EÇS VII 17b
Sadrıa‘zam bu mahalde üç gün oturak fermân edüp üç günde dahi bu kal‘anın zahîresi zerre kadar eksilmedi, ammâ ibtidâ gün bu kal‘ada zahîre yağmâsiyçün çok yiğitler birbirlerin katl etdiler.
EÇS VII 17b
Ba‘dehu kal‘ayı âteşe urup asker-i İslâm gitdiler. Bu mahalden dahi kalkup ileri menzil yolları üzre İsmâ‘îl Paşa birkaç yerde cüsûrlar inşâ edüp yollarda balkan ve ormanları kırup çukur yerleri ve batak ve çatak yolları hâr-ı hâşâk ile doldurup yollar tathîr olduğundan asâkir-i İslâm hayr du‘â ederek cümle balyemez toplar ile ubûr olunup ba‘de'z-zuhur yine,
EÇS VII 17b
Hulâsa-i kelâm kâmil on yedi konak nehr-i Raba sâhilinde konup göçmüşler. Biz dahi beş konağı bile konup göçüp niçe âlâm-ı şedâ’idler çekdik de kalkdığımız konakların âteşleri konduğumuz menâzillerden görünürdü. Tâ şu mertebe çamur ve batak ta‘abından bir sâ‘at yeri beş sâ‘atde gücile ubûr edüp menzile gelirdik.
EÇS VII 17b–18a
Bu gûne berzahları her gün çekerek kâfirler dahi karşu tarafda konup göçerek yigirmi birinci gün yine anâ çekerek menzil-i sâhil-i nehr-i Raba'da meks olunup hamd-i Hudâ ol gün asâkir-i İslâmın başına gün doğup yağmur yağmayup bir rûşen hevâ oldu kim 18a cümle leşker-i İslâm şâdımân olup herkes esbâblarını ve koltuğu altlarını kurudup esbâbların yaykayup ıssı ta‘âmlar tabh edüp safâ etdiklerinde nâdîler nidâ edüp "Üç gün ikâmetdir" deyü çavuşlar feryâd etdiler.
EÇS VII 18a
Hikmet-i Hudâ üç günden berü kâfir askeri nehr-i Raba'nın karşusunda konup göçmez olup "Ayâ küffâr nereye gâ’ib oldu?" deyü bir haber alınmazdı ve her gün nehr-i Raba'yı karşu tarafa ubûr etmeğe geçit bulunmazdı.
EÇS VII 18a
Takdîr-i Hudâ bu menzilde nehr-i Raba'nın iki tarafı topraklı uçurum yarlar olup bir âlî püşte başından nehr-i Raba'nın cânib-i garbında üç sâ‘at mikdâr mesâfe-i ba‘îdede kal‘a-i Ni‘met-Uğvar nümâyân olup beyâz ejder-i heft-ser gibi dururdu.
EÇS VII 18a
Hikmet-i Bârî bu mahalde nehr-i Raba'nın bir a‘lâ geçidi bulundu ve karşu tarafında küffâr-ı hâksâr dahi görünmedi.
EÇS VII 18a
Hemân "Fursat ganîmetdir" deyü nehri ubûr etmeğe tedârikler görülüp fi'l-hâl Sadrıa‘zam üç yüz aded pür-silâh yiğitleri nehr-i Raba'yı karşu geçirüp su ancak üzengilere çıkup a‘lâ geçit bulup bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerlere gidüp bir kâfir köyünden vâfir şikârlar alup yine Sadrıa‘zama sâlimîn ü gânimîn gelüp ihsânlar aldılar.
EÇS VII 18a
Der-beyân-ı icmâl-i gazâ-yı nehr-i Raba ba‘dehu berâ-yı sû-i tedbîr inhizâm-ı asâkir-i İslâm der-kenâr-ı nehr-i Raba
EÇS VII 18a
Bu nehr-i Raba kenârında cemî‘i erbâb-ı ehl-i dîvân ihtiyârlarıyla müşâvereler olup nehr-i Raba üzre cisrler inşâ olunup Ni‘met-Uyvar altından Beç kal‘ası üzre gidüp muhâsara etmeğe netîce verilüp Fâtiha okundu. Bir kimesne demeğe kâdir olamadı kim,
EÇS VII 18a
"Kış gününden berü asâkir-i İslâm üç sefer edüp Kanije kal‘asın dahi küffârdan halâs edüp Yenikal‘a'yı yigirmi sekiz günde feth edüp yetmiş yedi pâre kal‘alar dahi feth edüp asker-i İslâmda dermân kalmadı ve vakt-i şitâ gelüp kaht [u] galâdan at eşek ve askerde cân kalmadı. Bu eyyâm-ı şitâ-yı matarda Beç'e ve Prağ'a ve Yanığ'a gitmek nice olur" deyemediler.
EÇS VII 18a
Zîrâ Gürcî Mehemmed Paşa ve İsmâ‘îl Paşa kimseyi söyletmeyüp,
EÇS VII 18a
"Bugün Cum‘adır ceng olmaz, ammâ yarın Bârekallâhu's-sebte ve'l-hamîs hadîsi üzre yarın cum‘aertesi karşu geçüp kâfiristânı harâb u yebâb edelim, ammâ bugün Cum‘adır nehr üzre birkaç yerden cisirler yapılsın ve nehrin iki taraflarındaki yarları ve bayırları yarsınlar, şâhrâh yollar yapsınlar ve cisirlerin karşu tarafları başında azîm tabya ve meterisler kazsınlar" deyü gûnâ-gûn pâ-der-hevâ müşâvereler etdiler, ammâ karşu geçüp ceng etmeğe asker-i İslâmda cân yok.
EÇS VII 18a
Hemân hakîr bu ahvâl-i pür-melâl-i sû-i tedbîri görüp kaht [u] galâdan ve ta‘[y]înâtın kılletinden on altı aded atlarım ve on bir aded hüddâmlarımla bir gece nihânîce yurd yeri değişdirir şeklinde olup Tatar ordusuna geçüp Ahmed Geray Sultân ile bir yerde konup çayırdan çayıra atlar zevk u safâda olup hakîr cevr ü cefâyı ferâmûş etdim, ammâ yine her bâr bir iki hidmetkârımla İbrâhîm Kethudâ efendimizin ve Sadrıa‘zamın huzûrundan bir ân münfek olmazdım. Çünki ceng Cum‘aertesine kalup Cum‘a gün cümle çavuşlar nidâ edüp,
EÇS VII 18a
"Yarın ale's-sabâh karşu geçilüp ceng-i azîmdir. Herkes bugünden ota otluğa gitsinler ve niçe ma‘ûnetlerin görsünler" deyü gûnâ-gûn te[n]bîh ü te’kîdler edince cümle hüddâmlar ve niçe bin yarar iş görmüş garîb yiğitler zahîreye ve alefe ve giyâhâta gidüp ord[u]-yı İslâm içi bir suyu kesilmiş değirmene dönüp asker-i İslâm seyreklendi.
EÇS VII 18a
Ammâ hemân Sadrıa‘zam bu yevm-i Cum‘ada Defterdâr Ahmed Paşa'ya fermân edüp vezîr-i dilîrin otağı önünde beş on bin asker üşüp fi'l-hâl nehr-i Raba üzre dıraht-ı müntehâ kazıklar kakup piyâde asker-i İslâm ubûr etmek içün bir cisr-i haşeb-i müfîd [ü] muhtasar inşâ olunup top tahtaların ipler ile bağlayup fi'l-hâl yeniçeri ocağından Samsoncubaşı Abdî Ağa on oda yeniçeriler âheste âheste cisrden karşu geçüp sâhil-i Raba'da cisir başında fi'l-hâl cümle gâziyân-ı yeniçeriyân mâh-ı mezbûrun evvelki günü meterislere girüp önlerine siperler edüp karâr etdiklerinde hemân niçe bin atlılar sudan karşu geçüp hemân hakîr dahi,
EÇS VII 18a
"Bâri karşu geçüp küffâr yok iken bir şikâr-ı kelepür alabilsem" deyüp beş bin askere katılup cânib-i garba bir sâ‘atde ılgar edüp tâ vakt-i kuşlukda,
EÇS VII 18a–18b
Altına vardık. Küffâr-ı murdâr bu kal‘aya Ni‘met-Uğvar derler, serhadliler Ni‘met-Uyvar derler. Bir sahrâ-yı azîmin cânib-i garbîsi nihâyetinde evc-i âsımâna ser çekmiş bir yalçın kaya üzre şekl-i muhammes bir Şeddâdî beyâz kuğu gibi bir sedd-i üstüvâr sûrdur kim gûyâ Kürdistân'da Mardin kal‘ası gibi sarp Şeddâdî kal‘adır, ammâ küçükdür. Lâkin aşağıdaki varoşu nehr-i Ni‘met kenârında bir düz vâsi‘ çemenzâr fezâda bâğ u cinân ve ravza-i Rıdvân içre bir varoş-ı mu‘azzamı ale'l-gafle bâğları ve bâğçeleri ve tarlaların basup tâ varoş kenârında top altına dak göz karardup girüp niçe mâl-ı ganâ’imden mâ‘adâ yedi yüz aded pâkîze Nemse esîrleri alup 18b hamd-i Hudâ bir gâzîlerimiz gözünü kapamayup avdet mahallinde bu hakîrin eline bir bârgîr üzre bir küçük şapkalı Nemse gulâmcığı girüp hemân gulâm-ı muğân yanıma gelüp hüddâmânıma teslîm edüp andan ılgar ile yine Raba kenârına avdet edüp Sadrıa‘zam huzûruna bu kadar kelle ve paça ve mâl-ı ganâ’im ve bu kadar esîr ile geldiğimizde cümle üç kîse ihsân edüp cihân cihân şâd u handân olup,
EÇS VII 18b
"Küffârdan ne haberiniz var?" dedikde hakîr Sadrıa‘zam yanına varup eyitdim:
EÇS VII 18b
"Sultânım, esîrlerimiz kâfir vardır, ammâ bugün yarın görünürler, diyorlar" dedim. Kâfirleri söyledüp anlar dahi,
EÇS VII 18b
Hemân bir cisr dahi yapmağa fermân olundukda meğer bizden sonra bir iki bin asker bir tarafa tarfetü'l-ayn içre gidüp ma‘mûr kurâlar ve kasabâtlar bulup niçe bin nûr-ı mahz Alman güzelleri ve camlı hınto arabalar alup anlar dahi şâdımânlar ederek Sadrıa‘zama gelüp ihsân [u] in‘âmlar aldıkda Cum‘a gün asker şîrînleyüp birkaç bin asker karşuya dahi ziyâdece geçdiler.
EÇS VII 18b
Hikmet-i Bârî ol Cum‘a gün karşu cânibde on bin kadar küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr alay alay saf saf torompete ve luturyanî ve galyavî boruları ve erganon ve nâkûsların çalarak mevc mevc gelüp nümâyân oldu.
EÇS VII 18b
Ve nehrin karşu tarafındaki dırahtistân içre küffâr kara nahır gibi kara şapkalarıyla meks edüp beri Sadrıa‘zam ordusunda üç yüz pâre sığâr u kibâr topları kâfire karşu âmâde edüp ale't-tertîb cümle topları dizdiler ve cümlesin ağızladılar, ammâ karşu tarafda küffârın câ-be-câ iş görmüş ve şîrînlemiş katana atlıları nümâyân olmağa başladılar ve gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar gösterdiler.
EÇS VII 18b
Hemân Gürcî Mehemmed Paşa ve İsmâ‘îl Paşa Sadrıa‘zamın otağına gelüp,
EÇS VII 18b
"Sultânım bu karşudaki küffârları varalım, kıralım, hemân fermân buyurun karşuya asker-i İslâm geçsin" dediklerinde Sadrıa‘zam bir hayli tefekkür edüp niçe umûr-dîde ve kâr-âzmûde müsin kimesneler ile müşâ[ve]re ederken hemân hayli efendi eydir:
EÇS VII 18b
"Sultânım, bugün Cum‘adır ceng olmaz, yarın ceng-i sultânîdir, buyurduğunuzda orduda kimesne kalmayup cümle guzât fermân-ı dürer-bârınız üzre taraf taraf ota otluğa gitdiler ve bu görünen azacık küffâr ancak hîle ile meydâna gelüp hemân bir ceng bahânesiyçün bengdir. Anların üzerlerine asker gönderüp ceng etsek askeri pusuya çekerler. Yüz karalığı olmadan Allâhu Te‘âlâ hıfz ede. Cum‘a günleri ceng etmek selef pâdişâhları vüzerâları ve gâzîlerinin re’y-i tedbîr-i ahsenleri değildir" deyü hayli çelebi hayli cevâb etdikde hemân İsmâ‘îl Paşa-yı lecûc eydir:
EÇS VII 18b
"Ya gayret-i İslâm-ı Muhammedî bu mudur kim böyle bir vezîr-i a‘zam huzûrunda bu kadarca küffâr sancağ-ı Resûlullâh'a karşu at sıçradup giderek karşudaki yeniçerileri kıralar. Sonra pâdişâha ne cevâb verirsin" deyü unf ile gûnâ-gûn cevâblar dedikde hemân Sadrıa‘zam babalığı Kazancızâde Süleymân Ağa eydir:
EÇS VII 18b
"Yâ bugünkü gün ceng olmayup yarınki gün ceng olmak üzre Fâtiha tilâvet olunup orduda asker yokdur. Karşuya az asker ile geçilüp Allâhümme âfinâ askere ve sancağ-ı Resûlullâh'a bir rahne olursa bu sû-i tedbîr ile pâdişâha değil pâdişâhlar pâdişâhına ne cevâb verirsin" deyü Kazancızâde Süleymân Ağa savâb-ı şâfî cevâb verince hemân Yeniçeri Ağası Sâlih Paşa ve Gürcî Mehemmed Paşa eyitdiler:
EÇS VII 18b
"Baka cânım yâ karşuda bu kadar yeniçeriler yalnız kırılsınlar mı? Kânûn-ı Süleymân Hân üzre kafâdârları olan sipâh askeri karşu yeniçeriye imdâd geçsinler" deyü cevâb etdiklerinde taraf taraf,
EÇS VII 18b
"Yeniçeriye sipâh askerin imdâd göndermek kanûndur" denildikde hemân ibtidâ sipâh askerine ve sadrıa‘zam cünûduna ve sâ’ir vüzerâ ve mîr-i mîrânlar cüyûşlarına fermânlar sâdır olunca asker-i İslâm âlem-i hayretde kalup,
EÇS VII 18b
"Bire cânım ceng yarınki Cum‘aertesi olacak idi. Yâ şimdi biz karşu tarafa kiminle geçelim. Bâri Tatar askerine haber edelim" deyü gûnâ-gûn ta‘n-âmîz kelimâtlar etdiler.
EÇS VII 18b
Âhır-ı kâr yevm-i Cum‘ada yine gürûh-ı enbûh-misâl asâkir-i bî-mecâl Raba nehri deryâsına uğrayup mukaddemâ kendüleri ıslak dibelik suda sırsıklam olup Raba nehrinin kenârında üç yerden yarılmış yarık yollardan cümle asker-i İslâm Raba nehrin ubûr edüp yeniçeri meterisleri yanına varup yeniçeriye kafâdâr durdular. Ve cümle piyâde asker meymene ve meysere ipler ile bağlı cisrden ubûr edüp karşu cânibde asâkir-i bî-şümâr yerlü yerlerinde ve herkes merkeslerinde ber-karâr olup çavuşlar tertîb ü tezyîn olunup İsmâ‘îl Paşa ve Bosna alaybeğisi İsmâ‘îl Alaybeği ileri talî‘a-i asker olup çarkacı olmak fermân olunup kat-ender-kat asker-i İslâm âmâde durdular.
EÇS VII 18b–19a
Ammâ bu mahalde ba‘zı eşhâs-ı muhtelifeler bir yere cem‘ olup beş yüz mikdârı yiğitler ileri gidüp bir belîde urup mâl-ı ganâ’imin ve bikr-i nâ-şüküfte duhter-i pâkîze-ahterlerin alup köyü ihrâk edüp küffâr bunlara 19a sataşup ceng ede ede selâmetle birkaç kelle ve esîrleriyle Sadrıa‘zam huzûruna gelüp cümlesi belağan mâ-belağ ihsân u in‘âm ve çelengler alup yine karşu Raba'yı geçüp merkezlerinde durdular.
EÇS VII 19a
Der-beyân-ı menşe-i ceng-i inhizâm-ı nehr-i Raba
EÇS VII 19a
Çünki küffâr bu köyün ihrâk olup bu kadar mâl [u] menâl alındığın görünce küffâr-ı murdâr meydân-ı ma‘rekeye çıkmağa başladıkda hemân Hazret-i Risâlet-penâhın sancağ-ı şerîfin küşâde kılup kânûn üzre on iki aded Feth-hânız, bir yere gelüp, Arapça feth-i şerîfin tilâvet etmeğe başladığımızda Sadrıa‘zamın Hacızâdesi eydir:
EÇS VII 19a
"Evliyâ Efendi vallâhi karnımız acıkdı, hâlimiz neye müncer olur?" dedikde hakîr eyitdim:
EÇS VII 19a
"Bire şimdi karnım acıkdı diyecek mahal mi? Hemân Feth-i şerîfi tilâvet edüp Sancağ-ı Resûlullâh dibinden ayrılmayalım. Bu ceng dedikleri bir sâ‘at içinde yâ ala veyâ vere olur.