EÇS VI 173b
Ammâ iç kal‘asına cemî‘i küffâr dolup cümlesi cân bâzârına düşüp eyle bir batak deryâsı içre cezîre-misâl bir kal‘a-i dâr-ı dâl ellerine girüp cân havliyle şeb [ü] rûz cenge âheng ederler, ammâ beri tarafda Sokollu Koca Mehemmed Paşa'nın sa‘y [ü] ihtimâmıyla ve bezl-i ihsân [u] in‘âmıyla bunun dahi buheyresin orta kal‘adan taş ve toprak ve ağaç ve çul ve tobra ile fışkılar ve kütük odunlar ile doldura doldura siperlenerek bu iç kal‘a hâ’itine varup niçe bin serdengeçdi gâzîler kal‘a altında siperlenirler.
EÇS VI 173b
Andan iç kal‘anın palanka dîvârına el urup kazıkların ve şarampavların söküme başlayup niçe bin gâzîler kal‘a ağaçlarına zift ü neft ve katrân sürüp ıhrâk bi'n-nâr ederler idi, ammâ küffâr cân havliyle ol kadar ceng-i savaş-ı perhâş ederler kim her yürüyüşde asâkir-i İslâmı top u tüfeng ve fişeng ve el kumbarası ile gerü püskürüp guzât-ı müslimîn gerü avdet ederlerdi.
EÇS VI 173b
Ve her gün niçe yüz guzât-ı muvahhidîn câm-ı şehâdetden nûş ederlerdi. Ve top-ı kal‘a-kûp ile kal‘anın münhedim olan yerlerin ân-ı sâ‘atde küffâr-ı dûzah-karâr şarampavlar ve arız direkler koyup siperlerin ardlarını toprak ile doldurup evvelkiden metîn ü müstahkem edüp şeb [ü] rûz asâkir-i İslâmı âteş ile dağlardı, ammâ yine bizim gâzîler niçe kerre kal‘aya uzun kancalar ile yürüyüp çengâller ile kal‘adan kâfirleri aşağı çeküp niçe kerre baş ve diller alup Sadrıa‘zama götürüp ihsân [u] in‘âmlar alırlardı.
EÇS VI 173b
Lâkin leşker-i muvahhidîn hayli zamândan berü cengden kendülerine usan gelüp,
EÇS VI 173b
"Pâdişâhımızı ayak dîvânında görmek dileriz" deyü kul gulû etdikde hemân Sokollu vezîr-i müdebbir bu re’y [ü] tedbîri edüp na‘ş-ı Süleymân Hân'ın tuzlanmış salamurasını emânet olan yerden çıkarup geydirüp kuşadup serâperde-i Süleymânî içre bir taht-ı âlîde na‘ş-ı Süleymân Hân'ın bol hil‘at-i fâhiresi ardına Kuzu Ali Ağa girüp Süleymân Hân'ın hil‘ati yenlerin za‘ferân sürülmüş elleriyle Ali Ağa geyüp Süleymân Hân'ın başında yine âdet-i kadîmesi üzre destâr-ı Yûsufî üzre yüzünde siyâh nikâb ile vech-i şerîfi mestûr, ammâ mübârek lıhye-i şerîfi sarı olup burum burum ve büklüm büklüm sarı sakalı nikâbsız olup bu re’y [ü] tedbîr ile Süleymân Hân'ın meyyitin taht üzre oturdup hil‘ati ardında Kuzu Ali Ağa Süleymân Hân'ı göğsüne alup kucaklayu durup Süleymân Hân önüne bir perde-i zenbûrî çeküp cümle erbâb-ı dîvân vüzerâ ve vükelâ cümle yerlü yeründe sâf ve sâf durup hemân bir kerre Sakallı Mehmed Paşa taht üzre olan pende-i zenbûrî küşâde kılup Süleymân Hân hayâtda gibi girde bâlişlere dayanup bir kerre ardından Ali Ağa vücûd-ı Süleymân Hân'ı alup cümle askere selâm şekilli etdirdikde cemî‘i kullar ve dîvân çavuşları,
EÇS VI 173b–174a
"Ve aleykümü's-selâm pâdişâhım, yaşın uzun olsun ve devletin dâ’im olsun. Tanrı pâdişâhımıza çok yıllar ömürler versin" dedikde 174a Sokollu'nun tenbîhi üzre sâzende mehterbaşı bir fasl-ı kasîr ederken hemân Kuzu Ali Ağa kendünün hasta eli gibi za‘ferânlı sarımtırak elini Süleymân Hân'ın sakalına yapışup tarak ister işâreti eder şekilli hareket edince hemân Silihdâr Ca‘fer Ağa tarak verüp Ali Ağa tarağı alup Süleymân Hân'ın sakalın hasta harekâtı eder gibi hareket ederek tararken cümle guzât,
EÇS VI 174a
"Elhamdülillâh pâdişâhımız hayâtda görüp ayak dîvânı mübârek olup şu nikrîz marazından halâs olup bolay kim pâdişâhımız ayağa kalkup devletinde şu kal‘a feth olup selâmete gitsek" derler.
EÇS VI 174a
Kimisi, "Gördün mü sakalını bir hoş tarayamadı, zîrâ haste-hâldir, eyle olur. Hemân pâdişâhımız sağ olsun" deyü herkes birer gûne güft [u] gûda iken mehterân sâzendegân faslı tamâm edince hemân Süleymân Hân'ın na‘şı ardından Ali Ağa eliyle dağılın işâreti etdikde yine dîvân çavuşları yine pâdişâhı alkışladıklarında Silihdâr Ca‘fer Ağa perde-i zenbûrî çeküp cümle vüzerâ ve vükelâlar gürûh gürûh herkesin me’mûr olduğu eşgâline giderken hemân,
EÇS VI 174a
Der-beyân-ı diğer re’y [ü] tedbîr-i Sokollu Vezîr
EÇS VI 174a
Hemân cenâze-i Süleymân Hân'ı yine yere emâneten kodukları gibi Sokollu oba içinde bir kerre,
EÇS VI 174a
"Amân pâdişâhım amân kıyma bana, kırk yıllık bir ihtiyâr vezîrinim amân amân" deyü boğularak haykırarak feryâd edüp,
EÇS VI 174a
"Olsun pâdişâhım, bu gün kal‘aya yürüyüş ederiz, amân hünkârım, ceddin rûhıyçün kıyma bana. Vallâhi şimdi yürüyüş edelim. Emir senin pâdişâhım. Yeniçeri ağası kulunu ve yedi vezîr kullarını ne kırarsın. Ben şimdi cümle ocağa beş yüz kîse verüp yürüyüş ederim" deyü feryâd ederek sarığı boğazına geçmiş ve kendi kendine yüzün ve gözlerin tırmalayup ve sakalı üzre kızıl kanların akıdup baş kabak taşra çıkdıkda yeniçeri ağası Ali Ağa'yı ve Ferhâd Paşa'yı ve Anadolu beğlerbeğisi Mahmûd Paşa'yı ve beşinci vezîr Mustafâ Paşa'yı ve Şemsî Paşa'yı ve gayr-ı mîr-i mîrân ümerâları Sokollu huzûruna çağırup eydir:
EÇS VI 174a
"Görün âdemler, ben bu sinn-i sâlde bir pîr-i fânî bir ihtiyâr vezîr olam. Bakın hasta dediğiniz pâdişâhım beni ne hâle koyup sarığım boğazıma geçirüp yüzüm gözüm kan etdi. ‘Bire mel‘ûn, bu kal‘a niçün bu zamâna dek feth olmadı, işte kılıç gibi kış geliyor. Benim kullarım kışa niçün kalır, tîz cellâd’ deyüp beni musâhibleri ricâ edüp, ‘Elbette kal‘aya yürüyüş eyle, yohsa seni de ve gayri vezîrleri ve ser-i kârda olanları kırarım’ deyü yemîn etdi. İmdi benim cânım pâdişâh beni öldürmeden ben sizi evvel kırarım ve illâ kal‘aya yürüyüş edüp bi-emrillâh feth edelim, pâdişâh kılıcından halâs olalım. Ölürsek kal‘a altınd[a] şehîd olalım" dedikde cümle vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı dîvân Sokollu'nun sarığı boğazında ve yüzü gözü kan görünce hemân cümlesi,
EÇS VI 174a
"Amân sultânım, bugün hemân yürüyüş edelim. Her çi bâdâ bâd" deyüp cümle yigirmi iki bin serdengeçdi gâzîler dal sâtûr-ı Muhammedî olup sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup yürüyüş ederek iç kal‘aya batak ve çatak çitleri ve lensa astarları üzre cümle guzât birbirlerinin akîblerince ardı arası kesilmeyüp gitmede, ammâ küffâr-ı füccâr âteş-feşânlık {edüp cümle} topları ve kurşumları ve kumbaraları asker-i İslâm üzre yağdırup bir kerre guzât-ı muvahhidîn rû-gerdân olmayup her münhedim olan yerlerin gâzîler topa tüfenge bakmayup cümle guzât dendân-ı bedenler üzre çıkup cemî‘i ebrâcları ve tabyaları kabza-i tasarufa alup eyle dilîrâne ceng-i savaş-ı perhâş olmuşdur kim müverrihân-ı Rûm kavlince "Böyle bir muhârebe-i kıtâl bir kal‘a fethinde olmamışdır" deyü tahrîr etmişler.
EÇS VI 174a
Âhirü'l-emr Süleymân Hân'ın merhûm [ol]duğundan iki gün sonra sene 974 târîhinin Saferü'l-hayrın yigirmi yedinci günü "Dest-i kahr ile Süleymân Hân'ın ölüsü kal‘a-i Seğitvar'ı Nemse çâsârı ve Hırvad küffârı elinden kılıç ile feth eyledi" deyü meşhûrdur.
EÇS VI 174a
Târîh-i feth-i kal‘a-i Seğitvar-ı üstüvâr, "Feth oldu kal‘alar" lafzı târîhdir. Sene 974. Niçe târîhler dahi vardır, ammâ bununla iktifâ etdik.
EÇS VI 174a
Gerçi bu kal‘a feth oldu, ammâ Rûmeli ve Anadolu gâzîlerinden ve gayri eyâletlerden on altı bin aded guzât-ı müslimîn Hürr-i şehîd olup yerleri huld-i berîn oldu. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
EÇS VI 174a–174b
Ammâ kal‘a beği olan Zirniski Mikloş nâm ban-ı benâm "Bu hâli görmekden ise ölmek yeğdir" {deyü} cümle esbâb-ı ihtişâmın geyüp yürüyüş eden guzâta hücûm edince hemân bir mübârizân-ı bahâdırân koluna kuvvet bu kâfir banına bir şehbâz yiğit göğsüne bir kurşum urup bir gâzî dahi kellesine 174b bir hadeng urup kal‘a kapusu eşiğinde kellesi galtân olup kellesindeki ok lâle gibi nişân kalup cân ber-cehennem gider.
EÇS VI 174b
Bu kal‘a-i Seğitvar Zirinoğlu ve Beganoğlu nâm herseklerin tahtgâhı olmak [ile] cemî‘i küffâr bu kal‘anın bir taşına bin baş vermek üzre var kuvveti bâzûya getirüp ol kadar sa‘y [ü] gûşiş ederlerdi kim birbiri (biri) üzre cân vermeğe cânların cehenneme atarlardı.
EÇS VI 174b
Gerçi bu kal‘a Sokollu Mehemmed Paşa'nın gûnâ-gûn re’y-i hüsn-i tedbîri ile dest-i İslâm'a girüp zamîme-i şehr-i İslâm'dan oldu, ammâ bu kal‘a sebebiyle Süleymân Hân gibi bir pâdişâh-ı kişverkeş sultândan ayrılındı, el-hükmülillâh.
EÇS VI 174b
Ammâ hâlâ Süleymân Hân'ın kalbi ve bağırsakları ve ciğeri Seğitvar'ın cânib-i şarkîsinde bir top menzili ba‘îd bâğlar başında bir püşte-i âlî üzre Türbe nâm bir kal‘a içre bir kubbe-i âlîde medfûndur. İnşâallâh bu kal‘a dahi mahalliyle vasf olunur.
EÇS VI 174b
Gerçi bu kal‘a altında Süleymân Hân gibi bir pâdişâh-ı cem-cenâbdan ayrılındı, ammâ henüz devlet-i Âl-i Osmân böyle bir kal‘a-i sedd-i İskender'e mâlik oldu. Andan sonra bir dahi kal‘a-i Kanije'ye mâlik olundu. Cenâb-ı Allâh şerr-i düşmandan bu kal‘ateyni ve gayrilereyni hıfzeyn eyleye, âmîn yâ mu‘în.
EÇS VI 174b
Ammâ ba‘de'l-feth cemî‘i vüzerâ ve vükelâ bu kal‘ayı seyr [ü] temâşâya varup cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtların görüp cemî‘i kenîselerin asnâm-ı çirk-i şirkden pâk edüp ma‘bedgâh-ı müslimîn edüp sademât-ı top ile münhedim olan yerlerin ta‘mîr ü termîm etmeğe Sokollu Vezîr fermânlar verüp ibtidâ hükûmetin Peçoy alaybeğisi İskender Beğ'e sancağı ihsân olunup Budum eyâletinden addolunur ve ibtidâ kadılığın Kadıasker Hâmid Efendi akrabâlarından Musallî Muslu Efendi'ye ihsân olunup cümle a‘yân-ı kibâr iç kal‘a içre temâşâya girince meğer kal‘a banı olan Zirniski Mikloş nâm mel‘ûn u bî-dîn iç kal‘asındaki menhûs hânesinde niçe bin kantâr bârûd-ı siyâh hıfz etmiş.
EÇS VI 174b
Hemân guzâtın birisi bârûd olan hazînenin zembereğine basup hazînedeki çarhdan âteş hâsıl olup bin kadar ibâdullâh kal‘a ile evc-i âsumâna perrân-ı urûc edüp cümle şehîd olur, ammâ vüzerâdan ve a‘yân-ı devletden bir merd-i ferde zarar isâbet etmeyüp kal‘ayı tathîr eden hüddâmîn makûlelerin bir top menzili mesâfe-i ba‘îdeye atar. El-hükmülillâh. Bunlar dahi câm-ı şehâdetden nûş edüp datar.
EÇS VI 174b
Hikmet-i Hudâ, Süleymân Hân bu Seğitvar gazâsına azîmet esnâsında vezîr-i sânî Pertev Paşa'yı Erdel diyârına sipehsâlâr-ı mu‘azzam olup seksen bin asker ile Erdel kralı olan Zidmon Yanoş Kral imdâdına gitmişler idi.
EÇS VI 174b
Pertev Paşa dahi Erdel kralı i‘ânetiyle ve kapukulu ve sipâhdan ulûfeciyân-ı yesâreynden ve gurebâ-yı yemîneynden bölük halklarından ve topçu ve cebeci askerlerinden ve niçe mîr-i mîrân ve mîr-i livâlardan bâ-husûs Tımışvar vâlîsi Mustafâ Paşa ve Tatar Hân ve Eflak ve Boğdan askerlerinin cümlesiyle serdâr-ı mu‘azzam Pertev Paşa Göle kal‘asın kâmil otuz altı gün muhâsara edüp hâh-nâ-hâh derûn-ı kal‘adan küffâr amân deyüp kal‘a miftâhların vere ile vermişken yine küffâr vereyi bozup cümle küffârları guzât-ı müslimîn seyf-i Muhammedî'den geçirüp Seğitvar kal‘ası fethinden üç gün mukaddem bu Göle kal‘asın Pertev Paşa feth etdiği gün beri tarafda Süleymân Hân da merhûm olmuşdu.
EÇS VI 174b
Anıniçün Süleymân Hân'ın ölüsü kal‘a-i Bobofça'yı ve kal‘a-i Berezense'yi ve Erdel diyârında kal‘a-i Göle'yi ve kal‘a-i Vilogoş'u ve kal‘a-i Yanova'yı Süleymân Hân'ın ölüsü feth etdi derler.
EÇS VI 174b
Hikmet-i Bârî Seğitvar kal‘asının iç hisârı bârûd ile havâya atıldığı sâ‘at Pertev Paşa'dan Göle kal‘asının ve gayri kılâ‘-ı metînelerin feth [ü] fütûh müjdeleri gelüp hemân ol ân Sokollu müdebbir pâdişâh tarafından Pertev Paşa'ya hayr du‘â nâmeler ile semmûr hil‘at-i fâhireler ile istimrâr emirleri gider.
EÇS VI 174b
Ve dahi Sokollu vezîr Seğitvar kal‘ası fethiyle iktifâ etmeyüp kal‘a ta‘mîr ü termîm olunup Sultân Selîm'den haber gelince kal‘a altında ârâm etmek iktizâ edince sancağ-ı Resûlullâh'ı ve cümle hazîne-i vakfullâhı kal‘a içine koyup mâh-ı mezbûrun yigirmi tokuzuncu günü vezîr-i hâmis Mustafâ Paşa'yı ve karındaşı Şemsî Paşa'yı umûmen Rûmeli askeriyle iki bin aşağı bölük sipâhîleri ve topçular ve cebeciler ile yigirmi bin kadar asker-i İslâm ile Bobofça ve Berezense kal‘alarına gidüp ikisin de bir günde feth edüp iki serdâr ordu-yı hümâyûna gelüp ba‘dehu Plevneli Gâzî Mihaloğullarına Kanije ve Komar ve Egirsek nâm kal‘aların câniblerine gönlünde olan yiğitler ile akın edüp kâfiristânı nehb ü gâret etmeğe revâne olunur.
EÇS VI 174b–175a
Ve Sokollu vezîr kal‘a-i Seğitvar'ı ol kadar metîn ü müstahkem edüp cemî‘i buheyresi içre mukaddemâ doldurdukları hâr-ı hâşâki deryâ-misâl asker ile üşüp dollâb gemileriyle ve çarh-ı felek taraklar ile cemî‘i muzahra- 175a -fâtları buheyreden tathîr edüp evvelkiden fecc-i amîk deryâ edüp nehr-i Reyke'nin yine bendlerin açup buheyre-i Seğitvar'a cereyân etmeğe başlar.
EÇS VI 175a
Andan kal‘a hâkimi İskender Beğ ile muhâfaza-i Seğitvar içün kırk bin asker konup ve cümle cebehâne-i pâdişâhî ve cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtları ve zahâ’irleri kemâkân gereği gibi beleğan mâ-belağ koyup Sokollu Mehemmed Paşa Şehzâde Selîm Hân tarafının bir hayrına(?) sâmi‘înden idi.
EÇS VI 175a
Sultân Süleymân-ı zamânın dâr-ı fenâdan dâr-ı bâkîye irtihâl etdiğinin icmâlidir
EÇS VI 175a
İşbu sene 974 mâh-ı Saferü'l-muzafferinin 22 gününde pâdişâh-ı mağfûr terk-i serîr-i saltanat-ı Âl-i Osmânî edüp andan tâc u raht u bahtı bir bûriyâ-yı gûrhâneye değişüp hâk-i mezelletde karâr etdi, zîrâ benî Âdemin âkıbetü'l-emr kârı böyledir kim eğer Sâm u Nerîmân u Zâl-ı zamân olup Nûh Necî-vâr ömr-i Nûh sürsen murg-ı dil bâz-ı ecelden istihlâs bulamayup elbette Küllü şey'in yerci‘u ilâ aslih kelâmı üzre elbette her nüfûs ecelin câmın nûş edüp, Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre herkes dâr-ı gurûrdan dâr-ı sürûra gitmesi mukarrerdir.
EÇS VI 175a
Çünki sene-i mezkûr mâh-ı Safer'inin yigirmi ikinci gecesi tokuzuncu sâ‘atde Süleymân Hân civâr-ı rahmete vâsıl oldukda hemân Sokollu vezîr-i âkıl u dânâ pâdişâhın intikâl eyledüğün ol kadar ihfâ etmeğe bezl-i himmet etdiler. Kırk aded Hâsodalıların bile rûhlarının ve bâ-husûs taşra vüzerâlarının ebedü'l-ebed rûhlarının haberleri yok idi.
EÇS VI 175a
Ancak re’îsü'l-küttâb Ferîdûn Efendi ve yedi nefer kimesneler bilüp anlar dahi pâdişâh obasından taşra çıkmazlardı. Pes öte tarafa Selîm Hân'a ılgar ile giden Hasan Çavuş nâm şahs-ı tayyâr-ı benâm misl-i hümâm Seğitvar'dan berk-i hâtif gibi seğirdüp Gelibolu'dan boğazı ubûr edüp bir ân hâb-ı râhat görmeyüp var kuvveti bâzûya getirüp Seğitvar'dan sekizinci günde Kütâhiyye'de Selîm Hân'a cülûs müjdesi telhîsin vâsıl edince hemân Selîm Hân at boy[nu]na düşüp bir ân yatup durmayup Bursa'da cümle ecdâdların ziyâret edüp Bursa sancağını kendüye cülûs müjdesiyle gelmiş Hasan Çavuş'a ihsân edüp kendüleri ale'l-acele dârü's-saltanati'l-aliyyelerine gelüp sene 974 mâh-ı Rebî‘ulevvel'[in]in tokuzuncu gününde Sarây-ı Hâssa içre Arzodası'nda cülûs edüp şeyhülislâm ve'l-hâsıl cümle vüzerâ vü vükelâ ve Kâ’immakâm İskender Paşa cümle sığâr u kibâr tecdîd-i bî‘at edüp ertesi ale's-sabâh rûz-ı cum‘a olup alay-ı azîm ile Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'ye gidüp anda niyyetü'l-gazâ deyüp tekbîr-i Allâh Allâh ile kılıç kuşanup anda salât-ı cum‘a edâ ederek dedesi Selîm Şâh-ı Evvel'i ziyâret edüp andan ceddi Ebü'l-feth'i ziyâret edüp andan Bâyezîd-i Velî, andan Şehzâde Mehemmed Hân'ı, andan Şeh[zâ]desi Sultân Ahmed Hân'ı ziyâret edüp yine Hâsodada tahtında karâr edüp müstakil pâdişâh olduğuna târîhleri budur:
EÇS VI 175a
Andan ertesi gün yine ılgar ile kal‘a-i Belgrad cânibine revâne olup sek[iz]inci günde İslâmbol'dan Belgrad'a varup Koca Yûsuf Ağa hânesinde mihmân olunca cemî‘i ahâlî-i Belgrad gelüp "Mübârek-bâd" deyü tecdîd-i bî‘at ederler.
EÇS VI 175a
Beri cânibde Sokollu vezîr Seğitvar fethinden sonra ta‘mîr ü termîm-i kal‘a ederek kırk üç gün meks edüp kırk dördüncü gün kal‘a-i Seğitvar'dan sene 974 mâh-ı Rebî‘ülâhir'in 3 cü gün Süleymân Hân'ın na‘ş-ı şerîfin haymeleri içinde emâneten defn olunduğu yerden vücûd-ı Süleymân Hân'ı ter ü tâze çıkarup taht-ı revân içre koyup Belgrad tarafına cemî‘i asâkir-i İslâm ile avdet buyurduklarında cümle guzât-ı müslimîn Süleymân Hân'ı hayâtda zann ederlerdi, zîrâ Süleymân Hân vücûduyla taht-ı revâna Silihdâr Ca‘fer Ağa bile süvâr olurdu. Ba‘zı zamân silihdâr-ı âkıbet-endîş-kâr berâ-yı maslahat Sokollu vezîre gelüp,
EÇS VI 175a
"Buyurun taht-ı revân yanında sa‘âdetlü pâdişâh sizi ister" dedikde vezîr-i dilîr at bırağup taht-ı revân yanına gelüp piyâdece bir sâ‘at taht-ı revân yanı sıra yayan yürüyüp Süleymân Hân ile kelimât eder şeklinde olup ba‘dehu yine atına süvâr olurdu. Ve tâ Belgrad'a bir konak Mitroviçse kasabasına gelince her gün pâdişâha arza gelir şeklinde piyâde yürüyüp Silihdâr Ca‘fer Ağa hafî ile işler görüp giderdi.
EÇS VI 175a–175b
Bu gûne re’y [ü] tedbîr ile Süleymân Hân'ın merhûm olduğundan ve'l-hâsıl bir ârifün billâh vakıf-ı esrâr olamadılar. Ol gün ki cemî‘i asâkir-i İslâm şehr-i Belgrad'a dâhil olunca gördüler kim Selîm Hân otağa gelüp sandal-nişîn-i pâdişâh olup cemî‘i erkân-ı devlet tecdîd-i bî‘at edüp Sokollu vezîr yine müstakil sadrıa‘zam olup Süleymân Hân'ın cesed-i şerîfin gasl edüp serâperde önünde namâzın cemâ‘at-ı kesîre ile Hâmid Efendi kılup 175b andan Vezîr Ahmed Paşa ve Kuzu Ali Ağa ve Selîm Hân-ı Evvel'in Matbah Emîni Abdi Efendi ve Şeyh Nûreddînzâde Efendi ve bu hakîrin pederi Ser-zergerân-ı dergâh-ı âlî Dervîş Mehemmed Zıllî ve Şeyh Ömer-i Gülşenî, bu nedîmân-ı Süleymân Hân refîk-i na‘şe olup vücûd-ı Süleymân Hân'ı İslâmbol'a götürüp câmi‘inin mihrâbı önündeki kubbe-i mehbıt-ı pür-envârda defn etmek fermân olunup revâne oldular.
EÇS VI 175b
Süleymân Hân mevtinin niçe gûne ahvâlin tahrîr etmişler, ammâ pederimiz merhûm musâhib-i şehriyârî olup kırk sekiz sene hilâfetinde bile olup memâtın dahi görüp sıka kelâmı olmağile böyle tahrîr-i ihtisâr olundu.