EÇS VII 20a
Hemân küffâr-ı hâksâr ibtidâ Nemse kolundan sökülüp dağlara ve bâğlara firâr edüp görünen Ni‘met-Uyvar kal‘alarına doğru soluğun anda almış kâfirler var.
EÇS VII 20a
Derhâl guzât-ı müslimîn küffârın bu gûne bozulduğun görüp birbirlerine "Bire küffâr bozuldu" deyü haber {edüp} küffârın akîblerince kova kova asker târ-ı mâr olunca hemân sol tarafda ormanlar içinden Fransa küffârı cümle kırmızılar geymişler, meydân-ı ma‘rekeye dinc-â-dinç küffâr askeri geldi.
EÇS VII 20a
Ve sağ cânibden Kız kral cünûdu geldi. Ve Çeh tüfenglisi dahi birbirine zencîrler ile bağlı sürü sürü pür-silâh dinç küffâr-ı bî-ıslâh meydân-ı arsagâha girüp bizim asker-i İslâmın ardların alup iki asker birbirlerine girüp kâmil altı sâ‘at germâ-germ ceng-i azîm olup taraf taraf küffârın cengâver zahm-horde olmamış imdâdları tâze tâze gelüp mest ü hayrân küffârlar topa tüfenge bakmayup bâtıl dînlerinin gayretine yedi koldan topların ve tüfenglerin eyle yağdırdılar kim Sadrıa‘zamın sekbân ve sarıcaları der-ceng-i evvel nısfı kadarı şehîd oldular.
EÇS VII 20a
Gayri guzât-ı müslimîn top ve tüfeng darbından âteş-i Nemrûd içinde kaldılar ve sehel yan verdiler, ammâ küffâr-ı hîlekâr aslâ tetiklerin bozmayup "Piyan piyan" deyerek asker üzre geld[me]de, ammâ münhezim olan Nemse kâfirlerinin ardları sıra düşüp kovagiden asâkir-i müslimîn sâlimîn ü gânimîn meydân-ı ma‘rekeye gelüp gördüler kim küffâr-ı hâksâr ceng meydânın almış ve galebe eder şeklinde olmuş.
EÇS VII 20a
Hemân ellerinde şikâr olan esîrleri ve cümle papasları kılıçdan geçirüp cümle guzât derûn-ı dilden ve cân u gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup küffârların alaylarına hov hov deyü kılıç urarak girdiler, ammâ on bin kadar tüvânâ yiğitler selâmete çıkmadılar. Cümlesi şehd-i şehâdet şerbetin içüp kandılar, zîrâ deryâ-misâl küffâr askeri içre bir katre-misâl az asker idiler ve cümlesi sermest-i elest olup ol vâdîde kaldılar. Ammâ hikmet-i Bârî hakîre yârî kılup Hazret-i Risâlet-penâhın alem-i şerîfi dibinden bir kadem ayrılmayup sâ’ir akrânlarımız ile tilâvet-i Kur’ân ederken gulâmımın birin bir kâfir kat öne etmiş kovup gelirken hemân hakîr-i pür-taksîrin gayret-i hamiyyet tamarları hareket edüp,
EÇS VII 20a–20b
"Gulâmıma kafâdâr ve hâmiye çıkam" deyü at depüp sehel meydâna çıkdım. Meğer küffârın bir tüfengi dahi var imiş. Hakîre tüfeng-i pür-rengi 20b havâle edince hakîr yan verince meğer kurşum atımın boynuna isâbet edince at altımda bir kerre çavup kıçın serpüp gördüm ki atdan kan boşandı.
EÇS VII 20b
Hemân gulâmım küffârın tüfeng boşaltdığın görünce küffâra bir ey hadeng-i Sa‘d-ı Vakkâs'ı urup küffâr depesi üzre atdan düşüp fi'l-hâl gulâmım kâfirin kellesin kesüp aldı ve küffârın atı kâfirlere doğru firâr etdi, ammâ bu arada atım mecrûh olduğundan aklım başımdan gitdi.
EÇS VII 20b
Hemân yine sancağ-ı Resûlullâh dibine gelüp bir teveccüh-i tâm edüp müte’ellim-künân olup ser-mahfilimiz olan Musâhib Hacızâde'ye eyitdim:
EÇS VII 20b
"Efendi ben karşu geçerim, göre atım uruldu. Benim yerime gulâmımın biri kalsın. Karşu geçüp bir gayri ata binüp inşâallâh yine gelirim" dedikde Hacızâde eydir:
EÇS VII 20b
"Doğru, bu mecrûh at ile Sadrıa‘zama var, sana bir at verir ve kelle kesen gulâmını da götür, ana da ihsân aldır ve karnımız gâyet acıkdı. Bize sefer tâslarıyla mâ-hazar ta‘âm gönder" dedikde hakîr gördüm ki ve bildim ki meydân-ı şecâ‘at küffârda kalır, zîrâ asâkir-i İslâm alak bulak olup cengde batıyyü'l-hareke edüp küffâr dilâverâne ceng ü hareket eder.
EÇS VII 20b
Hemân âheste reviş ile atımı dizgininden yedeğe alup nehr-i Raba kenârına gulâmımla gelüp "Karşu geçelim" dedikde hemân suyun karşu tarafındaki dîvân çavuşları ve asker sürücüleri,
EÇS VII 20b
"Bire vur gidiyi, bire öldür gidiyi, bire alarka gidi" deyüp mücerred âdemim, {ammâ} bir hayli gidi şütûmları istimâ‘ etdim.
EÇS VII 20b
Hemân hakîr atımın boynundaki kurşum zahmından cereyân eden kanı gösterüp;
EÇS VII 20b
"Bire âdemler atım yaralandı ve atım bî-mecâl kaldı. Varup gayri atıma binüp gelirim" deyü feryâd etdim.
EÇS VII 20b
"Gulâmımdır, bir baş kesdi, Sadrıa‘zamdan ihsân alsın" dedikde el-hâsıl cihânda yâr-ı sâdık ve muhibb-i râfik dost lâzım imiş. Niçe âdemler hakîri bilüp,
EÇS VII 20b
"Bire kon şu âdemi, biz biliriz, beri geçsin at değişdirsin" {deyü} Eğrikapulu Oruç Çavuş'un çerâğı Alî Çavuş,
EÇS VII 20b
"Bire Evliyâ Efendi, gel şuradan geç, derindir, ammâ zarar etmez. Hemân at yelesine pek sarıl" deyü yol gösterdikde hemân at ile bir kerre suya atı urup bir kerre dalup gark oldum. Meğer kenârı amîk imiş. At yelesin zabt edüp,
EÇS VII 20b
"Bire oğlan izimden ayrılma" deyüp Tatar tarzı yıldırup karşu tarafa yüz bin renc-i anâ ile selâmete gulâmımla geçüp atım yine yedeğe alup Sadrıa‘zamın huzûruna geldikde,
EÇS VII 20b
"Bire Evliyâ hoş geldin, bire askerden ne haber" dedikde,
EÇS VII 20b
"İşte huzûrunda nümâyân germâ-germ ceng-i bî-pâyân, hemân karşuya bir hayli asâkir-i Karaman imdâd varsa asâkir-i İslâm tâze cân bulurlardı. Hacızâde kulun hâk-i pâye yüz sürüp selâmlar edüp alem-i Resûlullâh himâyesinde Feth-i şerîf tilâvet ederken atımız kurşumla uruldu" deyüp atı gösterdiğimde,
EÇS VII 20b
"Tîz Evliyâ'ya bir eyi fitoz at verin" dedikde gulâmım dahi kelleyi huzûr-ı vezîrde galtân edüp,
EÇS VII 20b
"Bu gulâmımla ortaklaşı alem-i Resûlullâh önünde bu kâfiri kesdik" dedikde gulâma elli altun, hakîre seksen altun ve bir küheylân at verüp dest bûs edüp andan Hacızâde çadırına varup,
EÇS VII 20b
"Efendiniz karşuda sefer tâslarıyla tahta'l-kahve ister" deyü haber edüp haymeme gelüp atın yarasın yumurta ve tuz ve şab ile sarup bir gayri ata süvâr olup yine nehr-i Raba kenârında bir yüksek yere vardıkda karşu tarafa nazar etdim. El-azametullâhi te‘âlâ gördüm ki küffâr gâlib, bizim asker mağlûb şeklin gösterüp, ammâ yine küt-â-küt ve germâ-germ ceng-i savaş-ı perhâş, ammâ bizim asker kâhîce küffârın hovlamasına tâkat getiremeyüp niçe kerre yan verüp yine kâfiri sürerler.
EÇS VII 20b
Der-beyân-ı musîbet-i vâveylâ-yı azîme, berâ-yı sû-i tedbîr-i inhizâm-ı asker-i İslâm
EÇS VII 20b
Çünkim Sadrıa‘zam asâkir-i İslâmın kamalaklanup alak bulak olduklarını alâ mele’i'n-nâs görüp müşâverede Gürcî Paşa eydir:
EÇS VII 20b
"Sultânım, yeniçeri ağasına hitâben bir fermân gönderin. Fermânınızla cümle yeniçeriler ileriki meterislerinden çıkup cisr başındaki eski metîn meterislerine girüp yine cisr başın pek zabt eylesinler" deyü bir mü’ekked fermân-ı vezîr yeniçeri ağasına vardıkda cümle yeniçeriler sem‘an ve tâ‘aten deyüp bu fermânı cân-ı azîzlerine minnet bildiler, ammâ El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir Cenâb-ı Kibriyâ'nın hikmet-i ezeliyyesine akıl ermez, zîrâ İzâ erâ[de]llâhu şey’en heyye’e esbâbehû kaçan kim Rabbü'l-âlemîn bir şey’i halk etmeği murâd edinür, ibtidâ anın esbâbını halk eder.
EÇS VII 20b
Meğer ol Hallâk-ı Ezel Âl-i Osmân'ı münhezim edüp yerindirmek ve küffâr askerine sehel nusret verüp sevindirmek murâd-ı ezeliyyesi imiş.
EÇS VII 20b
Hemân Sadrıa‘zamın sû-i tedbîr ile tahrîr olmuş fermânı yeniçeri ocağına gelüp,
EÇS VII 20b–21a
"Meterislerinizden çıkup eski meterislerinize dönüp giresiz" deyü 21a fermân gelince hemân yeniçeri bir kerre cümle tüfenglerin ellerine alup meterislerinden çıkup gerüdeki meterislerine seğirde seğirde cân atup gitmede. Çünki beri tarafda cenge kızışmış ve savaş-ı uğraşa karışmış asker dönüp ardlarına bakdılar, gördüler kim yeniçeriler kaçıyorlar. Haberleri yok kim yeniçeri fermân ile meterisden çıkıp gidiyor. Me’âl-i kelâm,
EÇS VII 21a
Hemân asâkir-i sipâh ve gayri gâziyân-ı cündullâh yeniçerinin böyle firâr etdiklerin görünce,
EÇS VII 21a
"Bire gidi yeniçeriler bire bu ceng kızışup kâfirleri kırmışken bire nereye kaçarsız"? deyü feryâd etdiklerinde yeniçeri eydir:
EÇS VII 21a
Yeniçerinin fermân sözüne kimesne i‘timâd etmediler, mümkin olup bu esrâra kimesne vâkıf olmadılar.
EÇS VII 21a
Hemân cümle asker yeniçerilerin vezîr-i a‘zam sekbân ve sarıcalarının kaçdıkların zann edüp cümle asker anlara bahâne bulup cümle atlılar bir kerre at boynuna düşüp gerü dönüp be-dürüstî bu kerre fermânsız bunların kaçdığın yeniçeri görünce fermân ile meterislerine girmeyüp hemân nehr-i Raba üzre ip ile bağlı köprüye uğradılar.
EÇS VII 21a
Sipâh dahi hemân nehr-i Raba'ya atlarıyla urdular. Evvel gelenler bir hoşça suyu geçdiler.
EÇS VII 21a
Hemân hakîr karşu tarafda at üzre dururdum. Bu hâli görüp su kenârında aklım başımdan gidüp bî-hûş olmuşum. Meğer min indillâh mukaddem atım urulup ol bahâneyle beri geçüp halâs olmuşum, ammâ yeniçerileri yine çavuşları gerüye püskürdüp fermân üzre cisr başındaki meterislerine girüp mazgalların torbalar ile âmâde ederken gördüler kim sipâhî-i kafâdâr geriden kimse kalmayup suya ururlar ve Sadrıa‘zam sekbânları dahi yayan suya urup şinâverlik edüp karşu selâmete çıkarlar.
EÇS VII 21a
Hemân yeniçeriler meterislerinde karâr-dâde olam sandılar. Gördüler kim bu hâl üzre asâkir-i İslâm meydân-ı bezm-i rezmde az kalup İsmâ‘îl Paşa ve Sâlih Paşa ve Bosna askeri ve Sirem Semendire leşkeri kaldı.
EÇS VII 21a
Hemân yeniçeriler dahi "Ekal eksere tâbi‘dir, firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp kimisi de "Yâ hû, yakayımen cânımen" deyüp cümle yeniçeriler ale'l-umûm bir yere cem‘ olup,