EÇS VI 156a
"Bu çoban bizim koyunların çobanı değildir. Novalılar hîle edüp size gayri çoban vermişler. Biz da‘vâmız pâdişâh huzûrunda görürüz" deyüp dîvânların bozdular
EÇS VI 156a
Ammâ hakîrin ilmi lâhık oldu kim Kotur kâfirlerinin koyunların nezâketle Novalıdan kurtarmak isterler, anıniçün "Bizim koyunlarımızdır" deyü feryâd ederler.
EÇS VI 156a
Hakîr dahi çobanları ve esîrleri bizimle gelen refîklere teslîm edüp anlar Nova'ya gitdiler. Biz üç gün yine Venedik'de tekâ‘üd etdik, ammâ bu gelişde atlarımız ve kendilerimiz açlıkdan öleyazdık, zîrâ Novalıda koyunların tahsîl etmediğimiz içün bize ta‘yînâtımız az verdiler.
EÇS VI 156a
Ve hakîkatü'l-hâl vilâyetleri taşlı yer olmak ile kaht u galâ yerdir. Bir at yemi elli akçeye ve bir vukiyye otluk dörd akçeye ve elli dirhem firancıla nâm beyâz kar gibi ekmek bir dinara ve bir vukiyye sığır eti beş dinara, ammâ Sakız cezîresi sığırı gibi bunun dahi sığır eti gâyet lezîzdir. Ve cümle kefereleri koyun eti yemezler, cümle bakar lahmı yerler, zîrâ "Koyun eti muzırdır, sığır eti nâfi‘dir kim âdemi rî edüp tabi‘at-ı insânı be-kavl-i hukemâ mu‘tedil dutar" derler.
EÇS VI 156a
Ve memdûhât-ı sanâyi‘âtından: Siyâh kuzu kürkü ve elvân zî-kıymet çukaları ve sinde(?) nâm kâğızları ve pirinç şem‘dânları ve mûm mıkrâs ve siyâh rokla nâm çukası meşhûr-ı âfâkdır.
EÇS VI 156a
Ve me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından: Beyâz billûr gibi ekmeği ve keçi ve sığır eti ve keklik kebâbı ve enginar nâm bir sebzevâtı ve şemâme kavunu ve üzümü ve inciri ve zeytûnu ve gûnâ-gûn rakısı ve pivosu ve med nâm bal suları meşhûrdur, ammâ sengistân olmak ile kıtlıkdır ve hukemâları "Kıllet üzre ta‘âm yeyün" deyü her bâr tenbîh ü te’kîd etdiklerinden cümle kefereleri zebûn, za‘îf ü nahîf kefereleri var, ammâ avretleri mücesseme ve mülahhama zenâneleri var.
EÇS VI 156a
Ve hukemâları meşhûrdur, ammâ Fireng uyuzuna aslâ dâ-i devâ bulamayup hemân kıllet üzre ta‘âm yedirüp perhîzden gayri mu‘âlece bulamayup cümle Firengistân kefereleri Fireng uyuzuna mübtelâlardır. Allâhümme âfinâ. Anıniçün Fireng uyuzu meşhûrdur.
EÇS VI 156a–156b
Ve bu Dobra-Venedik bender iskele olmak ile 156b bî-hisâb hazîne cem‘ olur. Anıniçün cümle kefereleri tüccâr ve hisâbîlerdir kim bir dânıkı bin kerre hisâb ederler.
EÇS VI 156b
Ve gâyet ilm-i nücûmda mahâretleri vardır. Gâyetü'l-gâye necîb ü reşîd ve akl-ı Arasto kefereleri vardır.
EÇS VI 156b
El-hâsıl-ı kelâm gâyet ma‘mûr u âbâdân vilâyet-i kâfiristândır. Hudâ-yı Lem-yezel Âl-i Osmân'a müyesser ede emr-i sehildir. Eğer bu dâr-ı diyâr-ı düyûr cümle feth olsa serâpâ gayri kâfiristân âsân vech ile feth olurdu, Allâhümme yessir.
EÇS VI 156b
Ba‘dehu Venedik banı Sührâb Mehemmed Paşa'ya hedâyâsı ve senevî veregeldiği mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre hazînesini ve üç yüz yük gümrük metâ‘ı kârbânın çıkarup elçisine teslîm etdikde hakîre iki yüz altun-ı Bundukanî ve on donluk elvân çuka ve on donluk atlas ve beş tüfeng ve on aded siyâh kuzu kürkü ve beş top Ciniviz katîfesi ve ba‘zı hurdevât makûlesi eşyâlar verdi. Ve hüddâmlarıma onar altun ve birer çuka ve kumaş ve birer çakmaklı tüfengler verüp ban ile vedâlaşup dörd yüz ma‘dûd tüfeng-endâz kefereler ile,
EÇS VI 156b
Venedik'den çıkup İslâm diyârına gitdiğimiz konakları ayân u beyân eder
EÇS VI 156b
Evvelâ Dobra-Venedik'den cânib-i şimâle (---) sâ‘atde taşlık üzre gidüp,
EÇS VI 156b
Menzil-i kulle-i Islana: Mukaddemâ mevsûfdur, ammâ şimdi bir gece Emîn Dâvûd Ağa'da mihmân olup cân sohbetleri etdik ve Dâvûd Ağa'nın in‘âmların da gördük.
EÇS VI 156b
Andan kalkup 6 sâ‘atde Lubomir'e yakın vardıkda Sührâb Mehemmed Paşa askeri bize istikbâle çıkup bir alay-ı azîm ile tüfeng şâdumânları olarak 7 sâ‘atde,
EÇS VI 156b
Menzil-i nâhiye-i Bileyke: Bir vâsi‘ sahrâda Sührâb Mehemmed Paşa efendimizin otağında nüzûl edüp müşerref oldukda gelen kârbân mâlından ve elçi hedâyâlarından cümlesin alup kabz edüp kârbân kavmi Bosna'ya revâne oldular.
EÇS VI 156b
Hakîr Dobra-Venediklinin da‘v[â] etdikleri koyun ahvâlinin Novalıdan arz [u] mahzarların paşaya verüp kırâ’at etdikde, "Mel‘ûnlar (...) da‘vâ etdiklerine şübhe yokdur" deyü buyurup yine şeb [ü] rûz cân sohbetleri ederdik. Ammâ mezkûr Bileyke nâhiyesi sahrâ-yı ferah-fezâda bâğlı ve bâğçeli ve cânib-i erba‘ası metîn kulleler ile ve ma‘mûr u mahsûldârlı kurâlar ile tezyîn olmuş bir âbâdân-ı deşt-i İremdir, ammâ ba‘zı kurâlarını Kotur kâfirleri berbâd etmiş, zîrâ bu nâhiyenin cânib-i kıblesinde kâfirin Kotur kal‘ası beş sâ‘atlik yerdir. Her bâr küffâr gelüp nehb ü gâret edüp mahsûlâtların alır. Hattâ hakîr Sührâb Mehemmed Paşa ile bu cây-ı müferrihde otururken hemân Risna kal‘asında Kör Yûsuf Beğ'den ve a‘yân-ı vilâyetden feryâdcılar gelüp,
EÇS VI 156b
"Bire meded amâ[n] sultânım, Dobra-Venedik kâfirleri içinden iki yüz aded Uskok kâfirleri ale'l-gafle gelüp bu kadar avret ve oğlanlar ve on sürü koyun sürdü ve niçe mâl-ı ganâ’imler aldı" deyü feryâdcı gelince hemân Sührâb Mehemmed Paşa bizimle gelen Venedik elçisin huzûruna çağırup,
EÇS VI 156b
"Bire kâfir bu feryâdcılar ne söyler. Niçün Kotur kâfirine yol verirsiz" deyince hemân elçi,
EÇS VI 156b
"Hâşâ sultânım haberimiz yokdur. İftirâ-yı mahzdır" deyü inkâr etdiği gibi,
EÇS VI 156b
Sührâb Mehemmed Paşa ile Bileyke'den Kotur ve Perast kal‘aların gâret etmeğe gitdiğimizi beyân eder
EÇS VI 156b
Evvelâ Bism-i İlâh ile Bileyke nâhiyesinden tarfetü'l-ayn içre Sührâb Paşa'nın üç bin asker ve emr-i şerîf götürüp yeni yazdığımız üç bin piyâde pandur yiğitleriyle Pıraçalı Mustafâ Paşa ve Dobra-Venedik'den gelen elçinin üç yüz tüfeng-endâzı ve cümle Hersek sancağının erbâb-ı tîmârları ve erbâb-ı zu‘amâları el-hâsıl cümle tokuz bin güzîde salt ve sebükbâr piyâde ve atlı asker-i İslâm ile cânib-i şarka (---) sâ‘at seğirdüp kâfirin Kotur kal‘ası kurbunda deryâ kenârındaki sarp taşlıklar içre üç bin kadar asâkir-i İslâmı ol kayalar ve ol dereler arasına pusuya koduk.
EÇS VI 156b
Ve yine leb-i deryâda kâfirin Perast nâm kal‘ası ardındaki sa‘b püşteler arasına kemîngâhlara üç bin yiğit dahi kat-ender-kat olup basdılar. Ve Sührâb Mehemmed Paşa dahi bu asâkirin yatdıkları yere hâ’il dağlar içre üç bin askeriyle ol dahi pusuya girüp yatdılar.
EÇS VI 156b–157a
Anı gördük küffâr mevc ü mevc ve sâf u sâf olup bu kadar esîr ve avret ve oğlanı ve bu kadar mâl-ı ganâ’imi ve bî-hisâb koyun ve kuzu ve sığır ve at ve katır hayvânâtları cümle önüne katup "Artık kal‘alarımız altına geldik" deyü sancağ ve haçlı peykerin açarak ve tabl u torompete boruların çalarak ve birer yaylım tüfeng şâdumânları edüp geçdiklerinde hemân tüfengleri boşanmış iken Sührâb Paşa kethudâsı ve Hersek gâzîleri hemân bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup cümle guzât-ı muvahhidîn ejdehâlar garından çıkar gibi gâzîler pusudan dal uryân kılıç olup küffâr üzre çıkdıklarında ve bir yaylım kurşum küffâr üzre bârân-ı la‘net gibi yağdırdıklarında hemân küffâr-ı hâksâr yerlere alak ve bulak ve domuz topu olup "Sâbit-kadem 157a olam" deyü zann edüp sehel hareketcik ederken içlerine kılıç girince hemân karârları firâra mübeddel olup kimisi Perast kal‘asına ve kimisi Kotur kal‘asına cân atdılar.
EÇS VI 157a
Niçe yüzü kendülerin deryâya urup "Yüze yüze halâs olurum" mülâhazasın edüp deryâ içre gâzîler atlarıyla girüp niçe yüz küffârları saçından der-kenâr edüp niçe küffâr derin deryâya varınca bizim gâzîler ardlarından dalyan boylu tüfengler ile kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup lâşe-i murdârları sûre-i (---):
EÇS VI 157a
âyeti üzre niçe yüz küffârlar gark olup beri kara tarafında beş yüz toksan aded kâfirleri seyf-i Sührâb Mehemmedî'den geçüp bin beş yüz aded küffâr pây-beste ve dil-haste esîr-i bend-i zincîr olup kırk aded kapudanları tabıllarıyla(?) giriftâr-ı kayd-ı bend olup hamd-i Hudâ altı yüz kadar ümmet-i Muhammed ehl [ü] iyâlleriyle ve bu kadar mâl-ı firâvânlarıyla ve koyunlarıyla cümle esîrlikden halâs olup cümlenin bend-i zincîrlerin çözüp cümle silsile-i selâsil-i ağlâlleri küffârın gerdenlerine takup keşân-ber-keşân edesiz deyü cemî‘i küffârları esîrlikden halâs olan ibâdullâhın ellerine verüp anlar zabt u rabt etdiler. Bu mahalde hakkâ ki Koca Sührâb Mehemmed Paşa ve Hersek sancağı gâzîleri acâ’ib adâlet etdiler.
EÇS VI 157a
Ba‘dehu hemân ol mahalde Sührâb Mehemmed Paşa secde-i şükr etdiler.
EÇS VI 157a
Ba‘dehu gerüden yayan(?) olan askerlerimiz dahi gelüp yetişdiklerinde anlara cümle mâl-ı ganâ’imi ve cümle esîrleri ve cemî‘i kâfir kellelerin piyâde pandurlara verüp Sührâb Mehemmed Paşa salt ve sebükbâr olup esîr olan keferelerden on iki esîr kulağızlar alup kâfirin Perast kal‘asına ve Kotur kal‘asına firâr eden küffârları kovarak ve kırarak tâ,
EÇS VI 157a
Lisân-ı Latince (---) demekdir, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Evvel ve âhir Venedik kâfirinin hükmünde Kotur ceneralinin hâssıdır.
EÇS VI 157a
Bu kal‘a altına gelince seğirdüp ancak yetmiş kadar esîr alabildik, mâ‘adâsı önce firâr edüp kal‘a-i Perast'a girmişler. Derûn-ı kal‘adan küffâr bizim vurguncu askeri görüp ol kadar top atdı kim sâ‘ika-i topdan Kotur ve Perast dağları inil inil inledi. Ve kal‘anın top menzilinden bir hayli mesâfe-i ba‘îde bir çemenzâr yerde atlardan enüp sehel at dinlendirüp istirâhat ederken hakîr kal‘ayı seyr [ü] temâşâ etdim.
EÇS VI 157a
Leb-i deryâda bir kumsal zemînde bir alçak püşte üzre şekl-i murabba‘ kârgîr Şeddâdî binâ bir küçük beyâz kal‘a-i ra‘nâ görünürdü, ammâ Allâhu a‘lem ol kadar metîn değildir, zîrâ her cânibinde dîvârları alçakdır. Derûn-ı hisârda birkaç kenîse çanlığı nümâyân idi. Niçe yüz gâzîlerimizin cân u başa kalmayan serdengeçdi fetâları bir yere gelüp müşâvere edüp beşer onarı birer yere gelüp cümlesi azharun mine'ş-şems Allâh Allâh deyüp kal‘anın suyu altına girüp varoşa vardıklarında gördüler kim bu varoşun cânib-i erba‘ası kat-ender-kat gemi direklerinden hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuş şarampavlar ve vâsi‘ handakları içinde deryâ var. Ve her tarafda cisirleri kalkup kal‘a bir cezîre-misâl yerde kalup bir vech ile yanına varılmak muhâl, lâkin taşrada olan bâğ u bâğçelerinde kalup kal‘aya giremeyen kâfirlerden kırk bir nefer kefereleri esîr edüp bâğlarında olan kasr-ı müzeyyenleri ve hânelerin ıhrâk edüp niçe bin dıraht-ı müntehâların baltadan geçirüp harâb u yebâb ve hânelerin türâb etdiler, ammâ bî-hisâb bâğ u bâğçeleri var. Cümle bir kumsal düz vâsi‘ fezâda bâğ-ı İremler iken bâğlara yağı ayağı girüp İremleri veremler olup sâhiblerinin demleri dem-beste ve kimisi esîr-i dil-haste oldular.
EÇS VI 157a
Hamd-i Hudâ kal‘adan bir küffâr taşraya çıkup baş göstermeğe kâdir olmayup andan kıble tarafına leb-i deryâ ile gâh kumlu ve gâh taşlı yerlerde (---) sâ‘at seğirdüp,
EÇS VI 157a
Evsâf-ı dâr-ı soltat-ı putur, ya‘nî kal‘a-i sengistân-ı Kotur
EÇS VI 157a
Lisân-ı Latin'de (---) (---) demekdir. Bânîsi İşpanya krallarıdır. Ba‘dehu rehin tarîkiyle Bundukanî Venedik'i eline girüp ilâ hâze'l-ân Venedik elinde hakkâ ki Kotur nâm bir kal‘a-i benâmdır.
EÇS VI 157a
Bir Kotur dahi Âl-i Osmân'ın Van kal‘asından içeri Hoşâb kal‘asının cânib-i şarkîsinde Karnıyarık kal‘asıyla müşâ hâlâ Acem elinde bir seng-i hârâ üzre Kotur kal‘ası vardır, ammâ bu Kotur leb-i deryâda Venedik Pirinc-piriminin hükmünde bir yalçın kızıl kayalar üzre bizim İslâmbol kurbunda Karadeniz akındısı üzre Rûmeli Hisârı gibi eğri büğrü bir kal‘adır ve etrâfında azîm kızıl tabyaları var kim her biri biner küffâr alır ve ancak deryâya nâzır bir kapusunı gördük.
EÇS VI 157a–157b
İçindeki evlerinin şâhnişîn ve revzenlerinden cümle avret ve oğlan ve sığâr u kibâr bizim kal‘a altına varıncaya dak seğirdüp 157b alan u tâlân etmeğe girdiğimize nazar ederlerdi. Ve cümle evleri kayalarda biri biri üzre kat-ender-kat olup cümle pençereleri cânib-i şimâle deryâ-yı körfeze nâzırdır.
EÇS VI 157b
Ve bu kal‘a Venedik körfezinin içinde Nova boğazından içeri yüz mîl içeri girmiş bir küçük körfezcik dahi vardır, ol boğazın nihâyetinde şekl-i gûnâ-gûn bir Şeddâdî seng binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ cânib-i kıblesinde ve cenûbîsinde ve şarkîsinde ol kadar havâleleri çokdur kim her havâleden birer taş atsalar kal‘a içine düşer.
EÇS VI 157b
Ve havâle olan binâları hammâm kubbesi gibi ve dahi bunun kayaları dipleri ince ince olup bu kal‘ayı muhâsara etseler ol kayaları birer san‘at ile kal‘a üzre uçursalar kal‘ayı harâb u yebâb edüp aslâ lağım atmağa ihtiyâc olmazdı, ammâ mel‘ûn kâfir-i dûrbîn-fikr bu havâle kayalarının havfından kal‘anın şarkîsi ve kıblesi tarafların gâyet metânet üzre kat-ender-kat edüp niçe havâle kayalarının önlerine "Kayalar kal‘aya uçmasın" deyü Şeddâdî dîvâr-ı sedd-i üstüvârlar çekmiş ve ol taraf kal‘asın metânet üzre etmiş ve "Niçe kayaları zincîrler ile bağlamış" dediler, ammâ görmedim.
EÇS VI 157b
Ve dahi derûn-ı hisârda mükellef ü müzeyyen manastır çanlığı kulleleri var idi ve cemî‘i der [ü] dîvârları ve ebrâcları ve tabyaları ve dendân-ı bedenlerin serâpâ haçlı peykerler ile ve fılandıra bayraklar ile kal‘ayı zeyn edüp cümle küffâr bedenler üzre pür-silâh âmâde idiler.