İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS VI 186b
Menzil-i kal‘a-i tahtgâh-ı sancağ-ı Pojaga
EÇS VI 186b
Hamd-i Hudâ selâmetle vilâyet-i İslâm'a dâhil olduk. Sene 1072 târîhinde Melek Ahmed Paşa Bosna vâlîsi iken Zirinoğlu'ndan Bihke kapudanın esîrlikden halâs etmeğe gitdiğimizde bu Pojaga kal‘ası vasf olunmuşdur.
EÇS VI 186b
Ammâ temâşâ-yı garîbe vü acîbe: Biz cümle asker-i İslâm ile "Bu diyâr-ı İslâm'a kadem basdık" deyü hamd ü şükr ederken hemân Pojaga paşasının müsellimi ve kethudâsı beş yüz âdemle bizi karşulayup cümle âlât-ı silâha müstağrak olup hemân ceng etmeğe hâzır u âmâde bir alay derbederzâde horânde-i âzâdeler ile gelüp bizim askerden esîrlerimizin penc-i yeklerin istediklerinde biz dahi ta‘allül [ü] inâd u muhâlefet eylediğimizde,
EÇS VI 186b
"Bire âsîler, bire zorbâz pâdişâhın re‘âyâsın alup esîr etmişsiz. Sizin haklarınızdan geliriz" deyüp cümlesi cenge yaraklandıklarında hemân biz dahi hamle eyleyüp cenge âheng etmek sadedinde iken gördüler kim deryâ-misâl asâkir-i İslâm hemân yan verüp bizimle mukaddemâ Pojaga'[ya] giden refîk ola[n] askerler dahi Pojaga müsellimine varup,
EÇS VI 186b
"Bire sakın sultânım bunlar bir alay Tatar ve bir alay Budin ve Eğreli ve Kanijeli gâzîleridir, vallâhi sizi kırarlar" dediklerinde hemân Pojaga müsellimi eydir:
EÇS VI 186b
"Bu esîrlerinin sebebiyle bunları kâfir gelir basar ve pâdişâh kal‘asına ol sebeb ile zararları dokunur. Kal‘a altından kalksınlar, yohsa nefîr-i âm edüp kal‘adan balyemez toplar urup cümlesin kırarım. Baka şu pâdişâh vilâyeti urucuları" deyüp vâfir yas yankı eyledi. Biz dahi müşâvere edüp hakîr eyitdim:
EÇS VI 186b
"Belî anlar şimdi hâkimdir ve sâhib-i arzdır. Sadrıa‘zama hilâf-ı inhâ arz edüp kaykısız başımızı belâya uğradırız. Gelin hemân Pojaga altından kalkup alarka konalım" dediğimde cümle kalkup bir hayli mesâfe-i ba‘îdede meks-i hıyâm edüp ol gece anda yatmağa karâr verdik.
EÇS VI 186b
Der-fasl-ı hîlekâr-ı mekkâr-ı müsellim: Çünkim müsellime bir kara mankır pençik vermediğimizin dâğ-ı derûnundan otuz bin askerimizden nice intikâm alsın. Hemân hîle vü hud‘a ve şeytanata sâlik olup bu re’y [ü] tedbîr-i hîleyi edüp taht-ı hükûmetinde ne kadar Eflakân ve Sırf ve Bulgar ve Hayduk ve Çingane ve şakî ve lıssân ve harâmî ve ne kadar ipden ve kazıkdan kurtulmuş haşerât makûlesi kefereler ve fecereler var ise anlara hezâr ve hezârân va‘deler ve istimâletler verüp elbette bu gece bu kal‘a altında konan ordunun cânib-i erba‘asından cümle hayme vü hargâhlarına ve bâr [u] büngâhlarına ve esb-i fevârihlerine ve cümle esîrlerine,
EÇS VI 186b–187a
"Göreyim sizi ne tedârikler edüp şunları gece yarısında nice gâret edüp her tarafdan nice şeb-hûnlar edüp orduların gâret ederek nice rahne verirsiz göreyim sizi" deyüp cümle harâmzâde dûzdânlara ve zehr-i mârdan kattâl harâmîlere ruhsat verüp "Sem‘an ve tâ‘aten" deyüp cümle ayyârân-ı dûzdânlar nısfu'l-leyle âmâde olduklarında hikmet-i Hudâ kal‘a dizdârında mahpûs olan harâmîlerden beş on dâne kebîrlerin çıkarup bizi gârete âmâde olduklarında hemân dizdâr ağa-yı sâhib-i îmân bu haberden âgâh olup bize merhameten bir garîb ü dil-nüvâz ü maslahat 187a güzâr âdem ile nihânîce bu hakîre haber gönderüp,
EÇS VI 187a
"Bu gece âgâh olsunlar, gâfil mebâş" deyü vâkı‘-i hâli i‘lâm edüp gelen âdeme bir at ihsân olunup cümle gâzîler bu haber-i meserretden dünyâ kadar hazz edüp ol gece cânib-i erba‘amıza gâyet ziyâde pusular koyup âmâde durdular. Çünkim nısfu'l-leyl olup her tarafdan kara hırsızlar ordumuz içre geldiklerinde beş sâ‘atde üç yüzden mütecâv[iz] hırsız ve harâmîleri katl edüp başları alındı.
EÇS VI 187a
Hemân kim sabâha üç sâ‘at kaldıkda kal‘a-i Pojaga'dan berü bir alay atlı ve yayan kütürdüsü zâhir olup ordumuza hov hov etdiler, ammâ mâhtâb mahalli olmak ile hemân bizim ordudan gâzîlerimiz atlı ve yaya bu karşudan gelenlere bir yaylım Tatar okları ve bir yaylım serhad gâzîlerinin kurşumların bunlar yeyüp zîr-i zeber olup niçe yüzü firâr edeyim derken hemân mukaddemâ pusuda olan gâzîlerimiz de bunlara hücûm edüp ol mâhtâbda bu harâmîleri ortaya alup tâ vakt-i Hanefî mahalli olunca yedi yüz âdemi kılıçdan geçirüp bir cân halâs olmadı. Ale's-sabâh cümlesinin leşlerinde esbâbları vü eskâlleri ve silâhları ve atların alup cümle leşlerinden başların kesüp kellelerin ârâyiş-i nîze edüp ikinci günde,
EÇS VI 187a
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i Ösek'e varup cümle kelleleri mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde bırağup tâ Pojaga kal‘ası altında başımıza gelen sergüzeşt [ü] serencâmın hüccetlerin kadıdan alup yine alayımızla kal‘a-i Ösek hâricinde Panayur palankası nâm mahalde cümle haymemizle meks edüp iki günde ol âdem deryâsı olan Ösek panayuru bâzârında cümle esîrlerimizi ve cemî‘i mâl-ı ganâ’imlerimizi cümle girân-bahâya fürûht edüp cümle mâlımız kırk altı bin guruş olup hakîr defter ile kassâm {olup} cümle serhadlilere ve cümle Pojagalılara ve cümle 3.006 aded Tatar askerlerine ale's-seviyye âdem başına (---) aded guruş değüp hakîre iki pây ve bir gulâm ve üç at ziyâde pây verüp cümlenin rızâsıyla hüddâmlarıma dahi ikişer pay ziyâde verdiler.
EÇS VI 187a
Ba‘dehu Ösek'den üçüncü gün yine,
EÇS VI 187a
Yenikal‘a fethine gitdiğimiz konakları bildirir
EÇS VI 187a
Cümlemiz salt [u] sebükbâr olup kal‘a-i Ösek'den cisr-i tavîl başında kal‘a-i Darda'yı geçüp menzil-i kal‘a-i Valpova, andan kal‘a-i Maslovin, andan nehr-i Morava'yı gemilerle geçüp menzil-i kal‘a-i Kanije, andan 3 sâ‘atde ormanlar ve dağlar içre asker-i İslâma râst gelüp menzil-i kal‘a-i mahsûr Yenikal‘a altına bir alay-ı azîm ile varup Tatar Hânzâde Ahmed Giray Sultân dahi ordusundan gelüp bizimle berâber alayımızla Sadrıa‘zam huzûrundan cümle ubûr edüp eğer Tatar'a ve eğer serhadlilere kırk kadar hil‘at-i fâhireler geydirilüp herkes kollu kollarına gitdiler.
EÇS VI 187a
Hakîr-i pür-taksîr yine Sadrıa‘zam yanında kalup kâhîce bu gazâda ne mahalle vardığımız ve ne vilâyetleri nehb ü gâret edüp ne kadar kılâ‘-ı metîneler görüp ve ne kadar esîr ü mâl-ı ganâ’im alup sergüzeşt [ü] serencâmımız bir bir Sadrıa‘zama nakl ederdim, ammâ Yenikal‘a'nın dahi fethi âsân olmamış.
EÇS VI 187a
Ez-în-cânib mukaddemâ kal‘a altında asâkir-i İslâma rağbet etmediklerinde bu kadar zamân Yenikal‘a feth olmayup kalmışdı, ammâ biz gazâdan gelince gördük, cümle guzât-ı müslimînin mecrûhlarına şefkat ve merhamet edüp bî-dest ü bî-pâ olanlara tekâ‘üdler ile terakkîler ve ze‘âmet ve tîmârlar ihsân olunup asâkir-i İslâm birbirlerini cenge tergîb ederlerdi.
EÇS VI 187a
Hattâ ol gün Sadrıa‘zamın iç mü’ezzini Ahmed Çelebi'nin destini top götürüp Sadrıa‘zam kendüye ze‘âmetle tekâ‘üd ihsân edüp Ahmed Çelebi'yi Kanije'ye götürmeğe hakîri me’mûr edüp ol ân üç sâ‘atde Kanije'ye varup Kanije Vâlîsi Yentür Hasan Paşa sarâyında meks edüp Ahmed Çelebi'nin destine cerrâhlar tımara başlayup hakîr yine üçüncü günden sonra yine Yenikal‘a altına geldim ve mâh-ı (---) gününde (---) şehîd olup mansıbı (---) (---) tevcîh olundu.
EÇS VI 187a
Muhassıl-ı kelâm günden güne kal‘anın her cânibi rahnedâr oldu, ammâ dizme direklerin içleri Horasânî ve rıhtım kireç ile metîn olmağın şeb [ü] rûz niçe bin aded balyemez topların kelle kadar güllelerin kal‘a bal gibi yeyüp zahm-ı nâhun mikdârı zarar isâbet etmezdi.
EÇS VI 187a–187b
Âhir-i kâr ba‘zı rahnedâr dîvârlarından Defterdâr Ahmed Paşa kal‘a toprağın uğurlayarak münhedim 187b olurdu. Derhâl la‘în küffâr-ı dâl anın üstüne toprak doldururdu. Kal‘anın iç yüzünde gûnâ-gûn paçarızlar ve domuz damları çatardı. İki yerden cüyûş-ı müslimînler üzre lağımlar atardı. Hamd-i Hudâ askere zararı isâbet etmeyüp yine gerü deperdi. Derhâl yine anın ardına dizmeler dizerdi ve anda küffâr şîrînlenüp bî-bâk ü bî-pervâ her bâr gezerdi.
EÇS VI 187b
Âhirü'l-emr cebehâneden cümle guzâta uçları çengâlli harbalar tevzî‘ edüp küffârları tabyalardan ve sâ’ir yerlerden çengâller ile handaka çekerlerdi ve kellelerin tîğ-ı âteş-tâb ile keserlerdi ve subh u mesâ gûnâ-gûn (gûnâ-gûn) ceng-i azîmler olurdu.
EÇS VI 187b
Hamd-i bî-hadd ü senâ-yı bî-add ol Mâlikü'l-mülk'e olsun kim küffârın lağım atmada mahâreti, kumbara atmada mümâreseti ve meteris basmağa ve şeb-hûnlar etmede fikr [ü] firâsetleri yok idi, ammâ kal‘a gözetmede ve askerin zabt edüp cenge tergîb edüp sîne ber-sîne küşâde ceng etmede, mel‘ûn küffârlar hakkâ ki bî-bedellerdir.
EÇS VI 187b
Netîce-i kelâm bu minvâl üzre (---) (---) (---) gece ceng-i sultânîler olmuşdur kim misli ne kal‘a-i Azak'da ve ne vilâyet-i Kazak'da ve ne Hanya'da ve ne Varat'da ve ne kal‘a-i Uyvar'da olmamışdır. Ve bu kal‘ada olan envâ‘-ı mehârib ve ceng, envâ‘ı harb ü darb mümkün ü tahrîr ü tavsîf değildir.
EÇS VI 187b
Âkıbetü'l-emr bi-avnillâhi Ta‘âlâ sene 1074 târîhinin mâh-ı (---) günü yürüyüş fermân olunmadan sulehâ-yı ümmetden Kazancızâde Süleymân Ağa-yı hâzık-ı etibbâ ve Sadrıa‘zam'ın sûhte Hacızâdesi cümle guzât-ı müslimîn ve cüyûş-ı muvahhidînile müşâvere edüp gayret-i Muhammedî'yi yâd edüp,
EÇS VI 187b
"Biz bu kal‘a altında fertûte avretler gibi nâbekî [nâbekâr(?)] oturup kırılırız" deyü def‘a-i vâhidede cümle guzât sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup gülbâng-ı Muhammedî sadâsından dağlar dahi sedâ vermede.
EÇS VI 187b
Cümle ricâlü'l-gayb ve ervâh-ı enbiyâ ve evliyâ ve kutbu'l-aktâb ve ümenâ ve evtâd u nücebâ ve nukebâ vü büdelâ ve cümle cündullâh dahi imdâd edüp cümle leşker kal‘aya hücûm edüp yürüdüler.
EÇS VI 187b
Hikmet bu kim kal‘anın der [ü] dîvârında yürüyüş edecek rahnedâr yerleri çok idi, ammâ dîvâr üzre niçe kerre yüz bin şeytanatlardan mâ‘adâ dîvâr üzre yine hafr-i amîk handaklar var idi ve rahnedâr olan yerlerde dahi göz görmemiş ve akıl ihâta etmemiş hiyel ü şeytanatlardan kal‘a dîvârı üzre kuş uçmazken hemân cümle serdengeçdiler "Allâh Allâh" deyüp mûr [u] zenbûr-vâr kal‘aya üşüp çengâller ile çıkarak ve asker biri biri üzre kal‘aya tırmaşarak küffâra aslâ ve kat‘â göz açdırmayup bi-fazlillâhi Ta‘âlâ kal‘anın der [ü] dîvârı ve tabyaları üzre alem-i Resûl dikildiği ân hamd-i Hud[â] yine bu hakîr ezân-ı Muhammedî okuyup kılıcım elimde kalup cümle guzâtı cenge tergîb ederek gülbâng-ı Muhammedîler çekilerek küffâra kılıç urarak tâ kal‘a içine varınca küffârı kovarak ve kırarak tâ nehr-i Morava kenârına varınca küffârı kırdılar.
EÇS VI 187b
Küffâr bu hâl-i pür-meâli görüp hemân cân havliyle ale'l-umûm pür-gumûm cümlesi nehr-i Morava üzre cisre uğrayup karşu cânibe geçmeğe cân atdılar. Hemân guzât-ı müslimîn eli kolu kan ve kılıçları uryân ve sîneleri puryân olup küffârın akîbince cisir üzre dal sâtûr-ı Muhammedî olup küffârı katl ederek cisir üzre gitdiler. Nehr-i Morava'nın karşu tarafında küffâ[r] bu hâli gördü kim münhezim olan küffârın ardları sıra Türk askeri kâfirleri kova cisrden beri âdem deryâsı gibi asker gelir.,
EÇS VI 187b
"Bire meded vilâyetimiz elden gider" deyüp hemân karşu tarafda küffârlar cisrin karşu başına baltalar üşürüp cisri kat‘ etdiklerinde hemân tarfetü'l-ayn içre bizim gâzîler gerüye döndüler. El-azametullâh kırılan cisir üzre kalan küffâr kalup nehr-i azîm cisri beri kal‘a tarafına getiriyor. Hemân küffâr kendülerin suya atmağa başladılar. Ba‘zılar "Zanca Türk" deyü amân ile kal‘aya gelüp esîr oldular. Bu mahalde bir garîb temâşâ olmuşdur kim gûyâ rûz-ı mahşerden küffâra bir nişân oldu. Küffâr kendü kendilerinin askerlerine etdiği rengi cihân halkı düşman olsa etmeğe kâdir değildir.
EÇS VI 187b
{Der-beyân-ı ahvâl-i diyergûn-ı küffâr-ı Yenikal‘a}
EÇS VI 187b–188a
Hemân ki küffâr karşu tarafdan cisri kat‘ edince cümle küffâr âlât-ı silâhlarıyla cümle suya gark olup rûy-ı nehr-i Morava'yı kara şapka dutup âdem deryâsı cereyân ederdi ve bakıyyetü's-seyf-i küffâr-ı bed-girdâr dahi cümle cân bâzârına düşüp kendülerin suya pertâb edüp kimisi gark-ı âb olup kimisi şinâverlik ederek necât bulurken 188a beri tarafda bizim serhad gâzîleri ağızlarında kılıçları ile nehr-i Morava'ya düşüp niçe yüz küffârlara su içinde yetişüp kimin katl edüp niçe binini saçlarından beri tarafa çıkarup esîr etdiler. Ba‘zı küffârlar yüzerek karşu tarafa çıkdılar, ammâ beri tarafda bizim gâzîler uzun boylu dalyan tüfengler ile niçe bin tüfeng-i pür-rengleri bir fitilden atup suda şinâverlik edüp halâs olmağa çalışan küffârlara eyle kurşum urdular kim nehr-i Morava kurşum zarbından tancerede su nice kaynarsa eyle kaynayup kurşum yeyen küffârlar cümle gark olup lâşe-i murdârları kara şapkalarıyla cereyân edüp gitdiler.
EÇS VI 188a
Hâsıl-ı kelâm suya düşen küffârdan bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular ve niçe bin küffâr dahi su ile aşağı akup giderken Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr askerleri su kenârıyla aşağı cânibe seğirdüp atlar ile suda yıldırup yedi bin kadar küffârları su içre saçlarından yapışup kenâra çıkarup esîr etdiler.
EÇS VI 188a
Ve Yenikal‘a'nın cümle topların nehr-i Morava'nın karşu tarafına çevirüp nehrin kenârında kat-ender-kat olup âlem-i hayretde kalup duran küffârlara kal‘anın yüz yetmiş pâre balyemez topların su karşusundaki küffârlara urunca cümle küffârları sokak sokak ve bölük bölük niçe bini darb-ı topdan kelle paça olup yerleri dârü'l-bevâr oldu, ammâ sırr-ı Hudâ beri kal‘a içinde olan hâkimler kal‘anın feth olduğuna ve niçe bin küffârların bu yüzden gark-ı âb olduklarına hamd ü senâ etmeyüp,
EÇS VI 188a
"Bire küffâr boğuldu ve bire kırıldı. İşte kaçdı, işde şaşdı" deyü gülüşerek bir hây ve bir hûy edüp küffâr üzre mağrûrâne evzâ‘ [u] etvârlar edüp bu feth u nusreti Cenâb-ı Bârî'den bilmeyüp kendülerinin re’y [ü] tedbîr-i ahsenlerinden bildiler.
EÇS VI 188a
Netîce-i merâm; hamd-i Hudâ kal‘a feth oldu, ammâ guzâtdan üç bin yedi yüz âdem câm-ı şehâdetden nûş edüp bezm-i elest meclisine kadem basup huld-i berîne hayât-ı câvidânîye vâsıl oldular. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
EÇS VI 188a
Ve cümle iki binden mütecâviz yiğitlerimiz mecrûh {yiğitler} nâ-murâd gitdiler. Ve bu hâli görüp niçe bin yiğitler firâr edüp gitdiler, ammâ beş binden mütecâviz küffârlar sudan ve gayri yerden esîr-i bend-i zincîr oldular, lâkin Tatar elinde ve serhadli eliyle elden vilâyetden esîr olanların hisâb-ı kitâbların Cenâb-ı Bârî bilir. Ve ba‘zı üsârâlardan istimâ‘ olundu kim,
EÇS VI 188a
"(---) (---) günden berü bu kal‘a cenginde on yedi bin Hıristiyanımız öldü ve tokuz bini esîr oldu, ammâ suda ne kadar boğulduğun bilmem" deyü cevâb-ı nâ-savâb verdi.
EÇS VI 188a
"Bu kal‘ada yedi kapudanımız mürd oldu, ammâ biri Zirinoğlu'nun hısımı idi kim Mizde nâm bir bahâdırlığıyla meşhûr benâm idi. Biri Hersek ban oğlu idi, ol dahi mürd oldu. Eğer ol yiğit yunak ölmese siz bu kal‘anın nâm [u] nişânın göremez idiniz" deyü bir gorof esîr dahi böyle söyledi.
EÇS VI 188a
Hulâsa-i kelâm bu kal‘a feth oldu, ammâ dahi nev binâ olmağile içinde aslâ çârsû-yı bâzâr ve imâretden aslâ bir şey olmayup ancak bir müfîd ü muhtasar kenîse ve deve damları gibi uzun uzun soltat ve murtat odaları ve Kanije tarafına ancak bir kapusu var idi, ammâ nehr-i Morava tarafında aslâ der [ü] dîvârdan bir alâmet yokdur.
EÇS VI 188a
Bu kal‘anın karşu cânibi kurşum erer kâfiristânın kal‘a-i Ligradcık, kal‘a-i Çakatorna ve vilâyet-i Mekemorya vilâyetleridir, ammâ bu feth olan Yenikal‘a'nın dâ’iren-mâdâr cirmi cümle üç bin yedi yüz adım bir dolma palanka kal‘a idi, ammâ mel‘ûn kal‘a gâyetü'l-gâye sa‘b olup orta yerinde bir su kuyusu var idi. Ol kuyu üzerindeki şindire tahta kubbe üzre bir altun ile mutallâ bir ibret-nümâ alemi var idi. Meğer küffâr mukaddemâ kış eyyâmlarında Bobofça ve Berezense ve Peçoy kal‘alarını ıhrâk etdikde bizim Seğitvar kal‘asının kurbunda bir top menzili karîb Sultân Süleymân'ın Türbe kal‘asının kubbesi alemi imiş, anı türbe-i Süleymân Hân'dan kal‘ edüp bu kuyu üzre komuş. Ba‘de'l-feth hemân vezîria‘zam bu alemi kuyu üzre kal‘ edüp yine Seğitvar kurbunda Süleymân Hân türbesine gönderilüp türbe-i şerîfi ve kal‘ayı ta‘mîr ü termîm etmeğe Mihaç beği ve Peçoy beği ve Seğitvar beği me’mûr olup gitdiler.