EÇS VII 16b
Evvel ve âhir Nemse çâsârınındır, ammâ Began kâfiri hükmündedir.
EÇS VII 16b
Bu dahi çâsârındır, lâkin Beganoğlu hükmündedir. Bu kal‘a buhayre-i Balatin kenârında gâyet sa‘b ve kavî palankadır. Bunun dağlarında bir gece yatup ertesi (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---). Andan,
EÇS VII 16b
Sene (---) târîhinde Süleymân Hânî'de feth olmuş. Ba‘dehu küffâr istîlâ edüp hâlâ dest-i küffârda kalmış, ammâ bir alev-i âteş-i Nemrûd'un dûd-ı ahmer-gûnı evce peyveste olup yanardı. Meğer Tatar askeri mezkûr kal‘anın varoşın ihrâk etmişler.
EÇS VII 16b
Bu dahi Nemse'nindir, ammâ Zirinoğlu hâssıdır. Evc-i semâya berâber kal‘a imiş, ammâ asâkir-i İslâm ihrâk edüp âteş-i Nemrûd içinde iki sâ‘at ba‘îd solumuzda nümâyân idi. (---) (---) (---) (---) (---) (---). Andan,
EÇS VII 16b
Ammâ hikmet-i Hudâ Ustolni-Belgrad'dan çıkup bu mahalle gelince ne bir kâfir ve ne bir müselmân görünmeyüp bir dilden bir haber alamadık.
EÇS VII 16b
Ertesi gün müşâvere edüp Balatin buhayresi kenârından çıkup cenûb tarafına nehr-i Raba kenârlarına doğru gidüp "Mukaddemâ ihrâk etdiğimiz Yeleşke kal‘asına gidelim" deyü Fâtiha tilâvet edüp götürdüğümüz zahîrenin beş altı araba yükünü yeyüp arabaları bırakdık, zîrâ sehel yağmur yağmağa başladı. Ol gün cânib-i cenûba tokuz sâ‘at gidüp kable'l-mağrib bir hıyâbânda nüzûl etdikde ileride kulağızlarımız iki kâfir dil getirüp söyletdik:
EÇS VII 16b
"Sabâhın Türk askerine râst gelirsiz, ammâ açlıkdan çok atları ve âdemleri öldüler Raba suyu kenârıyla geliyorlar." dediklerinde dünyâ bizim olup kâfirleri Hacı Paşa alup esîr-i kayd [u] bend-i zencîr etdiler.
EÇS VII 16b
Ale's-sabâh kalkup esîr kâfirler kulağız alup giderken hamd-i Hudâ yol üzre asker-i İslâma sene (---) mâh-ı (---) gününde râst gelüp cümlemiz piyâde olup şâhrâh üzre Sadrıa‘zama selâma durup geldikde ibtidâ Haseki Ağa ve andan Hacı Mustafa Paşa ve alaybeğleri ve hakîr cümle Sadrıa‘zamın at üzre zânûların bûs edüp,
EÇS VII 16b
"Hoş geldin Haseki Ağa ve hoş geldin Hacı Paşa kanı zahîre" dedikde,
EÇS VII 16b–17a
"Efendim beş yüz araba zahîre işte getirdim" dedikde hemân Sadrıa‘zam atdan enüp eline asâsın alup hemân orada elli araba yeniçeri ocağına ve elli araba sipâh ocağına ve elli araba vüzerâlara ve elli araba mîr-i mîrânlara ve elli araba ümerâlara ve elli araba topçu ve cebeci ve sâ’ir halka 17a ve elli araba kendü askerine el-hâsıl beş yüz araba yükü zahîreyi cümle Âl-i Osmân askerine taksîm edüp atına süvâr olup hamd etdi.
EÇS VII 17a
Meğer Âl-i Osmân leşkeri açlıkdan ölmüşler. Hamd-i Hudâ biz de askere sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup tâze cân bulduk, ammâ asâkir-i İslâm açlıkdan cânların yitirmişler. Haseki Ağa ile Sadrıa‘zam at üzre söyleşüp bir sâ‘at gidüp,
EÇS VII 17a
Menzil-i sâhil-i nehr-i Raba: Kenârında cümle asâkir-i İslâm meks etdikde nehr-i Raba'nın karşusunda yüz bin leşker-i cünüb ile kral askeri de karşumuza meks-i hıyâm etdiler. Hakîr su’âl etdim:
EÇS VII 17a
"Vallâhi on beş gündür biz Raba suyunun beri cânibinde konarız, kâfir karşu tarafda konar. Ordudan taşr[a] bir âdem ota otluğa çıkmağa kadir değildir. Anıniçün cümle asker açlıkdan helâk oldular" deyü haber verdiler.
EÇS VII 17a
Hele bu hakîrin dahi seyishânelerimde zahîre kısmından çok şey var idi. Velî-yi ni‘am efendilerime hedâyâlar verüp dünyâ anların oldu ve anlara bu hakîr sergüzeşt [ü] serencâmlarım İbrâhîm Kethudâ'ya ve Sadrıa‘zama bir bir nakl ederdim.
EÇS VII 17a
Ertesi yine Raba kenârında nefîr-i rıhletler çalındığı mahal azamet-i Hudâ bir bârân-ı rahmet nâzil oldu kim gûyâ sakâ maşkı-misâl matar-ı rahmet yağardı.
EÇS VII 17a
Andan bir rîh-ı sarsar-ı akîm esüp gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle devâbât ve arabalar çamura gark olup cemî‘i ümmet-i Muhammed cânlarından bîzâr oldular.
EÇS VII 17a
Ve bu mahalde asker-i İslâm içre bir kaht [u] galâ düşdü kim bir at yemi bir guruşa çıkdı, zîrâ mukaddemâ cümle zahîre gemileri nehr-i Morava sâhilinde Maslovin iskelesinden Ösek'e avdet etdikleri ecilden asker içre kaht oldu ve cemî‘i küffârın kurâ vü kasabât ve kılâ‘ları gâret olup harâb u yebâb olup cümle küffârın cânları başlarına ve eşlerine düşüp sarp kal‘alara kapanup niçe kerre yüz bin küffâr hâne-berdûş olup askerî oldukları ecilden kaht [u] galâ olmasının bir sebebi dahi bu oldu.
EÇS VII 17a
Ve bu mahalde ol bârân-ı rahmet mahallinde Gürcî Mehemmed Paşa ve İsmâ‘îl Paşa Yeleşke kal‘ası altından ubûr ederken küffâr ile bir ceng-i azîm edüp tarafeynden hayli âdem düşüp lâkin meydân-ı veğâ guzât-ı müslimînde kalup küffârın ekseri nehr-i Raba'yı karşuya geçüp firâr etdiler, ammâ bu menzilde Raba nehrinin karşu cânibinde niçe bir küffâr dahi tabl-ı erganon ve nâkûsların çalarak nümâyân olup Sadrıa‘zam dahi göçüp Âl-i Osmân beri tarafda küffâr karşu tarafda at başı berâber kona göçe giderlerdi.
EÇS VII 17a
Garâ’ib bunda kim kâfir tarafında şems-i âteş-tâb olup hoş-hevâda toz tozardı. Bizim cânibimizde asker çamur deryâsında yüzerdi. Ve nehr-i Raba bârân-ı rahmetin kesretinden bir vecih ile enhâra bâ’is olup eyle tuğyân ile cereyân eder oldu kim gûyâ seyl-i Ceyhûn ve Nîl Furât u Murâd nehirleri oldu. Ve pîr ü cüvân ve ihvân u yârân birbirlerine varup gelmede âciz-mânde oldular.
EÇS VII 17a
Ve her gün bin kadar küheylân atlar açlıkdan gark-i tîn olup niçe bin asâkir-i İslâm piyâde kaldılar.
EÇS VII 17a
Ve her hayme âb-ı rahmet içre bir habâb gibi görünürdü. Asâkir-i İslâm içre cû‘dan bir za‘af müstevlî olup bir nâ-dürüstlük oldu kim nâ-murâd garîb yiğitleri ba‘zı dıraht sâyesinde çamura bırağup feryâd [u] enîn ederek kalırdı.
EÇS VII 17a
Ve niçe bin at arabası ve câmûs arabaları çamur içre gark olup ol gözden sakındığun nâzük eşyâ-yı zî-kıymetler çamur içre sepetleriyle gark olup yatır. Kim bakar ve kimün hâceti idi. Ba‘zı kimesneler "Mâlım kâfire kalmasın" deyü metâ‘ların âteşe yakardı ve dûdları direk direk olup âsumâne çıkardı.
EÇS VII 17a
Bu hâl üzre yedi gün yedi gece bu âlâm-ı şedâ’idi çekerek nehr-i Raba'nın kenârında meks ederek yine küffâr karşu tarafda tans oynayup hora deperlerdi. Ve erganon ve torompete boruları ve luturyan boruları ve Galye nâkûsların çalarak alay alay ubûr ederlerdi, ammâ ne anlardan bize ve ne bizlerden anlara bir top u tüfeng atılmayup ba‘zı serhadliler ile küffâr su aşırı söyleşirlerdi, zîrâ Raba nehrinin arzı yüz adım kadar ancak enlidir, ammâ yağmurdan derin olup bir ensiz küçük sudur ve karşu cânibine geçmek emr-i asîr oldu ve herkes cânından bîzâr oldular.
EÇS VII 17a–17b
Ve bu menzilde cebehâne-i âmireden iki bin ma‘dûd top güllelerin ka‘r-ı zemîne defn etdiler. Sâ’ir cebehâne ve gayri mühimmât [u] levâzımât ordu-yı İslâma vâsıl olmayacağı ümerâlar ve hükkâmların ma‘lûmları olup yetmiş şedde bârûd-ı siyâhı birer birer âteşe ururlardı kim kâfir karşuda görmeye ve niçe şeddesin çamura dökerlerdi. Ve iki kerre yüz bin ok ve iki bin yay ve niçe bin gûne âlât-ı mühimmâtları ihrâk bi'n-nâr edüp cebehâne arabaların da cümle âteşe yakup cebehâne 17b sehel hıffet buldu deyü Cebecibaşı Alî Ağa ve Fazlı Kethudâ şükr ederlerdi, ammâ fakîrlerin haberleri yok kim vakfullâhdan bir Mısır hazînesi mâl zâyi‘ oldu.
EÇS VII 17b
Hemân Sadrıa‘zam-ı âkıbet-endîş Tatar Hânzâde'yi huzûruna kığırup Tatar askerine at başına yevmiyye birer kızılga altunu Defterdâr Ahmed Paşa verüp beher yevm üçer bin altunu üçer bin at başına verüp yüz elli pâre şâhî darbzen alay topların ve yedi pâre balyemez topları ve dörd aded kolomburna topları Tatar atları say yağından kıl çeker gibi çeküp menzil be-menzil topları ergirüp her gün küffârdan mukaddem menzile varılır oldu.
EÇS VII 17b
Ve bu menzilde Kanije'den ve Seğitvar kal‘alarından bin araba yükü zahîre imdâd gelüp ibtidâ atların ba‘dehu âdemlerin yüzü gülüp orduda sehel şâdımân oldu, ammâ yine bârân-ı rahmet göz açdırmadığından ba‘zı efsâneci tiryâkîler yine bârân-ı la‘net yağıyor derlerdi, ammâ yine bu derd-i seri çekerek menzile ererlerdi. Lâkin herkes niçe yüz bin derd-i belâ ve renc-i anâ çekerlerdi.
EÇS VII 17b
Ve bu Macaristân'ın türâbı aslında bataklı yerler olmak ile ormanlık ve gün görünmez dırahtistân yollar olduğundan mahsûlâtları az olur. Ol ecilden zemîni çift sığırlar ile tarlaların balık sırtı gibi sırt sırt yüksek tarlalar edüp sırtlar üzre ekin ekerler.
EÇS VII 17b
Netîce-i kelâm zemîni eniş yokuş edüp kış günleri bu eniş yokuş yolların çamurunda yürümek azâb-ı elîmdir. Ümmet-i Muhammed şeb [ü] rûz bu eniş ve yokuş yolları ubûr etmeden bîzâr olup ormanları kırarak ve haşebden ve yaprakdan cüsûrlar ihdâs ederek şedd-i rahil ederlerdi.
EÇS VII 17b
Âhıru'l-emr bu menzilde izâle-i râh musîbeti içün Budin vezîri İsmâ‘îl Paşa'yı ve Haleb vezîri Gürcî Kethudâ Mehemmed Paşa'yı talî‘a-i asker edüp guzât-ı müslimîn âsân vech ile ubûr etmeleriyçün yolları tathîr edüp lâzım olan yerlerde cüsûrlar yapmağa ta‘yîn olundular. Yine ol gece eyle bârân-ı rahmet nâzil oldu kim atlar durdukları yerde sîne-bendlerine dek gark olurlardı. Benî âdem hod evlâ bi't-tarîk çadırından çıkmağa ve çadırın kurmağa kâdir değiller idi.
EÇS VII 17b
Hulâsa-i kelâm bu musîbet Âd u Semûd kavmine olmamışdır. Meğer bu sene Lût kavmine bu musîbet olmuşdur.
EÇS VII 17b
Mukaddemâ Yenikal‘a fethinden sonra Kanije altından Tatar askeriyle Alman vilâyeti seferine gitdiğimizde yanından geçmiş idik, ammâ şimdi Sadrıa‘zam deryâ-misâl asker ile gelince küffâr kal‘ayı hâli üzre bırağup dağlara firâr etmişler ve küllü külfetleriyle başların alup dağlara gitmişler.
EÇS VII 17b
Hemân Âl-i Osmân'ın askeri ac u zâc ve bir hıntaya muhtâc, kal‘anın içine aç kurd koyuna girir gibi girüp Ferhâd-vâr ferhâdî külüngler ile kal‘anın der-i dîvârları ve zîr-i zemînlerin kazarak ol kadar mâl-ı ganâ’im ve ol kadar zî-kıymet akmişe-i fâhire ve ol kadar elbise-i nâdireler bulunup "Neyleyelim bunlar yenmez" deyü aslâ bir metâ‘-ı kemyâba nazar etmeyüp hemân açlıkdan zahîre ararlardı.
EÇS VII 17b
Hikmet-i Hudâ firâr eden kapudanın sarâyında niçe zîr-i zemînlerin içlerinde birkaç amel-mânde kâfirler bulunup anlar ol kadar zehâyir makûlesi gösterüp dağlar gibi arpa ve buğday ve beksumat ve un ve firik ve bakla ve nohud ve mâş ve bal ve yağ bulundu kim asâkir-i İslâm me’kûlât [u] meşrûbâtlar ile muğtenim olup zahîre taşımadan müstağnî oldular. Hudâ zikrin hayr eyleye.