EÇS VI 165b
Sitâyiş-i medrese-i âlimân-ı müfessirân: Cümle 4(?) (---) aded dârü't-tahsîl-i tâlibândır. Cümleden Rûznâmeci İbrâhîm Efendi medresesi,
EÇS VI 166a
Der-medh-i hammâm-ı gâsilân-ı râhat-ı cân: Cümle iki aded hammâmlardır. Biri beri tarafda (---) (---) hammâmdır. Biri karşu Tabahâne tarafındadır, ammâ bu şehir içre cümle yüz yigirmi yedi aded yerde hânedân hammâmları vardır, zîrâ haremleri cânibi ehl-i perde olmağile ev hammâmlarına girirler.
EÇS VI 166a
Evsâf-ı çeşme-sâr-ı âb-ı revân: Cümle (---) aded aynü'l-hayât-ı dil ü cândır. Cümleden çârsû içre hân-ı azîmin karşusunda Ahmed Efendi çeşmesinin târîhidir:
EÇS VI 166a
Bu hayrın sâhibi Ahmed Efendi,Arar bulur idi bu âb-ı nâbı,Yine kendü edüp fikr-i dakîki,Dedi târîhin anın âb-ı cârî. Sene (---)
EÇS VI 166a
Der-aded-i çârsû-yı bâzâr-ı bezzâzistân: Cümle üç yüz elli aded kârgîr binâ dekâkînlerdir, ammâ kârgîr kubâblı bezzâzistânı yokdur, lâkin yine her metâ‘-ı zî-kıymet bî-minnet bulunur, ammâ karşu tarafda tabahânesi bir diyârda yokdur, kal‘a-misâl bir kârhânedir. Cânib [ü] etrâfı demir pençereler ve ortası havz-ı azîmlerdir. Ve bu tarafda yigirmi aded müfîd ü muhtasar dükkânlar vardır.
EÇS VI 166a
Der-sıfat-i ibret-nümâ-yı âbâdân: Cümleden temâşâgâh cisr-i azîmidir, ammâ bu cisrin çârsû tarafında ve dahi şehir içinde ve şehirden taşra yalçın kayalar üzre ibret-nümâlardan birkaçı oldur kim nehr-i Neretva kayasının tâ çârsû içinde bir kalın zincîrli çarhlara ve dollâblara bağlayup bir zincîrin bir ucu tâ aşağı nehr-i Neretva içinde kayalara bağlanmış kalın zincîrlerdir. Kaçan bir kimesne Neretva'dan su çıkarmak murâd edinse hemân kovasın(a) zincîrin halka[sı]na geçirüp kovayı zincîrden koyverüp yıldırım gibi kova nehr-i Neretva'ya enüp kayaların başındaki su ile memlû olmuş kovasını çarhlar ile çekerken zincîrden yukaru kovalar gelüp bardaklara ve destîlere doldurup giderler. Üç yerde bu gûne zincîr çarhlar ile su çekilir bir san‘at etmişler kim bir diyârda böyle ibret-nümâ temâşâgâh yokdur. Ekseriyyâ bu şehrin sıbyânları su çekme bahânesiyle bu çarhlardan eğlenüp üstâdlarının çarh-ı sitemger çemberlerine girüp kötek yerler. Bu dahi garîb temâşâ-yı gırîv ü feryâddır.
EÇS VI 166a
İbret-nümâ-yı diğer: Çârsû içre Gazzâzlar sûku tarafında çâr-kûşe bir sâ‘at kullesi var kim çanının sadâsı tâ kal‘a-i Bolagay'da ve Lipete dağlarında istimâ‘ olur bir nâkûs-ı mehîbdir, ammâ dakîka fevt etmediğinden bu şehrin cümle câmi‘lerinin mü’ezzinânları bu sâ‘ate amel edüp bâng-ı Muhammedî tilâvet ederler. (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS VI 166a
Der-ta‘rîf-i âsiyâb-ı dakîk-i tahhân: Bu şehrin karşu tabahâne cânibinde nehr-i Radobola üzre on tokuz aded su değirmenleri var kim bunlar dahi ibret-nümâ-yı vâcibü's-seyr tahhânlardır kim bir diyârda bu gûne âlât-engâz çarhlı değirmenler görülmemişdir ve niçe değirmenler dahi var.
EÇS VI 166a
Der-beyân-ı enhâr-ı âb-ı zülâl-i mâ-i hayevân: Bu şehir içre cereyân eden cümle iki aded nehirdir, ammâ büyüğü nehr-i Neretva'dır kim cemî‘i kâfiristânda "Neranta âb-ı hayâtdır" deyü hukemâ-yı Firengistân('da) içre memdûhdur. Hakkâ ki hafîf ve serî‘u'l-hazm ve mu‘tedil ü nâfi‘ bir dâfi‘u'l-ahlât Şarâben tahûrdur.
EÇS VI 166a–166b
İbtidâ tulû‘ı Çemerne yaylalarından âb-ı zülâl nâm selc-i rahmet olan karlı dağlardan gelüp kasaba-i Oluğ'a andan kasaba-i Foniç'e andan cânib-i kıbleye cereyân ederek bu şehr-i azîm-i Mostar'a bu nehr-i azîm Neretva-i kadîm uğrayup cemî‘i mahlûk-ı Hudâ'yı saky eder, ammâ yüz kulaç şehirden aşağı cereyân etmeğile bâğ u bâğçelere ve müşebbek bostânlara aslâ fâ’idesi olmayup cereyân ederek kal‘a-i Poçetel'e uğrar, andan kal‘a-i Gabele'ye, andan kal‘a-i Norin'de deryâ-misâl olup on sekiz yerden Venedik körfezine mahlût olur, lâkin kayalar içre cereyân etmek ile sehel ıssıdır, ammâ taşra bardaklarda ve bir sâyedâr yerde sehel durup kisb-i havâ etdikde buz pâresi olup 166b gûyâ âb-ı kevser olur. Ve eyle lezîzdir kim bu şehirde aslâ sâbûn ile esbâb yaykanmasa cümle esbâbları beyâz pembe-misâl eder. Ve ana ve nisâ tâ’ifesine gâyet nâfi‘ olup lahm u şahm sâhibi eder. Ve safrâ ve sevdâ ve balgamı izâle eder.
EÇS VI 166b
Ammâ garîb u gurebâlar ve cümle kavm-i tüccârlar bu nehr-i Neretva'dan nûş etmeyüp karşu Tabahâne tarafında cereyân eden nehr-i Radopol'dan nûş ederler. Anların zu‘m-ı bâtıla-i hisset-i denâetleri üzre "Nehr-i Neretva'yı nûş eden tîz acığup yine bir kerre dahi ta‘âm yemek iktizâ eder" deyü bu âb-ı nâbdan nûş etmezler. Hakîkatü'l-hâl eyle serî‘u'l-hazm Şarâben tahûrdur kim bir âdem bir kuzu yeyüp bu Neretva'dan nûş etse bir ânda yine âdemin tabî‘atı ta‘âm ister. Tâ bu mertebe hâzımu'l-ifrât bir nehr-i Şat'dır.
EÇS VI 166b
Andan bir ayn-ı câriye dahi bu şehrin cânib-i cenûbîsi tarafında olan Tabahâne şehri içindeki bâğ-ı behiştlerin içlerinden cemî‘i hadîkaları rey edüp izn-i hâkim ile bâğlara taksîm olup bir fırkası mezkûr cisr-i azîm üzre gelir kim ana ayn-ı Radopola derler. İbtidâ tulû‘ı cânib-i cenûbda (---) (---) (---) berü gelüp Tabahâne değirmenler[in] deverân etdirüp Mostar köprüsünün Tabahâne tarafında bir göz küçük cisircik dahi vardır, andan bu uyûn-ı câriye ubûr edüp nehr-i Neretva'ya pertâb eder. Ammâ bir küçük sudur ve ol kadar memdûh değildir, ancak beri şehre köprüden geçen suya gayri uyûn dahi karışup beri şehre ubûr edüp cemî‘i imâretlerde isti‘mâl olunur. (---) (---)
EÇS VI 166b
Der-ayân-ı havâ-yı hûb-ı câvidân: Havâsı sehildir, ammâ şitâsı gâyet latîfdir. Bâ-husûs seher vakti bâd-ı nesîmi elbette mukarrerdir.
EÇS VI 166b
Der-vasf-ı reng-i rûy-ı pîr u cüvân: Cemî‘i halkının çehreleri humret üzre olup ihtiyârları kemâl mertebe mu‘ammer olup yine merdâne hareket ederler.
EÇS VI 166b
Der-sûret-i çîn-i meh-cebîn-i mahbûbân: Tâze cüvânları yigirmisine bâliğ oldukda henüz nâ-resîde pençe-i âfitâb mahbûbları olur kim gayri diyârda olmaz.
EÇS VI 166b
Der-menâkıb-ı sulehâ-yı meşâyihân: Ulemâ ve sulehâsından Şeyhülislâm (---) Efendi ve gayri üç yüz aded ulemâsı var, ammâ müselles-i şer‘iyye görürler.
EÇS VI 166b
Der-beyân-ı mazınne-i ehl-i kirâm-ı mecâzibân:
EÇS VI 166b
Der-kıyâfet-i siyâb-ı merd-i meydân: Ekseriyyâ ehl-i ırz ihtiyârları destâr sarınup tâze yiğitleri kalpak ve kopçalı çakşır ve çuka esbâb geyerler.
EÇS VI 166b
Der-libâs-ı şemâ’il-i nisvân: Ve zenânesi yassı tarpûş takye üzre beyâz izâr örtünüp cümle siyâh ferrâce geyüp gezerler.
EÇS VI 166b
Der-ilm-i iklîm-i arz-ı beled-i şehristân: Be-kavl-i üstâd-ı zû-fünûn ilm-i usturlâbda bu şehir iklîm-i râbi‘de bulunup arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---).
EÇS VI 166b
Der-kavl-i müneccimân-ı tâli‘-i şehr-i amâristân: Bu şehrin ibtidâ binâsı burc-ı mîzânda bulunup halkı i‘tidâl üzre geçinüp burc-ı mîzân beyt-i zühre ve havâyîdir. {Anıniçün halkı zühre gibi sâz [u] söze mâil olup cümle havâyî tabî‘atlardır kim ilm-i mûsıkîden hazz ederler}.
EÇS VI 166b
Der-kelâm-ı ahâlî-i şehr-i pîr ü cüvân: Cümle ahâlîsinin lehce-i mahsû[sa]ları fasîh u belîğ şâ‘irâne Türkçe kelimât edüp Latince Boşnak lisânı kelimât ederler.
EÇS VI 166b
Der-tescîl-i hubûbât-ı mahsûlât-ı sebzevât:
EÇS VI 166b
Der-temdîh-i kâr [u] kesb-i ehl-i sanâyi‘ât: