EÇS VI 134a
Ba‘dehu sene 934 târîhinde Sultân Süleymân Hân Budin'i feth edüp Yanoş Kral'a Budin'i yine ihsân edüp ba‘dehu sene 951 {târîhinde} Yanoş Kral ile Yahyâ Paşazâde {Mehemmed Paşa ile} kal‘a-i Vaç'ı ve kal‘a-i Novigrad'ı ve kal‘a-i Diregel'i ve kal‘a-i {Vişegrad'ı cümle} feth edüp Budin'e ilhâk edüp içine kifâyet mikdârı asker korlar. Tâ ki sene 1002 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Nemse çâsârı hurûc edüp ol sene-i menhûsda küffâr-ı hâksâr taburu azîm leşker-i cünûd-ı cünübiyle kal‘a-i Novigrad üzre gelüp kâmil üç ay kal‘ayı döğüp bir yerden imdâd gelmez.
EÇS VI 134a
Hikmet-i Hudâ bu mahalde Serdâr Hasan Paşa Ustolni-Belgrad altında münhezim olup küffâr Ustolni-Belgrad'a istîlâ edüp andan kal‘a-i Üstürgon'u muhâsara edüp küt-â-küt döğdüğünün top sadâları bu Novigrad kal‘asında gâzîler şeb [ü] rûz istimâ ederler.
EÇS VI 134a
Ve yine hikmet-i Hudâ küffâr-ı hîlekârın bir azîm taburu dahi Peşte kal‘ası kurbunda Soboska kal‘asını alup andan Hatvan kal‘asın dahi küffâr muhâsara edüp leylen ve nehâr balyemez ile döğdüğünün sadâsın yine bu Novigrad gâzîleri istimâ‘ edüp cânib-i erba‘alarını cihân kâfirleri aldığından haberdâr olup kendüleri de üç aydan berü mahsûr oldukları cânlarına yetişüp bir tarafdan imdâd gelmeyeceklerin dahi bilüp âhir-i kâr bir gün gördüler kim Rûmeli beğlerbeğisi Sinân Paşazâde ve Budin vezîri Hasan Paşa bu Novigrad altına geldiler, ammâ küffârın askeri vefretinden kal‘a-i Novigrad'a imdâd edemeyüp Budin'e giderler. Hemân bu hâl-i perîşân-ı pür-melâli kal‘a-i Novigrad'da olan asâkir-i İslâm'dan yeniçeriler yerli kulun söyletmeyüp "Bir alay bî-imdâd nâçâr âdemleriz" dediler ve kal‘a-i Novigrad'ı vere ile küffâra verdiler.
EÇS VI 134a
Hemân Novigrad beği Karaferyelü Mehemmed Beğ bu haberi işidüp,
EÇS VI 134a
"Bire gâzîler şu kal‘ayı kâfire vermeyelim" deyü feryâd edüp ağlar.
EÇS VI 134a
Çâre olmayup derûn-ı hisârdan amân ile üç bin kadar asker-i İslâm pür-silâh kal‘adan çıkup salt [u] sebükbâr Budin'e geldiklerinde Budin vezîri Hasan Paşa Novigrad beğini "Niçün kal‘ayı kâfire verdin?" {deyü} çârsû başında {beği} salb eder, ammâ "Fuzelâyi'd-dehrden gâzî ve âlim ve zâhid bir mîr-i muhterem idi" deyü bu mîr-i merhûmun ve kal‘a-i Novigrad'ın ahvâlin böyle takrîr etdiler. Ve hakîr dahi eyle tahrîr etdim.
EÇS VI 134a–134b
Ammâ küffâr bu kal‘a-i Novigrad'a sene 1002 târîhinde istîlâ edelden berü dest-i küffârda 72 sene kalup hamd-i Hudâ sene 1074 târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşazâde Sadrıa‘zam Fâzıl Ahmed Paşa bu kal‘a altına deryâ-misâl 134b asâkir-i bî-hadd [ü] bî-pâyân ile gelüp meks etdikde hemân dem Sadrıa‘zam hazretleri kal‘ayı yigirmi günden berü muhâsara eden Kaplan Paşa'ya on bin kadar piyâde yeniçerileri imdâd gönderüp azharun mine'ş-şems kal‘a dibine varup meterise girdiler.
EÇS VI 134b
Mukaddemâ meterise giren Kaplan Paşa askeri cümle gerüde kaldılar. Ve yedi beğlerbeğiler ile yedi aded balyemez toplar dahi kopup yeniden cenge âheng etdiler ve şeb [ü] rûz küffâra göz açdırmadılar.
EÇS VI 134b
Hemân küffâr-ı dûzah-karâr derûn-ı hisârdan askerin böyle hücûm-ı mehcûmın görüp cümlesi var kuvvetlerin bâzû-yı bî-zorlarına getirüp kal‘adan teper aşağı asker-i İslâm üzre yürüyüp germâ-germ kâmil bir sâ‘at eyle ceng-i azîm oldu kim çeşm-i felek-i pîrezen böyle neberdün nazîrin görmemişdir. Ve bu ceng-âşûb bir mertebe iştiğâl bulmuşdur kim guzât-ı mücâhidîn küffâr-ı liyâm ile tamâmen karış katış olmuşlardı, fi'l-vâkı‘ birbirlerinden tefrîk mümkün değil idi.
EÇS VI 134b
Hamd-i Bîçûn böyle germiyyet-i cengde küffârı sıyup cümle küffâr kal‘a kayalarına tırmaşup cân havilleriyle çıkarken gerü meterislerden bu kâfirlere kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup beş yüz kadar küffâr kayalardan aşağı pür-putur olup aşağı uçduklarında cümle gâziyân kellelerin alup Sadrıa‘zamdan ihsânlar aldılar.
EÇS VI 134b
Hattâ küffâr kal‘aya firâr ederlerken cümle guzât küffârın akîbince kovarak kal‘a kayası dibindeki şarampav tabyaların cümle feth edüp içine asker-i İslâm girüp zabt etdiler. Ammâ mel‘ûn kâfir yukaru kayalardan asker üzre kazan kumbaralar bırağup niçe gâzîleri helâk ederdi. Hamd-i Hudâ {gâzîler} ana dahi çâre bulup top tahtaların siper edüp kumbara şerrinden emîn olurlardı.
EÇS VI 134b
Ve bu mahallerden kayaları oyup asker-i İslâm kal‘aya mûr mâra sarılır gibi kayalara sarılmağa başladı ve üç tarafdan kal‘a altına lağımlar işledi, ammâ darebât-ı topdan kal‘anın ol Şeddâdî ve metîn hâ’itleri peftere gibi havâya perrân olup yürüyüş etmeğe müstevfâ gedikleri nümâyân oldu, ammâ hemân küffâr-ı hîlekâr ol ân kal‘anın münhedim olan yerlerine dizme direkler dizüp içlerin esbâb [u] eskâl ve partal ve sartallarıyla doldurup yine cenge meşgûl oldu.
EÇS VI 134b
Bu mahalde Ahmed Giray Sultân'a Orta Macar memleketin urup nehb ü gâret etmek fermân olunup kırk bin Tatar-ı sabâ-reftâr ile Macaristân'a revâne oldular.
EÇS VI 134b
Hattâ bu günde cümle Kazak kâfiri Novigrad kal‘asının feth olunmadığın görüp Sadrıa‘zamdan izin taleb edüp,
EÇS VI 134b
"Bir kerre biz de şu kal‘aya sarılalım, tâ ki acâ’ib görün, dilerse kırılalım, hemân şu kal‘ayı size alıverelim" dediklerinde hemân Sadrıa‘zam-ı âkıbet-endîş buyurdular kim,
EÇS VI 134b
"Hemân hatmanlar siz Tatar kal‘asın alagörün, yohsa sizin Macar kal‘asın almada alâkanız yokdur" dediler ve küffâr-ı Kazak bu kelâmdan bir haber kitâbı anlayup çadırlarına gitdiler.
EÇS VI 134b
Hemân asâkir-i İslâm'a gayret düşüp "Bire kılıç gibi kış gelmeden" deyü derûn-ı dilden ve cân u gönülden cenge âheng ederler, ammâ kal‘a evc-i semâya ser çekmiş bir kaya-yı kudret üzre sedd-i İskender-vâr bir hisâr-ı üstüvâr bir tarafından yürüyüş mümkün değil.
EÇS VI 134b
Âhir-i kâr "Hemân cümle der [ü] dîvârların topa yedirelim" deyü balyemez toplarla bu kal‘ayı döğüp cümle der [ü] dîvârı sokak sokak olup gâzîler yürüyüş etmeğe cümle âmâde oldular.
EÇS VI 134b
Hikmet-i Hudâ sene 1074 Rebî‘ulâhir'inin dördüncü bâzârertesi gün kal‘a-i Novigrad sa‘d sâ‘atde amân ile feth olup küffâr çıkdı
EÇS VI 134b
Ve ol ân derûn-ı kal‘aya asâkir-i İslâm girirken hamd-i Hudâ yine bu hakîre bu kal‘anın fetih ezânın tilâvet etmek müyesser oldu. Elhamdülillâh.
EÇS VI 134b
Merhûm ve mağfûrun leh pederimiz Sultân Süleymân Hân asrında bu kal‘a fethinde bulunmuş, eş-şükrülillâh bu hakîr de bu gazâ-yı garrâda bulunup bâng-ı Muhammedî tilâvet etmek bu hakîre müyesser oldu. Eş-şükrülillâh.
EÇS VI 134b
Azak kal‘ası fethinde dahi ve Hanya ve Yanova ve Varat ve Ribniçse ve Yenikal‘a ve Egirvar ve Egirsek ve Kemenvar ve Uyvar ve Litre ve Leve ve bu Novigrad kal‘alarının ibtidâ ezânların tilâvet etmek bu hakîre müyesser olup dahi niçe yüz kılâ‘lar fethinde ezân-ı Muhammedîler okumak müyesser ola, bu niyyete Allâh rızâsıyçün el-Fâtiha.
EÇS VI 134b–135a
Ba‘dehu derûn-ı hisârdan istîmân ile iki bin kadar küffârlar bî-silâh olup piyâdece Kaplan Paşa bu cümle küffârları Filek kal‘asına götürüp kapudanı olan Armanda nâm kefere Kaplan Paşa'ya iki kîse ve askerine 135a dahi iki kîse verüp cümle küffâr {kal‘a-i} Filek'de kaldılar. Kaplan Paşa selâmet orduya geldiler.
EÇS VI 135a
El-hâsıl "Kal‘a-i Novigrad kâmil yigirmi yedi günde gücile feth oldu ve yigirmi yedi bin kelle uruldu" deyü topçubaşı nakl etdi.
EÇS VI 135a
Eğer Sadrıa‘zam bu kal‘a altına imdâda gelmese Kaplan Paşa bu kal‘ayı altı ay döğse feth etmek ihtimâli yok idi, zîrâ kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş bir kal‘a-i ser-bülend sertâc kal‘a-i bî-bâcdır.
EÇS VI 135a
Hattâ Sadrıa‘zam varmazdan mukaddem Kaplan Paşa bu kal‘aya üç yerden lağımlar işledüp atmış, kal‘anın aslâ haberi olmamış. Biz vardığımız zamân henüz kal‘a dürr-i beyz-âsâ dururdu.
EÇS VI 135a
Hulâsa-i kelâm bu kal‘anın cânib-i erba‘ası top menzili kadar ba‘îd yerleri alçak alçak topraklı bayırlardır ve aşağıları cümle nebâtât u giyâhâtlı çayırlardır, ammâ kal‘anın kendisi bir sahrânın vasatında evc-i âsumâna berâber zirve-i a‘lâsı ebr-i kebûdlara kad-keşân olmuş bir yumurta gibi sivri kızıl kaya üzre Şeddâdî seng-tırâş bir rabât-ı savaşdır kim bu kal‘a içün niçe kerre yüz bin baş oynamış gitmiş bir küçük kal‘adır, ammâ afacân ve düşmâna derd-i mefâcândır.
EÇS VI 135a
Etrâfında aslâ handakı yokdur ve handak olacak ve kazılacak yerleri olmayup cânib [ü] etrâfları çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurum yerlerdir. Ve cümle kayalarında gûnâ-gûn vahşî hûş [u] tuyûrlar âşiyân etmişler kim birinin saydları mümkün değildir.
EÇS VI 135a
Tâ bu mertebe handak lâzım değil sa‘b ve metîn ü müstahkem ve şekl-i müsebba‘ bir hısn-ı hasîn-i sübû‘dur. Dîvârının kalınlığı beş adım enlidir ve kırk arşın âlîdir ve bu kal‘a dîvârı üzre bu hakîr adımladım, dâ’iren-mâdâr kâmil sekiz yüz germe adımdır, ammâ benî Âdem adımıdır, tiryâkî âdem adımı değildir, yiğit adımıdır.
EÇS VI 135a
Ve derûn-ı hisârda cümle kat-ender-kat tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hâne-i zîbâlardır, ammâ gâyet daracık ve havlısız ve bâğçesiz cümle şindire tahta örtülü hânelerin revzen ve şâhnişînlerinden cemî‘i sahrâlardaki çayır ve çemenzâr ve mezâri‘ât yerleri nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn-misâl görünür.
EÇS VI 135a
Ve bu kal‘anın cânib-i şimâle nâzır bir metîn ve kavî demir kapusu var ve derûn-ı kal‘ada bir kulle-i serâmed var kim bu kulle bu kal‘aya iç kal‘a olmuşdur. İçinde kapudan sarâyı ve hazîne ve cebehâneden gayri bir şey yokdur.
EÇS VI 135a
Bu kulle-i bâlânın cânib-i erba‘ası kesme kaya handakı var. Cümle kayası kırmızı sumpara taşıdır kim cümle serhadlere sumparayı bu handak kayasından kesüp götürürler ve handakı dahi derin ederler. Dahi bu bahâne ile sumpara ile kâr ederler.
EÇS VI 135a
Ve bu iç kal‘anın büyük kal‘a içine açılır cânib-i cenûba nâzır bir küçük kapusu var, önünde bir haşeb cisri var. Her gece bu cisri makaralar ile çeküp kapuya dayayup siper ederler.
EÇS VI 135a
Andan bu iç kal‘anın sumparadan kesme handakı kenârından taşra kal‘a dîvârına varınca taşra kal‘a kat-ender-kat tokuz bölük dîvârlardır. Gûyâ her biri sandık gibi bölme bölmedir ve her bölme dîvârların birer (...) ağaçdan küçük kapuları var ve her bölme içinde havlısız küçük küçük evleri var. Hîn-i muhâsarada(n) taşra dîvârı delüp düşman içeri girse elbette bir bölme sandûka gibi dîvâr içine girilir. Andan aslâ gidecek yer yokdur.
EÇS VI 135a
Ve bu dîvârların üzerlerinden bölme dîvârlar içindeki lağımdan giren âdemler üzre kumbara ve taşları bırağup yürüyüş edem diyen âdemleri helâk edüp bi'z-zarûrî içeri giren âdemler yine lağım deliklerinden taşra firâr ederler. Niçe gûne mülâhaza ile bu kal‘ayı tokuz bölük etmişler.
EÇS VI 135a
Yine her bölük dîvârları üzre dendân-ı bedenler mukarrerdir ve taşra kal‘ası dîvârı dahi beden bedendir kim cümle sekiz yüz seksen altı aded dendân-ı bedendir.
EÇS VI 135a
Ve dâ’iren-mâdâr on bir kulle-i bâlâdır, ammâ Uyvar gibi tabyaları yokdur ve tabya binâ edecek yeri dahi yokdur.
EÇS VI 135a
Ve bu iç kal‘a yanında bir büyük bölme hisâr dahi vardır. Bunun dahi başka bir demir kapu-yı müstahkemi var.
EÇS VI 135a–135b
Bunda Süleymân Hân'ın bir câmi‘i var. Küffâr kenîse edüp hâlâ altun ile münakkaş mihrâbı üzre bizim pederimizin hattı ve ketebesiyle "Lâ-ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh" hattı durur. Ve minberi hem-çünân durur. Küffâr yetmiş iki yıldan berü yıkmamış, ammâ âyîn-i Îsâ edecek ma‘bedgâh etmiş. Bu ma‘bedgâh-ı kadîmde pederimiz merhûm ibâdet etmiş, gitmiş. Hamd-i Hudâ 135b bu hakîr de yetmiş seneden sonra bin yetmiş dördde ibâdet etmeğe yetmişde yetişmiş olduk, eş-şükrülillâh.