ vakt-i asırda orta ta‘âmların tabya üzre tenâvül etdiler.
EÇS VI 117a
Çünki vakt-i gurûb muzlimi oldu, hemân âmedâne derûn-ı kal‘ada olan kenîse ve manastırların çanlıklarından sadâ-yı nâkûs ve gulgule-i feryâd-ı küffâr-ı nüfûs vâveylâları istimâ‘ olup cümle küffârın ölüsü ve dirisi ve karısı var kuvveti bâzûya getirüp mezkû[r] feth olan tabya üzre hücûm edüp yine ceng-âşûba başladıklarında Ali Paşa Düldül-süvâr Ali-i Kerrâr-vâr tekrâr tabya üzre imdâd yetişüp tâ altı sâ‘at-i nücûmî tabya üzre ceng-i Ali olup âhir küffârın el kumbarası ve sırçadan atma kumbarası asker-i İslâmı zebûn etdi ve yine gerüden aslâ imdâd varmadı. Cümle ehl-i insâflar bu ahvâl-i pür-melâli görüp kan ağladı.
EÇS VI 117a
Âhirü'l-emr cümle guzât yüz altmış kelle ve on aded kefere dil ve iki yüz nefer yiğit mecrûh ve yetmiş nefer yiğit şehîd olup tabya üstünde kalup mâ-bâkî gâzîler mecrûhları ve esîr ve kelleleriyle Sadrıa‘zama gelüp ihsân [u] in‘âmlar aldılar.
EÇS VI 117a
Ammâ cümle gâzîler henüz cânlarından bezmeğe başladılar, zîrâ cemî‘i guzât-ı müslimîn yedi kerredir yürüyüşler edüp derûn-ı kal‘ada ve tabya üstünde bu kadar ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl edüp esîr ve baş ve dil ve mâl-ı ganâ’imler alırlar. Bunlara imdâd yetişdirmediklerinden yine gerü dönerler ve yine "Kral imdâda geliyor" deyü feryâd edüp kal‘aya yürümek tedâriklerin görürler. Aceb temâşâdır deyü âlem ve benî Âdem hayretde kaldılar.
EÇS VI 117a–117b
Hattâ bu Aktabya'ya yine küffâr istîlâ etdiği gün Sührâb Mehemmed Paşa kolundan Mar‘ayş vilâyeti gâzîleri kâfirin tâ kal‘a-i Pojon altına varup 117b bir kapudan-ı benâm ve yüz elli kadar küffâr-ı bî-nâm dil getirüp Sadrıa‘zam bu kâfirleri söyletdikde,
EÇS VI 117b
"Îsâ ve Meryem Ana hakkıyçün sözüm budur, hâlâ Pojon kal‘amız altında cisr-i azîm yapılup bizi bu Uyvar tarafına kırk bin aded güzîde Hıristiyan askerler geçdiler. Anlar size hücûm edüp siz anlar ile cenge meşgûller iken ardınızda Komaran kal‘asına mukaddemâ on bin kefere-i imdâd geçmişdi. Siz cengde alak bulak iken yigirmi bin Hıristiyan Litre suyu kenârından Uyvar'a imdâda girmeğe me’mûrlardır. Anıniçün Uyvar kal‘asında olan Fargaçi kapudan ol imdâdlara bakup size Uyvar kal‘asın vermez, ammâ gâfil olman" deyü bu kapudan kâfir şâfî haberler verüp âzâd olundu ve gayri kefereleri getiren Mar‘aş gâzîlerine ihsân olunup niçe gûne in‘âmlar dahi oldu.
EÇS VI 117b
Hemân ol ân kal‘a-i Komaran taraflarında olan Tatarlara ve Eflak ve Boğdan boyarlarına,
EÇS VI 117b
"Basîret üzre olasız ve kelle ve diller almadan hâlî olmayasız ve illâ zararın çekersiz" deyü mü’ekked buyurdu-yı şerîfler gidüp beri asker-i İslâm etrâfında olan cümle sipâhân ve mîr-i mîrân ve sâ’ir ümerâların karavullarda olanlarına mü’ekked fermânlar olunup ihtiyâten Bucak Tatarıyla Yalı ağasın kâfirin Pojon kal‘ası taraflarına gönderdiler ve gece gündüz yine cümle sipâhân yeniçeri meterislerinin ardlarında atları üzre pür-silâh âmâde durdular.
EÇS VI 117b
Andan Uyvar'ın Komaran kapusu tarafında "Kaplan Paşa yalnızdır" deyüp ol cânib Eflak ve Boğdan'dan birkaç bin kefere hatmanlarıyla kodular ki "Kal‘a içine Komaran tarafından çaşıt ve imdâd gelmeye ve kal‘adan taşra feryâdcı ve çaşıt kefereler girüp çıkmayalar" deyü muhâfazacılar kodular.
EÇS VI 117b
Meğer kim küffâr-ı iblîs-i telbîs bî-dîn-i müflis her bâr kemendler ile küffâr çaşıtları kal‘adan endirüp ağızlarına kamışlar alup kendi vücûdların su içre saklayup kamışlar ile nefes alarak Litre nehriyle gidüp Komaran'dan haber getirüp yine kal‘aya girir imiş.
EÇS VI 117b
Böyle bir uryân kâfiri kamışları [ile] Kaplan Paşa dil dutup Sadrıa‘zama götürüp bildiler kim bu kâfirler kal‘anın handakı içinden ve handak hâricinden akan Litre nehrinden şinâverlik ederek Kadızâde İbrâhîm Paşa meks etdiği sudan geçüp kal‘aya gidüp gelirler imiş. Hattâ Sadrıa‘zam bu ahvâli İbrâhîm Paşa'ya demiş, paşa-yı gâfil gaflet edüp aslâ mukayyed olmamış, anıniçün sebeb-i katli ol olmuş, deyü niçe yüz bin gûne kîl u kâl olmuşdu.
EÇS VI 117b
Andan yine mâh-ı Safer'in yigirminci bâzâr gün ordu-yı İslâm içinde dellâllar nidâ edüp,
EÇS VI 117b
"Gâzîler yarınki gün gâzîler bayramıdır ve şehîdlerin cennet uçmağı seyrânıdır. İnşâallâh ale's-sabâh yürüyüşdür. Kîse kîse mâl u menâl ve tîmâr ü ze‘âmet sipâhlık isteyenler hâzır-bâş olsunlar" deyü nâdîler nidâ etdikde el-azametullâh asâkir-i İslâm içinde bir sürûr [u] şâdumân olup herkes gasl edüp niçesi vasıyyetler edüp ve helâlleşüp ol gün ol gece kimse kimsenin sözlerin işitmeden kaldı. Ve ol gece niçe bin yerde hatm-i şerîfler ve tevhîd [ü] tezkîrler ve temcîd ü tahmîdler ve tazarru‘ [u] nâlişler olundu.
EÇS VI 117b
Hikmet-i Hudâ kal‘a içinde mukaddemâ esîr-i pây-beste ve dil-haste olan ümmet-i Muhammed'den yüz elli nefer mahlûk-ı Hudâ'yı küffâr-ı dûzah-karâr meydân-ı siyâsete getirüp cümlesini balta ile şehîd ederken hemân içlerinden iki nâmdâr yiğitler kal‘adan firâr edüp Sadrıa‘zama gelüp cümle şühedâlarının serencâmların Âsaf-ı dilîre nakl etdikde Sadrıa‘zam eydir:
EÇS VI 117b
"Allâh ile ahdim olsun. Ba‘de'l-feth ol şehîd etdikleri gâzîlerin yerlerine küffârdan üç o kadar küffâr kırayım" deyüp bu iki aded gâzîlerin saçların tırâş edüp birer kîse guruş ve birer at ve beşer aded Macar soltat kâfirlerin bunlara esîr verüp ihsânlar {olup} Sadrıa‘zamın ağaları zümresinden oldular.
EÇS VI 117b
Ba‘dehu küffâr mezkûr esîr ümmet-i Muhammedleri kırup cümle söz başı olan kefere kapudanları ve papasları ve irşekleri ve şagları ve birovları bir yere yüz elli nefer küffârlar gelüp ser-i kârda olanlarından ve gayri keferelerden cem‘ olup müşâvere ve turvin ederlerken bir küffâr-ı âkıbet-kâr ihtiyârı eydir:
EÇS VI 117b–118a
"Bire cânım, bir kerre bizim Fargaçi kapudan zamânı Nemse çârnâsârı yedi kralın yedi kerre yüz bin askeriyle gelüp bu kal‘ayı yedi ay döğüp aslâ kal‘amızın yanına gelemeyüp meterise komayup top menzili alarkadan döğdü ve yedi aydan sonra kış geldi ve çâsâr hâ'ib ü hâsir gitdi. Bâ-husûs ol zamân kal‘amız yalın kat idi. Kal‘adan bir taş kopartmadan yıkılup gitdi. Şimdi ise kal‘amız sedd-i İskender iken ve içinde bu kadar askerimiz ve bu kadar yarar top u tüfengimiz ve bî-hisâb cebehânemiz 118a var iken Türk askeri geldiği gibi hemân ol gece amân u zamân vermeyüp bize aslâ göz açdırmayup kal‘anın her tarafında güpe gündüz kat-ender-kat meterise girüp topa tüfenge bakmayup beşinci gün handak kenârına geldiler ve Yassı Tabya'yı aldılar ve kırk gündür kim çekdiğimiz derd-i belâ-yı mihnet [ü] serencâmı Hazret-i Îsâ ve Hazret-i Meryem Ana bilir. Ve hâlâ kal‘amızın der [ü] dîvârları kalmayup bayır bayır olup sokak sokak yollar oldu. Ve altı yedi kerre Türk yürüyüşler edüp birkaç kerre kal‘a içine bî-bâk ü bî-pervâ kudurmuş yılanlar gibi kal‘aya girüp her girişde beşer altışar yüz nefer Hıristiyanlarımız Türk yılanları sokdu ve kılıçları zehrinden bu kadar âdemlerimiz öldü ve bu kadar esîrlerimiz anlara gitdi ve kendiler bî-bâk ü bî-pervâ şikârların alup ordularında karâr etdi. Ve üç kerre Aktabya'mıza yürüyüş edüp almışlar iken anların ardları sıra imdâd göndermeyüp tabya üzre çıkanların ağızlarına Türk kılıçlar ile vurup ‘Gerüye dönün’ derler idi. Anlar da dönüp geri giderlerdi. Meğer yürüyüş etmeğe ve kal‘aya girmeğe Türk'ün rızâları yok idi. Meğer yürüyüş edüp kal‘aya girenler büyük Türk'ün haberi yok iken gelenler idi. Şimdi ise Türk dellâllar çağırdup ‘Yarın yürüyüşdür’ deyü bu kadar bin nerdübânlar hâzır etdiler. Nerdübânlara dahi ihtiyâc yeri komadılar. Her nereden olsa kaç kerre girdiler ve kaç kerre çıkdılar. Bu kal‘amızın bu gûne harâb olduğun gördünüz ve nice olacağın bildiniz. Geliniz imdi ırzımız ve ehl [ü] iyâllerimiz yerinde iken kal‘a üzre amân bayrağı dikelim ve Türk'den yarar âdemler rehinler alalım. Biz de anlara varalım ve kal‘ayı teslîm edelim. Sonra her birimiz bir yana gidelim. Görürsüz kim kırk günden berü bize bir imdâd gelmedi. Bu kadar çaşıtlar ve bu kadar feryâdcılar gönderdik. İmdâda gelenlerimizi de taşrada Türk kırdı. Hemân, ‘Amân ey güzîde-i asker-i Âl-i Osmân’ diyelim. Yüzümüz suyuyla Türk'e kal‘ayı vere ile verelim ve illâ yok derseniz yâ bugün ve yâ yarın bu Uyvar sahrâsında olan deryâ-misâl Türk askeri kal‘anın yıkık bayırlarından ve gördüğünüz hâzır nerdübânlardan cümle Türk bir kerre ‘Muhammed Muhammed’ deyü yürürler ve durun bilmezler ve bize amân vermezler. Cümlemizi Ciğerdelen ovasındaki gibi kırarlar. Siz bilirsiniz ve bu müşâvereye ne dersiniz, siz de söylen" deyüp başpapas hâmûş-bâş olur.
EÇS VI 118a
Hemân cümle Macar-ı füccâr-ı ma‘kûl-şinâsân taraf taraf "Bu müşâvere ma‘kûldur. Hemân kal‘ayı amân ile verelim. Kal‘adan hayırlısıyla çıkalım gidelim" dediklerinde hemân Nemse kapudanları "Nem nem çi" deyüp şapkaların yere urup müşâvereye balgam bırağup Nemse Macar'a derler kim,
EÇS VI 118a
"Eğer siz Türk'e kal‘ayı verirseniz, biz sizi ibtidâ kırarız, sonra Türk de bizi kırsın, kal‘ayı elimizden alsın" deyü Macar küffârıyla Nemse küffârı mâbeyninde bir güft ü gû ve bir kîl u kâlde iken,
EÇS VI 118a
Hikmet-i Kahhâr-ı Müntakım ki ol Azîz-i zû-intikâmdır, ol gün bu mel‘ûnlar yüz elli aded ümmet-i Muhammed esîrlerin kal‘a içinde bâtıla ile kırmışlardı, hemân ol ân bu müşâvere cem‘iyyeti etdikleri yere Sadrıa‘zam kolundan bir balyemez güllesi nice gelirse ve bu mel‘ûnların müşâvere-i bâtıla etdiği yere gülle girirse, cümlesinin kelleleri üzre müşâvere damın yıkarsa, yigirmi dâne belli başlıları gülle dânesi hurd haşhâş edüp cânları bir baş dûzah-ı tamuya gidüp yerleri nîrân-ı sakar olur. Sâ’ir küffârlar bu hâli görüp vâlih ü hayrân olur. N'eylesünler söz sâhibleri kalmadı. Cümle küffâr birbirlerine girüp cümle bî-akl olup âh u vâveylâ ederler. Doğru Fargaçi kapudan yanına giderler. Andan bir tesellî-i hâtır cevâb alamayup yine Aktabya muhâfazasına gelirler.
EÇS VI 118a
Hikmet-i Hudâ-yı Lem-yezel, anı gördük, Aktabya üzre niçe yüz küffâr âteş-i Nemrûd içinde ber-havâ mu‘allak uçup gitdikde cümle zemîn dir dir ditreyüp cümle asker-i İslâm ta‘accüb edüp küffârın çoğu taşra kebâb olup düşdü. Kimisi kal‘a içinde pişdi. Meğer Aktabya üzre küffâr-ı zû-nâr tütün içerlerken bir şerâre-i nâr bârûd fıçılarına isâbet edüp âteş-i Nemrûd cümle küffârı ender havâ mu‘allakasın edüp tuyûr-ı ebâbîl gibi ber-havâ tayerân edüp murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup cümle kebâb oldular.
EÇS VI 118a
Âhirü'l-emr-i İlâh cümle küffâr yek-dil [ü] yek-cihet olup ale'l-umûm Fargaçi'ya varup,
EÇS VI 118a–118b
"Elbette Türk'e kal‘ayı verelim. Sonra biz krala cevâbını verelim" deyüp 118b
EÇS VI 118b
İşbu sene 1074 Saferü'l-muzafferinin yigirmi birinci bâzârertesi gün Vezîria‘zam kolunda Beç kapusu üzre beyâz bayraklar dikilüp "El-amân ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyü vere ile kal‘ayı verdiler
EÇS VI 118b
Ve sâ’ir tabyalar üzre dahi beyâz bayraklarla zeyn edüp ba‘zı küffâr âşikâre görünmeğe başlayup bizim asker dahi câ-be-câ meterislerden çıkmağa başladıkda hemân Muhzır Abdi Ağa ve başçavuş ve gayri çavuşlar askeri urup yerli yerinde ber-karâr etdiler.
EÇS VI 118b
Derhâl vezîria‘zama müjde edüp "Sultânım küffâr vere verdi" dediklerinde "Bire cümle asker merkezlerinde dursunlar ve herkes silâhına mukayyed olup gâfil durmasınlar ve kimesne aldanup hemân meydâna çıkmasınlar, ammâ top u tüfeng dahi atmasınlar ve yine cümle topları gülleler ile sıkılı âmâde dutsunlar" deyü niçe bunun emsâli fermânlar olundu. Ve bu mahalde toprak sürme nevbeti müteferrika-i dergâh-ı âlînin idi. "Elbette ale't-tevâlî toprak sürsünler" deyü fermân-ı vezîr sâdır oldu.
EÇS VI 118b
Bu mahalde küffâr kal‘a içinden kemendli ipler ile bir kayığı handak içine endirüp andan nerdübânlar ile kal‘adan beş aded kâfir ile Fargaçi kapudan kethudâsı bir al çuka dolama geymiş ve kal‘anın Nemse kapudanı bir yeşil çuka dolama geymiş kayığa binüp handakdan çıkup Kaplan Paşa'ya geldiler.
EÇS VI 118b
Hemân Kaplan Paşa bu beş aded küffârları kendü küheylân yedeklerine bindirüp altı aded bölük ağalarıyla ve çavuşbaşı ve muhzır ağa ile alay edüp Fargaçi kâfirin kethudâsı kal‘anın iki kapusu miftâhların ve sâ’ir elli aded miftâhların dîbâ ve şîb ve zerbâf kîse zarflara koyup serâperde-i Âsaf-ı Berhayâ'da miftâhları Sadrıa‘zama "Allâh mübârek etsin" deyü teslîm edüp yedi gün mehil istedikde.
EÇS VI 118b
Sâhib-i devlet "Yok elbette yarın emânımla çıkarsız ve illâ siz bilirsiz" dedikde hele üç güne gücile mehil alup,
EÇS VI 118b
"Üç bin araba ile ve cümlemiz pür-silâh atlarımızla kal‘adan çıkalım ve doğru Komaran kal‘amıza gidelim, ammâ bizi üç vezîriniz ve elli bin askeriniz bizi Komaran'a götürsün, zîrâ bizi Tatar ve Eflak ve Boğdan bizi kırar" dedikde.