EÇS VI 125a
"İlâhî havl-i kuvvet ve kudret ve nusret senindir. Bu taşıdığım Kur’ân-ı azîmin ve Furkân-ı mecîdin kâfire nasîb etme ve Kelâm-ı kadîmin yüzü suyuna beni kâfire esîr etme ve bu varta-i kübrâdan murg-ı cânı kafes-i tenden uçurmadan maskıt-ı re’simize sâlimîn ü gânimîn vâsıl eyle" deyü derûn-ı dilden ve cân u gönülden yüz yigirmi dörd bin peygamberi şefî‘ dutup ve yetmiş yedi bin kibâr-ı kümmelînlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp bu gûne derûnî teveccühler edüp bir çemenzâr-ı hâmûn-ı ibret-nümûnda serserî gezüp cân-ı cinden nâm u nişân yok, ammâ yine karşu ma‘reke meydânında câ-be-câ tüfeng sadâsı istimâ‘ olunur.
EÇS VI 125a
"Âyâ İlâhî ne cânibe gitsem?" deyü tefekkür ederken taraf-ı şimâlde on pâre balyemez toplar atıldı, bildim ki Uyvar'dadır, hemân cânıma cânlar katıldı. Hemân ol toplar sadâsı tarafına bî-bâk ü bî-pervâ giderken hâtıra niçe hayâlât [u] tasavvurâtlar hutûr edüp bu gûru'l-üns dünyâ-yı dehr-i denîde henüz cân kurtarmadan bir yana tecemmülât-ı bâr-ı iskâl ve bir yana esîr olan memâlîk-i perîşân-hâl ve bir yana dörd aded re’s küheylân-ı Benî Hilâl, anların endîşe-i hâmları dilde câygîr oldu.
EÇS VI 125a
Bu hâlde iken esb-i sabâ-sür‘atim Hamîs'im yâr-ı gâr-ı cânım zahm-âlûd olduğundan giderek bî-tâb u bî-mecâl olup batiyyü'l-hareke olmağa başladı ve henüz cânım başıma çıkup atımın zahmı gûyâ benim ciğerime işledi ve bu hâl ile hakîrin ciğeri dâğnâk ve inkisâr-ı hâtır ile ber-hâk serserî giderken mısra‘:
EÇS VI 125a
Ne geldüğün kapu zâhir, ne gitdiğin memer peydâ
EÇS VI 125a
dediği gibi gidecek yer yok, bir yanında deryâ-misâl nehr-i Vak-ı âk, bir yanında kâfirin kal‘a-i Komaran'ı ak bak, görünür. Ne enîsi ve mûnisi gam-güsâr var ve ne bir cânibe gidecek şâhrâh var.
EÇS VI 125a
Bu hâl ile âlem-i hayretde kalup evrâd [u] ezkârıma mukayyed olup giderken, hikmet-i Hudâ-yı Sannâ‘-ı Lem-yezel, sağ tarafımda bir meşeyistân içre bir beyâz gûsfend koç zâhir ola düşüp hemân altımda at eşinüp bir levendâne abraş-ı gülendâm-vâr ve aşkar-ı dîvzâd-kâr cünbüş ü harekâtlar ve gûnâ-gûn rakslar etdiğinden cânım râhat olup bir kerre koça nazar etdim. Eyle beyâz ve kıvırcık ve mahbûb kara gözlü ve kara boynuzlu mülahham ve mücessem ve semîn ve Karaman kuyruklu bir nûr-ı mahz koyun hemân yanıma gelüp gûyâ atıma sürünür. Hakîrden aslâ kaçmayup at başı berâber gidüp gâhîce savt-ı hazîn ile bir gûne meleyüp bu âna dek müddet-i medîd-i ömrümde aslâ eyle bir mîş melemesi istimâ‘ etmemişimdir.
EÇS VI 125a
Bu temâşâları ederken çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’idi cümle ferâmûş edüp gûyâ hayât-ı câvidân buldum. Altımda atım kezâlik merdâne cünbüş ü hareket etmede. Bu koyun hemân atımın önüne düşüp meleyerek iltifât nazarıyla nazar ederek yine dönüp hakîre bakup meleyerek gider. Hemân hakîr,
EÇS VI 125a
"Bu sırrullâh ricâlü'l-gaybdır kim bu sûrete temessül edüp bize pîşvâ oldu ve atımın ve benim cânım râhat buldu. Ben bu koyunun akîbine düşüp giderim" deyüp gide gide nehr-i Vak-ı Kebîr kenârına gelüp karşu tarafa bakdım.
EÇS VI 125a
Bir gül [ü] gülistân ve nahlistân ve bostân yerler. Hemân mezkûr gûsfend kendüyi suya urup şinâverlik edüp gâh ayakları yere değüp yürür ve gâh gavvâslık ederek bir cezîreye geçüp yine hakîre teveccüh edüp tîz tîz ve sık sık melemeğe başladı, suya girdi ve yine çıkdı ve yine me me deyü melerdi. Gûyâ lisân-ı hâl ile sen de bu cânibe gel, geç selâmetdir der idi.
EÇS VI 125a
Hemân altımda atımı zabt edemedim. Bir pertâb edüp Hamîs atım kendüyi suya urup su eğer hânesin çalup yigirmi adım kadar gidüp su üzengiye gelüp karşu cezîreye çıkdım.
EÇS VI 125a–125b
Andan koyun ve altımda atım ikisi dîvâne olup at koyun ile ve koyun at ile gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar etdiler kim hakîr at üzre gücile durur olup safâ-yı hâtırımdan hâzâ min fazlı rabbî deyüp 125b dîdelerim pür nem oldu.
EÇS VI 125b
Ve yine koyun bu cezîreden kendüyi suya urup karşu tarafa geçdi, ammâ ayağı yere basmayup hep şinâverlik ederek eğri büğrü gitdi.
EÇS VI 125b
Hemân hakîr dal kılıç olup bir serâmed meşe dalın kesüp dalların budayup mızrak gibi ağacı elime alup hemân Bism-i İlâh deyüp atımı suya urdum. Hakkâ ki derince imiş, ammâ ağaç ile yoklayup hamd-i İlâh selâmetle karşuya geçdim. Hemân yine koyun ve atım birbirleriyle ol kadar rakkâslık etdiler kim gûyâ rakkâs-ı zühre idiler.
EÇS VI 125b
Ba‘dehu gûsfend-i beyâz me me deyü bir kerre Uyvar'a doğru koşa koşa seğirdüp oradan bize meleyüp feryâd etdi. Biz dahi yanına vardık. Hemân Uyvar'a doğru meleyüp bir kerre kendüyi suya urup gâ’ib oldu ve bir kerre dahi karşu tarafda gördüm.
EÇS VI 125b
Hamd-i Hudâ selâmetle ol nehr-i Vak-ı âkı bu yüzden min indillâh bilâ-şübhe ricâlü'l-gayb ile beri cânibe selâmet geçdim ve bildim ki Hazret-i Hızır ol sûrete temessül edüp vesîle oldu ve dahi ziyâde bildim ki Cenâb-ı Bârî'nin inâyeti ve Server-i Kâ’inât'ın mu‘cizâtı ve kırk yıldan {berü} ekâlîm-i seb‘ada ziyâret eyleyüp âşinâlık ve rûşinâlık kisb etdiğim ûlû'l-azm enbiyâların ve gayri mürsellerin ve niçe bin kibâr-ı evliyâullâhların rûhâniyyetleri ve himmetleri berekâtlarıyla bu varta-i girdâbdan halâs oldum deyü hamd-i bî-hadd ve senâ-yı bî-add edüp cânib-i Uyvar'a giderken meğer bu taraflarda ormanlar içre bizim münhezim olmuş âdemler hakîri görüp "Yoldaş gerüde ve ileride kâfir var mı?" deyü sorduklarında hakîr "Bir şey yokdur" {dedim}.
EÇS VI 125b
Hemân ormanlar içre pinhân olmuş âdemlerin cümlesi mecrûh meydân-ı mahabbete çıkup niçe piyâde bîçâre ve âvâreler yanıma gelmek isterler, ammâ aslâ yanıma uğratmadım, zîrâ niçe kerre olmuşdur kim hasta ve mecrûh şekilli âdemler âdemi atından yıkup atına binüp firâr eder, zîrâ atalardan kalmış sözdür, "At binenin, kılıç kuşananın" demişler, ammâ ba‘zı yaralulara "Gayret eylen şehbâzım" deyü tesellî-i hâtır vererek ve sergüzeşt [ü] serencâmımızı birbirlerimize nakl ederek ileri ve gerü bakarak giderken hemân bizim mukaddemâ firâr eden Tatar askerinden iki bin mikdârı çatal atlı Tatar dostlarımız gelüp, Hudâ cümlesin yarlığasın, gerçi Tatar-ı adû-şikâr, tîz-firâr bî-karârlardır, ammâ bize karîb gelüp hakîr cümlesine ricâ edüp asker-i İslâm'ın mecrûh olanların cümle boş atlarına bindirüp cümle koş kol yedekler olup cümle altı yüzden mütecâviz mecrûh ve meksûru'l-bâl ve bî-mecâl yiğitler atlar üzre huzûr ile giderken kâmil iki sâ‘at yer gidüp câ-be-câ şühedâlarımız cümle başsız ve zekerlerinin sünnet yeri nâhunları kesilmiş ve bu taraflarda dahi niçe mecrûhlar gelüp cümle Tatar atlarına bindirüp giderken on bin kadar salt atlı ve çatal atlı âdemler henüz bizim münhezim olup tav tavlanmış ve sav savlanmış olan cenge henim imdâda giderler.
EÇS VI 125b
Anlar bizden ahvâl-i savaşı su’âl edüp biz de kazıyye-i mâcerâyı bir bir takrîr etdikde Allâh anlardan ve serdârları Sührâb Mehemmed Paşa'dan Hak râzı ola. Bu sahrâda ne kadar şühedâlar var ise cümlesin bir yere cem‘ edüp iki yerde hafr-i azîmler kazup cümle şühedâların namâzların kılup ceng mahallinde defn edüp Sadrıa‘zam ordusuna elhamdülillâh sıhhat ile dâhil olduk. Cenâb-ı Allâh'a bin bin hamd [ü] senâlar etdim, ve's-selâm.
EÇS VI 125b
Ba‘dehu Âl-i Osmân ordusunda niçe veliyyi ni‘am efendilerimiz ahvâl-i perîşânımızı istimâ‘ edüp bu hakîre beş yerden beş re’s küheylân atlar ve üç aded Macar esîri gulâmlar hedâyâlar ile niçe gûne ihsân u in‘âmlar geldi.
EÇS VI 125b
Hikmet-i Hudâ üçüncü günde mukaddemâ ceng etdiğimiz mahalde firâr eden kölelerimizin ikisi dahi atları ve bisâtlarıyla münhezim olan Gürcî Mehemmed Paşa kethudâsından geldiler. Hamd-i Hudâ yine memâliklerimize yeniden mâlik gibi olduk.
EÇS VI 125b
Kal‘a-i Uyvar altından kâmil kırk bin aded Tatar-ı adû-şikâr-ı sabâ-reftâr ile vilâyet-i Alaman'a ve Bahr-i Muhît kenârına ve vilâyet-i Holandiye'ye ve İsfaç vilâyetinin menâzillerin bildirir
EÇS VI 125b–126a
Evvelâ Mehemmed Giray Hânzâde Ahmed Giray Sultân efendim fermân-ı Sadrıa‘zam ile kırk bin Tatar'a Yalı ağası (---) Ağa'yı serdâr edüp cümle iki kerre yüz bin ma‘dûd koş kol atlarıyla âmâde olduklarında hemân hakîrin karârı kalmayup İbrâhîm Kethudâ'dan ve Defterdâr Ahmed Paşa'dan me’zûn olup salt [u] sebükbâr Tatar-vâr üç gulâmımla ve altı re’s atlarımla "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp Uyvar'dan 126a cânib-i garba kal‘a-i Nitre'yi ubûr edüp andan nehr-i Vak'ı atlar ile ayakdan geçüp ol gün ılgarup giderek nehr-i Vak başında meks etdik.
EÇS VI 126a
Bu nehrin ibtidâ menba‘ı Ma‘den kal‘aları semtinde Ak yaylalardan çıkup Uyvar altından geçüp kâfirin Komaran kal‘ası önünde Tuna'ya karışır.
EÇS VI 126a
Ba‘de ale's-sabâh Ma‘den yaylaların aşup kâmil bir gün bir gece seğirdim etdik. Aslâ amâristândan bir şey bulmayup cümle Kurd Paşa ve Hacıkey Paşazâde ıhrâk bi'n-nâr olmuş harâb u yebâb dâr-ı diyâr bulduk. Bir sahrâ-yı çemenzâr [u] lâle-izârda ol gece döşün verüp ale's-seher tan atdıkda koş kol atlarımız tartılayup ve cüyenleyüp barımız da sadaklanup alaşalarımıza pinüp ol gün yortup şimâl tarafına gidüp ikinci gecede,
EÇS VI 126a
Bu vilâyet-i ma‘mûre eyle bir deyr-i diyâr-ı müzeyyenedir kim cemî‘i kâfiristân içre bunun zemîni bir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr diyârdır kim deyyâr mânendi yokdur. Hattâ ilm-i hey’et sâhibleri bu zemîn-i âbâdânı tâvûs kuşunun kuyruğuna teşbîh eylemişlerdir. Tâ bu mertebe ma‘mûr u müzeyyen hâk-i amber-pâkdir.
EÇS VI 126a
Bu zemînin cânib-i kıblesi Orta Macar'dır ve taraf-ı şarkîsi vilâyet-i Leh'dir ve Tot kavminin lisânları da Leh gibidir. Ve şimâl semtleri Çeh vilâyetleridir ve garb tarafları Nemse diyârıyla hem-hudûddur, ammâ cümle Tot kavmi başka banlıkdır kim iki kerre yüz bin askere mâlikdir, lâkin Orta Macar'a tâbi‘ olduklarından bunlar dahi millet-i Mesîhiyye'dendirler ve Macar kavmi gibi mezhebleri dahi Luturyan mezhebindedirler. Putperest olmayup salîbe perestlerdirler.
EÇS VI 126a
Bu kadar bin Tatar bu vilâyet-i âbâdân içre girüp cemî‘i küffâr evli evlerinde iken cemî‘i köy kendleri ve kurâ vü kasabâtları ve âbâdân şehirlerin harâb u yebâb ve halkını esîr-i kebâb ve hânelerin ıhrâk bi'n-nâr ile türâb ve on sekiz bin kadar {küffârı} esîr-i bend-i zincîr edüp ve bu kadar mâl-ı ganâ’im ile cümle bu esîrleri gerüye ordu-yı İslâma gönderilüp cümle Tatar salt [u] sebükbâr kalup bir gün bir gece dahi cânib-i şimâle çapul civerüp giderek,
EÇS VI 126a
Bu vilâyet-i ma‘mûre Çeh kralı hükmindedir. Şimâl tarafı Leh kralı hükmünde Bahr-i Muhît kenârında Daniska iskelesidir kim sene (---) târîhinde İslâm Giray Hân zamânı Daniska şehri iskelesine varmış idik.
EÇS VI 126a
Andan bu Holandiye şehrinin garb cânibi Çeh kralı hudûdudur ve garbdan cenûba sarı İsfaç kralı vilâyetidir ve cânib-i cenûba Alaman deryâsı Bahr-i Muhît'den girmiş bir deryâ-yı azîm kenârında Filimenk kralının tahtı olan Amıstırdam vilâyetinin hudûdunda bu şehr-i Holandiye'dir, ammâ bu dahi bir edna'l-arz sevâd-ı mu‘azzam şehir idi kim vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ kefereleri mesrûr, köyleri ve kendleri hûb, beyne'l-kefere türâb-ı nazîfi mergûb idi.
EÇS VI 126a
Vakt-i seherde cümle Tatar-ı adû-şikâr hakkâ ki cümle kârları şikâr olup bu şehr-i Holandiye'yi âteşe vurup cümle küffâr uryânen hâbdan bîdâr olup cümle esîr oldular. Ve bu kadar mâl-ı ganâ’im alındı kim götürmeğe Tatar'ın iktidârı olmayup niçe bin milyonlık mâl [u] menâl âteşe uruldu, ammâ bu diyârın sa‘b hisârları olmağile bî-hisâb küffâr-ı hâksâr kal‘alara firâr etdiler.
EÇS VI 126a
Tatar ise kal‘a altına varmak ihtimâlleri yokdur. Yine böyle iken bu çapulda Tatar'ın destine on bin küffâr esîr düşüp hamd-i Hudâ bu hakîrin eline bir kız ve bir oğlan ve yedi re’s atlar ganîmet girdi.
EÇS VI 126a
Bu vilâyetin arzı iklîm-i seb‘adadır. Ba‘dehu bu vilâyetden cânib-i şimâle giderken Tatar ile sulh etmiş Leh diyârın incitmeyüp üç gün üç gece sahrâlarda seğirdüp,
EÇS VI 126a
Hâkimi Varşalka bandır, ammâ nâmdâr bir kâfir-i bî-amândır. Hamd-i Hudâ bu vilâyete dahi Bahâdır Giray Hân asrında sene (---) târîhinde gelmiş idik. Ol zamân bu Varşalka Kral bir kişkene nâ-bâliğ şura idi. Babası Yoranda nâm kral-ı benâm idi. Bu vilâyet-i ma‘mûrenin nihâyeti şimâl tarafında Bahr-i Muhît sâhilidir. Şark tarafı Leh diyârıdır, garb tarafı Çeh vilâyetidir. Ve bu Korol dâ’imâ Leh'e tâbi‘ idi, ammâ bu sene Leh ile mâbeynleri zıd olmağile "Ez-zıddân lâ-yectemi‘ân" mazmûnu üzre Leh kralı tahrîkiyle şimdi bu diyârı urup eyle harâb u yebâb edüp ol kadar mâl-ı ganâ’im ve esîr alındı kim hadden efzûn ve kalemden bîrûndur.
EÇS VI 126a
Bu vilâyet eyle ma‘mûrdur kim gûyâ koz içi gibidir ve cemî‘i zamânda bu hâk-i pâke Âl-i Osmân ayağı basmamışdır, ammâ Tatar niçe kerre kadem basmışdır. Bu vilâyetin halkı dahi lisân-ı Leh ve lisân-ı Urusça bilirler.
EÇS VI 126a–126b
Ve bu Korol içre kırk bin askerden nâkıs Tatar ile bî-bâk ü bî-pervâ 126b olup gâh mağrib ve gâh maşrık ve gâh cenûb ve gâh şimâl tarafların yaka yıka ve kıra kıra ve bakıyyetü's-seyflerin esîr ederek üç günden sonra yortup şimâl tarafında Bahr-i Muhît kenârına varup niçe şehirler harâb u yebâb edüp bî-aded Korol cüvânları esîrler alup ol gün cânib-i garba gidüp,