EÇS VII 39b
Yine küffâr tetiğin bozmayup üslûb-ı sâbıkası üzre top u tüfeng atarak gûnâ-gûn âteş-feşânlık ederek yürür, ammâ Rûmeli vezîri Hasan Paşa geçit başından ayrılmayup küffâra bir yaylım top atup ceng-i azîm etdikde Hasan Paşa askeri de küffâra tâkat getiremeyüp ordu-yı İslâm içine girir.
EÇS VII 39b
Hemân küffâr Hasan Paşa'nın askeri akîbince sürü sürü gelüp bî-bâk ü bî-pervâ ordu-yı İslâmı zabt edüp yağmâ ve nehb ü gârete dalup niçe bin küffârlar bârgâh-ı Âl-i Osmân'ı ve hazîne-i pâdişâhîyi zabt edüp şarâblar içüp hora depüp raks etmeğe başlarlar.
EÇS VII 39b
Câ-be-câ Cığalazâde ve Sadrıa‘zam İbrâhîm Paşa tarafından cengler olmada, ammâ çi fâ’ide, ordu içre küffâr dolup şikâra müstağrak olup yağmâ etmede ve hazîne üzre haçlı peykerlerin diküp niçe bin küffâr sandûkalar üzre çıkup otururlar. Ammâ pâdişâh ordu kenârında alem-i Resûlullâh ile bir püşte üzre durup huzûrunda sipâh ve yeniçeriler germâ-germ ceng edüp sancağ-ı resûl önünde kırılmada. Pâdişâh bu hâli görüp yanında hâzır olan Hoca Efendi'ye eydir:
EÇS VII 39b
"Pâdişâhım yerinde sâbit-kadem ol. Cenâb-ı Kibriyâ'nın şimdi ihsân [u] in‘âmın müşâhede edersin" dedikde Koca Solakbaşı {eydir}:
EÇS VII 39b
"Pâdişâhım elem çekme, deden Süleymân Hân ile Mihaç sahrâsı cenginde sehel böyle küffâr galebe semtin gösterüp âhır-ı kâr küffâr bozulup küffârdan bir cân halâs bulmadı, fe-sabrun cemîl," deyüp pâdişâha tesellî-i hâtır verdiler.
EÇS VII 39b
"Hünkârı at karnı altından bukağuya urdular" derler, bu sözde galat etdiler. Lâkin bu mahalde niçe iş görmemiş zülüflü ve zerdûz hil‘atli ve zer-ender-zer arakıyyeli iç gulâmlarından yigirmi kadarı çıplak ve yaldak atlara binüp firâr ederlerken sipâh dahi bunları görüp tâ Eğri kal‘asına firâr etmiş asker-i bî-pâyân var, pâdişâh yanında dörd bölükden bir bölük asker kaldı, ol dahi piyâde kalan aşçı başçı ve karakullukçu ve firâr eden sipâh gulâmlarının at oğlanı ve it oğları ve hezele ve mezele makûlesi haşerâtı kalır.
EÇS VII 39b
Âhır-ı kâr Hoca Efendi el kaldırup du‘â edüp huzûr-ı pâdişâhîde olanlar derûn-ı dilden ve cân u gönülden âmîn deyüp el yüze sürerler.
EÇS VII 39b
Hemân hikmet-i Bârî yârî kılup küffâr-ı dûzah-karâr orduyı gâret edüp karakullukçu hüddâmlarını kırmağa başlayınca hemân bir sipâh oğlanı başından destâr-ı Muhammedîsin çıkarup bir nîze ucuna bayrak gibi edüp,
EÇS VII 39b
"Bire gâzîler şu kâfiri urun" deyince hemân garîb aşçı ve sâyis ve at oğlanları odun baltaları ve odun yarmaları ve ucu yanmış matbahdan çıkmış köseği odunlar ile ve herkes ne silâha kâdir ise küffâra bir kılıç ve bir odun yarması urmağa başlayınca şikâra mâlik olup çadırları zabt eden küffâr bu hâl-i pür-melâli görüp çadırları ve mâl-ı ganâ’imleri bırağup firâr ederken hemân bi-avn-i Kirdigâr asâkir-i İslâm içinden,
EÇS VII 39b
"Bire küffâr bozuldu" deyü bir sadâ-yı Rabbânî istimâ‘ olunup firâra yüz dutam diyenler tâze cân bulup küffâra kılıç urmağa başlarlar. Tâ vakt-i asrdan vakt-i gurûba varınca yüz bin küffârı tu‘ma-i şemşîr edüp tâ vakt-i ışâya varınca ol mâh-ı tâbda dağlar içre küffârı kıra kıra ordu-yı İslâma gelirler.
EÇS VII 39b
Ba‘zı müverrihân-ı Âl-i Osmân ve müverrih-i füccârân dahi kendileri eyle yazmışlar kim,
EÇS VII 39b
"Eğer asker-i İslâm bizi kırmağa başladıkları vakt-i zuhr olsa ahşama varınca bizden cân kurtulmazdı, ammâ vakt-i gurûb olunca firâr edüp dağlarda halâs olduk" deyü yazmışlar.
EÇS VII 39b
Ammâ müverrih-i Osmâniyân eyle yazmışlar kim,
EÇS VII 39b–40a
"Hırıştoş sahrâsı küffâr leşiyle mâl-â-mâl olduğundan mâ‘adâ küffârı bir cân kurtarmayup suyu 40a geçdikleri yerde biri biri üzre ta‘kîb edüp suda gark olmuşlardır" deyü Edirneli Mehemmed Çelebi ve Âlî Efendi mufassal yazmışlar, bizim tekrâr tahrîr etmemize ihtiyâc yokdur. Ancak bu meydân-ı ma‘rekeyi gördüğümüz münâsebetiyle bu kadarca tesvîd olundu.
EÇS VII 40a
Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis bu sahrâ-yı Hırıştoş'da yedi kralı kırdığına Kur’ân-ı Azîm ile târîhi budur: Arapça nassı târîh düşmüşdür, sene 1004.
EÇS VII 40a
Ve Âl-i Osmân zuhûr edeli dörd aded tabur cengi olmuşdur. Biri sene 709 târîhinde Gâzî Hudâvendigâr'ın Sırf ve Hersek kâfirleriyle Kosova sahrâsı cengi, biri de sene 920 târîhinde Selîm Şâh-ı Evvel ile Şâh İsmâ‘îl'in Çıldır gazâsı ve biri de sene 932 târîhinde Süleymân Hân ile Lagoş Kral'ın Mihaç gazâsı, biri dahi bu Mehemmed Hân-ı Sâlis'in Nemse ve Macar ve yedi kral ve yedi kerre yüz bin asker-i küffârı kırdığı Eğre'nin tabur gazâsı olmuşdur, ammâ bu cümle gazâlara gâlib olmuşdur, zîrâ bu arbedede yedi kralın beşi mürd olup ikisi firâr edüp yedi kral cünûd-ı cünübünden azacık küffâr rehâ bulmuşdur.
EÇS VII 40a
Hâlâ manzûrumuz olduğu üzre bu sahrâ-yı Hırıştoş'da yetmiş seksen yerde küffârın kemikleri püşte püşte kubbe-misâl küm küm yığılı durur ve küffâr kelleleri top gülleleri gibi ve çakıl taşları gibi sahrâda zeyn olup yatır. Ve bu sahrâda bizim şehîd olan otuz bin yiğidimizin cümlesi Sultân Mehemmed Hân'ın otağı zemîninde medfûnlardır. Hâlâ cânib-i etrâfları hafir-i azîmler kazılup hayvânât girüp şühedâları çiğnemezler.
EÇS VII 40a
Der-beyân-ı ziyâretgâh-ı şühedâ-yı tabur-ı Eğre
EÇS VII 40a
Hamd-i Hudâ pederimiz bu cengde bulunup niçe şühedâları eliyle defn etmiş. Lillâhi'l-hamd bize de ziyâretleri müyesser ve mukadder olup rûh-ı pür-fütûhlariyçün bir Yâsîn-i şerîfe tilâvet edüp savâbın rûh-ı şerîflerine hîbe etdik. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs u âmdır, ammâ niçe yerde mükellef soffa binâlı kabr-i münevvereler var. Cümle şühedâlar rûhiyçün Allâh rızâsıyçün el-Fâtiha.
EÇS VII 40a
Ammâ sahrâ-yı Hırıştoş hakkâ ki bir ceng meydânıdır kim hadd ü nihâyeti tâ Kaşa sahrâlarına ve nehr-i Tise kenârlarına varır. Bir tarafı tâ Orta Macar'da Ma‘den sahrâlarında nihâyet bulur. Bu sahrânın tâ ortasında küffârın gark olduğu Hırışto[ş] nehri cereyân eder. Gerçi bir küçük sudur, ammâ Filek ve Germat dağlarından hâsıl olup ener nehr-i Tise'ye munsab olur, ammâ küffâr târîhlerinde,
EÇS VII 40a
"Bu nehri Türk askerinden tarafa mağrûr olup geçmesek münhezim olmazdık ve eğer Türk askeri bu suyu beri geçse müselmândan cân kurtulmazdı" deyü yazmışlar.
EÇS VII 40a
Ve Osmânlı müverrihleri bu cengde münhezim olmazdan mukaddem firâr edenlerin başlarına ba‘de'l-feth boklu işkenbeler geydirüp tersine eşeklere bindirüp siyâset ile ordu-yı İslâmda gezdirüp teşhîr-i ibret-i âlem edüp ordudan nefy edüp mürd-i tîmâr ve azl-i ebed ederler.
EÇS VII 40a
Ba‘dehu anlar dahi bu rüsvâyî ile dâğ-ı derûnlarından Anatolu'ya geçüp ibtidâ Celâlî olanların sebebi Eğre taburu cenginde firâr edenlerdir.
EÇS VII 40a
Ba‘dehu sene 1016 târîhinde Sultân Ahmed asrında Kuyucu Murâd Paşa mezkûr Celâlîlerden Sa‘îd Arab ve Karayazıcı ve Tavîl Hasan ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu ve Cânpolâdoğlu ve Suheyboğlu nâmân Celâlîleri cümle Murâd Paşa kırduğuna târîh mısrâ‘dır:
EÇS VII 40a
deyü Rûm müverrihleri Eğre'den firâr eden Celâlîleri ve âkıbet-i kârların böyle tahrîr etmişler.
EÇS VII 40a
Yine sadede gelelim, çünki bu sahrâ-yı Hırıştoş ma‘rekesi meydânın seyr-i temâşâ edüp andan Eğre paşası Mehemmed Paşa ile kalkup cânib-i şimâle 7 sâ‘atde,
EÇS VII 40a
Karye-i Saluka: İki kılıç altında ma‘mûr Macar köyüdür. Andan,
EÇS VII 40a
Karye-i Verpelid: Nehr-i Tarna kenârındadır. Matra dağlarından gelüp Sonlok'dan aşağı Heveş sahrâsında nehr-i Tise'ye karışır. Andan yine şimâl cânibine gidüp,
EÇS VII 40a
Karye-i Dumuslu: Hatvan kal‘aımız kazâsının köyüdür. Andan,
EÇS VII 40a
Karye-i Vistond: Bu mezkûr kurâları 9 sâ‘atde geçüp,
EÇS VII 40a
Eğre eyâletinde sekiz bin aded fevkânî ve tahtânî şindire tahta örtülü ma‘mûr menhûs hânelerdir. Ve cümle sekiz aded birov hâkimleri ellerinde gümüş deyenekleri ve eğinlerinde semmûr kürklü birov nâm zâbitleri var. Bu şehr-i azîm Matra yaylası dibinde vâki‘ olup nehr-i Matra içinden cereyân edüp iki cânibi kat-ender-kat bâğlı ve bâğçeli ve pâk ü pâkîze şâhrâhlı şehirdir.
EÇS VII 40a–40b
Ve bu şehrin tûlı Matra dağı zeylinden kıbleye tûlânîsi kâmil sekiz bin adımdır. Cümle sekiz 40b aded kârgîr binâ kal‘a-misâl manastırları var kim her birinin çanlık kulleleri eflâke kad keşân olup her manastırlarda beşer altışar yüz aded kıssîs ve bıtrîk ve pîr-i muğânları ve pençe-i âfitâb mûğ-pîçeleri var. Ve iki yüz aded hurde kenîseleri var. Ve cümle bin altmış aded dükkânlardır kim cümlesinde pençe-i âfitâb kızlar ve kâlîme avretler dükkânlarda oturup metâ‘ların âşikâre fürûht ederler, aslâ ayıb değildir. Her ne metâ‘ murâd edinsin dîbâ ve şîb ü zerbâf ve gûnâ-gûn akmişe-i fâhire ve elbise-i nâdireler mevcûddur. Mahbûb u mahbûbeleri bî-hisâb ve cümle âşık-perestlerdir.
EÇS VII 40b
Ve şehr içre cârî olan nehr-i Matra üzre niçe yüz su değirmenleri var. Cümle evleri kârgîr binâ kat-ender-kat Şeddâdî kal‘a-misâl şindire örtülü musanna‘ beyt-i nasârâlardır. Ve bu şehir tûlânî on (so)sokakdır ve arzan elli sokaklardır kim her sokakı bir başdan bir başına nümâyân doğru yollardır. Bu tarîkler üzre binden mütecâviz çuka ve şayak işlenir çuka kârhâneleri vardır. Halkı cümle ankâ bâzergânlar olup cemî‘i tekâlîf-i örfiyyeden berîlerdir, ammâ Orta Macar hâkimi Topal Palatinuş'a dahi harâc verirler, zîrâ iki kılıç altındadırlar. Ammâ Osmânlıya hedâyâdan gayri bir şey vermezler, lâkin beher sene kânûn üzre Eğre kal‘asının ta‘mîr [ü] termîmine me’mûrlardır.
EÇS VII 40b
Der-beyân-ı sebeb-i mu‘âf u müsellem kefere-i Gingöş
EÇS VII 40b
Bu şehir küffârları Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis'e bir ekmeği üç yüz çift su sığırı arabalarına çekdirüp hedâyâ verirler. Anıniçün ellerinde mu‘âfnâmeleri vardır. Ve izn-i pâdişâhî ile şehrinin cânib-i erba‘asına handak-ı azîm kazup dörd yerden cisrli kapular edüp kal‘adan sarp varoş-ı azîmdir. Kal‘a dîvârlı değildir, ammâ her hâne ve her manastırları ve cümle kenîseleri kal‘alardan sarpdır. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir.
EÇS VII 40b
Ve memdûhâtından bâğ u bâğçesi birov hâkimlerinin nakilleri üzre Matra dağların zeyn etmiş yigirmi sekiz bin bâğdır. Eyle lezîz ve âbdâr ve hoşhor on yedi gûne engûrü olur kim yedi gûnesi misket üzümüdür, tenâvül eden inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn bulur. Ve gingöşiyye bâdesi dedikleri katresi harâm hamrı Rûm ve Arab u Acem'de misli yokdur, meğer Boğazhisâr kurbunda Akdeniz içre Bozcaada cezîresinin misket üzümü ola. Ammâ bunun hamrının humârı olmaz derler ve sudâ‘ verüp başa urmaz derler. La‘l-gûn ve beyâz ve sarı yâkût gibi berrâk ve mücellâ bâdeleri olup bir gûne sivri sivri toprak destîler ile gingöşiyye bâdesi deyerek erbâb-ı fıska hedâyâ götür[ür]ler. Beyâz süd gibi arakı dahi olur. Ve onar on beşer vukıyye gelir Haleb kalkanları gibi beyâz ve hâs râyizâneli ve çörekotlu ve süsenli sipov nâm ekmekleri olur kim aslâ bu nân-pâre yanı sıra katık istemez gâyet lezîz ekmeği olur.