EÇS VII 5a–5b
"Hâlâ Alman memleketinden Beç'den ve Prak'dan ve İsizinye 5b şehirlerinden büyük bu Graviçe şehridir ve bundan ma‘mûr ve müzeyyen şehr-i kadîm yokdur, ammâ, sakının bundan bir ganîmet almak sevdâsında olman" deyü esîrlerimiz tenbîh etdiler. "Zîrâ bu şehirde çâsârın oğulları ve yâhûd akrabâları bunda hükûmet ederler. Krallar mürd olsa bundakiler kral olmak kânûn-ı Alman'dır" deyü bu şehri gâyet medh etdiklerinde hemân hakîr kırk elli kadar nâmdâr pür-silâh serhadli gâzîleriyle bu şehrün bir top menzili ba‘îde yerinde bir hıyâbânlık mürtefi‘ yerden bu şehri temâşâ etdim.
EÇS VII 5b
Kat-ender-kat beşer ve altışar tabaka ma‘mûr sarâylar ve bâğ u bâğçe ve manastırlar ve çanlık kulleleri ile ârâste ve cümle damları rusâs-ı hâs ile pîrâste olup her bir menhûshâne sarâyları serâpâ gûn-â-gûn elvân kiremitler ile mebnî olup her biri dürr-i beyz-âsâ sarâyları var. Ve şehir içre âyende vü revende küffârları cemapur askeri gibi cünûd-ı cünübleri çok idi. Bu Graviçe şehrin ubûr edüp ertesi gün yine taraf-ı şimâle gidüp,
EÇS VII 5b
Evvel ve âhir Nemse kralının hükmünde sahrâsında bir hıyâbân ormanistân içre meks edüp ormandan taşra bir âdemimizi taşra çıkarmadık, zîrâ küffâr leşkerine çok râst gelir olduk. Bu kal‘a-i İşlos bir sahrânın orta yerinde kûh-ı Demâvend-misâl metânet üzre dururdu. Ve bir varoş-ı azîmi cânib-i şarkîsinde berk urup yayılmış dururdu. Hayli mesâfe-i ba‘îdeden seyr etdik. Bu kal‘adan bize yedi pâre top atıldı. Esîrlerden su’âl etdik,
EÇS VII 5b
"Çâsâr tarafından bir vezîr gelmişdir, anıniçün yedi top atıldı, gayriye böyle toplar atılmaz" deyü cevâb etdiler.
EÇS VII 5b
Bu kal‘ayı dahi geçüp yine ulu dağlar içre gidüp,
EÇS VII 5b
Kral-ı bed-tebâr inpirator himâyesinde nehr-i Morava kenârında bir sa‘b küçük hisâr-ı üstüvârdır. Ejder-i heft-sere benzer sadâsı üç aded balyemez toplar atıldı kim dağlardaki dırahtistânın berk [ü] bârları yere döküldü. Esîrlerimiz eyitdiler:
EÇS VII 5b
"Bu kal‘aya düşman gelmesi haberi toplarıdır" dediler.
EÇS VII 5b
Bu kal‘aya yakın uğramayup yine dağlar içre giderken ileride giden çarka askerimizden bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu.
EÇS VII 5b
Hemân cümle asker esîrler yanında mu‘temed âdemler koyup cümlemiz ileriye topdan at sıçradup gitmek murâd edindiğimizde ihtiyârlar cümlemizi gerüye dönderüp at başı berâber âmâde olarak esîrleri cümle ortaya alarak ileri varınca anı gördük, bizim çarkacılarımız bizim üstümüze geldiklerinde "Bire ne durursuz" dediklerinde hemân küffâr bizim askerimiz üzre at bırağup iki asker birbirimize kavuşup küffâr-ı hâksâr bir hov edüp bir yaylım kurşum urup hamd-i Hudâ az âdemimiz mecrûh olup kâmil iki sâ‘at germâ-germ ceng-âşûb edüp her ne kadar küffâr hamle etdiyse hamlesinde hatâ edüp küffâra yedi kerre hamleler etdükde küffâr demet demet olup hâk-i mezellete düşerdi.
EÇS VII 5b
Meğer küffâr bizi az asker sanup sataşdı, ammâ âhır-ı kâr küffâr şaşdı ve yüz dutup dağlara kaşdı.
EÇS VII 5b
Hemân küffâr-ı bed-nisâr-ı murdârın karârı firâra mübeddel olup pârekende perîşân olup bizim asâkir-i adû-şikâr Tatar kanıkmış arslan gibi büklükden büklüğe küffârı kova kıra eyle ceng-i peykâr edüp kimin esîr ve kimisin tu‘ma-i şemşîr-i sertîz ile tîzkârlık edüp küffârın kellelerin galtân edüp bakıyyetü's-süyûf olan küffârlar pesend edüp dediler kim:
EÇS VII 5b
"Siz bu kadar azacık Türk askeri biz on üç bin Hıristiyan leşkeri siz nice kırabildiniz bu kadar leşkeri?" deyüp engüşt ber-dehen edüp eyitdiler:
EÇS VII 5b
"Biz sizi kırmağa yedi gündür asker cem‘ edüp fursat gözedirdik. Meğer fursat ve nusret sizin imiş. Eyle olur bu zanca hâlidir, Allâh size de verir bize de verir, ammâ şimden gerü hemân Raba suyun karşu geçe görün ve Kanije'ye düşe görün. Yohsa mâlınızla ve başınızla ve cânınızla kurtulmazsız" deyü esîrlerimizin iş görmüşleri böyle haberler verdiler.
EÇS VII 5b–6a
Hamd-i Hudâ bu gazâ-yı zafer-me’serde üç bin yedi yüz altmış katana esîr pâ-beste ve dil-haste bend-i zencîr olup onar onar Tatar tarzı bunları tuşaklayup ve cümle atlara avretleri ve gulâmları ikişer ikişer bindirüp beş yüz aded arabaları yine âteşe yakup yine hamd-i Hudâ bir hayli salt ve sebük-bâr olup bir gece nehr-i Morava kenârında ve bir gece nehr-i Raba kenârında yatup ertesi nehr-i Raba'yı ubûr etdik, ammâ bir ta‘b 6a çekmeden bir âsân yol bulup karşu tarafda ibtidâ kulağızımız olan bir hâ’in kâfiri katl edüp birin dahi âzâd edüp öbirlerine "Siz dahi bizi selâmete çıkarın, sizi dahi âzâd ederiz" dedikde "Cân baş üzre" dediler.
EÇS VII 6a
Andan cânib-i şarka nehr-i Raba kenârıyla gidüp mukaddemâ bu çete seferine giderken uğrayup ale'l-gafle basup kal‘a kapudanın ve papasların esîr etdiğimiz kal‘a-i Yeleşke'ye tekrâr gelinüp bir orman içre hâb-ı râhata yatup hakîrin ol gün gulâmlarımla karavul nevbeti beklemek günü bizim idi.
EÇS VII 6a
Mukaddemâ geldiğimiz yol cânibinde azîm toplar atıldı. "Ayâ bu ne alâmetdir?" derken dağlar içre bir kütürdü kopdu.
EÇS VII 6a
Anı gördük, karşu tarafda bir seyrek ağaçlık beş yüz mikdârı küffâr hemân bizim üzerimize hücûm edüp bir kerre yine yan verdiler.
EÇS VII 6a
Bizler dahi atlara süvâr olup âmâde durduk. Küffâr gördü kim birden üzerlerine varınca hemân cümle küffâr bir kerre gerüye bakup hemân "Kuskuna kuvvet ve kamçıya berekât" deyüp firâr etdiklerinde hemân küffârın ardı sıra yine küffâr kıyâfetli bir asker görünüp küffârı kovmağa başlayup biz anları dahi kâfir zann edüp üzerlerine Allâh Allâh deyüp at bırağınca anlar dahi "Allâh Allâh" dediler.
EÇS VII 6a
Meğer bizim Kanije ve Kopan ve Kapoşvar kal‘alarının serhad gâzîleri imiş. Meğer bunlar mukaddemâ top atılan kal‘a altında bu gâzîler kaçan küffârlara râst gelüp küffârı bozup kaçırmışlar, küffâr bize râst gelüp bizden dahi kaçdılar. Hemân bu gâzîler bize eydir:
EÇS VII 6a
"Bire biz kâfiri kovmadan atlarımız kalmışdır ve kâfirlerin dahi atları kalmışdır. Bire gâzîler şu kâfiri kaçırmayalım kovalım" deyü ricâ etdiklerinde hemân bizim Tatar askeri tarfetü'l-ayn içre atları kalmış küffârlara yetişüp beş yüz aded küffârı aman u zamân vermeyüp el kaldırmadan cümle esîr edüp nısfını kovan gâzîlere verdik, iki yüz ellisini kânûn üzre biz alup âmadâne bir gazâ-yı garrâ dahi olup cümlemiz bir yere geldikde bu yeni gelen gâzîlerden vezîr-i a‘zamı ve asâkir-i İslâmı su’âl etdikde anlar cevâb etdiler kim,
EÇS VII 6a
"Biz İsmâ‘îl Paşa ile çarkacı ta‘yîn olup tuğlar ile giderken bu kovduğumuz küffârlar tuğlar üzre enüp bizi basdılar. Hayli ceng edüp dayanmayup firâr etdiler. İşte asker-i İslâma bugün kavuşursunuz" dediklerinde cümlemiz hamd [ü] senâ edüp bir orman içinde ber-karâr olup yatdık.
EÇS VII 6a
Ertesi gün sene 1074 (---) (---) günü Sadrıa‘zam alay-ı azîm ile bizim meks eylediğimiz ormanistân önünden ubûr edüp bize karîb bir fezâda cemî‘i asâkir-i İslâm ile meks-i hıyâm etdiklerinde bizim asker dahi cümle atlanup cemî‘i esîrleri atlara ve arabalara bindirüp bir alay-ı azîm ile ve bu kadar üsârâ ve mâl-ı ganâ’im kapudanlar ile gürûh gürûh Sadrıa‘zam otağı önünden kerr ü ferrimizle ubûr edüp cümle (---) aded esîr ve sağîr u kebîr ve cümle iki bin altmış aded araba yükü mâl-ı ganâ’im ve cümle on bir bin (at) atlar ile ordu-yı İslâm içre ubûr ederken guzât-ı müslimîn içre bir sürûr u hubûr ve bir ganîmet-i vüfûr oldu kim cemî‘i guzât-ı muvahhidîn tâze cân bulup şâdımân oldular.
EÇS VII 6a
Serdârımız olan sâbıkan Hânzâde kethudâsı İslâm Ağa ve sâir serhad gâzîlerin serdârları bu getirdiğimiz mâl-ı ganâ’imden beş aded güzîde esîr Sadrıa‘zama hedâyâ hâzırlayup cümle ot ağalarımızla ve cümle mirzalarımızla ve dükeli serhad gâzîleri ağalarıyla hakîr dahi Sadrıa‘zama girüp ser ber-zemîn etdükde Sadrıa‘zam,
EÇS VII 6a
"Safâ geldiniz ve hoş geldiniz, Al[m]an vilâyeti gâzîleri" deyü vâfir dil-nüvâzlık ve dil-dârlıklar edüp hedâyâlarımız cümle makbûle geçüp huzûr-ı vezîrde cümle yigirmi nefer kimesneler ile hil‘at-i pâdişâhî geyerken hakîri Sadrıa‘zam gördükde,
EÇS VII 6a
"İşte Evliyâ Çelebi seyâhat-i Alman'ı da etdin. İnşâallâh Beç ve Prak vilâyetlerin de görürsün" deyü vâfir ihsânlar edüp bir zer-ender-zer kuşaklık hil‘at-i fâhire ihsân edüp cümleye birer çelengler takup Hânzâde'ye bir semmûr lipâçe geydirüp,
EÇS VII 6a
"Berhordâr ol, yüzün ağ olsun, eyi asker göndermişsin" deyü Hânzâde'ye ikrâmlar edüp Sadrıa‘zam eydir:
EÇS VII 6a
"Ammâ karındaşım, sâbıkan sizin kethudânız olan İslâm Ağanızın pederin Kırım'da katl etmişler. Kendisi de havfe düşüp bu gazâya serdâr olup tarafımızdan gitmişdi. Şimdi bizim hidmetimizde izninizle olsunlar" dedikde Hânzâde-i âkıl eydir:
EÇS VII 6a–6b
"Efendim, ben de senin hidmetindeyim. Ayrılık seçilik yokdur. Ben de ve İslâm Ağa da kulundur. Lâkin Kırım'da babasının sebeb-i katli oldur kim hân babamı sultânımın hidmetine gelmeye komayup beni gönderdi. Hân babam da sultânımın hizmetine gelmediğinden müte’ellim olup vezîri Sefer Gâzî Ağa'yı anıniçün katl etdi, ammâ İslâm Ağa kendi garîbindir, hüsn-i nazarınız ricâ olunur." deyü 6b ârifâne rîş-hand kelimâtlar etdi ve ser ber-zemîn edüp Hânzâde koşuna gitdi.
EÇS VII 6b
Ve Sadrıa‘zam bu hakîr ile üç sâ‘at-i nücûmî söyleşüp Alaman vilâyetlerinde gördüğümüz âsâr-ı garîbeleri ve binâ-yı acîbe kılâ‘ları su’âl etdikde cemî‘i sergüzeşt [ü] serencâmımız bir bir nakl etdiğimde vâfir hazz etdi, ammâ yolların batak ve çataklarının ve çengelistân-ı bî-amân olduğun nakl etdiğimde hazz etmeyüp "Hele bu söz burda kala" dedikde "Sultânım meclis emânetdir" deyü hâmûş-bâş olup yine Sadrıa‘zam dâ’iresinde haymeme varup sâ’ir hüddâmlarımla hamd-i Hudâ mülâkî olup cümle (---) günde sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup cümle (---) aded kılâ‘lar ve şehr-i azîmeler ve âsâr-ı garîbeler seyr-i temâşâ etdik.
EÇS VII 6b
Ba‘dehu cümle guzât refîklerimizle bir yere cem‘ olup cemî‘i mâl-ı ganâ’imimizi fürûht etmeğe bâzâr-ı mahabbete çıkarup aslâ bir şey’imiz bir dâne-i hardal etmedi, zîrâ ordu-yı İslâma bir kaht [u] galâ vâki‘ olup herkes cân bâzârına düşüp ne esîr ve ne mâl-ı ganâ’im sîr alma deyüp herkes derd-i serin birbirlerine arz edüp bir yanından bârân-ı rahmet göz açdırmayup atlar ve hüddâmân gulâmlar çamur içinde kalup her cân âlem-i hayretde kalmışlar. Niçe bin atlar açlıkdan ölmüşler ve niçe yüz hüddâmlar yollarda kalmışlar.
EÇS VII 6b
Netîce-i kelâm esîrlerimizden bin altmış kadar mümtâz gılmân u bintânları serhadlilere ucuz bahâ ile verüp on beş bin guruş mâl alup mâl-ı ganâ’imden dahi on bin guruşluk değerin değmeze mâl satup ara[ba]ları âteşe urup sehel sebükbâr olup cümle kırk sekiz bin yiğit cümle yigirmi beş bin guruşu pây-berâber hakîrin kısmetiyle üleşüp herkese (---) mâl hisse değüp cümle guzât,
EÇS VII 6b
"Az mâl etdi, gayri esîrlerimizi ve gayri esbâb-ı ganâ’imimizi bu orduda satmazız, Kanije'ye ve Seğitvar'a götürürüz" deyü gulgule etdiler.
EÇS VII 6b
Ba‘dehu kulağız olan esîrlerimizin üçünü ahd-i mîsâkımız üzre âzâd edüp gayrilerini kayd [u] bend edüp,
EÇS VII 6b
"Bizi Kanije'ye ve Seğitvar'a selâmet çıkarın, sizi dahi bunlar gibi âzâd edelim" dedikde, "El-emrü emreküm" dediler.
EÇS VII 6b
Ve hemân ol sâ‘at arabalar içre şühedâlarımızın yüz yetmişin dahi bir orman [içre] defn edüp anların dahi arabaların ihrâk edüp bu mahalde fürûht olunan eşyâdan hakîre üç nefer pençe-i âfitâb mûğpîçe Alman güzeli gulâmlar ve üç aded bikr-i nâ-şüküfte kızlar verdiler.
EÇS VII 6b
Hemân ol gün Sadrıa‘zamdan Kanije'ye varup gelmeğe izn-i emr-i şerîfleri alup cümle guzât âmâde olup,
EÇS VII 6b
Yeleşke kal‘ası kurbundan Kanije'ye avdet edüp mâl-ı ganâ’imlerimiz fürûht etmeğe giderken seyr [ü] temâşâ etdiğimiz menâzilleri ve kılâ‘ları beyân eder