EÇS VII 21a
"Bizim ensemizde kafâdârımız sipâh olmayıcak biz bunda bu kadar piyâdegân ayaklı nişlesek, gerek sipâh bizi bırakdı kaçdı, yâ biz ne dururuz?" deyüp yeniçeriler hâkim ve zâbitlerine bakmayup ale'l-ittifâk hemân cisrden karşu tarafa geçmeğe birbirlerine takaddüm etmeğe cân havliyle cân kurtarmağa cân atdılar.
EÇS VII 21a
Cisr ise ale'l-acele inşâ olunmağile ba‘zı yerleri top palamarlarıyla bağlı idi. Hemân bu kadar asker karınca gibi birbirlerin basup ubûr ederken cisr tahammül edemeyüp kırıldı ve cümle yeniçeriler suya gark olup kimi ağaçlara ve kimi mezku[r] iplere yapışup âdem âdem üzre gark olup suyun önüne bu kadar bin âdem kazıklara yapışup sedd olıcak nehr-i Raba deryâ gibi oldu. Nehir kenârına sonra gelen atlılar bi'l-külliye gark oldular.
EÇS VII 21a
Bu nehrin iki cânibi yarlar ve bayırlar, benî âdem ve atlar çıkması bir vecih ile mümkin değil. Niçe bin âdem atlarından ayrılup kimi gark-ı âb olmada. Atlar ise su içinde birbirlerine girüp licâm u rikâb birbirlerine dolaşup fakîr benî âdem at ve katır mâ-beyninde kalup cümlesi helc ü melc olup gûyâ yevmü'n-nüşûr ve rûz-ı kıyâmet oldu, ammâ alimallâh ve şehidallâh yine böyle iken ba‘zı cüst ü çâpük ü çâlâk aklı cânı başında olan iş görmüş beşkin sıçramış yiğitler su içinde atdan ata ve âdem üstünden âdem üstüne sıçrayup pertâb ederek karşu cânibe ubûr edüp halâs oldular.
EÇS VII 21a
Ammâ ba‘zı âkıl iş görmüş fetâlar gördüler kim su deryâ olup bügendiğinden atlar ve âdemler birbirlerine karışup gark oluyorlar. Hemân niçe bin yiğitler bu gark olunan yerlere atlarıyla girmeyüp suyun dahi yukarusuna varup hâlî olup suyu azacak olan yerlerden atıyla yâhûd yayan kendüyi suya urup karşuya geçüp halâs oldular.
EÇS VII 21a–21b
Ba‘zı âkıl yiğitler bu izdihâmda boğulanları görüp hemân köprüden aşağı kâfir tarafına enüp niçesi atlarıyla ve niçesi şinâverlik ve dilâverlik ederek karşu geçüp halâs oldular, zîrâ suyun derin olup bu suda âdem gark olmasının sebebi köprü kırılup niçe bin âdem köprünün kazıklarına ve iplerine yapışup atlar ve katırlar ve âdemler köprüye dayanup su bügendiğinden deryâ gibi olup âdemler boğuldular. Yohsa nehr-i Raba'nın cisrden yukarusu ve cisrden aşağısı derin olmayup âkıl ve cerî olan yiğitler andan geçüp halâs oldular, ammâ ol taraflarda kâfir gâyet çok idi, ammâ küffâr havfinden her kim 21b cisr yanındaki izdihâma girdi ise rehâ bulmayup garîk-i âb olup rahmet-i Yezdân oldu.
EÇS VII 21b
Ammâ bu mahalde niçe bin guzât-ı müslimîn âr ve gayret-i nâmûs ve hamiyyet-i Muhammedî'yi yâd edüp cengden firâr etmeyüp nehr-i Raba'da boğulmayup meydân-ı bezm-i rezmde küffâr ile yaka yakaya gelüp ceng-i Alî ede ede şehîd-i Hür olup niçe bin küffârın lâşe-i murdârların meydân-ı ma‘rekede çakıl taşı gibi sürüp kendüleri de câm-ı şehâdeti nûş etdiler ve rûh-ı pür-fütûhları firdevs-i berîne gitdiler.
EÇS VII 21b
Cümle asâkir-i İslâm beri tarafda bu cengi seyr-i temâşâ edüp ne imdâd etmeğe kâbil-i imkân, ancak cümlesi engüşt ber-dehân vâlih ü hayrân olup temâşâ ederdik, ammâ ba‘zı cânları ve bî-cân u bî-dermânları ipler ile ve mukaddem kuşaklar ile niçe bin âdemleri sudan çıkarırdık.
EÇS VII 21b
Küffâr-ı dûzah-karâr gördü ki Osmânlı kendiler kendilerinden bozulup cengden yan verüp suda boğuluyorlar. Cümle küffâr şapkaların çıkarup başı açık Allâh'a şükr edüp gûyâ karıncaya binmiş âheste âheste asker-i İslâmı kıra kıra nehr-i Raba kenârına gelmede.
EÇS VII 21b
Garâbet bunda kim Vezîr-i a‘zam otağı tarafında küffâra havâle bir bayır üzre üç yüz altmış pâre şâhîler ve bu kadar balyemez toplar var. Bir topçu ve bir âdem bulunmadı kim toplara âteş edüp küffârı perem perem ede. Bu da bir garîb temâşâ idi kim bir topçu bulunmaya.
EÇS VII 21b
Sadrıa‘zam otak içre serserî levin levin gezüp,
EÇS VII 21b
"Bire gâzîler hâl nice olur, işte küffâr karıncaya binmiş gibi yap yap geliyor. Bire şu karşudaki askere imdâd gitsin" deyü feryâd etdikde herkes cânı başı kaydına düşüp çadırların bozup kaçma sevdâsında olup ne imdâd kayısı, hemân karşu tarafdaki kâfir içinde kalan sipâh ve Budim ve Bosna ve Kanije askerleri gördüler kim köprü kırıldı ve niçe bin asâkir-i İslâm gark oldu ve kendülere imdâd gelmesi işi tamâm oldu.
EÇS VII 21b
Hemân cümle gâzîlerden on bin askerden mütecâviz cümle bir yere gelüp aslâ su tarafına nazar etmeyüp evvelâ İsmâ‘îl Paşa ve Silihdâr Ağası Zülfikâr Ağa ve Bosna alaybeği İsmâ‘îl Ağa ve Sipâhiyân kâtibi Foçalı Kâtib Boşnak Mustafa Efendi ve (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve yeniçeri odabaşılarından ve bayrakdârlarından ve niçe bin tüfeng-endâz nâmûs sâhibi yeniçerilerden ve sipâhiyân ve cebeciyân ve topçıyândan yiğitler cümle bir yere gelüp gülbâng-ı Muhammed getirerek yedi kerre deryâ-misâl küffârın içlerine hovdır hov ede ede küffârı demet demet ede ede eyle ceng-i azîm edüp küffâra sâtûr urmuşlardır kim nehr-i Raba'nın beri tarafında olan vezîr-i a‘zam askeri ve gayri alarkadan merhabâcı askerleri bu gâziyânların cengine pesend edüp "Aleyke avnullâh" dediler.
EÇS VII 21b
Ammâ hakkâ ki İsmâ‘îl Paşa ve Zülfikâr Ağa ve İsmâ‘îl Alaybeği küffâra hamle etdiklerinde küffârı sokak sokak ve bölük bölük bölüp kassâb-ı ecel gibi küffârı kırarlardı.
EÇS VII 21b
Bu hâl-i pür-melâli küffâr görüp bildi kim Türk'ün askeri artık ölüm eri olup derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden ceng edüp kâfiri kırarlar.
EÇS VII 21b
Hemân cümle yedi kral küffârı asker-i İslâmı ortaya alup her tarafdan askeri topa tüfenge tutup herse ve kirdimand etdiler.
EÇS VII 21b
Ve bu mahalde yine İsmâ‘îl'in ikisi ve Zülfikâr Ağa ile üçüsü beyâz sâdeleriyle başları kabak kâfire girüp sâdeleri kızıl kana müstağrak olup üçü bir yerde Hürr-i şehîd oldular.
EÇS VII 21b
Ve yeniçeri gâzîleri de yayan kalup, anlar dahi câm-ı şehâdeti nûş etdiler.
EÇS VII 21b
Hemân bakıyyetü's-seyf olan gâzîler gördüler kim Serdâr İsmâ‘îl Paşa ve İsmâ‘îl alaybeği ve Zülfikâr Ağa ve niçe bin guzât şehîd oldukların görünce hemân Yeniçeri Ağası Sâlih Paşa ve niçe mîr-i mîrânlar ve ümerâlar ve niçe bin guzâtlar at boynuna düşüp piyâde yiğitleriyle kızıl kanlara müstağrak olmuşlar. Hemân nehr-i Raba kenârına gelüp anlar dahi suya urup nûş-ı âb ede ede cümle gark-ı âb oldular, ammâ Sâlih Paşa su içre çok çabaladı, ammâ âhır-ı kâr gark-ı âb oldu. Lâkin Hacızâde Efendi uryânen gücile beri tarafa geçdi.
EÇS VII 21b
Ammâ âkıl Samsoncubaşı Abdî Ağa cisr yanında izdihâma uğramayup köprüden aşağı kâfir kesretine bakmayup atıyla suya urup selâmet çıkup niçe piyâdeleri gark-ı âb olup niçeleri halâs oldular. Derhâl küffâr bu hâli görüp,
EÇS VII 21b
"Bire fursat bizimdir, Îsâ ve Meryem Ana ve Havâriyyûnlar ve Sarı Saltık ve İsvet Nikola ve Hızır-İlyâs ve Kâsım ve Avustos sultânlar bize imdâd etdiler. Şimdengerü devlet ve nusret ve izzet millet-i Mesîhiyye'nindir" deyü niçe bin gûne haçlı peykerlerin açup askerleri bayrakları akîbince gürûh gürûh ve sürü sürü gelüp topları ve hınto arabaları çeküp erganon ve torompete ve luturyanî boruları ve nâkûs ve tablların çalarak ve ırlanda ır ırlayarak bilâ acele âheste âheste reviş ile sürü sürü domuz topu olup asâkir-i İslâmı ta‘kîb ederek aslâ askerin kafâlarından ayrılmayup tâ nehr-i Raba kenârına gelüp kat-ender-kat olup durdular.
EÇS VII 21b–22a
Bu kerre asker-i İslâmın gark-ı âb olduğun gördüler. Cümle küffâr parmak ısırup güldiler ve su kenârına çıkup halâs olan askeri 22a görüp kurşumla urup yıkdılar.
EÇS VII 22a
Ve küffâr-ı hâksâr gördüler kim at ve katır ve benî-âdem birbirlerine mahlût olup ma‘cûn-ı hayvânât olmuşlar ve cisrden asker ubûr ederken mezâhimden ağıste-i hûn olanlar ol nehr-i amîka garîk-i âb olmuşlar. Küffâr bu hâli görüp zu‘m-ı bâtıllarınca hamd-i Îsâ edüp kara şapkaların (ve) kara saçlı başlarından çıkarup nehr içre halâs olmağa cân çekişen ibâdullâh üzre bir yaylım kurşum dahi urup gûyâ semâdan bârân-ı la‘net yağar gibi yağup ve dikdik içinde gûyâ bulgur kaynar gibi kurşumdan su kaynayup kurşum vızırdısından kulaklar işitmeyüp cümle hayvânât ve benî âdem gark-ı deryâ-yı rahmet oldular.
EÇS VII 22a
Karşu tarafda cümle ümmet-i Muhammed âlem-i hayretde kaldılar ve kâfire karşu tarafdan bir top u tüfeng atmağa iktidârları olmayup kâfirden atılan top güllelerinden bir dâne gelüp Sadrıa‘zam otağında Sadrıa‘zamın İmrâhor ağası Şâhîn Paşa oğlunun gerdeni ve omuzlarından top götürüp beri tarafda niçe yüz âdemler dahi sademât-ı top-ı kûpdan şehîd olmağa başladı.
EÇS VII 22a
Ve küffâr-ı füccârın çoğu bu mahalde suyun karşu cânibinde edepde ol hâs u beyâz götlerin açup suya gark olanlara ve bizim temâşâcılarımıza,
EÇS VII 22a
"Hey Türk hey" deyüp ol dest-i nâ-pâkleriyle ol dübür-i bî-pâklarine urup niçe gûne herzelerin yerlerdi.
EÇS VII 22a
Ammâ netice-i ibret-i me’âl-i kelâm oldur kim bu ahvâl-i perîşânın ahvâlinin netîcesine nazar olunsa hak söylenilüp hak görülse bu inhizâm asâkir-i İslâma min indillâh gûşmâldir. Biz Yenikal‘a'yı feth etdikde darb-ı tîğdan küffâr firâr ederken küffârın dahi ol gün cisri nehr-i Morava üzre meksûr [olup] cümle küffâr gark-ı âb oldukda cümle asker küffâra hey hey deyüp suda şinâverlik eden küffâra kurşum yağdırup bir küffâr halâs olmayup gark-ı âb olanlara ve karşu tarafdaki küffârlara rağmen bizim asker hey hey deyü feryâd edüp iki ellerin edepde dübürlerine urup gûyâ sakâlar ederlerdi. Ve cümle asker mağrûrâne hareket ederlerdi.
EÇS VII 22a
Bu Yenikal‘a'nın feth u nusretin Cenâb-ı Bârî'den bilmeyüp askerin kesretinden ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inin vefretinden ve kendilerinin re’y-i ahsen tedbîrlerinden bildiler. Cenâb-ı Bârî ise Rabbü'l-âlemîndir ve ismi Müntakım'dır. Yigirmi günden sonra bize dahi bu nehr-i Raba'da tâbaka'n-na‘l bi'n-na‘l Yenikal‘a'da kâfirin cisri nice kırıldı ise bizim dahi nehr-i Raba'da eyle cisrimiz kırılup eyle gark olup kâfir dahi bize götün açup "Hey hey Türk" deyü feryâd ederlerdi, zîrâ "Men dakka dukka" demişler.
EÇS VII 22a
Ve bu Raba inhizâmı günü rûz-ı mahşer olduğuna aslâ şübhem kalmadı ve Rabbü'l-âlemîn'e i‘tikâd-ı tâmım dahi ziyâde oldu, zîrâ cümle vüzerâ hüsn-i tedbîr etdim zann edüp müşâvereler etdiler, ammâ El-abdü yüdebbir vallâhu yukaddir dir. Garâ’ib bu kim bir sû-i tedbîr buyurdusu ile yeniçeri meterisden çıkması bahâne olup meydân-ı ma‘reke kâfirde kaldı, ammâ evvel mesâfe meydân-ı şecâ‘at asker-i İslâmda idi. Âyet, sûre-i Naşrah'de Arapça nass-ı şerîfi delîl-i kat‘îdir kim bu âyet-i şerîfeyi bu cengde müşâhede etdim, zîrâ bozmak ve bozulmak Allâh elindedir, ammâ bir ânda Cenâb-ı Bârî niçe yüz bin gûne sun‘ını icrâ etdi.
EÇS VII 22a
Asker-i İslâma ne gûne gaflet ve telâş verdi kim ord[u]-yı İslâmda Âl-i Osmân'ın üç yüz pâre şâhî ve gayri gûne topları ve niçe yüz bin tüfengleri ve şâhî darbzen topları cümle zencîr ve taşlar ile ve saçma kurşumlar ile sıkılı durur. Cümle toplar karşu cânibde küffâra havâle toplar dururken bu kadar bin topçuyândan bir topçu bulunmadı kim küffâra nâzır ve hâzır toplara âteş edüp küffârı sokak sokak ve demet demet edeydi, ammâ Allâh'ın rızâsı yok idi. Anıniçün bir topçu bulunmadı. Hatta Sadrıa‘zam topçubaşıyı getirdüp meydân-ı siyâsete çökerdüp yine musâhibîn halâs etdiler, ammâ hamd-i Hudâ küffâr beri tarafa geçmediler. Türk'e bu bozulmak Allâh'dan oldu, bizden olmadı ve Allâh anları suya gark etdi.
EÇS VII 22a
"Eğer biz de suyu karşu geçersek biz de Türk gibi suya gark oluruz" deyü cümle küffâr suyun karşu tarafında ormanlar içre karâr etdiler, ammâ iri kurşumları ve topları ve muşkatları beride asker-i İslâm üzre yağmur gibi yağdırırlardı ve beri bizim tarafımızdan iki aded topumuzu küffâr serîka edüp su içinden karşuya geçirüp götürdüler.
EÇS VII 22a
Tâ şu mertebe gâfil askerlerimiz var idiler ve câ-be-câ askerimiz dağları geyüp(?) firâra yüz tutdular. Ardlarınca asker ta‘yîn olunup erdikleri yerde firâr edenleri kırdılar.
EÇS VII 22a
Der-beyân-ı isâbet-i re’y [ü] tedbîr-i ahsen-i fermân-ı vezîr-i dilîr
EÇS VII 22a–22b
Derhâl Âsaf-ı dûrbîn-fikr askerin böyle inhizâm olduğun görüp ve firâr edenlerin niçe binin kırup hemân otağı önünde fi'l-hâl bir kerr ü ferli 22b muhteşemâne otak-ı nüh-tâk kurup ceng tablına turreler urup etrâfa karavullar koyup cümle guzâta dil-nüvâzlık ve dildârlıklar edüp cümle askere "Eyle olur" deyü tesellî-i hâtır edüp herkese mertebesine göre ihsân [u] in‘âmlar edüp mecrûh olanlara merhem-bahâlar ve cerrâhlar ta‘yîn edüp amel-mândelere belağan mâ-belağ tekâ‘üd nân-pâreleri ihsân edüp asâkir-i İslâma firâr etme nâmın unutdurup yerinde ber-karâr olup su içinde kalan atları ve âdemleri çıkarup şühedâları defn etdiler ve sudan çıkan mecrûhlara dahi bî-hisâb in‘âmlar etdiler, ammâ cümle küffâr dahi nehr-i Raba'nın karşusunda kat-ender-kat meks edüp top u tüfeng şâdımânı etdiler.
EÇS VII 22b
Sadrıa‘zam ığmâz-ı ayn edüp var kuvveti bâzûya getirüp İbrâhîm Kethudâ'nın re’y-i tedbîriyle cümle guzâta ta‘âmlar bezl olup ziyâfetler olup cümle atlar dinlenüp bir gün bu sâhil-i Raba'da ikâmet fermân olunup asker-i İslâmdan bir sît u sadâ yok iken hemân üç yüz pâre toplara ve niçe bin tüfenglere bir fitîlden âteş edüp karşu tarafda âsûde-hâl duran kâfiri top gülleleri ve zencîr ve saçmalar demet demet ve sokak sokak edüp götü üzre oturur cân kalmayup küffârın bakıyyetü't-topları domuz topu olup ölülerini alup top menzilinden alarka gitdiklerinde cümle guzât tâ sabâha dak nehr-i Raba'da kalup gark olan şühedâları ve kemerlerin ve âlât-ı silâhların ve cemî‘i atların silâhların ve İsmâ‘îl Paşa ve Yeniçeri Ağası Sâlih Paşa ve İsmâ‘îl alaybeğinin ve gayri şühedâların na‘şelerin meydân-ı ma‘rekeden ve nehr-i Raba'dan çıkarup beri tarafda sâ’ir şühedâların yanında defn etdiler.
EÇS VII 22b
Hakkâ ki Sadrıa‘zam bu cür’eti edüp bir gün oturak etdiler, ya‘nî inhizâm sûretin göstermediler, ammâ Azmîzâde Hâletî Efendi'nin rubâ‘ıyyâtının bir ebyâtında der kim, beyt:
EÇS VII 22b
Aşk ehli olaldan bir ıstılâh etdik,Kan yutmanın adını tahammül komışız.
EÇS VII 22b
dediği ebyâtı bu seferde Sadrıa‘zama hasb-i hâl idi, ammâ hâl bu kim Vezîr-i a‘zam hayli zehredâr cür’et sâhibi Âsaf-ı dilîr düz taban imiş. Eğer zerrece yerinden hareket etse asker târumâr olmuşdu. Aceb metânet edüp bir cür’et etmişdir kim bir sipehsâlâr-ı mu‘azzam bu şecâ‘ati etmemişdir. Hakkâ ki Yenikal‘a feth edelden küffârı göze salındırmadılar. Her zamân bu dehr-i denî bir vefk-i murâd üzre deverân eder sandılar, ammâ bu felek-i kec-reviş gerdûn eyle değildir. Şi‘r:
EÇS VII 22b
[T]ecrî'r-rıyâhu leyse kemâ teştehi's-süfün
EÇS VII 22b
Bu kârhâne-i edîm-i arz böyle. Âyet: Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ-yürîdü bi-izzetihi" dir ve dahi el-mülkü li'llâhi'l-Vâhidi'l-Kahhâr'dır. Mâlikü'l-mülk oldur, devlet ve izzet u nusreti istediği kuluna verir.
EÇS VII 22b
Hulâsa-i kelâm bu hakîr-i kemter fakîr bu cengde mevcûd bulunup ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn bildiğim üzre bu cengde asâkir-i Âl-i Osmân münhezim ve üç vezîr mün‘adim ve altı aded mîr-i mîrânlar ve altı aded mîr-i livâlar ve on bir aded alaybeğleri ve yeniçeriyândan bin seksen câmedân beytü'l-mâle teslîm oldu.