EÇS VI 150a
Hamd-i Hudâ bu şehirden alınan esîrlerin ardlarına Sührâb Mehemmed Paşa düşüp küffâr şikârıyla Kotur'a girecek mahalde Sührâb Mehemmed Paşa küffâra yetişüp üç yüz mikdârı esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’im kurtardığı haberi gelüp bu Ustolça kavminin sehel cânları yerlerine geldi.
EÇS VI 150a
Ammâ ol gece bizler bî-cân olup aslâ hâb-ı râhat görmeyüp ale's-sabâh bizi getiren elli nefer yiğit refîklerimiz koyvermeyüp bu şehirden dahi kırk nefer yiğitleri refîk alup yine dağlar ve taşlar ve mahûf muhâtara yollar aşup cânib-i kıbleye anâ çekerek 7 sâ‘at gidüp,
EÇS VI 150a
Evsâf-ı misâl-i zemîn-i kal‘a-i Tin, ya‘nî hurrem-âbâd-ı kasaba-i Lubin
EÇS VI 150a
Lisân-ı Latince (---) (---) demekdir. Bu dahi Hersek sancağında voyvadalıkdır ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır, ammâ nakîbü'l-eşrâfı ve şeyhülislâmı yokdur, lâkin a‘yân-ı kibârı ve mîr-i mîrânzâdeleri gâyet çokdur.
EÇS VI 150a
Şehri bir vâsi‘ çemenzâr mahsûllü vâdî içre bâğlı ve bâğçeli ve iki mahalle ve iki yüz aded tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ bâğlı ve bâğçeli serâpâ kayağan taşı ile mestûr gâyet ma‘mûr sarâylar vardır ve her birinde kal‘a-misâl mazgal delikleri var hânedân-ı zîbâlardır kim her birinde birer dâne kal‘a kulleleri gibi ebrâclar mukarrerdir.
EÇS VI 150a
Ve cümle iki aded mihrâbdır. Evvelâ biri Sultân Osmân Hân-ı Gâzî'nin kızlar ağası olan Mustafâ Ağa câmi‘i, gâyet mahbûb ve müzeyyen câmi‘dir. Ve cümle bir mahalle mescidi, el-Hacı Ahmed Ağa'nındır.
EÇS VI 150a
Ve cümle bir medrese ve cümle bir mekteb ve cümle iki tekye ve cümle bir hammâm-ı hoş-havâ ve cümle bir hân-ı mükellef hân-ı kebîr ve cümle on aded müfîd ü muhtasar dükkânları var, ammâ hammâm-ı kesîfi önünde bir namâzgâh soffası üzre üç aded kavak ağaçları namâzgâha sâye-i himâye salup namâzgâh yanında bir âb-ı hayât kuyusundan ipler ile suyu çekilüp âbdest musluklarına gidüp tecdîd-i vudû‘ olunur, ammâ havâsı ve âdemîsi sakîldir.
EÇS VI 150a
Cümle ahâlîsi Nova kal‘ası kuludur ve Novalı esbâbı gibi beyâz daracık sıkma dimi esbâb geyüp başlarında kırmızı fes ve berata ve baldırları çıplak Cezâyir levendleri gibi gezerler, zîrâ cümlesi gemiciler ve firkatecilerdir, ammâ yine Boşnakça ve Latince kelimât ederler. Cümle hodi sedi bilmez gâzîlerdir.
EÇS VI 150a–150b
Hamd-i Hudâ Sührâb Mehemmed Paşa'yı bunda bulup bizi alay ile huzûruna getirdüp müşerref oldukda dîvân-ı pâdişâhî edüp emr-i pâdişâhîler kırâ’at olundukda "Fermân pâdişâhımın" deyüp Kanije seferinden halâs olup Kotur kal‘ası muhâfazasına ve Hersek sancağı muhâfazasına me’mûr olduğuna cihân cihân hazz edüp hakîre bir zer-ender-zer bir hil‘at-i fâhire geydirüp bir eğerli Hersek atı ve bir kîse guruş ihsân edüp ol ân otağ-ı çetr-i mülammâ‘ın kurup tuğların çıkarup hakîre alaybeği hânesin konak verüp ol ân konağıma bir Fireng Lasman gulâm ile yigirmi suhûn ta‘âm gönderdi. Ale's-seher Pıraçalı Mustafâ Paşa dahi gelüp yine dîvân-ı Âsaf-ı 150b Berhayâ olup emr-i pâdişâhîler ile Sadrıa‘zam mektûbları ve İbrâhîm Kethudâ efendimizin mahabbetnâmeleri tilâvet olunup Pıraçalı Mustafâ Paşa'nın dahi ma‘lûmu olup Dobra-Venedik hazînesinden verilmek üzre üç tüfeng-endâz yiğide Mustafâ Paşa pandurbaşı olduğundan ve Raba seferinden halâs olduğundan gûyâ raks edüp hakîre ol dahi bir kîse ve bir at ve bir Fireng gulâmı ve bir kelb-i mu‘allem tazı ve bir çapar zağar ihsân etdi. Ertesi nefîr-i rıhletler çalınup andan,
EÇS VI 150b
Vilâyet-i Dobra-Venedik kâfiristânına gitdiğimiz konakları ve seyr [ü] temâşâ etdiğimiz kılâ‘ları ve kurâ vü kasabâtları ve âyîn-i bâtılaların ve acâ’ib ü garâ’iblerin beyân eder
EÇS VI 150b
Evvelâ kasaba-i Lubin'den kalkup cânib-i cenûba niçe düzlük ve niçe dağlık ve taşlık aşup 7 sâ‘atde,
EÇS VI 150b
Menzil-i nâhiye-i Lubomir: Lisân-ı Latince (---) (---) demekdir. Bunda cümle Sührâb Mehemmed Paşa askeriyle haymelerde meks edüp bu Lubomir'de Nova kal‘ası kapudanının sarâyında Sührâb Mehemmed Paşa'ya kapdan bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim tavsîf olunmaz.
EÇS VI 150b
Ba‘de'z-ziyâfe Sührâb Paşa'ya ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'ya ve hakîre kapudan hedâyâlar verüp andan yine otağ-ı nüh-tâka gelüp karâr etdik, ammâ bu nâhiye-i Lubomir bir sahrâlı ve çayır u çemenli ve bâğ u bâğçeli ve gül [ü] gülistânlı ve kurâlar ile ma‘mûr ve havâsının letâfetinden halkı mesrûr bir arz-ı mahsûldârdır kim cânib-i erba‘asındaki kayalardan cereyân eden enhâr-ı firâvânlardan niçe yüz âsiyâb-ı mâ deverân etmededir.
EÇS VI 150b
Ve bu sahrâ-yı lâlezârın cânib [ü] etrâfında olan kurâlarda beşer onar aded toplu ve tüfengli kulleler vardır. Ekseriyyâ cümle Nova kal‘ası gâzîleri bu Lubomir nâhiyesinde sâkin olurlar, zîrâ Nova kal‘amız Dobra-Venedik ile hem-müşâ olup mâbeynehümâlarında bir gayri kazâ ve nâhiye yokdur.
EÇS VI 150b
Bu Lubomir sahrâsında Sührâb Mehemmed Paşa oturak fermân edüp hakîr ertesi gün Sadrıa‘zamdan getirdiğimiz emr-i şerîfleri ve mektûbları Dobra-Venedik'e götürüp,
EÇS VI 150b
Hazîne ile Venedik'den elçi çıkarmağa gitdiğimiz konakları bildirir
EÇS VI 150b
Sührâb Mehemmed Paşa efendimizden elli aded pâk müsellah ve mü’eddeb yiğitleri refîk alup ve yüz elli altun ile bir semmûr kürk ihsân alup evvelâ sahrâ-yı Lubomir'den cânib-i cenûba sengistân ve hudûd-ı Firengistân dağların aşup yüz bin renc [ü] anâ çekerek cümle piyâde gâzîlerimiz ile hâzır-bâş olarak 6 sâ‘atde,
EÇS VI 150b
Evsâf-ı hudûd-ı vilâyet-i Dobra-Venedik'de menzil-i kulle-i Islana
EÇS VI 150b
Hersek sancağıyla Dobra-Venedik hâkinde bir zîk ve sarp yerde nehr-i Islana kenârında bir kulle-i bâlâdır ve {bu nehr-i Islana, Bileyke dağlarından gelüp batı tarafına akup 12 sâ‘at cereyân edüp Popova nâhiyesinde bir kûh-ı bâlâ dibinde girdâb gibi gâ’ib olur. Ve bu nehir dâ’imâ gemiler ile ubûr olunur, ammâ mezkûr Islana cisrinde bu nehir} üzre bir hısn-ı kavî kulle-i metîndir. Sene (---) târîhinde Gâzî Husrev Paşa binâ etmişdir kim dizdârı ve yigirmi aded merdüm-i hisârı ve cebehânesi ve şâhî topları ve muşkat tüfengleri ile âmâde bir kulle-i üstüvârdır.
EÇS VI 150b
Bu kullede şeb [ü] rûz Bosna vezîrinin bir mükellef ağası elli aded nefer ile dâ’imâ bunda sâkin olur ve Hersek paşası tarafından bir ağa ve Nova kal‘ası çorbacılarından bir ağa bu kullede mâh u sâl oturup cemî‘i Bosna-sarâyından gelen ve cümle Dobra-Venedik'den gelüp giden kârbân halkından ve cemî‘i yüklerden bir guruş ve cümle kirâ komor bârgîrinden birer rub‘ bâc alınur bir kulle-i bâlâdır.
EÇS VI 150b
Ve her ay başında birer Venedik kapudanları ellişer nefer Lasman kâfirleriyle bu cisirde âyende vü revende kârbândan alınan gümrüğü hisâb [u] kitâb edüp Bosna vezîrine ve kendü kral banlarına bildirir.
EÇS VI 150b
Ba‘dehu bu kulleden kalkup cânib-i kıbleye sarp cehennem dereleri ve taşlık sakar derelerin yüz bin meşakkat-i râh-ı su‘ûbet çekerek 4 sâ‘atde giderek,
EÇS VI 150b
Bu kâfiristânda Nazarete ana derler kim Hind ü Yemen ve Semerkand ve Arab u Acem'den gelen ve Âsitâne-i sa‘âdet tarafından ve Bosna vezîri ve Hersek paşası tarafından ve'l-hâsıl cemî‘i diyârlardan gelen tüccârları ve ehl-i hidmetleri bu Nazarete hânına kondururlar kim belki tâ‘ûnlu olup şehre girmeye ve niçe ahvâllerine vakıf-ı esrâr olmak içün bu müsâfirhâneye ko[ndu]rup ba‘zı âdemler kırk gün oturup durur ve ekalli on gün ve yedi gün ve üç gün elbette ve elbette oturtmaları mukarrerdir.
EÇS VI 150b–151a
Ve bu Nazarete'de sâkin olan müsâfirîn üzre bir soltat ağası elli nefer kâfirleri ile dîdebân durur. Hattâ bu Nazarete'de kırk gün oturmamış bir metâ‘ı şehre getürmeli olsalar elbette ol metâ‘ın 151a bir ucuna ve yâhûd bir bir kenârına sirke sürüp nevbet bekleyen kefereler mezkûr metâ‘ları şehre götürüp bey‘ ederler, ya‘nî zu‘m-ı bâtıllarınca ol metâ‘a sirke sürülmek ile tâ‘ûn şehre ol metâ‘ ile bile girmeye derler.
EÇS VI 151a
Eşkâl-i mihmân-sarây-ı hân-ı Nazarete: Dobra-Venedik kal‘asının cânib-i garbîsi tarafında şehirden hayli mesâfe-i ba‘îde çâr-kûşe hân-misâl müte’addid kat-ender-kat ma‘mûr odaları ve matbah ve âhûrları ve soltat keferesi odaları var. Her gece müsâfirîn üzre dîdebân kefereler kapuları sedd ederler, ale's-seher yine feth ederler. Ve bu Nazarete'den taşra birkaç çingane ve fukarâ Lasman kefere evleri var. Ve cümle kâfirlerin gûrhâneleri ve bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ sûreti ve Hazret-i Îsâ halîfesi havâriyyûndan Şem‘ûn-ı Safâ bunda medfûndur derler. Leb-i deryâda bir taşlık yerde şekl-i murabba‘ bir hân-ı azîmdir.
EÇS VI 151a
Ba‘dehu kefereler bu hakîre, ba‘zı ri‘âyet edüp üçüncü günde bizi şehre alayımızla da‘vet edüp gitdik.
EÇS VI 151a
Evsâf-ı tahtgâh-ı kavm-i Latin, ya‘nî kal‘a-i Dobra-Venedik-i bî-dîn
EÇS VI 151a
Bu edîm-i arzda Venedik ikidir; birine Bundukanî Venedik derler kim hâlâ Âl-i Osmân ile yigirmi beş yıldır kim ceng eder âsî Venedik'dir. Ammâ buna Dobra-Venedik derler, başka bir millet-i kadîmdir. Gerçi millet-i Nasârâ'dan olup kavm-i Mesîh'dirler, ammâ kitâb-ı İncîl'i Latin lisânı üzre tercüme edüp kırâ’at ederler. Âyîn-i bâtılaları yine millet-i Mesîh gibidir ve zu‘m-ı bâtıllarınca "İncîl kıbel-i Hak'dan Hazret-i Îsâ'ya bizim Latin lisânı üzre nâzil olmuşdur" deyü tefâhür kisb ederler.
EÇS VI 151a
Hakîkatü'l-hâl cemî‘i millet-i Nasârâ'nın elsine-i muhtelifelerinin fasîh u belîğ ve kavâid-i i‘râb ile ilm-i nahv gibi ve lisân-ı Acem gibi zarîf ü latîf lisân-ı kadîm bu Latin lisânıdır.
EÇS VI 151a
Ve cümle tevârîhleri cemî‘i milel içre mu‘temedün aleyhdir, aslâ hilâf yazmazlar. Hattâ bir müverrihi bir kitâb te’lîf etse cemî‘i papaslar ol tevârîhi ve kitâbı tetebbu‘ edüp bir habt-ı kelâmı yok ise ve ifrât u tefrîti yok ise cümle papasların re’yiyle ve on iki banın mühriyle imzâ olunup ba‘dehu basma kitâb olmak fermân olunur.
EÇS VI 151a
Gâyet müdekkık ve müstahric ve ilm-i nücûm sâhibi kehene ve cerrâh ve fassâd ve müverrih-i kâmil kefereleri vardır. Hattâ ilm-i nücûm kuvvetiyle Hazret-i Risâlet-penâhın bu cihân issi olmasını ve Âl-i Osmân hurûc edüp devr-i kıyâmete dek devletleri mü’ebbed olur, bu rûy-ı arzda bir küffâr komayup tâ Hazret-i Mehdî ve Hazret-i Îsâ'ya dek Âl-i Osmân sâhib-i hurûc ve sâhib-i zuhûr olacağın bilüp ve niçe rumûz u künûz kitâblarında her mülûkun tâli‘in bulup ve sene (---) târîhinde Osmân Gâzî Bursa kal‘asına sarılup muhâsara ederken hemân bu Dobra-Venedik kâfirleri "Hay işte sâhib-i zuhûr hurûc etdi" deyü elçileriyle (---) altun ve bu kadar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve kemhâ vü hârâlar ile elçilerin Bursa'da Osmân Gâzî'ye gönderdiklerinde Osmân Gâzî de vefât etmiş bulunup oğlu Orhân Gâzî Bursa'yı feth etdikde Dobra-Venedikli cümle hedâyâları Orhân Gâzî'ye verüp yüz elli mâdde üzre akd-i sulh edüp her sene meblağ-ı mezbûr hazîneyi elçileriyle göndermeği der-uhde edüp ellerine yüz elli mâdde içün yüz elli kıt‘a yarlığ-ı belîğ-i şâhîler alup bu yüzden ilâ hâze'l-ân sulh kabûl etmiş bir alay âkıbet-endîş ve dûrbîn-fikr kefere vü fecerelerdir kim aslâ ve kat‘â cemî‘i zamânda sulha muğâyir bir ahid-şikenlik etmeyüp her sene başında cümleden mukaddem elçileri gelir.
EÇS VI 151a
Gerçi Âl-i Osmân ile Orhân Gâzî'den berü her sene akd-i sulh eder, ammâ yine Devlet-i Aliyye'nin kanadı altında tâ‘ûn-ı ekber gibi sûret-i hakdan görünür bir hınzîr mel‘ûnlardır. Ve cümle küffâra hiyel ü şeytanat bu kâfirlerden sirâyet eder.
EÇS VI 151a
Bâ-husûs hâlâ hasmımız olan büyük Bundukanî Venedik'ini ıdlâl edüp pes ü perdeden zahîre veren bu Dobra-Venedik kâfiridir. Ve cümle kâfir krallarından ankâ ve zengin baydır kim devletin korutmak içün cemî‘i krallara tevâzu‘ ve meskenet gösterüp cemî‘i krallar ile sulh [u] salâh etmiş bir müdebbir keferedir.
EÇS VI 151a–151b
Netîce-i kelâm bu kefereler dahi hakîre iltifât [u] müdârâ ederek alay ile (---) (---) nâm tahtgâhı olan kal‘asına getürüp derûn-ı kal‘ada Bosna paşasının ve Hersek paşasının taraflarından birer mükellef 151b ağalar gümrük emâneti içün bu kal‘ada olurlar.
EÇS VI 151b
Bu hakîri dahi cümle tevâbi‘imizle anlara karîb bir sarâya kondurup bir soltat ağası üzerimize gözcü ta‘yîn eyleyüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtımızı beleğan mâ-belağ verüp hânemizde meks etdik, ammâ dîdebân kâfirler aslâ bizi gezdirmezler idi. Ve ahşamdan sonra paşa ağalarının ve bizim üzerimize kapuları kaparlardı ve sabâh yine açarlardı, başka dîdebânlarımız var idi aceb mel‘ûnlardır.
EÇS VI 151b
Der-beyân-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Dobra-Venedik
EÇS VI 151b
Leb-i deryâda bir taşlık içinde şekl-i mukavves bir Şeddâdî seng-traş bir kal‘a-i savaş bir kal‘a-i ma‘mûrdur. Lisân-ı Latince ismi (---) (---) dir ve bânîsi be-kavl-i müverrihân-ı Latin tâ Hazret-i Îsâ'dan mukaddem binâ olunup ibtidâ bânîsi yine kavm-i Latin'den (---) (---) ban binâ etmişdir. Ol zamândan berü bir düşman eline bu kal‘anın girdiğin yazmamışlardır ve bir tarafdan bu kal‘a aslâ rahne görmemişdir. Hâlâ her tarafı sedd-i İskender-vâr metîn ve kavî ismine mazhar düşmüş bir kal‘adır kim cânib-i şarkîsi ve şimâlîsi karadır.
EÇS VI 151b
Ve bu kara tarafında bir sedd-i Ye’cûc gibi bir kulle-i bâlâsı var kim cümle Körfez deryâsı ayak altında gibi nümâyân olup azîm balyemez topları cümle limanın ve kara câniblerin korudur.
EÇS VI 151b
Ve niçe bunun gibi balyemez toplu sedd-i İskender-vâr kırk yedi aded burc-ı kavîleri var. Ve bu kal‘anın cirmi kâmil iki mîl ihâta eder, ammâ adımlamak müyesser olmadı. Ve deryâ tarafından mâ‘adâ kara tarafı iki kat hisâr-ı üstüvâr olup bir kat kesme kaya handakları var. Gâyet metîn ü müstahkem kal‘a-i zîbâdır, ammâ kara tarafında beş yerden havâlesi var, ammâ ol havâle tarafı üçer kat tabyalı ve yigirmişer arşın iki dîvârlı ve kat-ender-kat dolaşık handaklı kal‘adır, ammâ deryâ tarafı yalın kat dîvârlıdır.