EÇS VII 23b
Bâlâda Haseki Ağa ile Ustolni-Belgrad'dan Raba'ya gelirken Küçük Vajon'a uğrayup şimdi bu Büyük Vajon'dur. Bu dahi Nemse çâsârınındır. Lâkin Beganoğlu hükmünde olup bunun katanaları rehzenlik edüp hayli at ve katâr sürdüler, ammâ ardları sıra serhad gâzîleri küffâra erdiler ve cümle katanaları kırdılar ve cümle alınan hayvânâtları orduya sürüp sâhiblerine verdiler.
EÇS VII 23b
Bu menzilde hakîr yolların izdihâmından ve batak ve çatak ve top-keşân Çıtak derdinden Tatar ordusuna varamayup sipâh ordusunda velî-ni‘metimiz olan Kazancızâde Süleymân Ağa haymesi yanında haymemi kurup meks etdim ve azîm âteşler yakup cümle esbâblarımız kurudup ıssı ta‘âmlar yeyüp râhat-ı cân bulduk ve Kazancızâde ile cân sohbetleri etdik. Esnâ-yı kelâmda hakîr eyitdim:
EÇS VII 23b
"Sultânım bu seferde ne aceb renc-i anâ ve şiddet-i şitâ ve kesret-i matar çeküp münhezim olduk" deyü su’âl etdim. Su’âlime cevâb buyurdular kim:
EÇS VII 23b
"Evliyâm meclis Allâh emânetidir. Çünki su’âl etdin, ammâ bu sırr-ı Hudâ Allâh içün olsun burada kalsın, ammâ cân kulağıyla dinle kim vâkıf-ı esrâr olasın" dedikde,
EÇS VII 23b
Ve mine'n-nasâyihi'l-garâ’ib min kelâm-ı Kazancızâde Süleymân Ağa
EÇS VII 23b–24a
Buyurdular kim, "Evliyâm, evvelâ bu bizi bozan Nemse küffârları ibtidâ sulha muğâyir bir iş edüp Budin eyâletinde Hamzabeğ ve Erçin ve Penteli ve Val ve Cânbeğ nâmân kal‘aların yakup ve yıkup cümle halkın esîr etdiği ecilden anın mukâbelesinde şer‘ ile biz de üzerlerine sefer edüp sahrâ-yı Üstürgon'da 24a yigirmi yedi bin küffârlarını kılıçdan geçirüp kal‘a-i Uyvar'ını feth edüp tevâbi‘âtinden otuz yedi pâre kal‘alar dahi feth edüp yetmiş yedi bin esîrleri alınup bu kadar elleri vilâyetleri nehb ü gâret olunup,
EÇS VII 24a
‘El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân’ deyüp harâc-güzârlık kabûl edüp elçilerin gönderdi, Sadrıa‘zam elçilerin gerüye dönderdi. Küffâr tekrâr resûl gönderdi ve sulha rağbet edüp elçileri yine reddolundu.
EÇS VII 24a
Bu hâl üzre küffâr mazlûm olmuş idi. Beri tarafda bizim vüzerâlarımız asker-i İslâmı ve re‘âyâ vü berâyâları müte’ezzî edüp cemî‘i mevâcibât mesârıfâtları bâd-ı hevâdan bedel ve iştirâ ve nüzûlât ve sâ’ir tekâlifâtdan çıkarup tahsîl-i mâl etmeğiçün ve hazz-ı nefisleriyçün askerî tâifesinin burunları sefer etmek ile kırılsun içün, böyle bir bî-ma‘nâlar edüp Yenikal‘ayı fukarâ ricâsıyla feth edince bu kadar cân helâk olup bu kadar mâl-ı hazâ’in beytü'l-mâl-ı müslimîn hebâya gidüp bir kara mankır fâ’idesi olmayup yine yere berâber münhedim edüp cümle hükkâmlarımız dimâğ u gurûr hâsıl etdiler ve hodbînlik ve hodre’ylik ve hodfürûşluk ve hodpesendlik etdiler.
EÇS VII 24a
Âye[t]: Arapça olan garîb benî âdem kendü vücûdun bilmeyüp bu haslet-i zemîmeden birine mübtelâ olsa cümle hüsn-i tedbîri sû-i tedbîr olup işledüğü işler cümle sehv ü hatâ olur ve bâde nûş ve fâsık u fâcir u lûtî olan hâkimler istidrâc ile cihân-ârâ olsa da âye[t]:
EÇS VII 24a
nassı üzre yüzü ak olup âkıbeti hayr olmayup âkıbet-kârı âk olup hışm-ı pâdişâh ile mesmûmen helâk olur.
EÇS VII 24a
İşte cânım Evliyâ Çelebim, bizim tâze cüvân nev-zuhûr hâkimlerimiz hod-re’ylikleri sebebiyle Rabbü'l-âlemîn küffârı üzerlerimize musallat edüp bu nehr-i Raba'da böyle münhezim olup dîn-i mübîne böyle rahneler gelmeğe bâ‘is olup devlet-i Âl-i Osmân'a bu kadar rüsvây-ı şe’n geldi ve kal‘a-i Leve'sinde dahi bu kadar bed-nâmlık olup Leve kal‘ası ve Litre kal‘ası dahi elden gitdi. Hudâ-yı Müte‘âl dahi bedterinden hıfz ide" deyü cevâb etdiler.
EÇS VII 24a
"Hemân Evliyâm eğer âkıl isen bu seferlerde bulunmayup azm-i Arabistân edüp {müfred}:
EÇS VII 24a
Bu seferlerde ve dünyâda her ne kadar salt u sebükbâr âdem olursan ol kadar râhat olursun." dedikde Kazancızâde'nin dest-i şerîfin bûs edüp bu pendleri gûşıma mengûş edüp cemî‘i umûrumuzu Rabbü'l-izzet'e tefvîz edüp ol gece memlûklarımızın cümle yorkan ve kebe ve lenselerin ve gayri bâr-ı sakîlleri ve cemedân ve serâvîl ve kamîsleri cümle ihrâk edüp ancak dervîşâne birer ihrâm alıkoyup sehel sebükbâr olduk.
EÇS VII 24a
Ertesi gün yine şedd-i rahil şiddet-i şitâ ve kil-i pür-belâ çekerek giderken gerüden feryâdcılar gelüp,
EÇS VII 24a
"Cebehâneye ve toplara kâfir endi" deyince askerin nısfı gerüye avdet edüp toplara imdâd yetişüp cümle küffâr dağlara firâr etdiler, ammâ imdâda varan asker küffârı dağlarda kovmadılar. "İhtimâldir küffârların gerüde ileride pususu vardır" deyü kâfiri kovmadılar. Andan,
EÇS VII 24a
Bu kal‘a-i bâlâ kurbunda meks olunup Nemse çâsârı hükmünde Beganoğlu hâkinde bir serâmed püşte-i âlî üzre şekl-i muhammesden tûlânî cümle seng-i tırâş ile mebnî bir kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ bu mahalde Sadrıa‘zama haber geldi kim,
EÇS VII 24a
"Kal‘ayı vere verüp mutî‘ oldu" deyü haber gelince Sadrıa‘zam Defterdâr Ahmed Paşa'ya zabt [u] rabtıyçün fermânlar sâdır olup cümle defterdâr asker ve yedi bölük ağaları kal‘a altına varup hemândem derûn-ı kal‘adan asâkir-i İslâm üzre mel‘ûn küffârlar bir yaylım kurşum ve bir yaylım top atup bu kadar atları ve bu kadar benî âdemleri zahm-ı hurde edüp bu kadar yüz âdem şehâdet şerbetin nûş ve bu kadar âdem zahm-âlûd medhûş olup Defterdâr Ahmed Paşa'nın baş ağalarından velî-ni‘metimiz olan efendimiz Beksumat Emîni Osmân Ağa dahi at üzre vereye muntazır dururken kal‘adan Osmân Ağa'nın dizi gözüne bir muşkat top güllesi urup ve atının kolan yerinden gülle urup öte yanından gülle çıkup at cân teslîm etdikde fi'l-hâl gayret-keş Osmân Ağa'nın vücûdun gayri ata bindirüp cümle guzâtın şühedâların na‘şelerin ve mecrûhların alup orduya bî-feth pür-melâl vâsıl olduk.
EÇS VII 24a–24b
Andan kalkup "Ah yine bir velî-ni‘metimiz dahi mecrûh oldu" deyerek Osmân Ağa efendimiz içün bükâ ederek kendi kendime sad-lek gûne levm ederek yine azm-i râh edüp ardımızda ve önümüzde bereklik içre giderek bir orman içre girüp ibtidâ haymeyi ve döşemeleri 24b ve sûzeni iki çift Hindkârî mak‘adları ve üç aded kilimleri ve bir boş debbeyi cümle bir yere yığup âteşe verüp gitdim.
EÇS VII 24b
Hamd-i Hudâ bârımız bir gürbe bârı kaldı ve iki vukıyye beksumat ancak kalmış idi. Anları da hüddâmların heybelerine koduk, ammâ atlara şa‘îrden bir dâne-i hardaldan zerre nişân yok, ancak ot ve otluk ve âb-ı hayât su çok. Ne çâre tevekkül-i Hak'dan gayre ilâc yok.
EÇS VII 24b
Bu hâl üzre ac u zâc ve bir nân-pâreye muhtâc atlar ile yola muhtâc olduk. Hakîrin değil cemî‘i asâkir-i İslâmın atları ve hüddâmları kırk elli günden ber[ü] ne şa‘îr ve ne ıssı ta‘âm yüzün görmemiş atlar ve âdemler var, niçe bin güzîde esb-i sabâ-reftâr küheylân atlar, şâh u gedâ atları gibi reftâr ederek ve cemî‘i şehbâz yiğit hüddâmlar açlıkdan lâl-i zebûn gibi güftâr ederek kara çamurun batağ u çatağında müstağrak olup gide[re]k çamurlarda düşen âdemler ol yerlerde kalarak ol gün derd-i serencâm çekerek 9 sâ‘atde,
EÇS VII 24b
Bu nehr-i sağîr küffârın Pirespirim kal‘ası dağlarından tulû‘ edüp bu mahalden ubûr edüp cânib-i kıbleye cereyân ederek kal‘a-i Tabyasa kurbunda buhayre-i Balatin'e munsab olur.
EÇS VII 24b
Ammâ hakîr bu mahalde atlarıma Sadrıa‘zamın harbendebaşısından birer altuna at yemi alup on bir altun verdim. Hamd-i Hudâ altun var, ammâ yenmez, ikişer altun dese verirdim, ammâ hüddâm-ı hîlekârı gör kim efendilerinin mâllarına nice hıyânet edüp katır hayvânâtlarından kesüp nice satarlar. Çünki harbendebaşı hakîrden on bir altunu alup bir ormanda hakîri katırların yanlarına götürüp birkaç katırların cümle semerlerin endirüp meğer mukaddemâ semerlerin sazları içre arpa doldurup her semerden birer at yemi arpa çıkarup,
EÇS VII 24b
"Bu sırrı kimseye deme, her gece gelirsen bir altuna sana bir yem bulurum ve gayriye ikişer altuna veririm, ammâ sen eski dostumuzsun" deyü ricâlar edüp katır semerleri içinden arpa çıkarup verdi. İlâhî hîlekâr hüddâmlar iflâh ve ber-hordâr olmayalar, zîrâ kırk elli yıldan berü hidmetkâr kahrı hakîri zâl-ı zebûn etdi.
EÇS VII 24b
Ve bu nehr-i Vij[e] kenârında atlara nafaka bulduk, ammâ hüddâmların zerre kadar azıkları yok. Hemân atlara yem asmadan mukaddem bir eşheb terkce atımı basup boğazlayup kurbân edüp nısfını refîklerimiz Tatarlara verüp nısfını hakîr-i pür-taksîr hüddâmlarımla tenâvül edüp ol gece leyle-i ıyd-ı adhâ etdik.
EÇS VII 24b
Ve bu nehri asâkir-i İslâm ubûr ederken bu nehre bir balyemez top düşüp Yeniçeri Ağası Muharrem Paşa ve Sadrıa‘zam kethudâsı İbrâhîm Ağa bir kîse kırmızı kızılğa altunu gâzîlere bezl edüp hâh nâ-hâh ibrâm-ı mâlâ-yutâk ile mezkûr topu batak içinden çıkarup karşu tarafa geçirüp bu nehr üzre fi'l-hâl yedi yerde dıraht-ı tavîller üzre cisr-i kavîler binâ edüp cümle guzât-ı müslimîn ubûr ederlerken İbrâhîm Kethudâ'ya hayr du‘âlar etdiler.
EÇS VII 24b
Ve bu menzilde "Ustolni-Belgrad'a beş merhale yer kaldı" deyü Ustolni-Belgrad'a mutasarrıf Hacı Paşa'yı Ustolni'ye gönderüp,
EÇS VII 24b
"Başın gerek ise asâkir-i İslâma zahîre tedârik eyle" deyü mü’ekked fermânlar olup birkaç serhadliler ile dağdan dağa revâne oldular.
EÇS VII 24b
Ve bu mahalde cânib-i erba‘aya ince karavullar ta‘yîn olunup anda bir gün tekâ‘üd olunup ertesi gün ba‘de'l-mağrib asker-i İslâmın sonu dündâr paşa ile gelüp ordu-yı İslâma vâsıl oldular.
EÇS VII 24b
Andan yine asker-i zede-hor ile esb-i rehvârımıza süvâr olup ceyrân pâ-leng ber-seng sendireyerek atlarımız giderek hamd-i Hudâ hevâ germ ü nerm olup şems-i tâbânın şiddet-i harâretinden guzâtın cür’et tamarları harekete gelüp yüzleri güldü. Gûyâ asker-i İslâm içre yevm-i nevrûz-ı Hârzemşâhî oldu. Cüyûş-ı muvahhidîn bîcân iken pür-cân oldu ve ol gün on bir sâ‘at yol alınup selâmetle,
EÇS VII 24b
Menzil-i evsâf-ı kal‘a-i Vaşvar'a varılup kurbunda meks olundu. Sene (---) târîhinde Süleymân Hân vezîrlerinden Yahyâ Paşa feth edüp yine küffâr müstevlî olup kal‘ası bir püşte-i âlî üzre Şeddâdî iç kal‘ası ve aşağı varoşu palanka-i azîm olduğu bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur.
EÇS VII 24b
Ve bu menzilde tûl-ı dırâz yol olmak ile niçe yüz mecrûh ve za‘îf ve bî-dermân hüddâmân-ı ehl-i îmân hıyâbân-ı çengelistân içre kaldılar. Anlara bir hâkim merd nazar etmeyüp anlar gelmeğe cân atdılar, ammâ cümlesin küffâr gerüde hasta kalanları kırdılar.
EÇS VII 24b
Der-beyân-ı hikmet-i Hudâ-yı nasîb-i ihsân-ı Bârî
EÇS VII 24b
Bu hakîr bu menzilde hüddâmlarımla müte’ellim olup düşe kalka ileri bir ormanlık içre giderken sol cânibimizde bir kemîngâh olacak yerde bir âteş-i Nemrûd zâhir oldu.
EÇS VII 24b–25a
"Âyâ bu ne âteş ola?" 25a deyü cür’et edüp ileriye at sürüp vardım. Bir azîm âteşin iki cânibinde iki ağaçdan orman şişlerine iki dâne pişmiş akîk-i Yemenî-misâl koyun kebâbları durur. Hemân hakîr eyitdim: