EÇS VI 131b
Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbî tarafında başka iç kal‘a gibi çâr-kûşe bir kârgîr dîvâr-ı âlî içinde bir cebehânedir kim Âl-i Osmân henüz eyle bir cebehâneye mâlik oldu.
EÇS VI 131b
Hulâsa-i kelâm Cenâb-ı Bârî bu rûy-ı arzda me’kûlât [u] meşrûbât ve mevcûdâtdan ne halk etdi ise bu cebehânede mevcûddur. Hattâ ilm-i tıbba müte‘allık niçe bin pâre mücelled kitâb-ı mu‘tebereler ve musavver teşrîhât kitâbları ve Kanûn-ı Şifâ-i Ebû Alî Sînâ kitâbları var kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS VI 131b
Ve bunda fevkânî ve tahtânî cümle otuz aded odalardır. Her birinin içinde birer gûne eşyâlar ile mâl-â-mâldır. Ve hîn- mahalde bulunsun içün enderûn-i hânelerde her ne var ise kapular üzre cümle eşyâların esmâları tahrîr olunmuşdur. Hattâ ba‘zı hücrelerde kehhâllerin bisâtları ve gayri edviyeleri ve niçe bin gûne derde devâ içün ma‘âcin makûleleri ve müshilât ve sümûmât makûlesi bile mevcûddur.
EÇS VI 131b
El-hâsıl bir odada olan bisât u edviyeler bir odada dahi yokdur. Ve tahtânî odalar dahi cümle otuz aded hücre-i kârgîrlerdir. Bunlarda cümle âlât-ı harbe ve âlât-ı silâha müte‘allık eşyâlar var kim on bin aded âlü'l-âl mücevher çarhlı ve karabina puşkalar var ve on bin aded zırh u zereh-külâh ve tuğulka ve katlavî ve ser-penâh makûlesi şeyler var. Ve mızrak ve harba ve çapa ve kazma ve balta ve nacak ve külünk ve mıh ve kılıç ve şiş ve gayri âlât-ı silâhların hisâbların Allâh (Allâh) bilir. Ve bu mezkûr silâhların cümlesi eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ her biri üstâd elinden henüz çıkmış gibi cümle hâzır-bâşdır.
EÇS VI 131b
Ve dahi kâmil bin fuçı leb-ber-leb kırk nev‘a görülmemiş kurşumu var. Ba‘zısı telli kurşumdur, tüfengden çıkdıkda iki başı ku[r]şum, ortası iki karış uzun demir teldir, açılarak gidüp râst geldiği yerleri iki biçüp helâk eder. Ve ba‘zı kurşumlarının içi nohudlu ve arpalı ve zincîrli ve topraklı ve neftli ve eşek sidikli ve zehirli ve toprakdan yapılmış müdevver yağlı kurşumları fıçı fıçı hâzır-bâş durur. Hakîkatü'l-hâl bu mezkûr kurşumlardan her kim yedi ise halâs olmayup cümle şehîd oldular.
EÇS VI 131b
Ve bu cebehâne meydânının cânib-i erba‘asında olan dâ’iren-mâdâr dîvârları dibinde damlar altında niçe kerre yüz bin aded bî-hadd ü bî-pâyân gûnâ-gûn top gülleleri yığın yığın yağlı ve zağlı ve mücellâ ve musaykal gülleler bir vukiyyeden kırk okkaya varınca firâdâ firâdâ gülleler yığın yığın hâzır-bâş durur.
EÇS VI 131b
Ve ba‘zı yerde domuz ayağı ve paçarız ve makas ve tulumba ve sürme ve el kumbarası ve sırça kumbarası ve havân kumbarası hisâbın Hudâ bilir.
EÇS VI 131b–132a
Bu cebehânede hemân sünnet-i Resûlullâh olan ok ve yay silâhı yok. Yohsa 132a gayri cümle âlât-ı silâh ve hiyel ü şeytanat bu cebehânede mevcûddur.
EÇS VI 132a
Bu cebehâneyi Sadrıa‘zam gelüp niçe vüzerâlar ile seyr [ü] temâşâ etdikde cümle âlem-i hayretde kalup engüşt ber-dehen edüp cümle mühimmât [u] levâzımâtları sâ’ir vüzerâların yanlarında firâdâ firâdâ tahrîr eyleyüp Ordu Monlası Ünsî Efendi sicillâtında makyûd ve murakkam olup Dergâh-ı âlî cebecibaşısı Ali Ağa kethudâlarından ikinci kethudâ Mustafâ Ağa'yı bu cebehâne-i emânetullâh üzre cebecibaşı edüp hil‘at-i fâhire ihsân olundu. Ve sekiz oda cebeciler çorbacıları dahi nâzıru'n-nuzzâr ta‘yîn olunup vakt-i hâcetde bu cebehâne açıldıkda bu çorbacıların ma‘rifetiyle açılup bir zerre şey bu çorbacıların izinleriyle sarf oluna ve bir şey serîka olunmasın deyü,
EÇS VI 132a
"Hâmân ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâd ve Nemrûd ve Ebû Cehil ve Ebû Leheb ve Yezîd ve Mervân ve Bahtek'in la‘neti bu cebehâneden bir zerre şey uğurlayanların üzerlerine olsun" deyü bu la‘netnâmeyi bir taşa yazup ve sikkeyi mermerde kazup bu hatt-ı la‘netnâmeyi cebehâne kapusu üzre kodular. Ve yılda bir kerre cümle a‘yân-ı kibâr ma‘rifeti ve nezâretiyle "Yıl başında {cümle silâhlar pars} olup musaykal ve mücellâ ola" deyü kanûnnâme yazıldı.
EÇS VI 132a
Ve yine cümle ocak ağaların ma‘rifetleriyle yılda bir kerre cebehâne yoklaması olup "Defterden nâkıs ve tebdîl olmuş bir zerresi gâ’ib olmuş bulunursa zâbitleri katl oluna" deyü sicill-i şerîfe kayd olunup sûret-i hüccet vâlî-i vilâyet olan Kurd Paşa eline verildi.
EÇS VI 132a
El-hâsıl ibret-nümâ cebehâne-i ra‘nâdır, Hudâ hıfz ede.Ve bu kal‘a içre aslâ sokaklarında kaldırım yokdur. Ve sokaklarının ba‘zı yerlerinde cümle üç yüz altmış altı aded zîr-i zemîn kuyuları vardır. "Her gün birer kuyu buğday boşalup cümle kal‘a halkı tenâvül edüp yılda bir kerre cümle kuyular tamâm olup yine kuyuları gılâl ile dolduralar" deyü bu tedârikleri etmişler, ammâ hakkâ ki âkılâne tedbîr etmişler. Ve bu mîrî kuyulardan mâ‘adâ bu kal‘a içre iki bin kadar kuyular vardır. İçleri leb-ber-leb buğday ve darı ve arpa vardır.
EÇS VI 132a
Komaran kapusunun taşrasında Sadrıa‘zam Köpürlüzâde serdâr-ı mu‘azzam Ahmed Paşa bir câmi‘-i kebîr binâ edüp kal‘a handakına gelen nehr-i Litre kenârınca kâmil beş bin adım ihâta eder bir varoş-ı azîm handakı kazup birkaç günün içinde dıraht-ı müntehâ direklerinden bir palanka çevirme bir metîn hisâr-ı üstüvâr çevirildi kim beş yılda tamâm olmayacak bir binâ-yı hümâm idi, ammâ henüz içine elli kadar sazlı evler binâ olunup bunun dahi cümle sokakları sadranc nakşı tarh olup iki yerinde tahta kapular vaz‘ olundu.
EÇS VI 132a
Ve bu varoş içine Budin vezîri Hüseyin Paşa muhâfazacı ta‘yîn olundu, ammâ derûn-ı Uyvar'a Köstendil sancağı ile Kurd Paşa Uyvar'a vâlî-i vilâyet olup kal‘ayı ve bir varoşu amâr etmeğe der-uhde etdi.
EÇS VI 132a
Ve Sirem ve Semendire ve Alacahisâr ve Budin kulunun ve Üstürgon kulu nısfının yayaları bu Uyvar'a ta‘yîn olunup ve sâ’ir eyâlet ve gayri sancaklardan cümle on sekiz bin "Benem, diğer nîst!" diyen asâkir-i İslâm Budin vezîri Hüseyin Paşa ile Uyvar'da kalup herkes şiddet-i şitâ gelmeden kal‘a hâricinde külbe-i ahzânlar ve mükellef hâneler yapup bir ayda Uyvar'ın hâricinde bir şehr-i azîm oldu.
EÇS VI 132a
Ve kal‘a-i Uyvar'a mahsûs sağkol ve solkol nâmıyla kâmil üç bin atlı yiğit yazdılar.
EÇS VI 132a
Ve azebistân ve beşliyân ve gönüllüyân ve martolosân deyü üç bin piyâde yiğit dahi yazdılar.
EÇS VI 132a
Ve cümle iki bin yerli yeniçeri deyü yazdılar.
EÇS VI 132a
Ve yerli topçu ve cebeci nâmıyla bin aded yiğit dahi yazdılar.
EÇS VI 132a
Ve sekiz oda kapukulu yeniçeriyle Zağarcıbaşı İbrâhîm Ağa'yı kodular.
EÇS VI 132a–132b
Ve sekiz oda cebeciyân ve sekiz oda topçıyân gâzîleri koyup bunlar dahi cümle on iki bin asker muhâfazacılarla cümle otuz bin asker Uyvar'a koyup cümle mevâcibleri ve cümle mühimmât [u] levâzımâtları ve cümle ma‘ûnetleri ve zahîreleri beleğan mâ-belağ konup mevâcibleri üzre Şeyhî Çelebi'yi defterdâr edüp tîmâr defterdârı ve tîmâr kethudâsı ve gayri kırk aded nefer ağalıkları zâbit ve râbıtlar nasb olup cümle ağavâtlara hil‘at-i fâhireler ihsân olunup cümle cebehâneleri ve nev binâ beytullâhları ve kal‘a-i Uyvar'ı cemî‘i asâkir-i İslâmile Sadrıa‘zam "Allâh'a ısmarladım" deyüp kal‘adan taşra çıkup cümle tevâbi‘ [ü] ta‘allukâtıyla serâperdesine gidüp nefîr-i rıhletlere rehâ buldurup göç yarağı görmeğe tedârikler görüldü. 132b
EÇS VI 132b
Hikmet-i Hudâ bugünkü gün Leve kal‘asın muhâsara eden Ali Paşa'dan ve Novigrad kal‘asın muhâsara eden Kaplan Paşa'dan Sadrıa‘zama feryâdnâmeler gelüp,
EÇS VI 132b
"Elbette devletli vezîr bizzât siz gelmeyince bu kal‘alar feth olmaz. Elbette sa‘âdetle cümle asâkir-i İslâm'ı alup sa‘âdetle gelesiz" deyü haberler gelince hemân hakîr Uyvar'da kalan efendilerimiz ile ve gayri ahbâblarla vedâ‘laşup ve helâlleşüp
EÇS VI 132b
İşbu sene 1074 mâh-ı Rebî‘ulevvel'[in]in (---) günü kal‘a-i Uyvar altından kal‘a-i Leve ve kal‘a-i Novigrad gazâsına gitdiğimiz menâzilleri ayân u beyân eder
EÇS VI 132b
Evvelâ Uyvar'dan kalkıldığı mahalde Uyvar muhâfızı olan Kurd Paşa-yı âkıbet-endîş cümle guzâtı kal‘a-i Uyvar'a doldurup kal‘a kapuların sedd edüp cemî‘i gâziyân-ı Uyvar kal‘a dîvârları üzre pür-silâh kat-ender-kat olup âmâde durdular. Çünki Sadrıa‘zam alay-ı azîm ile zîr-i kal‘adan ubûr etdükde hemân derûn-ı kal‘adan üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp akîbince niçe yüz bin tüfengleri tekrâr be-tekrâr atup andan üç yaylım "Safâ gitdiniz ve hoş gidesiz" deyü el-vedâ‘ topları atılup azamet-i Hudâ kal‘a-i Uyvar murg-ı semender-vâr dûd-ı siyâh gubâr içinde kalup azametullâh aleyke avnullâh kal‘a-i Uyvar'ın balyemez top gülleleri asâkir-i İslâm'ın başları üstlerinde ejder-i heft-ser gibi gıjıl gıjıl gıjlayarak ve ra‘d-vâr gürleyerek ve sahrâlarda her gülle kelleler gibi ve kuşlar gibi sekerek tarlaları ve bâğları ve dağları sökerek gitmede.
EÇS VI 132b
Ba‘dehu yine derûn-ı hisârda olan otuz bin asker dahi bir nevbet bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup feryâdları evc-i semâya peyveste olup üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekdiler ve üç nevbet top u tüfeng atdılar.
EÇS VI 132b
Beri bizim tarafdaki asker-i İslâm'ın ve niçe bin garîb gurebâların bağırları pür-hûn ve dîdeleri nem ile Ceyhûn olup Uyvar içinde kalan askere,
EÇS VI 132b
"Allâh kolay getire ve Allâh Uyvar kal‘asın dest-i düşmandan hıfz ede" deyüp hayr du‘âlar etdiler.
EÇS VI 132b
Hattâ bu mahalde yine derûn-ı kal‘adan Gâzî Süleymân Hân topun bir kerre atup "Bizi hayr du‘âdan ve her bâr zahîre ve imdâddan bizi unutman" işâreti topun atdılar, ammâ Hudâ âlimdir bu topun sadâsı Uyvar'ın bin iki yüz aded atılan topların sadâsın basdırdı. Cümle asâkir-i İslâm "Bu sadâda bir hikmet ve bir sırrullâh vardır" deyü tefe’ül etdiler ve Uyvar'dan cânib-i şarka doğru gitdiler. Hakîr dahi Sadrıa‘zam alayıyla 2 sâ‘at gidüp,
EÇS VI 132b
Mâ-tekaddem ıhrâk olunmuş idi. Bu mahalde Haleb vezîri Gürcî Mehemmed Paşa dündâr ta‘yîn olunup Rûmeli vezîri Kara Mustafâ Paşa çarkacı fermân olundu. Ve Bozok beği ve Plevneli Mihal Beğleri sancakları askeriyle ve Eflak ve Boğdan beğleri dahi cümle balyemez topları kavm-i Yörükân ile keşân-ber-keşân çekmeğe me’mûr oldular.
EÇS VI 132b
Üstürgon cisri muhâfazasına me’mûr olan Zileli Ferrûh Çavuşzâde Mehemmed Paşa'ya emirler gidüp "Her kim fermânsız köprüden ubûr edem derse başın kesüp mâlı senin olsun" deyü fermânlar gitdi.
EÇS VI 132b
Andan bu konakda bu deryâ-misâl askere yol yok ve iz yok ve bir ârâmgâh yer yok, çengelistân ve dağıstân ve ormanistân içre dağdan dağa ve dereden dereye ve depeye uğrayup Uyvar altında mektûp kozalağıyla yem yemiş ve yâdes kemiğine dönmüş şâh-ı gedâ atlardan belki on bin at bu yolun çamur batağ [u] çatağı içre kaldı. Hattâ hakîrin dahi bir atı çamurda gark olup yüz bin renc [ü] anâ çekerek gücile çıkarup halâs etdik. Andan 7 sâ‘atde,
EÇS VI 132b
Evsâf-ı kurb-ı menzil-i kal‘a-i Ma‘den-i Süflâ
EÇS VI 132b
Bu kal‘ayı mukaddemâ Tatar Hânzâde Ahmed Giray Hân sefere gelirken hâlî bulup berbâd edüp ba‘dehu Eğri beğlerbeğisi Pirinççi Filibeli Mehemmed Paşa feth edüp ana itâ‘at etdiklerinden şimdi dahi kapudan ve birovları hedâyâlarıyla Sadrıa‘zama gelüp ser ber-zemîn edüp Canik beği askeriyle muhâfız ta‘yîn olundu.
EÇS VI 132b
Kal‘ası bir mürtefi‘ bayır üzre bir Şeddâdî seng binâ bir hisâr-ı üstüvâr-ı ra‘nâdır, ammâ küçükdür. Dağlarında gümüş ma‘deni olmağile Ma‘den kal‘ası derler, ammâ sehel bî-hâsıldır.
EÇS VI 132b–133a
Bu kal‘a kurbunda Serdâr Ali Paşa'dan haber geldi kim küffâr "Leve kal‘asın vermem, ırzım vardır ve iki el bir baş içündür ve cebehânemiz ve asker zahîremiz çokdur. Cümlemiz kral uğuruna 133a kırılırız" dediler, deyü haber geldikde hemân Vezîr-i dilîr Fâzıl Ahmed Paşa gazab-âlûd olup hemân bu menzilden nefîr-i rıhletler ve kös-i hareketlere turralar urulup Serasker Ali Paşa ile Tatar askerine fermânlar gidüp,
EÇS VI 133a
"Kal‘ayı pek muhâsara etsinler. İnşâallâh kal‘a-i Leve feth olursa cümle küffârların tîğ-i âteş-tâbdan geçiririm. Bismillâh niyyetü'l-gazâ" diyerek yine Ma‘den kal‘ası kurbundan kalkup yine ne râh ve ne râh u hemrâh nâ-peydâ olup dağdan dağa göğemler ve ahlad emrûdları yiyerek ve çengelistân dağlar aşarak 7 sâ‘atde,