EÇS VI 151b
Ve cümle (---) kal‘a kapusudur. Ve Büyük Venedik körfezi içre bir küçük körfez ağzında vâkı‘ olmuş rabât-ı metîndir. Ve cümle yedi yüz aded sağîr u kebîr topları vardır, ammâ yine havâlelerinden gâyetü'l-gâye havfi olduğundan yedi kral ile ve Âl-i Osmân ile sulh edüp harâc ve bâc verir, ammâ yine sulh etdiği pâdişâhlardan yigirmi harâc verdiği kadar mâl peyd[â] eder bir hîlekâr şeytân-ı dûzah-karâr küffâr-ı hâksârdır. Ve kal‘ası içi eyle zîk ve daracık sokaklı ma‘mûr hânelerdir kim aslâ bir hâlî ve mu‘attal yeri yokdur. İllâ siyâsetgâh meydânı ve bâzâr meydânı ve yigirmi iki manastır meydânları var. Cümleden mükellef Hersek kralının (---) (---) nâm manastırı bu kal‘aya gûyâ iç kal‘a olmuşdur. Serâpâ kubâbları kurşum ile mestûr bir deyr-i ma‘mûr, Hudâ-yı bîçûn İslâm'a müyesser edüp ma‘bedgâh-ı müslimîn ola. Bundan mâ‘adâ Venedik Pirinc-pirimlerinin ve irşek ve banlar ve herseklerin kenîseleridir.
EÇS VI 151b
Ve bir kerre vilâyet-i Makedonya'dan, ya‘nî İslâmbol'dan bir Rûm kralı bu Venedik'e firâr edüp geldikde bir manastır binâ etdirmiş kim bu dahi vâcibü's-seyr bir deyr-i ibret-nümâ ve kurşumludur. Ve cümle evleri İslâmbol'da Galata evleri gibi kat-ender-kat tula kârgîr binâ büyût-ı menhûs hânelerdir kim gûnâ-gûn kiremit ve kayağan ve teneke ile mestûr evlerdir. Ve her evde ve deyrlerde ve niçe yüz bin irili ve ufaklı çanlar ve nâkûs-ı kebîrler asılıdır.
EÇS VI 151b
Bâzâr gecesi veyâ Sarı Saltık gecesi veyâ İsvet Nikola ve Hızır İlyâs ve Kâsım ve Meryem Ana ve Kara Koncoloz gecesi veyâ îd-i Nasârâ veyâ bir turvin veyâ bir bed-nâm günlerinde ve gecelerinde mezkûr çanları çaldıklarında sadâsından Deccâl zâhir oldu zann olunur.
EÇS VI 151b
Ve bu şehirde Ermeni ve Urûm ve Yahûdî ve Acem ve Fireng gâyet çokdur, ammâ Macar ve Nemse ve Urus ve Çeh ve Leh ve İsfaç ve Maskov ve Eflak ve Boğdan kefereleri yokdur. Kâfiristânın gâyet emn [ü] amânı olmak ile gâyet ma‘mûr bender kal‘adır.
EÇS VI 151b
Der-fasl-ı temâşâgâh-ı ibret-nümâ-yı acâ’ib ü garâ’ib-i âyîn-i küffâr
EÇS VI 151b
Bir gece bu şehir içre hâb-âlûd iken nısfu'l-leylde bir azîm kütürdü ve velvele ve gulgule kopdu kim aklımız başımızdan gidüp,
EÇS VI 151b
"Âyâ, bu ne ola, yohsa kâfir bizi kırmak mı ister" deyü âlem-i hayrete vardık.
EÇS VI 151b–152a
Hemân cemî‘i küffârın sağîr ü kebîri ve avret ve oğlanı ve beğleri ve soltat ve murtat ve 152a hoyratları pür-silâh olup cümle kâfirlerin ellerinde ikişer aded bal mûmları yakup cihânı çerâğân edüp bizim sâkin olduğumuz hâne önünde gürûh gürûh geçerlerken biz dahi mu‘tâdları üzre üzerimize kapanan pençerelerin deliklerinden seyr [ü] temâşâ edüp bir gırîv ü feryâd ederek,
EÇS VI 152a
"Bire koma gitdi ve vardı ve geldi ve kaşdı" deyü feryâdları evce peyveste olup ba‘zı Yahûdî ve ba‘zı Urûm ve Ermeni ve Acem evlerine soltatlar ve cellâdlar girüp ve çıkup ve gürûh gürûh ve aşağı ve yukaru seğirdüp cümle evlere, hattâ bizim konaklarımızın pençerelerine dahi taşlar urup,
EÇS VI 152a
"Bire şu odadır, bire bu odadır" deyü feryâd u fiğân ederek bir şey ararlar.
EÇS VI 152a
Ammâ bir hoş vâkıf-ı esrâr olmayup bir hayli zamân bu üslûb üzre feryâd u fiğân ederek serserî gezerlerdi. "Âyâ, bu ne garîb temâşâdır" derken bir zamândan sonra cümle küffâr şenlik ve şâdumânlıklar eyleyüp gûnâ-gûn hırâmânî reftâr edüp raks edüp horalar deperek "Pişkindos pişkindos" deyü feryâd etmeğe başladılar ve niçe yüz bin tüfeng ü fişeng ve niçe bin toplar atup "Yajuj Yajuj" sadâsı Venedik şehrin yakdı, yıkdı zann edüp âlem-i hayretde kaldık.
EÇS VI 152a
Ba‘dehu cümle küffâr-ı dûzah-karâr alay alay olup cümlesi sâf u sâf ve mevc ü mevc ve fevc ü fevc el urarak "Pişkindon" deyü haykırararak erganon ve torompete ve luturyanî boruların ve niçe bin nâkûs ve mizmerleri ve tablları ve boruların çalarak ve hoş-elhân asvât-ı hazînli gulâmlar ile cümle nağamât-ı rehâvî ederek ubûr etdiler.
EÇS VI 152a
Andan niçe bin aded ruhbân u bıtrîk u kıssîs ve papas u ladika ve şagların ellerinde gûnâ-gûn micmereler içre ûd u mülebbes ve amber-i zenbûres ve kara günlük ve sünbül-i Hıtâyî râyihası cihânı mu‘attar eyledi.
EÇS VI 152a
Ve alay alay def u kudûm ve zil ü çanlar sadâsı kal‘a içre velvele verdi.
EÇS VI 152a
Bir zamândan sonra alay içinde on iki bin avretlerin murassa‘ taht-ı revânlar üzre oturdmuşlar ve her bir taht-ı revânları küffârlar götürdmüşler ve her bir beğ karılarının alaylarında niçe yüz binden mütecâviz hurde şem‘-i kâfûrîleri serv gibi gemi direklerine zeyn-i çerâğân edüp niçe yüz yerde böyle işâreleri yakup şehrin içi muzlim iken gûyâ rûz-ı rûşen olup ubûr etdiler.
EÇS VI 152a
Ba‘dehu bu avret alayından sonra on iki aded Venedik beğleri cümle zer-ender-zer bisâtlı mükellef ve müzeyyen atlar üzre her bir beğler dahi pür-silâh ve muhteşem esvâb-ı palas-pûşân-ı mahsûsalarıyla ve cümle cünûd-ı cünüb leşkeriyle pür-silâh bunlar dahi ubûr ederken yanlarında niçe bin piyâde papas-ı sâhib-i zünnârlar rehâvî makâmında İncîl okuyarak ubûr etdiler.
EÇS VI 152a
Bir alay-ı azîm dahi nümâyân olup bir soffa taht-ı revân üzre bir zer-ender-zere gark olmuş cümle çarkâb ve zerdûz işleme ve dürr-i yetîm incü ve sâ’ir cevâhir ahcârlarıyla işleme bir girân-bahâ cibinlik içinde bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ ve yanında Meryem Ana dîbâ ve şîb ve zerbâflar ve cevâhire gark olmuş sûretlerdir kim ikisinin üzerlerinde beş Mısır hazînesi değer cevâhir-i zîkıymetler var, ammâ bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ timsâli papas gibi siyâh gamâme başında ve siyâh rokla üstünde yüzü nûr gibi geysûların târ kılup taht üzre oturup durur.
EÇS VI 152a
Ve Meryem Ana kezâlik bir taht üzre oturup başında tâc-ı Mayfirav üzre cemî‘i kral karılarının nezerât gönderdikleri cevâhir-i gûnâ-gûnlar ve gerdeninde niçe yüz aded dürr-i yetîm tesbîhler ve tırnakları kırkar ellişer kırat elmaslar ve gözleri şeb-çerâğ cevâhir taşlar ile inşâ olunmuş sihr-âsâr sûretlerdir, ammâ kâğızdaki gibi tasvîr değildir.
EÇS VI 152a
Hemân vücûd-ı benî Âdem gibi gûnâ-gûn çarhlar ile harekât u sekenâtda iki tasvîrdir. Gören âdem anları zî-rûh zanneder, ammâ küffârın kemâl mertebe san‘atının nihâyet mertebesinde sihr-i‘câz tasvîrlerdir. Beyt:
EÇS VI 152a
Güzel tasvîr edersin hâl [ü] hatt-ı dilberi, ammâ
EÇS VI 152a
Füsûn-ı işveye geldikde ey Bihzâd n’eylersin
EÇS VI 152a
dediği beyt mazmûnunca bî-cân bir kalıb-ı insândır kim nutku yokdur.
EÇS VI 152a–152b
Ve bu timsâllerin yanlarında niçe kerre yüz bin şem‘-i kâfûrî ve kanâdîller zeyn-i çerâğân olmuş kim gûyâ rûz-ı nevrûz olup cümle ruhbânlar bu iki tasvîri taht-ı revânlar üzre ubûr etdirüp andan cümle bıtrîkler altunlu ve cevâhirli ve mînâlı haçlı peyker ve alemlerle güzer edüp dahi ardı sıra kösler ve tabllar ve surnâ ve erganon ve borular ve torompeteler çalarak Hersek kralı manastırına gidüp tâ sabâha dak ol gece 152b şehir içinde sürûr [u] şâdumândan ve çerâğân-ı şem‘dân ve kanâdîllerden bir sûr-ı sürûr oldu kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunmaz.
EÇS VI 152b
Hattâ bu hakîr bu temâşâ-yı acîbenin aslını bize hidmet eden soltat ağasından su’âl etdim.
EÇS VI 152b
"Vallâhi sultânım Hazret-i Îsâ hayâtda iken Yahûdîleri dîn-i Îsâ'ya da‘vet etdiğinden Yahûdîler bir gece Hazret-i Îsâ ve Meryem Ana'yı kapup katl etmek içün haps ederler. Hazret-i Îsâ Rûhullâh olmağile Yahûdîler katl edemeyüp hapisde saklarlar iken hemân bizim Şem‘ûn-ı Safâ Latinleri duyup pür-silâh olup Nâblûs şehrinde Hazret-i Îsâ'yı cuhûdlar evlerinde ahşamki gibi hây hûy ile arayup bir Yahûdî evinde Îsâ ve Meryem Ana'yı bulup cümle Yahûdîleri kırup ‘Pişkindos pişkindos’ deyü şenlik ederek Hazret-i Îsâ ve anasın geydirüp kuşadup alay ile Hazret-i Îsâ'yı bir kenîseye götürürler. Hâlâ ol zamândan berü bu bizim Latin kavmi Hazret-i Îsâ sûretin edüp hapisden halâs etdikleri gece bir leyle-i mübârekemizdir, ile'l-ân ol zamândan berü bu âyîni kavm-i Latin edegelmişlerdir. Gayri kâfiristânda bu âyîn yokdur ve Hazret-i Îsâ'yı Yahûdîlerden halâs eden bizim Latin kavmidir. Anıniçün cemî‘i millet-i Nasârâ içre zararsız bir makbûl Hıristiyanlarız" deyü soltat başı nâm kefere böyle nakl etdi.
EÇS VI 152b
Hattâ ol gece cümlemiz âlem-i hayretde kalup bir seyr [ü] temâşâ-yı azîm etdik, ammâ ol gece ziyâdesiyle hatar-nâk vâki‘alar gördük.
EÇS VI 152b
Çünki ale's-sabâh oldu, bir muhteşem kapudan niçe soltatlar ile gelüp hakîri ve Nova yeniçeri ağası hazînedârını alay ile Pirinc-pirim bana götürürken cemî‘i küffâr istikbâlimize çıkup çârsû-yı bâzârın izdihâmından gücile geçerken çârsû-yı bâzârı serâpâ gözden geçirerek ubûr ederdik, ammâ dükkânlarının çoğu çukacı dükkânı ve atlascı ve kuyumcu ve kâğıdcı ve çıkrıkcı ve bıçakcı ve boncukcu ve şişeci ve mûm makascı ve demirci ve kassâb ve berber ve derzî ve gayri cümle esnâf dükkânları ale't-tertîb zeyn olmuş gâyet ma‘mûr u müzeyyen dükkânları var, ammâ bezzâzistânı yokdur, ammâ şehr-i azîmine göre çârsû-yı metâ‘-bâzârı azdır, ammâ niçe bin ehl-i hıref cümle evlerinde işleyüp ekseriyyâ dükkânlarında oturup bey‘ u şirâ‘ edüp bâzâr-ı hüsnde metâ‘ların satan avretler ve bâkire mahbûbe kızlar metâ‘ların âşikâre satarlar, bu kâfiristânda ayb değildir. Bu çârsû-yı bâzârı ve derûn-ı şehirde olan kâfiri ibret-nümâ hânedânları im‘ân-ı nazar ile temâşâ ederek,
EÇS VI 152b
Eğer bu sarây-ı hurrem-âbâdı mâ vaka‘ı üzre tavsîf eylesek tatvîl-i kelâm olup seyâhatimize mâni‘ olur. Gerçi musanna‘ sarâydır, ammâ şehrine göre dar sarâydır. Ancak beş kat-ender-kat cümle kârgîr binâ-yı Şeddâdî bir sarâydır kim zerre kadar bir tarafında rahnedâr yeri yokdur. Ve üç yüzden ziyâde hücreleri ve kâ‘aları ve sâ’ir kilar ve matbahları vardır, ammâ dîvânhâne şekillisinde rûy-ı dîvâr üzre selef beğlerinin tasvîrleri ve Âl-i Osmân'ın gelecek pâdişâhların ve kendülerinin gelecek banlarının eşkâlleri ve esbâblarıyla cümle ilm-i nücûm üzre gelüp gelecek selâtîn-i Âl-i Osmân'ı ve beğlerinin tasvîrlerin tahrîr eylemişler kim bunlar sihr-i i‘câz mertebesi sûretlerdir.
EÇS VI 152b
Ammâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında diyâr-ı Erzurûm'da celâlî olup kapanan Abaza Paşa isyânından ferâğat edüp Husrev Paşa ile Dârü's-saltanati'l-aliyyeye gelince cerâ’im defteri üzre afv kalemi keşîde olup Bosna serhaddi sadaka ihsân oldukda bu Dobra-Venedik sarâyındaki dîvânhânedeki tasvîrleri istimâ‘ edüp "Niçün bu kâfirler Âl-i Osmân'ı kendü banlarının alt yanlarına yazarlar?" deyü Bosna-sarâyından ılgarup bu Venedik kal‘ası yanına gelüp kal‘aya girmeğe izin isteyüp sarâyı münhedim etmek diler, "Niçe küffârlar gelsin" deyü rızâ verirler.
EÇS VI 152b–153a
Bir papas-ı hannâs eydir: "Gelüp kal‘aya girirse yâ kal‘adan kim çık diyebilir. Bir kerre Erzurûm'a girüp kapandı. Sekiz yılda sekiz vezîr Erzurûm'dan çıkaramadılar. Âhir-i kâr kendi ayağıyla Sultân Murâd'a gelüp cürmü afv olup şimdi bunda girirse bu kal‘adan anı kim çıkarabilir. Hemân az verelim ve çok yalvaralım" deyüp. Venedikli Abaza Paşa'ya yüz bin altun verüp kal‘aya girmeden fâriğ ederler, ammâ mezkûr Nazarete yanında medfûn 153a olan Şem‘ûn-ı Safâ hazretlerin ziyâret edüp görse kim siyâh manlifke şapka ile türbede yatır. Hemân Abaza Paşa eydir:
EÇS VI 153a
"Baka kâfirler. Bu Hazret-i Îsâ halîfesi Şem‘ûn-ı Safâ değil midir?" dedikde,
EÇS VI 153a
"Yâ mel‘ûnlar bir müselmân ola da bunun başına niçün böyle şapka kodunuz" deyüp şapkayı Şem‘ûn-ı Safâ'dan çıkarup kendü başındaki selîmîsin Şem‘ûn-ı Safâ'nın başına kodukda cümle küffârların akılları başlarından gidüp yüz bin altun dahi verüp mücevvezeyi çıkarup eydir:
EÇS VI 153a
"Baka kâfirler, sarâyınızda olan krallarınızın sûretlerin Âl-i Osmân tasvîrleri üzerinden bozun. Yohsa bir dahi gelüp eyle bulursam kal‘anız yere berâber edüp cümlenizi kılıçdan geçiririm" deyüp gider.
EÇS VI 153a
Ba‘dehu ol zamândan berü bu sarâyda olan tasvîrlere bir san‘at-ı nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn eylemişler kim değme âdem bu tasvîrâtlardan haberdâr olamaz, ammâ ilm-i resimden haberdâr olan im‘ân-ı nazar ile nazar edüp mezâyâ-yı suverâna nâil olup temâşâ eder.
EÇS VI 153a
Hakîr bu sarâya girüp ban hareminden taşra çıkınca bu hânedân-ı musanna‘ı murâd [u] merâmımız üzre seyr çalup bir iskemle üzre karâr-dâde olduk.
EÇS VI 153a
Ba‘dehu bu dîvânhânenin bir kapusundan taşra on iki ade[d] beğler bir yerden gelüp hakîri gördüklerinde ellerine şapka-i Eflâtûniyyelerin alup hakîre selâm vererek gelüp durdular.
EÇS VI 153a
Hakîr dahi bi'z-zarûrî iskemle üzre dururken ayağa kalkup ma‘a'l-kerâhe ta‘zîm eder şeklinde olup anlar dahi birer iskemlede karâr etdiler, ammâ mâbeynlerinde aslâ tasaddur da‘vâsı yokdur. On ikisi de halka olup dâ’iren-mâdâr oturdular kim biri sadr-ı âlîde karâr etmeyüp tasaddur da‘vâsında olmaya. Ammâ bu on iki beğin her biri birer ay hükm-i hükûmât edüp yılda bir cümle beğ hükûmetleri devr eder, ammâ yine müşâverelerinde yek-dil [ü] yek-cihetdirler. Ve bu on iki beğden biri mürd olsa kırk beğ dahi var. Andan biri gelüp on iki beğe dâhil olur. Ve kırk beğin biri mürd olsa üç yüz aded taşra beğler dahi vardır, anların bir müsta‘iddi kırklara karışır, ammâ her bir beğ kırk yaşında kâmil sâhib-i ayâr olmayınca on iki beğlere ilhâk edüp tahta geçirmezler. Âyîn-i bâtılaları tâ cedd-i nâ-pâklerinden berü böyledir.